Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 88. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Nisan 2010 · 2.162 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 19 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 2.162 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 19 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-23-2010-04-19-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
OKTAY VURAL (İzmir)Hükûmet işi mi bu efendim?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Sözlerimin başında, yapmakta olduğumuz bu müzakerelerin milletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir)Hangi konuda görüş ifade edecek Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)İçinde bulunduğumuz hafta millî egemenlik haftası. Böyle bir haftada millet iradesinin pozitif hukuka en üst düzeyde yansıdığı bir metin olan Anayasa konusunu konuşmuş olmamızın fevkalade önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ümit ederim ki görüştüğümüz bu metin yasalaşır, Anayasa hükmü hâline gelir, gerçekten bu haftayı da böylece en anlamlı bir şekilde değerlendirmiş oluruz.
Evvela bir iki hususu tespit etmek istiyorum. Şüphesiz millî egemenlik millî mücadelemizin bize kazandırdığı en önemli değerdir, en önemli ilkedir ve bu egemenliğin tecelli ettiği en önemli organı da burasıdır. Dolayısıyla bu Meclis hepimizin iftiharla söylediği gibi gazi Meclistir. Gazi Meclis millî mücadeleyi başarmış, İstiklal Harbi’ni yapmıştır ve tüm dünyaya da bu mücadele örnek olmuş, ilham vermiştir. Açıkça ifade etmeliyim ki İstiklal Harbi’ni yaptık ama çok partili hayata geçtiğimiz günden beri bir sivil anayasa yapamadık. Yokluklar içerisinde kazandığımız bir mücadele var ama bir sivil anayasayı milletimize armağan edemedik. Dolayısıyla bu, siyaset kurumunun bence en önemli eksikliğidir, belki hepimizin de ortak ayıbıdır. Dolayısıyla 2010 Türkiye’sinde artık bu ülkede yeni bir anayasa yapılmalıdır, yapılabilmelidir. Birinci tespitim budur.
İkincisi: Hepimizin ittifak ettiği bir konu var. Şu an yürürlükte bulunan Anayasa, dünyada yürürlükte olup da en çok tartışılan Anayasa’dır ve Batı demokrasilerinde hâlen bu kadar ayıplı olan bir Anayasa’yla yönetilen, böyle bir Anayasa’ya sahip olan başka bir ülke de kalmamıştır. Yirmi sekiz yıldır bu konuyu tartışıyoruz. Bu Anayasa’yla ilgili olumsuz anlamda söylenmedik hiçbir söz, hiçbir niteleme kalmadı. En ağırını söyledik, en hafifini söyledik; hepimiz bu Anayasa’nın değişmesi gerektiği konusunda uzlaştık, mutabık kaldık. Şimdi “uzlaşma” diyoruz da uzlaştık böyle bir Anayasa’nın artık değişmesi gerektiği konusunda, ittifak ettik ama icra edemedik. Sorun burada zaten. Birçok konularda ittifak ediyoruz, “Evet, doğrudur.” diyoruz, “Değişmesi lazımdır.” diyoruz, “Mutlaka değişmesi lazım. Bir gün bile bu Anayasa’ya tahammül etmek mümkün değildir.” diyoruz. Bunu yirmi sekiz yıldır söylüyoruz ama geldiğimiz noktada hâlen aynı noktadayız, aynı sözleri söylemeye devam ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, ittifak ettiğimiz bu konuyla ilgili hepimizin milletimize taahhüdü var. Şimdi, biraz evvel burada ifade edildi ki: “Bu kimin ihtiyacı, bu değişiklik nereden çıktı, kim istiyor, neyin nesidir?” Yazılı bir çağda yaşıyoruz. Ne söylüyorsak kayıtlara geçiyor. Eğrisiyle doğrusuyla geçiyor. Diyoruz ki bundan on yedi sene evvel: “Bu Anayasa bir darbe Anayasa’sıdır. Öncelikleri farklıdır, içeriği farklıdır. Demokratik işleyişi zorlaştırıyor. Bu değişikliğin bir an evvel yapılması lazım, savsaklanmaması lazım. Bu Anayasa yürürlükte olduğu süre içerisinde sorunlarımız her geçen gün ağırlaşacak ve giderek, korkarız ki bir rejim bunalımına dönüşecektir.”
Şimdi, rejim bunalımı çıkaracak kadar eksiklikleri, arazları sıkıntıları olan bir Anayasa, hâlen, on yedi yıl sonra bir değişikliğe tabi tutuluyorsa “Bu ihtiyaç nereden çıkıyor?” demek, bence gerçeği görmemek anlamına gelir. Hatta bırakalım onu, şimdi tartışmakta olduğumuz metnin muhalefet şerhlerine baktığımızda aynı ifadeleri orada da görmek mümkündür. Deniliyor ki burada: “1982 Anayasası’nın değiştirilmesinin Türkiye için ihtiyaç hâline geldiğini ve bu hususta toplumsal bir beklentinin oluştuğunu görebiliriz.” Demek ki bir toplumsal beklenti var. Bu toplumsal talep hâline gelmiş. Neden?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Ama bunları yapın diye değil.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Neden? Çünkü Türkiye’nin bugün en önemli sorunu Anayasa sorunudur. Bütün sorunlar Anayasa’ya çıkıyor. Bir ülkede Anayasa sorunu varsa, bunun kaçınılmaz olarak tabii sonucu anayasal sorunlardır.
İşte, Türkiye, yirmi sekiz yıldan beri, özellikle ilk değişikliğe tabi olduğu 1987’den bugüne kadar gelirsek, sayısında bile ihtilaf ediyoruz, on beş midir, on altı mıdır? İster “on beş” deyin ister “on altı” deyin, her bir buçuk senede bir, bir Anayasa değişikliği Türkiye’nin gündemine geldiyse bu bir toplumsal ihtiyaçtır, toplumsal talep var, toplumsal beklenti var.
Kaldı ki, bir şey daha ifade etmek istiyorum: Bakınız biz bu konuyu gündeme getirdiğimizde, başta siyasi partilerimiz olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerine gittik. Bunlar toplumun çok önemli bir kesimini temsil eden örgütler idi. Bunların bütün genel kurullarında yayınladıkları raporlara baktığınızda, Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu ve gecikmemesi gerektiği hep ifade edilmiştir. Biz bu teklifi götürdüğümüzde, “Bu nereden çıktı?” diye kimse bize söylemedi. Hatta itiraz olarak denildi ki: “Yeni bir anayasaya ihtiyaç var, sizin getirdiğiniz yeterli değil, eksik.”, “lüzumu yok, gereği yok.” denmedi, “Nereden çıktı?” denmedi. Tam tersi, bir an evvel yeni bir anayasa noktasındaki daha yüksek bir beklentiyi ifade etmeye çalıştılar.
Onun için, değerli arkadaşlarım, bu bir toplumsal ihtiyaç. Bu sorun, bir AK PARTİ sorunu değil. Bunun altını özellikle çiziyorum. Milletimizin önünde konuşuyoruz. Bu bir AK PARTİ sorunu değil, AK PARTİ ile başlayan, AK PARTİ olmadığında ortadan kalkacak bir sorun değil, yirmi sekiz yıldır uğraşılan bir konudur. Milletimize daha fazla eza ve cefa yapamayız. Siyaset kurumu olarak kaç defa bu konuda hepimiz söz verdik. Bunun gereğini yapmakla mükellefiz. Şimdi yapacağımız iş bu kadar doğru ise, bu kadar acil ise bugünün işini niye yarına bırakıyoruz? On yedi yıldır bırakmışız, yirmi yedi yıldır bırakmışız...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Sekiz yıldır da bırakmışsınız.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Ondan sonra diyoruz ki: “Şimdi olmasın, bir dönem sonra, bir dönem sonra.” Her defasında böyle denilmiş. “Bir dönem sonra, bir dönem sonra.” Yirmi sekiz yılı artık geride bırakıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir)Bir dönem sonraya siz de bırakıyorsunuz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Emin olun, bakınız, burada ifade ediyoruz, bu konuşmalarımız da tutanaklara geçiyor. Bir dönem sonra bu konu gündeme geldiğinde belki siz, biz olmayabiliriz ama yine benzer itirazlar olacak. Şimdi sırası değil, Türkiye’nin başka sorunları var, öncelikli sorunları var.
Bakınız, kalkınmış ülkeler, çağdaş, demokratik ülkeler sorunlarını alt alta yazmaz, önemli sorunlarını yan yana yazar. Alt alta yazmak bence çok doğru bir iş değildir. Bu ülkenin birden fazla önemli sorunları var. Hepsinin üstesinden gelecek de bu ülkenin gücü de var, birikimi de var. Bir taraftan Anayasa değişikliğini yapabiliriz, yapmalıyız, öbür taraftan da önem verdiğimiz konuları aynı derecede yan yana koymak suretiyle onlara da gerekli ilgiyi, gerekli dikkati gösterebiliriz.
Şimdi deniliyor ki: “Bu tip metinler düzenlenirken uzlaşma aranır.” Elhak, doğrudur. “Uzlaşma” sihirli bir kelime. Hep aranır da bugüne kadar da hiç bulunmayan bir şeydir, onu da ifade edeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demin söyledim, konunun özünde ittifak var, ittifak var: “Bu Anayasa değişmeli.” Ama her defasında, yirmi sekiz yıldır bu uzlaşmayı da bir türlü gerçekleştirememişiz!
OKTAY VURAL (İzmir)Şimdi ABD’yle mi ittifak yaptınız?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Hadi, bugün bizden kaynaklanıyor diyelim bu sıkıntı. Peki, bizden evvel, ondan evvelki, ondan evvelki değişikliklerde niye bu uzlaşma sağlanamamış?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Sağlandı, sağlandı.
OKTAY VURAL (İzmir)Elinizi cebinizden çıkartın.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Hatta başka bir şey daha ifade edeceğim, başka bir şey daha. Hatta, uzlaştığımız başka konular da var. Kamuoyu önünde uzlaşır gözüktük, sonra oylamanın gizliliğine sığınıp, Meclisin de itibarını yerle bir edecek bu uygulamaları geçmişte biz beraber yaşadık.
Şimdi hatırlayın bakınız, 1997’de yine bugünkülerine benzer şu dokunulmazlık konusu gündeme geldi. O zaman dokunulmazlık konusunda 83’üncü maddeyle ilgili değişikliğe taraftar olmayan bir tek parti vardı. Refah Partisi dedi ki: “Ben bu değişikliğe taraftar değilim.” 158 milletvekili var. Onun dışındaki dört parti dedi ki: “83’üncü maddede bir değişiklik yapacağız.” İttifak ettik, uzlaştık. Kanun teklifi var, Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli; Anavatan Partisi Genel Başkanı, Rize Milletvekili Mesut Yılmaz; Doğru Yol Partisi Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili Tansu Çiller; Demokratik Sol Parti Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 292 arkadaşımızın imzaladığı bir metin. İttifak var mı? Var. Uzlaşma var mı? Var. Sayımız ne kadar o zaman? 392. 158’i 550’den çıkarırsanız, 392. Peki, bu metin ne oy aldı? 213; 213 o tarihte ve hâlen onu konuşuyoruz, konuşuyoruz. Demek ki bazı konularda “uzlaşıyoruz” deyip, sonra gizliliğin arkasına sığınıp, Meclisin de itibarını yerle bir eden uygulamalara da baktık.
Şimdi, o zaman yapılacak şey şu: Yaptığımız iş doğru mu yanlış mı, evvela ona bakacağız. Türkiye'nin ihtiyacı mıdır değil midir, milletin lehine midir değil midir, ona bakarız. Buna karar verdikten sonra bu teklifi getirenler uzlaşı arar, herkesin kapısını çalar. Biz de herkesin kapısını çaldık. Ama uzlaşmayı ittifak olarak anlıyorsak bugüne kadar hiç olmadı, ittifak ettiğimizi de gerçekleştiremedik. Şimdi, biz herkesin kapısını çaldık. Denildi ki: “Efendim, bu iş Meclis Başkanıyla olsun.”
ALİ KOÇAL (Zonguldak)Yani inanarak çalmadınız!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Tamam… 4 Eylül 2008. O metin burada. Uzlaşma komisyonuna bir partimiz üye vermedi -canı sağ olsun- o zaman ne olacak? Eğer herkesin gönlü olsun, ittifak edelim, bir araya gelelim diyorsak, olmadı. Nitekim 411 ile geçirdiğimiz burada karar oldu. İstedik ki bu kanayan yara Türkiye’nin gündeminden çıksın. Uzlaşı aradık, iki partimiz destek vermedi. Biz bir araya geldik ama ne oldu? Ne oldu? Demek ki bazı konularda uzlaşmayı aramak lazım ama uzlaşma olacak diye de işi uzunca süre kimse sürüncemede bırakamaz, bırakmamalıdır. Onun için biz herkesle uzlaşı aradık, bugün bu saat itibarıyla da uzlaşı arıyoruz ama şu ana kadar yapılan konuşmalarda ithamdan ve isnattan başka konunun özüne yönelik herhangi bir teklif gelmedi, bir katkı gelmedi. Biz sizlerden katkı bekliyoruz. Katkı bekliyoruz ama “Katkı da vermem, oylamaya da katılmam.” diyorsak bu bence çok doğru bir gidiş olmaz, çok doğru bir yöntem olmaz; biri budur.
İkinci olarak ifade edeceğim husus şu: Tabiatıyla biz burada tartışacağız, konuşacağız, uzlaşmayı sonuna kadar arayacağız. Ama olmadığı takdirde bu işin gideceği yer millettir çünkü biz burada millet adına görev yapıyoruz. Millî egemenliğin tecelli ettiği yer burası. Ama “Ben millete gitmem de mahkemeye giderim.” diyorsak millet iradesinin yerine başka bir makamın kararını ikame edemeyiz. Bu, çağdışı bir demokrasi anlayışı olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir)Mahkemeye gitmek suç mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Evet, anlaşabilirsek anlaşırız, anlaşamazsak millete gideriz. Millet ne diyorsa eyvallah, o başımızın üstünedir.
OKTAY VURAL (İzmir)82 Anayasası da başının üstünde miydi? Başının üstündeydi 82 Ana-yasası da değil mi?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Bugüne kadar millet her zaman doğruyu yaptı. Çünkü millet iradesinin rolü, fonksiyonu farklıdır, mahkeme kararlarının rolü farklıdır. Milletin alternatifi hiçbir zaman mahkemeler olamaz. Mahkeme kararları olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun altını çiziyorum. Çünkü, eğer biz ihtilafımızı millete değil de başka bir yere çözdürmeye çalışırsak, milleti dışlamış oluruz; milleti dışlayanı millet de dışlar. Bu ise demokrasi açısından son derece üzücü bir akıbet olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, bir şeyi daha ifade etmek istiyorum: Tabiatıyla, biz kendi görüşlerimizi söyledik, muhalefet partilerimiz de görüşlerini söyleyecek, söylemesinde de şüphesiz pek çok fayda olacak. Biz bunlardan gerekli değerlendirmeleri yapar, gerekli dersleri de çıkarırız ama bir şey var ki, onu önemsiyoruz: Şimdi, getirilen bir teklif var. Bu teklifle ilgili muhalefet şerhlerine baktığımızda “Bu teklif İç Tüzük’e aykırı. Görüşme tarzı, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine aykırı ve bu teklif Anayasa’nın 2’nci ve 4’üncü maddelerine aykırı.” Peki, uzlaşırsak bu aykırılıklar bir anda nasıl buharlaşıyor? Nasıl buharlaşıyor?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Niye uzlaşalım sizinle?
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Hangilerinde uzlaşacağız?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Uzlaşırsak hiçbir şey yok, her şey düzgün; uzlaşamazsak usulden de aykırı, esastan da aykırı! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir değerlendirme yapılabilir mi? Böylesine önemli bir metin, böylesine ayaküstü bir değerlendirmeye tabi tutulabilir mi? Bu çok doğru bir yaklaşım olmaz.
Kaldı ki, getirdiğimiz düzenleme doğru ise niye bir yıl sonraya bırakıyoruz, bu düzenlemeden milletimiz istifade etmesin? Yanlış ise bir yıl sonra kendiliğinden nasıl düzelecek?
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya)Sekiz yıldır niye beklediniz?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Nasıl düzelecek işi zamana bırakarak? Böyle bir mantık olabilir mi? Onun için, değerli milletvekilleri, bir şeyi hepimizin kabul etmesi lazım: Bu çatı altında görev yapan bütün partilerimiz, bütün milletvekillerimiz eşittir ve eşit değerdedir. Hiçbirimiz diğerimizin onay makamı değiliz. Bir siyasi partimizin tecrübesine, birikimine, geçmişine elbette saygı duyuyorum ama rejim meselesi olduğunda, Anayasa’ya uygunluk veya aykırılık meselesi söz konusu olduğunda onay makamı gibi “Benim dediğime uyarsanız Anayasa’ya uygun, değilse uygun değil.” tarzındaki bir ikileme her meseleyi sokarsak, o zaman, ben açıkça ifade edeyim, Parlamentoda öyle onay makamları filan yoktur, onay makamı sadece millettir bu türlü meselelerde. Gideceğiz, millet ya onaylayacak ya onaylamayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yoksa kimsenin kimseden icazet almasına gerek yok.
Bakın, burada birçok mantıksal yanlışlıklar ve tutarsızlıklar oluyor. “Uzlaşırsak tamam, uzlaşmazsak mahkemeye gideriz.”
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Nerede uzlaşacağız ya?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Tabii, mahkemeye gitmek anayasal haktır, ona hiçbir şey demeyiz, ona saygı da duyarız, verilen mahkeme kararları kafamıza yatmasa da doğru bulmasak da uygularız, o ayrı bir olay ama daha işin başlangıcında “Mahkemeye gideriz” tarzındaki bir mesele mahkemeyi de zan altında bırakır. O takdirde “Ben millete gitmem, mahkemeye giderim -geçmişte de gördünüz siz bunu- ben bu işi oradan bozdururum, oradan bu işi hallederim.” diyorsak, gelin, hiç meseleyi böylesine bir şeytan üçgeni içerisine sokmayalım.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Sayın Başkan… Sayın Başkan…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Dolayısıyla burada yanlışlıklar var.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Sayın Başkan… Sayın Başkan…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Burada yanlışlıklar var, bu yanlışlıkları hep beraber görmemiz lazım.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 19 Nisan 2010