Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 83. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Mayıs 2004 · 1.093 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 4 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK (S.S.430)); konuşma 1.093 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-05-04-tc-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-s-s-430 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
7.11.1982 tarihinde kabul edilen, bugünkü, yürürlükteki Anayasanın üzerinden yaklaşık yirmiiki sene geçmiş oluyor. Bu yirmiiki sene zarfında, yürürlükteki Anayasa 8 defa bu Parlamentoda değiştirildi; 9 uncu değişiklik için, konu tekrar Meclisimizin gündemine getirilmiş bulunuyor. Bir anayasa, aradan geçen yirmiiki sene içerisinde, neden, 8 defa değiştirildi, 9 uncu defa tekrar değiştirilme ihtiyacı doğuyor ve bu 9 uncu değişiklikle, acaba, bu anayasada yapılacak değişikliklerin tamamı gerçekleşmiş oluyor mu?
Meseleye bu açıdan baktığımızda, bu yirmiiki sene zarfında dünyada ve ülkemizde olan değişikliklerle irtibatlı olarak bunları değerlendirmemiz lazım. Şüphesiz, 1982 Anayasası yapılırken, bu Anayasanın yapılmasından önceki şartlar, Türkiye'nin yaşadığı şartlar, sıkıntılar ve bunları dünyadaki soğuk savaş yıllarıyla birlikte değerlendirebilirsek, o zaman, 1982 Anayasasının önceliği ve felsefesi ile bugün yapmakta olduğumuz değişikliğin felsefesi arasında, zaman zaman farklılıklar olduğunu görürüz. 1982 Anayasası yapılırken, esas itibariyle öncelik verilen konu, güvenlik konusudur; çünkü, Türkiye, 12 Eylül darbesini yaşamış; bunun önemli gerekçesi olarak, ülkenin bölünmez bütünlüğü, Türkiye'de yaşanan anarşi ve terör olayları, şiddet olayları... Bu gerekçe üzerine demokratik rejim askıya alınmış. Tabiatıyla, bunun sonucu olarak yapılan Anayasanın önceliği de güvenliktir. Şüphesiz, güvenliğin olduğu yerde yasaklar olur, yasaklamalar olur; yasaklar esastır, özgürlükler istisnadır; çünkü, özgürlüklerin kullanılmış olması halinde güvenliğin tehlikeye girebileceği gibi bir endişe, ister istemez, o anayasayı yapanlara egemen olur; ama, aradan geçen süre içerisinde, hepimizin bildiği, sıkça vurguladığı gibi, artık iki kutuplu dünya yok, soğuk savaş şartlarının ülkeler için ortaya çıkardığı problemler büyük ölçüde ortadan kalkmış. Şüphesiz, başkaca problemler var, başkaca sıkıntılar var, o ayrı bir konu; ama, 2004 yılına geldiğimizde, bütün dünyada öncelikli konu demokrasidir, hak ve özgürlükler konusudur; bireyin hak ve özgürlüğü, diğer bütün tercihlerin önüne geçmiştir. Hatta ve hatta, bir ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü sağlamanın yolu da, yasaklardan ya da yasaklamalardan değil, özgürlüklerden geçmektedir. Eğer, yasaklar ve yasaklamalar bir ülkenin bütünlüğünü sağlamış olsaydı, bir ülkenin kalkınmasını sağlamış olsaydı, o zaman dünyanın en kalkınmış ülkelerinin, en birlik ve bütünlük içerisindeki ülkelerinin, komünist ülkeler olması gerekirdi; çünkü, netice itibariyle, komünist sistem, yasakların en ayrıntılı bir biçimde uygulandığı rejimin adıdır; buna rağmen, oralar birliğini, bütünlüğünü sağlayamamış. Şimdi onlardan önemli bir kısmı, 1 Mayıs tarihi itibariyle, hak ve özgürlüklerin öne çıktığı ülkelerin safında yer almak durumunda olmuştur. Dolayısıyla, 2004 yılına geldiğimizde "neden bir anayasa değişikliği" denildiğinde, işte bu öncelikler sebebiyle bu değişikliği yapıyoruz.
Şüphesiz, bu değişikliğin son olmasını arzu ederdik; ama, bununla da meselenin hallolmadığının bilinci içerisinde olmamız lazım. İnşallah, ümit ediyorum ki, bundan sonraki bir düzenlemede, teker teker milletvekili olarak hepimizin veya partiler olarak hepimizin "keşke şu madde şöyle düzenlenseydi, daha iyi olurdu" diyeceği tarzda, beklentimiz, arzumuz, taahhütlerimiz ne ise bunların tamamını son bir paket olarak, birlikte, bir araya gelip değerlendirmekte ve bu Meclisten, bu çatı altından onu son defa geçirmekte, şahsen, fayda görüyorum. Bunu, bu vesileyle bir defa daha ifade etmek istiyorum.
Şüphesiz, yapılan bu değişiklikler, bundan evvelkilerde olduğu gibi, Türkiye'nin ihtiyacı içindir. Tekliflerin ya da tasarıların gerekçesinde ister olsun ister olmasın, demin söylediğim felsefe açısından baktığımızda, bu değişikliklerin hepsi bu ülkenin vatandaşları içindir, hepimiz içindir. Dolayısıyla Avrupa Birliği hedefinin, belki bu isteğimizin gerçekleşmesi, bu ihtiyaçlarımızın karşılanması noktasında teşvik edici bir rolü var, tetikleyici bir rolü var; bir an evvel, takvime bağlı bir süreç işlediği için, belki normal zamanlarda ihmal edebileceğimiz ya da önceliği yeteri kadar kovalayamadığımız birkısım değişiklikleri daha süratli bir tarzda gerçekleştirmemize imkân veriyor.
Kaldı ki, Avrupa Birliği konusu, yapılan anketlerden, araştırmalardan, seçimde yaptığımız çalışmalardan da anlaşılıyor ki, zaten, bizim, millet olarak hedefimizdir. 1963 Ankara Antlaşmasından hesap edersek, kırkbir yıldır, Avrupa Birliği, bizim devlet politikamızdır; 1959 üzerinden hesabını yaparsak, kırkbeş yıldır; 1839'dan ve sonraki Osmanlı döneminden itibaren hesaplamalar yaparsak, yüzaltmış yılı aşan bir süreden beri, birkısım değerlerin toplumumuzda hayata geçirilmesi noktasında bir politika sürdürüyoruz. Dolayısıyla, Avrupa Birliği konusu, sadece bu Meclisin, 22 nci Dönem milletvekillerinin değil, sadece 59 uncu cumhuriyet hükümetinin değil, bundan evvel ve bundan sonraki hükümetlerin titizlikle takip etmesi gereken bir devlet politikasıdır, bir modernleşme projesidir. Dolayısıyla, böylesine kapsamlı bir modernleşme projesine uygun olarak, devletin en temel yasasının da Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak düzenlenmesinde, yeni baştan gözden geçirilmesinde fayda var.
Hepinizin hatırlayacağı gibi, Paket bu Parlamentodan geçtiğimiz temmuzda kabul edilirken şöyle bir temennide bulunmuştum; demiştim ki inşallah, bundan sonra, köklü bir anayasa değişikliğini bu Parlamentoda, bu dönemde gerçekleştirme imkânı olur. Belki tamamını yapamadık; ama, 11 maddeden müteşekkil bir değişikliği daha yapıyoruz.
Şimdi, bu 10 maddede -1 tanesi yürürlük maddesi- yapılan değişikliklerin bir kısmı, daha evvel mevzuatımızda değişikliğini yaptığımız birkısım hususların anayasal bağlantılarıdır. Mutlaka, Anayasadan bunların çıkması gerekiyor, böyle bir hukukî zaruret var, idam cezalarında olduğu gibi. Ceza Kanunundan idamı kaldırmışsınız, başka mevzuatınızdan idamı kaldırmışsınız, çıkarmışsınız metinlerden; ama, Anayasanızda halen onunla ilgili bağlantılar varsa, bu bizim dışarıdaki görüntümüz açısından da sakıncalı, hukuk açısından da sakıncalı. Bu düzenlemelerin bir kısmı böyle bir zaruretin sonucu; ama, bir kısmı var ki, bunlardan her biri bile tek başına, Türkiye için önemli bir kazanımdır, önemli bir adımdır.
Şüphesiz, bu maddelerle, bu paketle biz neyi amaçlıyoruz Parlamento olarak, milletvekilleri olarak; bir defa, hak ve özgürlükleri daha fazla teminat altına almaya gayret ediyoruz, özgürlük alanını genişletiyoruz, sivil inisiyatiflerin gelişmesine ve genişlemesine imkân hazırlıyoruz. Bunlar, aslında, başkaca ülkelerin uzun mücadelelerden sonra elde ettiği kazanımlardır; yani, söylenildiği kadar kolay kazanılabilecek hususlar değildir. Çok şükür, Türkiye, uzunca bir mücadelenin sonucunda, demokratik bir süreç içerisinde, bugün, işte, Avrupa ile bütünleşme adına, Avrupa Birliğiyle bağlantılı olarak hak ve özgürlüklerini daha fazla teminat altına almaya ve özgürlük alanını genişletmeye kadirdir ve bu parlamentolar bunları rahatlıkla yapabilmektedir.
İkincisi, getirilen bu değişikliklerden birisiyle, adil yargılanma hakkının teminat altına alınmasına imkân sağlanmaktadır. Adil yargılanma hakkı, demokratik sistemler içerisinde temel hak ve özgürlükler açısından en temel bir haktır; bunun üzerinde hassasiyetle durulması lazım. Esas itibariyle, 59 uncu hükümet olarak bilgilerinize sunduğumuz, onayınıza sunduğumuz hükümet programımızda da olduğu gibi, adil yargılama ilkesiyle bağdaşmayan yargı kademelerinin kaldırılacağı hususunu, biz, hem 58 inci hükümetin programına koyduk hem de 59 uncu hükümetin programına koyduk. Dolayısıyla, bu değişiklikle, adil yargılama hakkıyla bağdaşmayan düzenlemeleri de ortadan kaldırmış oluyoruz. Belki, geriye dönük, Türkiye'nin yaşadığı birkısım sıkıntılara, zorluklara baktığımızda, bunların önemli bir kısmında, devlet yönetimimizin yeteri kadar şeffaf ve saydam olmamasından kaynaklanan sıkıntılarımız vardı.
Esas itibariyle, demokratik devlet, demokratik hukuk devleti, millet adına, toplum adına yapılan her işlemin, toplum adına, millet adına parlamento tarafından denetlenebildiği ya da parlamento adına anayasal kurumlar tarafından denetlenebildiği devlettir. Dolayısıyla, Anayasamızda şu veya bu şekilde geçmişten kalmış bazı kısıtlamalar vardı; bütün bunları ortadan kaldırmış oluyoruz. Böylece, inanıyorum ki, bu değişiklikle, Türkiye, önemli bir adımı daha atmış olacak, önemli kazanımları elde etmiş olacak.
Maddeler üzerinde ayrıca durmak istemiyorum. Yeri geldiğinde, bu konudaki düşüncelerimizi her bir maddeyle ilgili olarak sizlere ifade etmeye çalışacağım.
Bu anayasa değişikliğinin, demokrasimiz için, toplumumuz için, hepimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum ve hepinize bu vesileyle saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 4 Mayıs 2004