İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 75. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Uluslararası saydamlık örgütü tarafından hazırlanan küresel yolsuzluk raporu hk.

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 75. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Mart 2005 · 1.668 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 24 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ULUSLARARASI SAYDAMLIK ÖRGÜTÜ TARAFINDAN HAZIRLANAN KÜRESEL YOLSUZLUK RAPORU HK.); konuşma 1.668 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Uluslararası saydamlık örgütü tarafından hazırlanan küresel yolsuzluk raporu hk”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-03-24-uluslararasi-saydamlik-orgutu-tarafindan-hazirlanan-kuresel-yolsuzluk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yolsuzluk konusu, uzunca bir süreden beri Türkiye'nin en önemli gündem maddesidir. Hepimizin de canını sıkan, belki de yaşadığımız pek çok sorunun kaynağını oluşturan önemli bir olay. Dolayısıyla, bu konunun zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş olması, konuya olan hassasiyetimizi vurgulamak açısından da önem arz ediyor.

Yolsuzluk, esas itibariyle, kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kullanılması olarak tarif edilmektedir. Bu açıdan baktığımızda, yolsuzluk konusu, sadece Türkiye'nin gündeminde değil, bütün dünyanın gündeminde olan bir olaydır. Bunun da sebebi, yolsuzluk olgusunun sınıraşan, uluslararası boyut kazanmış olmasından kaynaklanıyor. O sebeple, yolsuzluk meselesi, tek boyutlu, tek sebepten kaynaklanan tek bir tedbirle de ortadan kaldırılacak bir konu değil. Onun için, yolsuzlukla mücadele söz konusu olduğunda, bütün tedbirlerin birlikte ve eşzamanlı, mümkünse, alınması gerekmektedir.

Onun içindir ki, bütün dünya, yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası standartları ortaya koyabilmek adına pek çok sözleşme ortaya koymuştur ve ülkelerin önemli bir kısmı da bunları imzalamıştır. Memnuniyetle ifade etmem gerekir ki, bu uluslararası sözleşmelerin ve bunun içe dönük yasal düzenlemelerinin çok önemli bir kısmı bu dönemde yapılmıştır, bu Parlamentoda. Mesela, Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi bu dönemde, bu Parlamentonun kabul ettiği bir sözleşmedir; Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi yine bu dönem, bu Parlamentonun yaptığı, onayladığı bir sözleşmedir; sınıraşan suçlarla ilgili sözleşmeler bu dönemde yapılmıştır; Birleşmiş Milletlerin ortaya koyduğu Yolsuzlukla İlgili Sözleşme, bunun iç hukukumuza yansımalarının önemli bir kısmı bu dönemde gerçekleştirilmiştir. 3 Kasım Seçimlerinin hemen akabinde Parlamentonun ilk çıkardığı yasalardan biri yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesiyle ilgili düzenlemedir. OECD ülkeleri içerisinde bu sözleşmeyi parlamentosundan geçirmeyen, iç hukukuna aktarmayan tek ülke Türkiye idi ve 12 Ocak 2003 tarihine kadar eğer bu sözleşme bu Parlamentodan geçmemiş olsaydı, Türkiye, dış ülkeler nezdinde rüşveti himaye eden, rüşvet yoluyla haksız menfaat elde eden bir ülke konumuna getirilmiş olacaktı. Dolayısıyla, meseleye bu açıdan baktığımızda, eğer yolsuzlukla mücadele sadece yasal düzenlemelerle gerçekleşecek ise, bunun hukukî altyapısının büyük ölçüde tamamlandığı dönem bu dönemdir. Bunun herkes tarafından iyi bilinmesi lazım. Bunun şerefi de bu Parlamentoya aittir, müsaade ederseniz de bu hükümete aittir. Dolayısıyla, bunları elbirliğiyle... Sayın Şimşek'in o görüşüne katılıyorum. Bu mesele, bir kesimin meselesi değildir; sadece bir iktidar işi, sadece bir muhalefet işi değil, kademe kademe, herkesin, bulunduğu konuma göre, bulunduğu noktaya göre, sade vatandaşından hükümet sorumlularına varıncaya kadar hepimizin elbirliği içerisinde mücadele etmesi gereken ve geleceğimizi de... Hep, geleceğimizin teminatı gençler deriz, geleceğimizin teminatı... Evet, bunların hepsi doğrudur. Türkiye'nin geleceğinin teminatı, bu yolsuzluk noktasındaki kararlılığındadır; bunu görmüş olmamız lazım ve belki bu dönem, bu anlamda, işte yolsuzlukla mücadelede özel bir paragrafın açılacağı bir dönem olsun istiyoruz. Bunu yaptık. Elbirliğiyle de, iktidarıyla muhalefetiyle, yolsuzlukların araştırılmasıyla ilgili önerge de bu dönemde gerçekleşti. Şimdi o rapordan ortaya çıkan sonuçları hukukumuzda düzenlemeye, bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Bu noktadan baktığımızda, demek ki, yolsuzluk konusu bir mevsimlik mesele değildir. Yani, üç ay sonra netice alınacak, üç ay sonra Türkiye'nin gündeminden çıkarıp rafa koyacağımız bir mesele değil, insan olduğu sürece, insanın zaafları olduğu sürece yolsuzluk olabilir. Bütün mesele, iyi bir sistem kurarak yapanın yanına kâr kalmaması, mümkün olduğu kadar bunun sayısının, miktarının aza indirilebilmesidir; en azından, Türkiye'nin bu görüntüden kurtarılmasıdır. Onun için, yolsuzlukla mücadelenin uzun soluklu bir iş olduğunu kabul etmemiz lazım.

İkincisi: Biraz evvel ifade ettim, yolsuzlukla mücadele bir kesimin işi değil. Genellikle toplum olarak, sanki belli konular toplumun tümünü ilgilendirmiyormuş gibi, görevli olan birkaç kişinin ya da öne çıkan birkaç kurumun yapabileceği bir iş olarak görüyoruz. Halbuki, bu, herkesin meselesi. Herkesin meselesi söz konusu olduğunda vatandaşın bu işlerde biraz yardımcı olması lazım. Özellikle, demokrasi sivil kurumlar üzerine oturduğuna göre ve büyük ölçüde sivil kurumların politika geliştirdiği, kamuoyu önünde bu neviden işleri bir anlamda denetlediği bir düzenin, bir ortamın söz konusu olduğu dikkate alındığında, maalesef bu konuda yeterli hassasiyetin olmadığını burada ifade etmek istiyorum. Yapılan araştırmalar çıkıyor; çünkü, yolsuzluk diye ceza kanunlarında bir suç tipi yoktur. Belli suçların kamuoyu nezdinde yolsuzluk olarak algılanması söz konusudur; bunun başında rüşvet gelir; bunun başında ihaleye fesat karıştırma gelir, dolandırıcılık gelir, nüfuz suiistimali gelir. Benzer birkısım suçları kamuoyu yolsuzluk olarak algılar.

Şimdi, işin bu kısmına baktığınızda, bunların hukuk nezdinde mücadelesinde yapanın yakasına yapışılmasında vatandaşın çok büyük katkısına, bilgisine ve desteğine ihtiyaç var. Şimdi, bazı meslek odalarının yaptırdığı araştırmalar var. Eğer, bu sorulara verilen cevaplar doğruysa, ki, bu araştırmalar geriye dönük yapıldı; yani, bazı konuların, bugün, bu kürsüden dile getirilmiş olmasından bunlar bugün oluyor anlamı çıkarılmamalıdır; böyle bir kanaat bence doğru olmaz; görüşlerin bir kısmı geriye doğrudur. O dönemlerde yapılan araştırmalar var; deniliyor ki: Filanca yerlerde yüzde 60 rüşvetle iş dönüyor, falanca yerde rüşvet vermeden iş dönmüyor. Bunu söyleyen, bu ülkenin vatandaşları. Hadi, gelin suçüstü yapalım denildiğinde... Çünkü, bu işin belgesinin bulunmasının ne kadar zor olduğu bellidir; alan ile veren arasındadır. Tutanaklara kadar da geçen, bunun çok da fiyakalı bir lafı var; ama, bu kürsüden söylemeyi edep ederim. Dolayısıyla, şimdi, bu iş bir vatanseverlik meselesidir. Bakınız, sizler bu kürsüden, biz buradan ve her taraftan söylüyoruz; eğer, Türkiye'de böyle bir olgu varsa -ki, bunu prensip itibariyle kabul ediyoruz; nitekim yapılan araştırmalarda da bunlar ortaya çıkıyor- o zaman insanlar vatanseverlik gösterip, kamu görevlisini bu neviden işlere yönelteceğine, kestirmeden çözüm arayacağına, vatanseverlik yapsın, gelin, bu işleri suçüstü yaptıralım diyoruz. Böyle deyince "vatandaşı jurnalciliğe mi teşvik ediyorsunuz?" Hayır, ben, vatandaşı jurnalciliğe falan teşvik etmiyorum. Vatandaşlık görevini yapmasını arzu ediyorum; çünkü, bu bir görevdir. Eğer, insanlar kötü yola sevk ediliyorsa, kamu kaynakları kötüye kullanılıyorsa, bunda hepimizin hakkı var; bu işle mücadele eden kesimlere, görevlilere insanların yardımcı olması lazım. Aksi halde, hem bunları konuşacağız hem de bu meseleyi sadece üç savcının, beş hâkimin omzuna yüklemiş olacağız. Hâkim, savcı, dosyadaki delile göre karar verir. Şimdi, olayı sağda solda konuşan, filanca dairede şu iş dönüyor, burada bu kadar olay oluyor deyip konuşan, gelip, vatanseverlik gösterip, savcıya, hâkime yardımcı olmuyorsa, neye göre bu işin mücadelesi yapılacak? Bu anlamda, doğrusu, vatandaşlarımızın -iyilerini tenzih ederek söylüyorum- bu noktada, özellikle, belli makamlarla işleri olanların, devletin bu noktadaki mücadelesine yardımcı olması lazım.

Şu ana kadar, bakınız, iki sene dört aydan beri, biz bu işi konuşuyoruz, her vesileyle konuşuyoruz. Bir defasında bir tek kişi geldi bana "bir düşüneyim" dedi, ondan sonra bir daha da gelmedi. Bakınız, yani, işin böyle bir zor tarafının olduğunu bilmemiz lazım. Eğer, bu işten herkes şikâyetçiyse, herkes yardımcı olmalı.

İkincisi, tabiatıyla, yolsuzluk olayının sistemden kaynaklanan ve insandan kaynaklanan boyutu var. Tabiatıyla, eğer, sistem, yolsuzluk üretiyorsa, birkısım imkânlar bu şekilde insanların servetine kolayca aktarılabiliyorsa, mekanizma böyle çalışabiliyorsa, bu sistemin özüne inmekte fayda var. Tabiatıyla, bunun da çok kolay olmadığını görmüş olmamız lazım.

Tabiatıyla, kamu bankalarının önemli ölçüde kredi imkânlarını kontrol ettiği, ekonominin büyük ölçüde, halen, devlet kontrolünde olduğu bir yerde, ister istemez, bu neviden iddiaların sayısı da artıyor. Onun için, meseleye bir sistem, bir de insan açısından bakmak lazım gelir.

İnsan deyince, sadece birey olarak değil, hepimiz, icra ettiğimiz meslek itibariyle, şu veya bu meslek kuruluşunun üyesiyiz. Bakınız, ister bu kürsüden ister gazete sayfalarında zaman zaman yolsuzluk olarak algılanabilecek birçok olaylar oluyor. Bu olayların faillerinin her birisi de şu mesleğin veya bu mesleğin mensubudur. Bu meslek odalarının, mutlak suretle bu neviden yolsuzluklar karşısında bir tavır koyması lazım. Mesela, bir olayda bir ihale yolsuzluğu mu var; ben, Müteahhitler Birliğini buradan göreve çağırıyorum. Kendi meslektaşlarıyla ilgili bu neviden iddialar varken "biz bunu kınıyoruz" tarzında bir bildiriyi yayınlamazlarsa bu olmaz. Falanca meslek kuruluşuyla ilgili olarak bir iddia gündeme geliyor da disiplin mekanizması çalışmıyorsa, o takdirde, bir yerde bir yanlışlığımız var. Biz, bu işin işini mi yapmak istiyoruz, lafını mı etmek istiyoruz; lafını etmekse, yolsuzluk adına çok laf edildi, bundan sonra konuşmanın hepsi bana göre zait. İşini yapmak istiyorsak, sivil toplum kuruluşlarımız, meslek odalarımız dahil olmak üzere, kamu görevlilerimiz, bu işle mücadele edenler, yakın bir işbirliği içerisinde, bilgi verme, belge verme, yeri geldiğinde alnı açık şahitlik yapabilme noktasında bir çabanın, bir gayretin içerisinde olması lazım. Mesele, eğer bir yasal düzenlemeyle olacak ise, Türkiye'de yeteri kadar yasa var. Ne zamandan beri Türkiye'de rüşvet serbest ki?! En ağır ceza, yüz kızartıcı suç; milletvekili seçilmeye engel, muhtar olmaya engel, memur olmaya engel; ama, bugüne kadar serbest olduğundan, yasalarda buna imkân bulunduğundan dolayı değil, maalesef, bu noktada yeterli işbirliğinin ortaya konulamamasından kaynaklanıyor.

Bu noktada, tabiî, meslek odaları kadar sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor. Lafın burasında, Türkiye Saydamlık Derneği -ki, başında benim de çok saygı duyduğum Sayın Erciş Kurtuluş var- bu konuda karınca kararınca elinden geldiği kadar çaba gösteriyor; ben, onun bu çabasının diğer sivil toplum kuruluşlarına da örnek olmasını temenni ediyorum. Tabiatıyla, Uluslararası Saydamlık Örgütünün yaptığı sıralamada Türkiye'nin 70'li rakamlar arasında yer almış olması, hepimiz adına üzücü bir olaydır.

Bu mesele, sadece bir siyaset konusu da değil; başta bu kürsüden dile getirilen işsizlik dahil olmak üzere, Türkiye'nin refahının artması, işsizliğin azalması, kişi başına düşen millî gelir rakamının yükseltilmesi, vesaire, hepsi kaynak meselesidir. Bu kaynağı, ya içeriden bulacaksınız ya da dışarıdan bulacaksınız. İçeriden olanı yolsuzlukla götürürsek, dışarıdan olanı da yolsuzluğun olduğu ülkeye gelmiyor; yani bu görüntünün olduğu bir ülkeye yabancı sermayenin kolay kolay gelmesi de mümkün değildir. Onun için, meselenin çok boyutlu olduğunu kabul etmiş olmamız gerekir.

Bu açıdan bakıldığında, bu konunun, sadece bir gündemdışı konuşma ya da ona cevap tarzındaki kısa süre içerisinde değerlendirilemeyecek kadar önemli olduğunu, hepimize teker teker görevler düştüğünü ve hepimiz açısından da biri diğerimizi itham konusu olarak şu şudur, bu budur tarzındanın ötesinde, soğukkanlılıkla, ama işin ucu nereye gidiyorsa oraya kadar bu işi götürmek suretiyle, bir siyasî kararlılığın, bir hukukî kararlılığın ve bir ahlakî kararlılığın gerektiğini de burada ifade etmek mecburiyetindeyiz. Ümit ederim ki, meselelerin Parlamento çatısı altında gündeme gelmiş olması bile, bence, Türkiye açısından önemlidir. Geriye dönük, Türkiye'de, bu nevîden olaylar olurken, bu konuların hiç gündeme gelmediği dönemler oldu; ama, çok şükür, bu dönem, en azından, yasal boşluk bırakmamaya gayret ettik; bunu, çıkardığımız yasalarla, onayladığımız sözleşmelerle ortaya koymaya çalıştık.

Müsaade ederseniz, hepiniz adına, bir şeyi, buradan, ifade etmek istiyorum, bu işlerle mücadele edenlere. Demek istiyoruz ki, yetkiniz azsa, biz yetki veririz. Bu Parlamento, yolsuzlukla mücadele konusunda bir yetki sıkıntısı çekiyorsa kamu görevlileri, biz, bu yetkiyi veririz. Eskiden, elimize, ayağımıza vuruyorlardı da, ondan biz bu soruşturmaları yapamıyorduk diyorlarsa, Adalet Bakanı olarak, geldiğim günden beri bar bar bağırıyorum; sonuna kadar, Parlamentosu, Hükümeti ve karşıda, burada, konuşan Adalet Bakanı olarak, biz, bu işin destekçisiyiz, bu işin mücadelesini yapanların alnından öpmek bizim boynumuzun borcudur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

29 konuşma daha · 24 Mart 2005

29 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook