Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 1.795 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Deniz Baykal (CHP), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 1.795 kelime.
Deniz Baykal (CHP, Antalya). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihî bir oturumu gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının kanunlaşması halinde, Türkiye'de, temel eğitim politikamızın, demokratik rejimimizin, siyasî istikrarımızın bu yasadan çok ciddî biçimde etkileneceğini düşünüyorum. Böylesine önemli bir düzenlemeyi getiren bir yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki müzakerelerine hükümet olarak, milletvekilleri olarak, partiler olarak büyük bir sorumluluk duygusuyla katılmak ve sahip çıkmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu duygular içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına değerlendirmelerimi geçirebilmek için söz almış bulunuyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisini, Sayın Başkan sizi ve milletvekillerini, kendi adıma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına içten saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz yasa tasarısı neyi amaçlıyor; bu yasa tasarısının hedefi nedir; büyük bir telaşla, Türkiye'de çok değişik çevreleri ciddî şekilde tahrik ederek, etkileyerek ve büyük tartışmaları göze alarak, ısrarla, kararlılıkla geçirilmek istenilen bu yasa tasarısının amacı nedir, içeriği nedir, hedefi nedir; niçin bu kadar telaş, bu kadar gürültü, bu kadar kargaşa bu yasa etrafında göze alınmaktadır; bunu öncelikle ve doğru olarak görmek durumundayız.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, Türkiye'de üniversitelere ve yükseköğretim kurumlarına girecek olan öğrencilerin sınavlarında uygulanacak olan esasları, ilkeleri tanzim etme yetkisini üniversitelerden alarak Millî Eğitim Bakanlığına intikal ettirmeyi amaçlayan bir tasarıdır. Önce ne konuştuğumuzu bilelim. YÖK falan konuşmuyoruz; demokratik midir antidemokratik midir, YÖK'ü değiştirelim mi değiştirmeyelim mi, bununla ilgisi yok. Konuştuğumuz tasarının tek bir amacı var; üniversite sınavlarına girecek olan öğrencilerin bu sınavlar sonucunda nereye, nasıl gireceklerini tanzim edecek olan esasları belirleme yetkisi üniversiteden alınsın Millî Eğitim Bakanlığına verilsin. Kimin nereye gireceğini tanzim edecek düzenlemeyi yapma yetkisi Millî Eğitim Bakanlığına alınsın; getirilen yasanın amacı bu. Bunun, ne demokratik üniversite arayışıyla ne üniversite özerkliğiyle ne özgürlüklerin yaygınlaştırılmasıyla bir ilgisi var; bunlarla hiçbir ilgisi yoktur. Daha önce, anayasa değişikliğinin, üniversitelerle ve YÖK'le ilgili olarak anayasa değişikliğinin gündeme getirilmek istenmesinin asıl amacının ne olduğu da, şimdi, o anayasa değişikliği yapılmadığı halde gündeme getirilen bu yasa düzenlemesiyle ortaya çıkmıştır. Üniversitelerde neyi değiştirmek istiyor bu İktidar sorusunun cevabını bu yasa tasarısında buluyoruz; bu yasa tasarısı, onun cevabını veriyor.
Bu yıl, 1 950 000 öğrenci üniversitelerde okuma umuduyla sınava giriyor. Bunların bir kısmı üniversitelere girecek, önemli bir kısmı, yüzde 75'i, yüzde 80'i giremeyecek. Bu dağılım nasıl yapılacak, bu dağılımın ilkesi ne olsun, performans nasıl ölçülsün? Bu konuda, geçmişten günümüze kadar yetki üniversitelerde bulundurulmuştur; bu sorunun cevabını üniversiteler kararlaştırmışlardır, onlar bir düzenleme getirmişlerdir. Şimdi, artık, bugünün İktidarı "üniversitelerden bu yetkiyi ben alacağım. Millî Eğitim Bakanlığı olarak bunu ben düzenleyeceğim, kimin, nereye gireceğinin işaretini ben vereceğim. Hangi öğrenci nerede okuyacak; bunun cevabını üniversite değil, ben vereceğim, benim getireceğim yönetmelikler verecek" diyor. Bu yönüyle bu, üniversitelerin kendileriyle ilgili teknik bir sorumluluğu ve milyonlarca gencimizi ve ailesini yakından ilgilendiren bir sorumluluğu, bir siyasî iktidar mevkii olarak Millî Eğitim Bakanlığının kendisinin düzenleme iddiasını ortaya koyuyor.
Değerli arkadaşlarım, bu yanlıştır. Yani, bugünkü İktidarı düşünerek söylemiyorum, hangi iktidar olursa olsun, hangi Millî Eğitim Bakanı olursa olsun, hangi öğrencinin hangi okulda nasıl okuyacağına karar verme yetkisini eline alması, bir millî eğitim politikası olarak vahim bir yanlıştır, büyük bir yanlıştır ve Millî Eğitim gibi çok önemli, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün çimentosu, ülkemizin istikrarının temel dayanağı, toplumsal kültürümüzün oluşmasının çıkış noktası olan bir temel kurumu, bir siyasî partinin, zaman zaman partizanca tercihlerinin, özlemlerinin, siyasî kaygılarının, oy hesaplarının dalgalanmasına teslim etme anlamına gelecek olan bir düzenlemedir; bu yönüyle fevkalade yanlıştır, çok tehlikelidir ve bu yanlışın, hangi gerekçeyle olursa olsun, yapılıyor olmasına izin vermek çok ağır bir sorumluluktur. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ne olacak; bakınız, meşhur 5 inci madde bunu düzenliyor; diyor ki: "Yükseköğretim kurumlarına, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin yapacağı sınavla girilir. Bu sınava temel teşkil etmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığı genel ortaöğretim ve meslekî-teknik ortaöğretim kurumlarının program/alan/kol/bölümlerini; sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere üç grupta toplar." Kim yapar bunu; Millî Eğitim Bakanlığı. Bugüne kadar kim yapıyordu; üniversiteler. Ne yapıyorsun, ne yetkisi alıyorsun; üniversitelerdeki, liselerdeki, ortaöğretim kurumlarındaki, genel ve meslekî teknik ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin eğitimlerini, program, alan, kol ve bölüm olarak ayrıştırma yetkisini alıyorsun, bunu, sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere gruplandırma yetkisini alıyorsun ve üniversiteye giriş uygulamasının bu anlayışa göre şekillendirileceğini söylüyorsun. Bu, siyasetin eğitime ipotek koymasıdır, 2 000 000 gencin geleceğini belirleme yetkisini siyasî bir makamın kendi eline alma iddiasını ortaya koymasıdır. Yanlıştır, sakıncalıdır, çok önemli sıkıntıları beraberinde getirir. Buna, hepinizin dikkatini çekmek istiyorum.
Bugüne kadar meslekî ve teknik ortaöğretim alanında bu gruplandırmalar var mıydı; hayır, yoktu. Şimdi kim koyacak; Millî Eğitim Bakanlığı koyacak. Neye göre koyacak; ders sayılarını belli bir şekilde hazırlayarak, ayarlayarak, Millî Eğitim Bakanlığı, bunu, kendi anlayışına göre şekillendirecek.
Değerli arkadaşlarım, prensip olarak, bu, çok tehlikeli bir açılım ortaya koyuyor; bir.
Şimdi, tabloya daha yakından bir bakalım. Bu yetkiyi alınca Millî Eğitim Bakanlığı nasıl kullanacak; niçin bu yetkiyi almak istiyor Millî Eğitim Bakanlığı, bu yetkiyi kullanma amacı ne, bu yetkiyi elde etme amacı ne? Bu yetkiyi sadece bu hükümet almıyor, bundan sonra gelecek her hükümet alacak. Bundan sonra, eğitim politikası, gençlerimizin geleceği, siyasî iktidarların yazboz tahtasına, her birisinin kendi özel ihtiyacına, siyasî hesabına göre şekillendirilecek.
Çok yanlış bir kapıyı açıyorsunuz. Bu kapı açılınca ne yapmayı düşünüyorsunuz, önce bir genel tabloya bakalım; baktığımız zaman, gördüğümüz şudur: Bugün, Türkiye'de 2 500 000 öğrencimiz genel liselerde, fen liselerinde, anadolu liselerinde, özel liselerde ve kolejlerde okuyor; 2 500 000 öğrencimiz var bütün sınıflarında. İmam-hatip liselerinde 65 000 öğrencimiz var ve 985 000 öğrencimiz de imam-hatip lisesi dışındaki diğer meslekî ve teknik liselerde var; 985 000 meslekî ve teknik okullarda, 65 000 imam-hatip liselerinde, 2 500 000 de genel, anadolu, fen liselerinde.
Şimdi, burada yapılmak istenilen nedir; üniversiteye girişi öyle ayarlayalım ki, 65 000 kişinin önünü açmaya yardımcı olacak bir düzenleme getirelim; 65 000 kişiye verilmiş sözümüz var, o 65 000 kişiyi üniversite girişinde ayrıcalıklı bir konuma taşıyalım. Yapılmak istenilen budur.
Değerli arkadaşlarım, bu, bilinmelidir ki, geride kalan bütün lise öğrencilerinin, o 985 000 meslekî ve teknik lise öğrencilerinin ve 2 500 000 genel lise öğrencilerinin aleyhinde bir düzenlemeyi kaçınılmaz olarak getirecektir. Demin konuştuğumuz bölüm, kol, program ayrıştırması, sözel, sayısal, eşit ağırlıklı düzenlemesi öylesine kullanılacaktır ki, bunun sonucunda, 65 000 kişinin önü açılacaktır, diğerlerinin de önü kapatılmak istenecektir.
Değerli arkadaşlarım, biz, o 65 000 gencimizin her yere gelmelerini uygun görüyoruz, onların her yere gelme haklarına saygı duyuyoruz; ama, o çocuklarımızın, bir temel eğitim ayrıştırması yaratılarak, bir kültür farklılaşması içerisinden geçirilerek oralara getirilmesi girişimini, ülkemizin siyasî istikrarı, siyasî rejimi bakımından kaygıyla karşılıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şunu hep birlikte saptamalıyız: Bu yaklaşım, din eğitiminin bir uzantısı olarak sunulmak isteniyor; bu, kesinlikle doğru değildir. Din eğitimi ayrı bir iştir, eğitimin dinsel temele dayandırılması ayrı bir iştir. Din eğitiminden başlayarak genel eğitimin dinselleştirilmesine yönelik bir yolun ve kapının açılması, Türkiye'nin istikrarını, huzurunu çok ciddî şekilde sıkıntıya sokar. Bakın, din ve eğitim ilişkisi olağanüstü önemlidir; tarih boyunca da böyle olmuştur. Biz, bunun çaresini, hep beraber, belli bir ayrıştırmada bulduk. Yani, din, elbette, toplumun en önemli temel değeri ve sosyal kimliğinin bir parçası olarak varlığını sürdürecektir; ama, dini, eğitimin, hukukun ve idarenin, yönetimin bir parçası haline getirme girişimleri, biliniz ki, dine de, o topluma da büyük sıkıntılar ve acılar getirir. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bunları yaşadık, bunları biliyoruz. O nedenle, bu çabaların uygun olmadığını, açıkça burada ifade etmek istiyorum.
Burada amaçlanan, öyle bir program düzenlemesi yapalım ki, o 65 000 öğrencimiz yarın öğretmen olabilsinler, yargıç olabilsinler ve kaymakam, vali olabilsinler, bunu sağlayalım. Bunun amacı budur; açık olalım, dürüst olalım, birbirimizi yanıltmayalım. O çocuklar her şey olsunlar; ama, onları, o geride kalan öğrencilerden farklılaştırmadan bunu yapalım. O çocukların önünü açalım; ama, bir eğitim farklılaşması, kültür farklılaşması yaratmadan, toplumumuza bir çatışma tohumu ekmeden bunu yapmaya çalışalım. Bunu yapmazsak ne olur; bunu yapmazsak, ciddî sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıya kalırız.
Değerli arkadaşlarım, bunun amacının bu olduğunu hep beraber görmeliyiz. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını açıkça kabul etmeliyiz. Bu, bir haksızlığı düzeltme girişimi değildir; tam tersine, yeni haksızlıkları ortaya koyma girişimidir.
Bakınız, bu uygulamanın sonucunda ne olacak biliyor musunuz; bugün, anadolu eğitim liseleri var; bir meslek lisesi, oraya giren öğrenci, öğretmen olmak istiyor. Anadolu eğitim lisesine giren öğrenci, biliniz ki, şimdi, o imam-hatip lisesinden gelen öğrencinin arkasında kalacaktır, onun avantajı ortadan kalkacaktır ve bir süre sonra, imam-hatip liselerinden gelen öğrenciler, öğretmen meslek lisesinde okuyan öğrencilerin yerini alacaklardır ve onlar geri plana ineceklerdir. Bu, çok açık, çok net bir şekilde, getirilen düzenlemenin bir parçasıdır. Bunu, hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz. Bu, bir haksızlığı...
O sözel programlar... Bakın, daha önceki, iki yıl önceki üniversite sınavını hatırlıyor musunuz; yabancı dil alanında birinci olmuş bir öğrencimiz, öğretmen meslek lisesinden mezun olan çocukların arkasından öğretmen olabilme imkânını bulabilmişti. Şimdi, bunların tümü kalkıyor; hiç böyle bir avantaj söz konusu olmayacaktır ve söylediğimiz tablo kendisini gösterecektir. Genel liselerden mezun olan öğrencilerin bir kısmından daha avantajlı hale, imam-hatip liselerinden mezun olan öğrenciler, hukuk eğitiminde, siyasal eğitiminde ve öğretmen okullarında, geleceklerdir. Bu düzenlemenin amacı, imam-hatip okullarına giden öğrenci sayısını artırmaktır. Bu düzenlemenin amacı, oralardaki öğrencileri Türkiye'nin yönetim kademelerine getirecek şekilde bir düzenleme yapmaktır.
Değerli arkadaşlarım, her şey olunabilir, hepsi olunabilir; ama, Türkiye'de bir kültür çatışması yaratmayalım. Hiçbirimiz, devletin parasıyla, devletin bütçesiyle, devletin kaynaklarıyla öğrencilerimizi, dinî eğitim almış Müslüman öğrenciler-dinî eğitim almamış öğrenciler ayrışmasına oturtmayalım. Bunda Türkiye'nin yararı yok. (CHP sıralarından alkışlar)
Yani, öğrenciler dinini öğreniversin... Peki, dini öğrenmek için herkes imam-hatip lisesine mi gidecek?! Yani, Türkiye'de dinini öğrenen, sadece, bugün orada okuyan 65 000 kişi mi?! O 2 500 000 öğrenci dinini öğrenmiyor mu?! Okula gitme imkânı olmayan milyonlarca insan dinini öğrenmiyor mu?! Bu ayrışmaları niye gündeme getiriyoruz?! Bu ayrışmada bir yarar var mı, Türkiye'nin bir yararı var mı?..
Bunlar, bakın, daha şimdi buralarda çıkmaya başlıyor. Yarın, bu, iktidarların elinde, Türkiye'nin tehlikeli kadrolaşma, çatışma, sen-ben, Müslüman-Müslüman değil ayrışmalarının altyapısını oluşturacak. Türkiye'yi bundan sakınmak lazımdır.
NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Çok ayıp ediyorsunuz! (CHP sıralarından "dinle, dinle" sesleri; gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Dinle!.. Dinle!..
DENİZ BAYKAL (Devamla)Bu yasa, bunun kapısını açacak bir yasa olarak gözüküyor.
Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; şimdi, bu, bir dini istismar girişimidir.
Bakın, Sayın Başbakan bir süre önce demişti ki: "Geçmişte, biz de, zaman zaman dini istismar ettik." Bu, dürüst bir kabuldür. Geçmişe yönelik değerlendirmesi doğrudur. Bunun bir itiraf yönü vardır, bir değer taşır; ama, biliniz ki, o istismarlar, artık, sadece geçmişte kalmış değildir, o istismarlar şimdi de devam ediyor. (CHP sıralarından alkışlar) Siz "din nasıl istismar edilir" diyorsunuz. İşte, bu, onun tipik yollarından, yöntemlerinden biridir.
Başbakan diyor ki: "Ben, söz verdim, bunu çıkaracağım."
Değerli arkadaşlarım, Başbakan söz vermiş, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkaracakmış. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanın her sözünü uygulama aracı mı?! Başbakan yanlış söz verdiyse, biz, o yanlışı burada kabul mü edeceğiz?! Başbakanın her verdiği sözü, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayın Başbakan tutma ihtiyacını hissediyor mu?! "Dokunulmazlıkları kaldıracağım" diye 70 000 000'un önünde söz vermişti Başbakan. (CHP sıralarından alkışlar) O sözünü tutma ihtiyacını hissetmiyor da şimdi "imam-hatip liselerinin önünü açacağım, onları devlet yönetimine taşıyacağım" sözünün gereğini tutmak için Meclise bu baskıyı yapıyor olması kesinlikle uygun düşmüyor.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul)Tezkerede de söz vermişti!
DENİZ BAYKAL (Devamla)Değerli arkadaşlarım...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004