İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · CUMA

2006 merkezi bütçe kan.tas.(meb,yök,ösym,kredi ve yurtlar gen.müd.,üniversiteler)15 inci tur

Dursun Akdemir

Iğdır Milletvekili ·

Genel Kurul, 40. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Aralık 2005 · 2.104 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Dursun Akdemir, 23 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MEB,YÖK,ÖSYM,KREDİ VE YURTLAR GEN.MÜD.,ÜNİVERSİTELER)15 İNCİ TUR); konuşma 2.104 kelime.

Dursun Akdemir (Iğdır). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(meb,yök,ösym,kredi ve yurtlar gen.müd.,üniversiteler)15 inci tur”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/dursun-akdemir-22-2005-12-23-2006-merkezi-butce-kan-tas-meb-yok-osym-kredi-ve-yurtlar-gen-mud-uni (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Yükseköğretim Kurulu, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi ve üniversitelerimizin bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına, Yüce Meclisi, siz değerli milletvekillerini ve bizleri izlemekte olan Yüce Türk Milletini saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe ödenekleri ve imkânları kadar, bunları kullanan ve idare eden zihniyetin önemi büyüktür; çünkü, imkân ve imkânsızlık, bir noktadan sonra, tabi olduğu zihniyetin eseri haline alır. İşte, ben, bugün, konuşmamı böyle bir eksen üzerinde sürdürmek istiyorum. Gelişmiş ülke politikalarında yükseköğretim nasıl algılanmaktadır? Peki, Türkiye'de durum nedir?

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; henüz başında bulunduğumuz yeni bin yıl bilgi çağıdır. Bu bağlamda, çağın üreticisi ve yönlendiricidir bilgi. Bilgi toplumlarının yapısı, bilgiyi esas alan ekonomiler, ulusal rekabet gücünü artırmak ve rekabet stratejilerini geliştirmek üzere, yükseköğretimi merkezde bir konuma getirmiştir. Yükseköğretim, bilgi toplumunda lider konumundadır. Üzerine düşen liderlik rolünü gerçekleştirebilmesi için, üniversitelerin geleneksel kavramları ve işlemleri, yönetim ve finansman modeli ürünleri ile toplumla ve devletle ilişkileri yeniden tanımlanmaktadır.

Diğer taraftan, yükseköğretimin uluslararası boyutunun desteklenmesinin, çoktaraflı uluslararası ilişkilerde, ekonomik ve sosyal bütünleşmenin güçlendirilmesinde, daha esnek ve hareketli bir işgücü piyasası oluşmasında olumlu etkileri olacağı çok açıktır. Üniversitelerin bilgi ve araştırmalarında sanayiiyle ortaklık içinde olmaları, iş dünyasının ve hükümetin öncelikleriyle daha fazla ilişkilendirilmeleri, 21 inci Yüzyılda başarılı ekonomiler kurmanın anahtarı olarak görülmektedir.

Önceleri üniversitelerin tek işlevi eğitim ve öğretim iken, bugün, dünyanın her köşesinde, bilimsel ve teknolojik araştırmalarıyla, kültürel faaliyetler gibi toplumsal hizmetler de üniversitelerin temel işlevleri arasındadır. 1990'lı yıllarda yükseköğretim kurumlarının finansmanı ve yönetimi, tüm dünyada üniversite gündeminin ana maddesi olmuştur. Yükseköğretim öğrencisi başına düşen kamu kaynaklarından yapılan harcama miktarlarında reel düşüşler gözlenmiştir. Buna karşılık, serbest piyasa yönelimi ve müteşebbis üniversite modeli beraberinde reel öğrenim ücretleri durumu, özel yükseköğretim kurumlarının desteklenmesi konusu, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi politikalarını zorunlu kılmıştır.

Bugün, tüm dünyada, kamu finansmanının sınırları yeniden çizilmekte ve yükseköğretime dönük talep nedeniyle toplumun tüm kesimleri eğitim hizmetlerine yatırım yapmaya teşvik edilmektedir; yani, kamu kurumları dışındaki hizmet sağlayıcıları da yükseköğretim pazarına dahil edilmekte ve bu kurumlarla işbirliği geliştirilmektedir. Bu yönden, küreselleşmenin en görünür sonuçlarından biri, sınırların olmadığı yükseköğretim pazarıdır. Yükseköğretimdeki uluslararası talep, yükseköğrenim sektörü dışındaki hizmet sağlayıcılarını da dahil etmiştir; çünkü, birçok ülkede ne yerel kurumlar ne de hükümetler bu büyük eğilim ve yığılmayı karşılayacak yeterli kaynağa sahip değildir. Kamu kaynaklarının verimli kullanımı önceliğinin yanı sıra, kurumların alternatif gelir kaynakları bulmaları ve kaynak çeşitlendirmesi teşvik edilmektedir. Kurumsal yönetimden elini olabildiğince çeken devlet ise, giderek toplumsal hizmet ve büyümenin doğrudan doğruya sağlayıcısı olmaktan ziyade, bir kolaylaştırıcısı, devlet bir düzenleyicisi, yine, devlet, denetleyicisi olmakta ve bir ortak konumunu almaktadır. Bu çerçevede, müdahaleci devletten kolaylaştırıcı devlete doğru bir değişim söz konusudur.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu kapsamda, tüm dünyada kredi transfer sistemiyle uyumlu, esnek ve modüler sertifika programları oluşturulmasından yana olduğumu açıklamak istiyorum burada. Derece ve diploma gibi geleneksel nitelikleri, uzmanlaşma programları, meslekî ve beceri hedefli eğitim ve yaşam boyu öğrenme temeline dayalı modüler programlarla desteklenmeye başlanmaktadır; ki, bu işleyiş, Avrupa'da Sorbonne ve Bolonya deklarasyonlarıyla başlatılmıştır. Bunun içeriğini bütünümüz bilmekteyiz.

Bir diğer önemli belge ise, yükseköğretim kurumlarının özerkliği ve akademik özgürlük hakkındaki LİMA bildirgesidir. LİMA bildirgesinin içeriğini burada aktarmak istemiyorum; çünkü, vaktim çok kısıtlı. Bu hususun özenle altını çizmek istiyorum ki, eğitim hakkında yalnızca ekonomik özgürlüğün var olduğu ve yükseköğretim kurumlarının özerk olduğu bir ortamda tam anlamıyla yukarıdaki iki sivil toplum kuruluşunun görüşlerinden faydalanılabilinir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ülkemizin gerçeği olan bugünkü konumuza dönelim, yani, YÖK'e. Ülkemiz yükseköğretim tarihini, YÖK öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Burada bu konuda ayrıntıya girmeyeceğim; fakat, yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve koordineli bir merkezî planlamanın olmaması, özellikle de 60'lı ve 70'li yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayısı ile başka pek çok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle üç kesimli yükseköğretim sistemi, -ki, Türkiye'nin öyleydi- bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır; buna ek olarak son yirmi yılda ortaya çıkan, siyasî, sosyal ve ekonomik sorunlar yükseköğretimi olumsuz bir şekilde etkilemiştir; bu nedenle, 70'li yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz olmuş, bu amaçla 1981 reformu yürürlüğe konulmuştur.

1933'teki büyük üniversite reformundan sonra bu YÖK reformu üniversitelerde en büyük değişikliği getirmiştir. Bu reformla birlikte yükseköğretim sistemi bir model oluşturmuştur kendine; tüm akademiler, eğitim enstitüleri ve meslek yüksekokulları yeniden düzenlenmiş, bazı uygun ve elverişli yerlerde yeni üniversiteler oluşturmak amacıyla birleştirilmiş, bazıları yeni fakültelere dönüştürülmüş ve kendi bölgelerindeki üniversitelere bağlanmıştır.

Bu ölçüler içinde yapılanan YÖK, o günün koşullarına göre kendine göre atılımlarda bulunmuş, merkezî yönetimin ve yönlendirmenin hâkim ve geçerli olduğu bir yönetim tarzı oluşmuştur.

Değerli arkadaşlarım, ben, burada, konuyu, YÖK'ün üzerinde biraz durarak sürdürmek istiyorum. Ülkemiz, YÖK sistemini bugünlerde tartışıyor. Aslında, 1982 yılından beri tartışılan YÖK sisteminin bugün esastan değiştirilmesi tartışmalarında saflar netleşiyor ve olay özünden saptırılarak ideolojik kamplaşmaların çıkış noktası yapılmak isteniyor. Genel Başkanımız Sayın Erkan Mumcu'nun da dediği gibi, aleyhinde neredeyse bir külliyat oluşmuş olan YÖK sistemi, bugün daha önce eleştirilenleri bile savunulacak kutsal kaleye dönüştürmeye çalışıyor.

Bağımsız düşüncenin, çağdaş yapılanmanın, bilimsel sıçramanın rahmi özgürlük, tetikleyicisi ise aykırı düşüncedir. Bu nedenle de, özgürlük taraftarları, kuruluşundan itibaren YÖK'e karşı çıkmışlar ve YÖK sisteminin merkezî konumunu eleştirmeye çalışmışlardır. Yükseköğretim ve öğrenim kavramlarını yeniden tanımlanmaya muhtaç olduğu bu kapsamda da, yükseköğretimin yeniden yapılandırılması gerektiği, toplumun hemen hemen her kesiminin mutabık olduğu bir noktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; eğitim her insanın hakkıdır ve eğitimde fırsat eşitliği sağlanması devletin öncelikli görevlerinden birisidir. Nitelikli eğitim insan kişiliğinin ve onurunun tam gelişimini sağlar. İnsan haklarına, temel özgürlüklere ve barışa saygı duyulmasını öğretir. Eğitim, toplumsal eşitlik, barış, hoşgörü, ayrıca tüm ulusların eşit gelişimi ve çevrenin korunması gibi çağdaş toplumların ana hedeflerinin kavranmasında ve bunlara ulaşmasında önemli bir araçtır. İşte, yeniden yapılandırılması gereken Türk yüksekeğitim sistemi, bu anlayış üzerine oturtulmalıdır.

Yeniden yapılandırılacak bu sistemin esas unsuru, akademik özerklik olmalıdır. Özerklik, yükseköğretim kurumlarına iç işleyiş, malî işler ve yönetime ilişkin kararlar alınmasında, eğitim, araştırma ve diğer faaliyetlerde kendine özgü politika oluşturulmasında tam bağımsızlığın sağlanması şeklinde olmalıdır. Üniversiteler, devlet ve toplumun tüm diğer güçleri karşısında özgür bir tutum sergileyebilmelidirler. Akademik özerklik, akademik özgürlük zeminini oluşturmalı ve bunu güvence altına almalıdır. Akademik özgürlük ise, akademik çevre üyelerinin tek tek ya da toplu halde bilgiyi araştırma, bilgiyi inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma veya yazma yoluyla kazanımlarında özgür olmaları şeklinde tasarlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ideali bu şekilde kurgulanması gereken özerk bir sistem için, idarî ve malî özerklik başta var olması gereken en önemli konudur; yani, yükseköğretim kurumlarında idarî ve malî özerklikten vazgeçilemez. Bu çerçevede, üniversite içi ve dışı kurumlarda, idarî ve malî işler, ekonomik işler birbirinden ayrılmalıdır. Ekonomik nitelikteki tüm işlere ilişkin kararlar üniversitelerarası kurulda olmalıdır. Üniversiteler arasında eşgüdüm sağlayacak yükseköğretim eşgüdüm kurulu oluşturulmalı, idarî ve malî koşullarda özerklik ilkesini zedelemeyecek ölçüde yetkilendirilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, yine, üniversite içinde, senato akademik karar organı, yönetim kurulu ise idarî ve malî konularda karar organı olarak yeniden yapılandırılmalı, görev ve yetkiler buna göre düzenlenmelidir. Bu bağlamda, idarî özerkliğin gereği olarak, yönetim süreçleri, yükseköğretim kurumlarına ve paydaşlarına bırakılmalı, bu kurumların kendi üyelerinin demokratik usulle oluşturdukları organlar eliyle yönetilmesi ve denetlenmesi sağlanmalıdır. Üniversite yöneticilerinin tümüyle merkezî ve hiyerarşik bir tarzda görevlendirilmeleri, YÖK'ün yirmi yıllık geçmişinde en çok eleştirilen konular arasında yer almıştır.

Üniversite yönetimine yapılacak atamalarda rektöründen bölüm başkanına kadar üniversite öğretim üyelerinin söz sahibi olması, demokratik katılımı, denetimi ve objektifliği sağlayacaktır. Başarıyı ödüllendiren, başarılı insanların istediği üniversitede çalışmasına imkân veren bir düzenleme, sadece belirli yerleri üs edinmiş başarısız ve verimsiz insanları rahatsız etmelidir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle akademik hayatın ilk basamağı olan araştırma görevliliğine liyakat esasına dayalı bir seçim yapılamayışı, üniversite sisteminin geleceğini karartan bir özellik göstermektedir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Ayrıca, doğrudan öğrenciyi destekleyen kredi sistemleri kurulmalı, kurum destekleri sınırlandırılmalıdır bu çerçevede.

Biraz önce de söylediğim gibi, gerek üniversitelerde gerekse toplumun diğer kesimlerinde, Türkiye'deki yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması yönünde genel bir kanaat vardır. Bu nedenle, bu kanaati sonuçlandıracak şekilde bir çalışmaya gidilmelidir.

İşte, bu sebepledir ki, biz, Anavatan Partisi olarak, bugün, artık, yükseköğretimin, yalnızca eğitim değil, ekonomik, sosyal, topyekûn kalkınma politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin bilinci içindeyiz. Bunun içindir ki, müspet ilimler, sosyal ve manevî ilimlerle birlikte, teorik ve uygulamalı araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem verilmesi, sınaî, iktisadî, sosyal ve diğer konularda pratik araştırma ve geliştirmeye yönelimlerin teşvik edilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ekseninden ayrılmadan, yükseköğretimin yeniden yapılandırılmasının şart olduğuna inanıyoruz ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, genel hassasiyetleri ve ihtiyaçları gözönünde tutan, cumhuriyet ilkeleriyle bağdaşır bir tutum izlenmesinin gerektiğini de önemle vurguluyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yükseköğretimin yeniden yapılandırılması, cumhuriyet tarihimiz boyunca eğitim politikalarının bir parçası olarak görülmüş ve günümüze kadar gelmiştir. Hemen her hükümet, programında, bu hususa özel önem atfetmiştir. Örneğin, 58 inci ve 59 uncu hükümet programlarında, siz saygıdeğer üyelerin hepsinin bildiği şekilde, üniversiteye yaklaşımda bulunmuştur. Bu konuyu, 59 uncu hükümetin Sayın Başbakanı, sayın bakanları, bizden çok iyi bilmektedirler.

Şimdi, size soruyorum Sayın Başbakan ve bakanlar, tüm milletin, size vekâlet veren yurttaşların önünde size soruyorum: Geçen bu üç yıllık dönemde, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak hangi düzenlemeleri gerçekleştirdiniz? Size soruyorum: Ne yaptınız da, Yükseköğretim Kurumu, üniversite arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuştu?

Sayın Bakanım, size soruyorum: Hangi yasal düzenlemelerle, üniversiteleri, idarî ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu öğretim kurumları haline getirdiniz? Sorun, hâlâ, buzdolabında değil mi? Üstüne üstlük, milyonları aşan üniversite öğrencilerini, asistanları, öğretim üyelerini ve bunların yakın aile fertlerini, toplumu diğer kesimleriyle karşı karşıya getirdiniz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Ülkenin geleceğinden sorumlu olan üniversiteleri, halkın gözünden düşürdünüz ve prestijini sarstınız. Ülkemize, bilinçsizce kötülük yaptınız.

Yine size soruyum sayın hükümet temsilcileri: Sizin dönemizde, hükümet-YÖK arası anlaşmazlık ve koordinasyonsuzluk had safhaya çıkmadı mı? (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Çözüm diye sunduğunuz her şey bir sorun yumağı haline gelmedi mi? Yalnızca üniversite kesimlerinde değil, toplumun diğer kesimlerinde de endişe ve esefle izlenen ve huzursuzluğa neden olan söylemler ve uygulamalar, sizin hükümet ettiğiniz bu dönemde uç noktalara ulaşmadı mı?

FARUK AMBARCIOĞLU (Bursa)YÖK bilimle uğraşmıyor ki, siyaset yapıyor; biraz da bunu anlatın.

DURSUN AKDEMİR (Devamla)YÖK'ün kimliğinde, üniversiteleri ameliyat yapacağız dediniz, hasta masasına yatırdınız, toplumu da narkozla uyuttuk sandınız. Yirmibeş yıla yakın geçmişi olan YÖK, toplumun sesini işitir oldu, sivil toplum örgütlerini dinledi, kendi kendisini yargıladı, eleştirdi ve YÖK de reform istiyor. Üniversitelerimizin çağdaş, demokratik bir değişime ihtiyacı olduğunu, bilişim hızına uygun şekilde tüm yapı ve eklerinin yönetim birimini güncelleştirmeyi dillendirmeye başladı, hem de yetkililerinin ağzından.

Değerli arkadaşları, haydi, bütün bunların hepsini bir tarafa bırakalım; Yüce Türk Milletinin, size hediye ettiği tek başına başına hükümet etme erkine rağmen, kendi programlarınızdan okuduğum ve millete verdiğiniz sözleri yerine getirmemiş olmak hangi marifete uyar, hangi sorumlulukla bağdaşır.

Değerli arkadaşlar, zamanım yetmediği için burada konuşmalarımı sonlandırmaya çalışmadan önce, bazı konulara ayrıca değinmek istiyorum. 59 uncu hükümetin değerli bakanları, Hitler'den kaçan bilim adamlarının, Türkiye'de, Atatürk'ün engin devlet adamlığı yaklaşımıyla, nasıl yüceltildiklerini, lütfen, hatırlayınız; belki size yol gösterici olur; Türkiye üniversitelerindeki hocaları siz de aynı şekilde değerlendirirsiniz.

Değerli arkadaşlar, ÖSYM Başkanlığı hakkında da birkaç cümle söylemek istiyorum. ÖSYM Başkanlığı, öğrenci adaylarının yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmesini sağlayan Yükseköğretim Kurumuna bağlı bir kuruluştur. Üniversite seçme sınavının yanı sıra, kamu personel seçme sınavı, devlet işçi sınavı, LES ve KPSS gibi sınavlar ÖSYM Başkanlığı tarafından yapılıyor. Tabiî, bu kadar görevi yapan ÖSYM Başkanlığı hızla yeniden yapılandırılmalı, 2547 sayılı YÖK Kanununda gerekli değişiklikler yapılarak, ÖSYM Başkanlığı, sınav hizmetleri başkanlığına dönüştürülmelidir. Dolayısıyla, üniversite reformu yapılırken burada ayrıca ÖSYM de düşünülmelidir.

YÖK ve ÖSYM'de kadro sıkıntısı bulunmaktadır. Üniversitelerin en büyük sıkıntısı budur. Hükümet, ÖSYM ve YÖK'e kadro vermemektedir, YÖK ve ÖSYM'yi âdeta cezalandırmaktadır. Bu cezasından vazgeçmesini temenni ediyorum hükümetin.

Diğer bir konu, Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüdür. Üniversiteler ile Millî Eğitim Bakanlığının ortaklaşa Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün yürüttüğü yükseköğrenimde olan gençlere barınak sağlayan ve burs kredi veren bir kuruluştur. Bu kuruluşun çalışmaları, gerçekten, imkânsız öğrencilerimize önemli imkânlar getirmekte; ama, mevcut yurt imkânları kalabalık koğuşlarda olması nedeniyle bundan vazgeçilmeli, en az üç kişilik odalar olacak şekilde, bundan sonra, yurtlar konuşlandırılmalıdır. Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünde norm kadro uygulamasına mutlaka geçilmesi gerekir. Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün, AB uyum süreci içinde yeniden yapılandırılmasına hızla başlanılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, 53 üniversiteyi burada konuşmak, tabiî, mümkün değil; ama, bütçelerinde görüldüğü kadarıyla geçmiş yıllara oranla ve nüfusumuzun artış hızına oranda üniversitelere maddî kaynak verilmediği ve üniversitelerin, âdeta, cezalandırıldığı bir hükümet görüyoruz karşımızda. Bu nedenle, üniversitelerin kadro sorunlarını -tekrarlıyorum- tekrar hükümetin çözmesi lazım. Hükümet, gözümüzün ışığı ve bilim yuvası üniversitelere çağdaş normlarda önem vermeli ve üniversitelerde özellikle aile faaliyetlerine yeterince kaynak ayırmalıdır. Tıp fakültesi bulunan üniversitelerde sağlık ve yardımcı sağlık personeli ihtiyacı had safhadadır, giderilmelidir. Burada, üniversitelere genel bir öneri yapmak istiyorum. Sağlık kuruluşları üniversitelerde çoğalmıştır. Ülkemizde, tıp fakülteleri değil, artık, tıp üniversiteleri kurulması dönemi gelmiştir; çünkü, sağlıkla uğraşan birsürü fakülte ve yüksekokul vardır; bunlar, tıp üniversiteleri adı altında toplanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerde bilime siyasetin etkisi olmamalıdır. Üniversiter kişi siyasî kriterlere göre değerlendirilmemelidir. Toplumda, işte, üniversitelere karşı bakışın altında yatan, aslında, en büyük sorun budur.

Değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN AKDEMİR (Devamla)10 saniyeyle bitiriyorum efendim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 23 Aralık 2005

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook