Ceylanpınar tarım işletmeleri sınırları içersinde yaşayan göçerlerin sorunları hakkında
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 115. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Haziran 2006 · 1.176 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 14 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEYLANPINAR TARIM İŞLETMELERİ SINIRLARI İÇERSİNDE YAŞAYAN GÖÇERLERİN SORUNLARI HAKKINDA); konuşma 1.176 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Ceylanpınar tarım işletmeleri sınırları içersinde yaşayan göçerlerin sorunları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2006-06-14-ceylanpinar-tarim-isletmeleri-sinirlari-icersinde-yasayan-gocerlerin-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak, gruplar adına ve şahsı adına söz alan, katkı sağlayan ve işin bu noktaya gelmesinde emeği geçen Avrupa Birliği Komisyonu, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve üyelerine ve bu tasarının hazırlığında çaba sarf eden tüm çevrelere huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.
Arkadaşlarımızın da belirttiği gibi, kamu deneticiliği olarak huzurunuza getirdiğimiz, bazı ülkelerde "halkın avukatlığı" ya da son ifadelerle "ombudsman" olarak bilinen bu müessese, aslında, tarihî dayanakları olan ve bizim kendi kültürümüz açısından da yabancısı olmadığımız bir kurum. Bir taraftan tarihî dayanağı var; ama, Batı uygulamalarına baktığımızda da, aynı zamanda çağdaş bir kurum. Dolayısıyla, çağdaş bir kurum olması hasebiyle de, uygulamaya konulduğu ülkelerde uluslararası hukukta dayanağı olan, yeri olan, mevzuatı olan bir kurum.
Arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, aslında, böyle bir kurumun toplumumuza, toplum hayatımıza kazandırılmasında bir gecikme olmuştur; ama, gecikme olsa dahi, bugün huzurunuza getirilmiş olması önemli bir olaydır. Gerçekten de, Yedinci ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planlarında da, idare ile vatandaş ilişkilerinde meydana gelen birkısım şikâyetleri etkin ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturma noktasında yeni önerilere, yeni kurumlara ihtiyaç olduğu ve bunun kurulması gerektiği bu kalkınma planlarında da ifade edilmiştir. Şimdi, Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemine girdiğimize göre, demek ki, en azından Türkiye'nin geriye dönük on yıllık süresi içerisinde de böyle bir kurum kurulabilirdi; ama, bugüne kısmet olmuştur. Dolayısıyla, biz, bugün, burada, kalkınma planlarının ilkeleri arasında, önerileri arasında bulunan bir düzenlemeyi huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.
Tabiatıyla, yeni bir kurum kurmanın getirdiği zorluklar vardır, karşılaşacağı problemleri tümüyle önceden öngörebilmekte de zaman zaman zorluklar bulunabilmektedir. Ancak, tasarı hazırlanmazdan evvel, bununla ilgili, çok değişik seminerler, toplantılar yapılmıştır; bu kurumu uygulayan Batılı ülkelerden uzmanlar getirtilmiştir. İnsan Hakları Komisyonu -Meclisimizin- bu toplantılara ev sahipliği yapmıştır. Hem İstanbul'da hem Nevşehir'de, çok yönlü, konular tartışıldı. Ondan sonra, Bakanlığımızda, konuya ilgisi olan, bilgisi olan kişiler de davet edilmek suretiyle, uzun bir hazırlık döneminin sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildi. Burada da hem Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda hem Plan Bütçe Komisyonunda enine boyuna tartışıldı; dolayısıyla, bugünkü şekle geldi.
Böyle bir kuruma ihtiyaç var mı; evet, ihtiyaç var. İhtiyaç var; çünkü, Yedinci, Sekizinci Beş Yıllık Planda da bu konu tartışılmış.
İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Şüphesiz, idarenin eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir; ancak, herkesin bildiği, ifade ettiği, kabul ettiği gibi, yargının işleyişi zaman almaktadır ve masraflıdır. Vatandaşın ise, ihtilafın kısa yoldan çözümünü istemek gibi de bir hakkı, bir özlemi de bulunmaktadır. Bunu karşılayabilmek adına, kamu denetçiliği olarak ifade edilen böyle bir kurum, belki birçok ihtilafın mahkemelere intikal etmezden evvel çözümüne katkı sağlayabilecektir.
İkincisi, bütün dünya da, yargı yoluyla ihtilafları çözmek yerine, alternatif uyuşmazlık çözümleri üzerinde, bugün, başta Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi olmak üzere, ciddî bir çaba sarf etmekte, bununla ilgili sayısız toplantılar yapmaktadır. Oradaki dava sayısı bizimle kıyas kabul etmeyecek derecede az. Halbuki, milyonlarca -her yıl- davanın yargı önüne geldiğini hesaba katarsak, demek ki, bizim de, yargı yolu dışında, ihtilafların çözümü için alternatif uyuşmazlık çözümleri üretmemiz ve bu türlü kurumları toplumumuza kazandırmamız gerekmektedir.
Biz, bu çözümlerin bir kısmını, uzlaşma müessesi olarak, Ceza Muhakemesi Yasasında düzenlemeye çalıştık. Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğimiz hukuk muhakemeleri yasasıyla ilgili olarak da, nizasız kaza ve benzer çözümleri orada da getirmeye çalışıyoruz; ama, bütün bunların yetmediğini de düşünerek, çağdaş bir kurum ve tarihî geçmişi olan kamu deneticiliği, ombudsmanlık, kamu hakemliği veya halkın avukatlığı -ne dersek diyelim; halk nasıl algılayacak, esas olan odur isminden ziyade- böyle bir müesseseyi de bir alternatif uyuşmazlık çözümü olarak değerlendirmekte bir mahzur yoktur.
Ancak, şunu hemen ifade etmek isterim: Bu kurum yargının alternatifi değildir. Bunun altını çiziyorum. Çünkü, bunu böyle kabul etmediğimiz takdirde, o zaman bazı hukukî sorunlar gündeme gelebilir. Hiçbir şekilde, bu, yargının alternatifi değil; bunu böyle anlamamak gerekir. Böyle olmadığı içindir ki, Anayasaya, bugünkü şartlar altında, aykırılık da söz konusu olmayacaktır; çünkü, bu kurum karar vermeyecek, sadece, idarenin işleyişiyle ilgili incelemeler yapacak ve bunun neticesinde önerilerde bulunacaktır. Ve ayrıca, madde düzenlemelerinde de görülebileceği gibi, yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarında karara bağlanmış uyuşmazlıklar bu Kurumun inceleme alanı içerisinde değildir. Bundan dolayı da yargının alternatifi değil. Eğer, kişi kendi iradesiyle sorununu yargının önüne götürdüyse, hem yargıya hem buraya müracaat etmek, oradan ayrı bir karar buradan ayrı bir karar söz konusu olamaz. Dolayısıyla, biri diğerinin alternatifi değil.
Yargı kararları, eski tabiriyle "lazımül icra" kararlarıdır, uyulması gerekli kararlardır ve zorunludur Anayasaya göre. Halbuki, burada öneriler söz konusudur, tavsiyeler söz konusudur. İdare buna uyup uymamakta, hiç şüphesiz, hukuken bir rahatlık içerisinde olmakla birlikte, kamuoyu baskısı ve başkaca yöntemlerle, idare, kurumun işleyişinden iyi neticeler gördükçe… İnşallah, bu Kurumda görev yapacakları ne kadar isabetli seçebilirsek, seçtiğimiz başdenetici ve deneticilerin kişiliğiyle birlikte, kişisel ağırlığı, popülaritesi ve saygınlığına paralel olarak da ihtilafların bir kısmını bu şekilde çözme imkânı olacaktır.
Bu nedenle, Anayasaya aykırılık durumu söz konusu değil. Arkadaşlarımız, bunu, bilvesile ifade etmeye çalıştılar. Belki, anayasal dayanağını ileride bulma imkânımız da olabilecektir. Gerçekten, önümüzde fırsat ve imkân olursa, belki, bu işleyişleri de görüp, karşılaştığımız sorunları da yeni baştan bir değerlendirdikten sonra, belli bir süre sonra bu yasayı tekrar gündeme getirebiliriz, bu eksiklikleri giderebiliriz. Ümit ediyorum ki, Meclisimiz bir anayasa değişikliği sırasında bunu da bir anayasal dayanağa kavuşturmuş olur.
Bu Kurumun kurulmasının bir başka avantajı da şudur: Hiç şüphesiz, çağdaş devletin işlemleri şeffaf olmak mecburiyetindedir. Devletin güven tesis etmesi, vatandaşın devletine ve idareye güveninin sağlanması açısından, yaptığı işlemlerin halkın önünde, şeffaf, açık ve saydam bir şekilde yapılması gerekmektedir.
İşte, bunu temin etmenin araçlarından bir tanesi de, böyle bir kurumun kurulmuş olmasıdır, böyle bir maksadı da bu temin edebilecektir.
Şüphesiz, bu Kurumun urulmasıyla beraber, başkaca yasaların da çıkması gerekmektedir. Yine, söz alan arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, ticarî sır ve devlet sırrıyla ilgili düzenlemelerin de bunun akabinde yapılması, bu Kurumun kurulmasından beklenen faydanın sağlanabilmesi, azamî ölçüde sağlanabilmesi açısından önem arz ediyor. Biz, Bakanlık olarak, hem ticarî sırla ilgili hem de devlet sırrıyla ilgili yasa tasarılarını hazırladık, Başbakanlığa gönderdik. Orada da son bir değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, bunun akabinde onların da Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bu düzenlemelerin de yapılmasıyla birlikte, ümit ediyorum ki, Kamu Deneticiliği Kurumu, toplum hayatımızda, devlet hayatımızda önemli bir boşluğu dolduracak; birkısım vatandaşlarımızın, gerek idarenin hukuka ve hakkaniyete uygun olmayan tasarrufları gerekse idarenin tutum ve davranışları, sadece eylem ve işlemleri değil, idarenin, hukuka ve hakkaniyete uygun olmayan tutum ve davranışlarıyla ilgili de başvurabileceği bir merci ve hakkını elde etmede başvurabileceği bir alternatif kurum, yeni bir kurum toplumumuzun hizmetine sunulmuş olabilecektir.
İnanıyoruz ki, bu tasarı, aynı zamanda, devlet-millet kaynaşması açısından da sayısız faydalar sağlayacaktır; ama, şunu komisyonda da ifade etmeye çalıştım: Esas olan, metinlerin düzenlenmesi, metinlerdeki mükemmeliyet değildir, burada görev yapacak başdenetici ve deneticilerin, her türlü siyasî düşüncelerin üstünde, herkese saygı telkin eden, güven telkin eden kişiler olmasındadır. Eğer o kişileri birlikte bulur, birlikte seçebilir, birlikte böyle bir kurumda görev alır hale getirebilirsek, yazılı olanların ötesinde de, topluma önemli faydalar sağlayabilecektir. Eğer buradaki düzenlemeler çok mükemmel olsa, ama, seçim yanlış yapılırsa, isabetsiz yapılabilirse, o takdirde, başka bir problem karşımıza çıkar. Bu hususu da bu vesileyle tekrar ifade etmek istiyorum.
Bu tasarının oylarınızla, inşallah, yasalaşması halinde, toplumumuzda önemli bir boşluğu dolduracağı inancıyla, katkılarınızdan ve oylarınızdan dolayı şimdiden teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 14 Haziran 2006