İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 44. BİRLEŞİM · SALI

2006 merkezi bütçe kan tas.son gün tümü üzerinde

Deniz Baykal

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 44. Birleşim · 4. yasama yılı · 27 Aralık 2005 · 2.389 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Deniz Baykal (CHP), 27 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN TAS.SON GÜN TÜMÜ ÜZERİNDE); konuşma 2.389 kelime.

Deniz Baykal (CHP, Antalya). “2006 merkezi bütçe kan tas.son gün tümü üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-12-27-2006-merkezi-butce-kan-tas-son-gun-tumu-uzerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2006 Yılı Bütçe Kanun Tasarısının görüşmelerinin son aşamasındayız. Bugün yapacağımız görüşmelerle, bütçe tasarısının kanunlaşmasını sağlamış olacağız.

Bu bütçe görüşmeleri, Komisyonda ve Genel Kurulda gerçekleştirilen bu müzakereler, Türkiye'nin ekonomik durumunun, siyasal, sosyal durumunun bir genel değerlendirilmesine fırsat sağlamıştır. Burada yapılan görüşmelerde, kısıtlı bir süre içinde dahi olsa, düşüncelerimizi ifade etme imkânını kısmen bulmuşuzdur ve bu tartışmaların sonucunda, öyle sanıyorum ki, gerçekler, daha doğru bir biçimde değerlendirilebilir noktaya gelmiştir. Bu müzakerelerin bu aşamasında, biz, birtakım tespitler yaptık, iddialar söyledik, onlarla ilgili olarak beklediğimiz değerlendirmeleri maalesef duyamadık. Türkiye'nin çok önemli konularıyla ilgili bu tespitlerimizin, hükümet gündeminde bulunmadığını, onların bu işlerle fazla meşgul olmadıklarını, kendi günlük söylemleriyle bu bütçe görüşmelerini geçiştirmeyi amaçladıklarını gördük. Bu, tabiî, üzüntü verici bir durumdur; çünkü, Türkiye'nin ele alması ve ciddiyetle tartışması, politika geliştirmesi gereken önemli konular var, ciddî sorunlar var. Burada, muhalefet sözcüleri olarak, biz, elimizden geldiğince, bu noktalara hükümetin dikkatini çekmeye çalıştık; ama, hükümet adına yapılan açıklamalarda ve Sayın Başbakanın, başlangıçta yaptığı değerlendirmede, bu sorunlara cevap vermeyi, onlarla ilgili değerlendirme yapmayı bırakınız, bu sorunlarla hiçbir şekilde meşgul olmadığı, hatta bunların belki de yeterince farkında olmadığı izlenimini aldık, bunu üzüntüyle not ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, çok konuşuldu; fazla dağıtmadan ana noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Buradaki müzakereler açıkça göstermiştir ki, bugünkü hükümetin, üç yıllık bir uygulama sonucunda, bugün geldiği aşamada, şu temel noktalarda ekonomik hataları, yanlışları açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Diğer yönlerdeki hataları konuşmuyorum, sadece ekonomiye yönelik olarak, üç yıllık uygulama sonucunda kendisini gösteren temel hatalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Ben, daha kolay algılanmasına yardımcı olur umuduyla bunları sıraladım. Bugünkü hükümetin 12 temel yanlışını, temel hatasını bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Birinci yanlışınız: Üç yıllık uygulamanın sonucunda borçları artırdınız. Çok temel bir nokta, Türk ekonomisinin ana konusu; borçlar artmıştır. Borçlar, kamu borçları olarak artmıştır, Türkiye'nin toplam borçları olarak artmıştır ve uzun süreden beri ilk kez Türk özel sektörü borçlanmaya başlamıştır. Bankalarda kendisini gösteren borçluluk tablosu, şimdi şirketlerde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu, bir kur riski karşısında çok önemli bir kırılganlığı, çok önemli bir tehlikeyi Türk ekonomisinin, özel sektörünün sırtlanması anlamına gelmektedir. Bugünkü iktidar, devraldığı dönemdeki borç stokuna 100 milyar dolar ek kamu borcu olarak getirmiştir, 25-30 milyar dolar da özel sektörün borçlanması söz konusudur, bugün devralınan Türk ekonomisinin şu aşamadaki borç stoku toplam 125-130 milyar dolar kadar artırılmıştır. Bu, tabiî, Türk ekonomisinin doğru yönetilip, en büyük sorunundan kurtulması doğrultusunda bir ilerlemenin sağlanmadığını açık bir biçimde göstermektedir. Devraldığınızdan daha borçlu bir ülkeyi devredeceksiniz. Size devredilen ekonominin borç düzeyinin üzerine 130 milyar dolar kadar borç yapmış olarak devredeceksiniz, eğer, bunu, hemen şimdi devrederseniz; daha sonra devrederseniz ne olacak, bakacağız. Bu politika, çünkü, borçları azaltan bir politika değil, artıran bir politika. Birinci yanlış budur.

İkinci yanlışınız: Dışticaret açığını patlattınız; yani, dışticaret açığını artırdığınız falan yetmiyor; dışticaret açığını patlattınız. 45 milyar dolarlık bir dışticaret açığına, Türkiye gidiyor. İthalatı patlattınız; ithalat, dışticaret açığını patlattı. Türkiye, dışticaret açığı veren bir ülke olarak sorunlarını çözemez. Türkiye, her yıl daha çok dışticaret açığı veren bir ülke konumunda ilerleyerek, zaman geçirerek kalkınmasını sağlayamaz. Dünyada bu yöntemle kalkınmış bir tane bile ülke yok. Kalkınan bütün ülkeler dışticaret fazlası vererek kalkınıyorlar, dışticaret artısı sağlıyorlar; daha çok ihraç ediyor, ihraç ettiğinden daha azını tüketiyor. Siz, daha çok ithalat yapıyorsunuz, üstelik, ithalatın da, maalesef, önemli bir kısmı lüks tüketim malları olarak ortaya çıkıyor. Bilin ki, ithalattaki her artış, Türkiye'de bazı işyerlerinin kapanması anlamına gelmektedir. Bilin ki, ithalattaki her artış, Türkiye'de, yüzlerce, binlerce işçinin işinden yoksun kalması anlamına gelmektedir. İthalatı artırdık demek, Türkiye'de işsizliği artırıyoruz demektir; Türkiye'de, kuruluşların kapısına kepenk kapatıyoruz demektir; onları, üretim yapamaz hale getiriyoruz demektir ve bu ithalat patlaması, Türk ekonomisine, geriye dönüp en ağır darbe olarak olumsuz sonuçlarını yansıtmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ocak-eylül döneminde Türkiye, inci, pırlanta, yakut ithalatı için 3 569 000 000 dolar harcadı; ocak-eylül döneminde 3 569 000 000… Türkiye'nin toplam çiçek ithalatını, toplam sebze-meyve ithalatını toplasanız, bunun küsuratı olmaz, küsuratı olmaz.

Değerli arkadaşlarım 3,5 milyar dolar bunu yapıyorsunuz, üstelik de, tabiî, KDV'yi sıfırlayarak yaptınız; o da ayrı bir olay; ama, böyle bir kalkınma ekonomisi, kalkınma politikası yürütülüyor olabilir mi?!

Değerli arkadaşlarım, bu, vahim bir hatadır ve lüks ithalat patlamıştır. Türkiye'de ihracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıl eylül ayında yüzde 72,5'ti, şimdi yüzde 64,6'ya düştü; vahim bir gelişme. Bir yılda ihracatımız ithalatımızın yüzde 72'sini karşılarken, artık yüzde 64'ünü ancak karşılar hale geliyor; alarmdır bu değerli arkadaşlarım, alarmdır. Bunların farkında değil hükümet, bize anlatıyor; işin özü bu. Borçları artırıyorsunuz, ithalatı patlatıyorsunuz, dışticaret açığını patlatıyorsunuz, lüks ithalat almış başını gitmiş. Bu, Türk ekonomisini sıkıştırıyor, sıkıştırıyor, sıkıştırıyor. İşsizliğin altında bu var, sanayi kuruluşlarımızın geçim darlığı, piyasanın daralmasının altında bu var. Türkiye, dışarıdan alınan mallarla piyasa yapmaya çalışıyor, burada üretilen mallarla değil. Böyle ekonomi politikası olur mu? İkinci yanlışınız bu.

Üçüncü yanlışınız, gene bunlarla ilgili olarak ortaya çıkan; cari açığı patlattınız. Cari açığı patlattınız… Türk ekonomisini, en tehlikeli bir biçimde açık veren, kanama yapan, dışarıdan ancak elde ettiği dövizlerle ayakta durabilen, borçlandığı dövizlerle ayakta durabilen bir noktaya sürüklediniz. Size devredildiği zaman Türk ekonomisi 1,5 milyar dolardı cari açığı Türkiye'nin, şimdi Türkiye'nin cari açığını 24 milyar dolara çıkardınız. 24 milyar dolar!.. Yani, bir yıl daha böyle devam edecek olursa, sizi IMF de kurtaramaz, kimse kurtaramaz. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Bu, çok tehlikeli bir tablodur ve bunun farkında değil Türkiye'de bu hükümeti yönetenler. Bu konuda hiçbir tedbir arayışı içinde değiller, hiçbir tartışma içinde değiller, böyle bir mesele yokmuş gibi davranıyorlar. Çok vahim bir manzaradır. Temel, büyük yanlışı bu hükümetin ekonomi politikasının, cari açığı patlatmış olmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, gene bu hükümet, kamu yatırımlarını azaltmıştır; gene bu hükümet, toplam yatırımları azaltmıştır. Yatırımları azaltarak bir ekonominin kalkınması mümkün değildir, toparlanması mümkün değildir. Kalkınmanın, toparlanmanın çıkış yolu, mutlaka, yatırımların yapılmasıdır. Bu hükümet yatırım yapmayı ikinci plana itmiştir, yatırıma yönelik harcamalar çok ciddî şekilde azalmıştır ve bu, Türk ekonomisinin bir temel sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Yatırımları azalttınız.

Beşinci yanlışınız: Sanayileşme hızını düşürdünüz. Türk ekonomisinde temel parametrelere baktığınız zaman görülen şu: Sanayileşme hızı düşüyor Türkiye'de. Eskiden gayri safî millî hâsıla yüzde 5 arttıysa sanayileşme yüzde 10, yüzde 11, yüzde 12 artar idi; şimdi sanayileşme hızı gayri safî millî hâsıla artışının altında. Sanayileşme lokomotif olmaktan çıktı, sanayileşme sürükleyen sektör olmaktan çıktı; sürüklenen sektör haline geldi. Yanlış!.. Yapısı bozuk kalkınmamızın. Böyle bir modelle Türkiye'nin sorunlarını çözmesi kesinlikle mümkün olmaz.

Hayvancılığı ve tarımı büyük bir bunalımın içine soktunuz. Çok açık, çok net, ayrıntısına gerekirse birazdan gireriz, ama bu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum, hayvancılık ve tarım batmıştır. Orman köylüsü zaten perişandır, çiftçi de perişan olmuştur, besici de, hayvancılık yapan insan da ciddî bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ekonominin zafiyetlerini sıralıyorum. Çarpık bir vergi politikası izlediniz. Ayrıntılarına girmiyorum. Ayrıntılarına gireriz bunların gerekirse. Çarpık bir vergi politikası izlediniz. Yani, az kazanandan çok aldınız ve dünyada en yüksek oranda dolaylı vergi alan ülke konumuna Türkiye'yi getirdiniz. İstihdamın üzerindeki vergi ağırlığını dünya rekoru yaptınız; yüzde 42,7; OECD'de birinci. Bizim kadar, çalışan insanın üzerine vergi yüklemiş bir başka ülke yok. İstihdamı cezalandıran, mahkûm eden… İstihdamı cezalandırdığınız zaman, işsizliği teşvik ediyorsunuz. İstihdamı cezalandırdığınız zaman, yatırım yapmayı, tesis kurmayı, fabrika açmayı, kalkınmayı, sanayileşmeyi cezalandırmış oluyorsunuz. Oradan 3 kuruş alacağım diye, işin özünü tahrip ediyorsunuz ve bu, sistemli bir politika; artık, bu, taşınabilir olmaktan çıkmıştır. Tabiî, bunun yol açtığı ekonomik gelir dağılımı çarpıklıkları ayrı bir konudur; ama, bu, ekonomik işlerliği olmayan bir politikadır, sizi bir yere götürmeyecek olan bir politikadır ve bu politika, ortaya, sonuçlarını vermeye başlamıştır.

Kayıtdışını genişlettiniz değerli arkadaşlarım. Kayıtdışını genişletiyorsunuz. Kayıtdışının, geçmişte devraldığınızın ötesinde bir genişleme içine girdiğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Kayıtdışının genişlemesinin, hem ekonomik sorunları vardır hem rekabet eşitliğini ortadan kaldıran sonuçları vardır hem de bir süre sonra ortaya çıkacak ağır sosyal bedeli vardır. Bugün, insanlar, artık, emekli olma umudunu bırakmışlar, günü kurtarmak için bir iş arayışı içindeler; "bir işim olsun, işim asgarî ücretten bile olmasın gerekirse" deme noktasına gelmişler; "kayıtlı olmayı istemiyorum" diyorlar, "SSK'ya kaydetme beni" diyorlar. Bunun sonucu ne; bunun sonucu, bir süre sonra, insanlarımızın, emekli olma hakkından yoksun bir biçimde, yaş ilerlemiş, çalışamaz hale gelmiş, büyük sosyal sorunlarla karşı karşıya kaldığı bir tablonun içine sürüklenmesidir. Türkiye, çalışanına gelecek hazırlayamaz bir ülke haline geldi. Emekli olmak, emekliliğe yönelik harcama yapmak, artık, giderek azalıyor, giderek daralıyor. Çok tehlikeli bir gelişme ve kayıtdışı, pek çok yanlışın temelidir. Şu ana kadar, kayıtdışını azaltma ihtiyacının bu hükümet tarafından ifade edildiğini, bu doğrultuda bir politika hazırlandığını, önlemlerin ortaya konulduğunu, bu doğrultuda ciddî bir adım atıldığını gören, duyan var mı allahaşkına? Hiç bununla meşgul değiller, hiç… Kayıtdışı hababam genişliyor. Gelecekten umudunu kesmiş olmak demektir.

Değerli arkadaşlarım, gene, ekonomik hatalarınızı, yanlışlarınızı sayıyorum. Çarpık bir kur politikası izlediniz. Çarpık bir kur politikası… Bugün Türk Lirası ve dolar, euro ilişkisi, IMF'nin, Türkiye'nin resmî kuruluşlarının tespitine göre, yüzde 30 ila 40 arasında çarpıktır. Yani, bugün, elinize verilen rakamlar köpürtülmüş, şişirilmiş rakamlardır. Gayri safî millî hâsıla ne kadar; 350 milyar dolar. Peki, kur nasıl? Gayri safî millî hâsıla neyle hesap ediliyor; Türk Lirasıyla hesap ediliyor, sonra dolara çevriliyor. Hangi kurdan çevriliyor; bugünkü kurdan. Peki, ne o bugünkü kur; yüzde 30, yüzde 40 çarpık, makyajlı, gerçekçi değil. Yani, gerçeği ne; yüzde 30 şişkinliği indireceksin. İndirdiğin zaman ne iniyor; 350 milyar dolar gayri safî millî hâsıla 100 milyar dolar iniveriyor. 250 milyar dolar üzerinden borçlarınızı bir hesap edin bakalım, 250 milyar dolar üzerinden diğer bütün gelirlerinizi bir hesap edin bakalım; nasıl tablo ortaya çıkıyor. Kendimizi aldatıyoruz, kendimizi avutuyoruz. İdame ettirebiliyoruz ama bunu… Evet, ettiriyoruz. Allah göstermesin, idame ettiremez hale gelirsek perişan olur ortalık; ama, ne pahasına idame ettiriyoruz? Bunun sonu var mı? Böyle gider mi? Bu soruların sorulması gerekmiyor mu? Türkiye, 3 yıldır izlediği bu politikanın bu aşamasında, bu konuları ortaya atmak ve cevap aramak durumunda değil mi? Bunun platformu Türkiye Büyük Millet Meclisi değil mi? Bütçe görüşmeleri değil mi? Polemik yeri mi burası? Muhalefetin suçlanma yeri mi burası? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'yi sıcak para bataklığı haline getirdiniz. Türkiye, bugün, 40 milyar doların üzerinde bir sıcak paranın cirit attığı bir ekonomi haline gelmiştir. Sıcak para, ekonomide ciddî bir kanama yaratıyor, bir bolluk görüntüsü veriyor, bir döviz fazlalığı izlenimi veriyor, kurun gerçekçi olmayan, düşük düzeyde çıkmasına yardımcı oluyor, ithalatın olağanüstü yüksek düzeyde yapılmasına fırsat veriyor; ama, bütün bunların olumsuz sonuçları Türk ekonomisini kalıcı bir biçimde tahrip ediyor ve sıcak para, sadece günü kurtarmaya yarayan bir unsur konumunda olmanın ötesine geçmiyor.

Değerli arkadaşlarım, yine, bu hükümetin bir temel yanlışı, elde avuçta ne varsa, ucuz-pahalı, hukuka uygun-değil, doğru-yanlış demeden sattınız ve bunu marifet zannettiniz. Demin buraya bir arkadaşım çıktı, diyor ki: Falan falan kuruluşlar iyi paraya satıldı.

Yani, satışın fiyatıyla teselli arayan bir anlayışa gelmişsiniz. Siz, bu satışların, Türk ekonomisinin yarınına kalıcı tahribat getirmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz?! Türk ekonomisinin en temel kuruluşlarının, sanayi kuruluşlarının, bankalarının, telekomünikasyon kuruluşlarının şu fiyata-bu fiyata şimdi elden çıkmış olmasının yarattığı yapay geçici bolluk ortamının, bunlar elden çıktıktan sonra, beş yıl sonra, on yıl sonra Türk ekonomisine hayır getireceğini mi zannediyorsunuz?! Bunun iyi bir gidiş olduğunu mu düşünüyorsunuz?!

Bakın, rakamlar kalkınma gösteriyor; yüzde 9 kalkındık diyorsunuz geçen yıl, evvelki yıl. Ee, işsizlik patlamış!.. İşsizlik patlamış!.. Niye patlıyor?.. Siz, asıl, bundan sonra, ya, bu ekonomi niye böyle işliyor diye kara kara düşüneceğiniz günlerin hesabını yapın, eğer, bu satışlar bu şekilde gider, Türk ekonomisinin o temel kuruluşlarını ona buna kaptırırsanız. Bunu, ben, sadece kamu satışı için söylemiyorum, özel kuruluşlar da elden çıkıyor değerli arkadaşlarım, özel bankalar elden çıkıyor, özel sanayi kuruluşları, özel telekomünikasyon kuruluşları, özel oteller, turizm kuruluşları, bunların hepsi gidiyor. Türkiye, burada, kendi memleketinde, bir süre sonra, bir müstahdemler ülkesi haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 12 tane temel yanlışınızı söyledim, başka eklenebilir, uzatmaya gerek yok; ama, bunların 12'si de çok önemli temel yanlıştır ve bunların her biri ayrı ayrı incelenmeli, değerlendirilmelidir.

Bunun sonuçları ne oluyor; bunun sonuçları, önce, işsizlik oluyor. Bu politikanın doğal sonucudur. İşsizlik niye çıktı; işte, bundan çıktı, bundan çıktı. Bu kalkınma, ilerleme refah getirmez; bu, işsizlik getirir. İşte, işsizlik ortada.

Dün yayımlandı eylül ayının işsizlik istatistikleri; 45 000 yeni işsiz, işsiz ordusuna eylül ayında katılmış. Katılır… Siz, satıp savmaya devam edin bakalım!

Değerli arkadaşlarım, bunun sonucu nedir; bunun sonucu, protesto edilen senetlerin, çeklerin müthiş bir hızla artmış olmasıdır. Bakın, geçen yıl 1 katrilyon 617 trilyonluk bir çek, senet protesto edilişi vardı, geçen yılın tümünde; bu yılın sadece dokuz ayında 2 katrilyon 179 trilyonluk bir protesto var. Bu, herhalde, ekonomideki olumlu gidişin yansıması değildir. Bu, Türkiye'de yaşanan sorunların bu alanda da kendisini göstermesidir.

Bakınız, protesto edilen çekler, senetler artıyor, kapanan işyerleri artıyor. TOBB Başkanı, birkaç gün önce "45 000 bakkal, bu yıl, dokuz ayda kapandı" dedi ve "bu, bir sosyolojik patlamadır" dedi. (AK Parti sıralarından "TÜSİAD Başkanı" sesi)

TÜSİAD Başkanı değil, TOBB Başkanı dedi. 45 000 kapandı ve bu, bir büyük uyarı olarak TOBB Başkanı tarafından ifade ediliyor. İşyerleri kapanıyor…

Değerli arkadaşlarım, izlenen, demin anlattığım o 12 yanlışın sonucunu söyleyeyim: Onun sonucu, ücretlilerin ve emeklilerin reel gelirleri azalıyor. Ücretliler ve emekliler gelir kaybına uğruyorlar. Bu üç yıllık dönemde, sadece maaş ve ücretteki gelir kaybı yüzde 6'nın üzerinde olmuştur. Reel gelir kaybı, aldığınız nokta ile bugün geldiğiniz noktada bir yoksullaşmayı, bir gelir kaybını açıkça ortaya koymaktadır.

Kredi kartlarının ödenememesi... Kredi kartlarının ödenememesi neyin sonucu; bunun altında ne var?..

Değerli arkadaşlarım, buraya baktığımız zaman, tablo çok açık bir biçimde kendisini gösteriyor. Türkiye'de, 2004'te 73 452 kişi kredi kartı borcunu ödeyememişti, bu yılın ilk dokuz ayında 227 128 kişi; yani, aynı tempo devam ederse, yıl sonunda 300 000 kişi kredi kartını ödeyememiş durumda olacaktır. Bu, 300 000 ailenin içinde bir saatli bomba çalışıyor demektir. İşsizlik bir yandan, kredi kartlarının ödenememesi bir yandan. Bu soruna bir çözüm bulacağız diye, Meclis olarak hepimiz aylardır konuşuyoruz, hâlâ bir çözüm yok, hâlâ kredi kartlarındaki borçlara uygulanan faiz, yüzde 100'ün üzerinde faiz olmaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir ilgisizlik kabul edilebilir mi allahaşkına?! Yani, kimin sözü geçiyor sizin üzerinizde? O banka kredilerinin faizlerini bu düzeyde tutmak isteyenlerin mi sözü geçiyor, yoksa o fakir fukaranın, kredi borcunu ödeyemez hale gelmiş insanların mı? Türkiye'deki faiz ortada, enflasyon ortada; niye indirmiyorsunuz kredi kartlarında bunu?.. İndiremiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu, yanlış politikanın ortaya koyduğu bir temel üzüntü verici sonuçtur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, artık, asgarî ücret anlamını kaybetmiştir. Bu iktidar asgarî ücret iktidarıdır, bu iktidar asgarî ücret söylemiyle işbaşına gelmiş olan bir iktidardır.

Sayın Başbakanın bir çay-simit hesabı vardı, biliyorsunuz, gittiği her yerde onu yapıyordu.

AHMET YENİ (Samsun)Şimdi de yapacak.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt)Birazdan yine yapacağım.

DENİZ BAYKAL (Devamla)Şimdi yapamıyorsun.

AHMET YENİ (Samsun)Yapacağız, yapacağız.

DENİZ BAYKAL (Devamla)Yapamıyorsun; nerede?.. 500 000 lira çay, 1 bardak çay. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt)Çankaya'da o.

AHMET YENİ (Samsun)Sabredin.

DENİZ BAYKAL (Devamla)Ya, ya, ya... Git de kahvelere bir gör bakalım. Dinliyor vatandaş seni.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 27 Aralık 2005

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook