2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (devlet planma, türkiye istatistik, sermaye.bankacılık, gap bölge,dış ticaret, ihracatı geliştirme) dördüncü tur
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Aralık 2007 · 985 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enis Tütüncü (CHP), 6 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (DEVLET PLANMA, TÜRKİYE İSTATİSTİK, SERMAYE.BANKACILIK, GAP BÖLGE,DIŞ TİCARET, İHRACATI GELİŞTİRME) DÖRDÜNCÜ TUR); konuşma 985 kelime.
Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (devlet planma, türkiye istatistik, sermaye.bankacılık, gap bölge,dış ticaret, ihracatı geliştirme) dördüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 6 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2007-12-06-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-devlet-planma-turkiy (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de ekonomik kalkınma açısından strateji ve politika planlamasının en fazla ihtiyaç duyulduğu bir zaman kesitinde, Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜİK bütçeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Evet, Türkiye’de planlamaya çok fazla gereksinim duyulduğu bir zaman kesitinden söz ettim, gerçekten. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çünkü, küresel kapitalizm öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, gelinen bu noktada ekonominin ve büyümenin insanla ilişkisi kopmuştur. Bugün dünyada iş yaratmayan büyüme yaygınlık kazanıyor. Büyüyen sektörler, bulunduğu ülkeye ya da o ülkenin insanlarına karşı, ne yazık ki, yeterince sorumluluk duymuyor. Bunlar, daha çok bağlı olduğu ana şirkete karşı sorumluluk içindedirler. Bunda da şaşılacak bir şey yoktur, oyunun kuralı budur. Çünkü, söz konusu şirketler, ana şirket adına yatırım yapmaktadırlar ve onun nam ve hesabına kâr sağlamayı amaçlamaktadırlar. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle, küreselleşmenin hızlanmasıyla birlikte küreselleşen piyasaların eşitsizliği, adaletsizliği, işsizliği ve yoksulluğu daha da artırmakta olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisi hâlâ bu gerçeğin farkına varabilmiş değildir.
Ekonomi gemisini gözü kapalı bir şekilde yürütmeye çalışıyorsunuz. Tabii ki, gemi yol alıyor, iklim müsait, ekonomi büyüyor, ihracat artıyor, bütçe açığı daralıyor, borçların millî gelire oranı geriliyor. Ancak, bunun maliyeti ne oluyor, topluma maliyeti ne oluyor, teknik deyimle sosyal alternatif maliyeti ne oluyor? Bunu, hiç ama hiç tartışmıyoruz, aklımıza getirmiyoruz. Bize göre, Türkiye’nin geleceğini bu yanlış politikalarla, bilinçsiz, rastgele politikalarla ipotek altına sokuyorsunuz.
Ayrıca, belli konulardaki iyileşmeleri sadece Türkiye’yi ele alarak, kapalı devre anlatıyorsunuz. Bizimle beraber benzer statüde olan diğer ülkelerde, acaba, 2002-2007 yıllarında nasıl ve hangi alanlarda gelişmeler sağlanmıştır, bunları hiç dile getirmiyorsunuz.
Bakınız, bize benzeyen ekonomilerin 2002 ile 2007 arasında ortalama ekonomik büyüme hızı Türkiye’den daha yüksek olmuştur. Karşılaştırmayı son iki yıl itibarıyla ele alırsak, yani 2006 ve 2007 yıllarını ele alırsak, gelişmekte olan, daha doğrusu bize benzeyen ülkelerle Türkiye’nin arasındaki kalkınma hızı daha da artıyor, açılıyor. Onlar yüzde 7,3 kalkınmışlar, Türkiye ise yüzde 5,5 kalkınmış ve bu ülkeler, yani bize benzeyen ülkeler, Türkiye’den daha yüksek büyüme hızlarını, çok daha düşük cari açıklarla gerçekleştirmişler. Örneğin, benzer ülkelerin ortalama cari açık oranı 2002-2007 yılları arasında yüzde artışın katı olarak yaklaşık 1,5 kat artmışken, Türkiye’de 10 kat artmış.
Yetkililer sık sık şunu dile getiriyorlar: “Finanse edildiği sürece cari açıkla yaşamaya devam edeceğiz.” Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlayış, Türkiye’yi yabancının parasına aşırı ölçüde bağımlı bir spekülatif büyüme modelinin tutsağı hâline getiriyor. Bugün bir birimlik bir ekonomik büyüme veya ihracat artışı sağlamak için Türkiye önceki yıllara göre daha fazla miktarda ithalat yapmak zorundadır. Nitekim, 2002 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70’lerin üzerindeyken, şimdi yüzde 60’lara gerilemiştir. Artan ithalatın finansmanını nasıl karşılıyorsunuz? Dışarıdan borçlanarak. Borçla gerçekleştirilen ithalatın artışı ise, her gün sayıları daha fazla artan yerli sanayiciyi piyasadan kovuyor, piyasadan sürüyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuçta ne oluyor, şu anda belki farkında değiliz, ama sonuçta ne oluyor? Kan kaybederek ekonomik büyümeyi şimdilik sağlamış oluyoruz. Kendini yok eden, üretim gücünü yok eden, bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirme çabasında olan tek ülke şu anda Türkiye’dir. İşsizlik ve yoksulluk artıyor, bugün gerçek işsizlik, benden önce konuşan arkadaşlarımızın da dile getirdiği gibi, resmî işsizliğin en az 2 katıdır.
Hükûmet, asgarî ücreti 419 YTL’ye çıkardığını iftihar ederek, sık sık dile getiriyor. Peki Türk-İş’in hesapladığı açlık sınırı nedir? Yaklaşık 700 YTL. Buna göre ücret ve gelirleri 419 YTL ile 700 YTL arasında olan ne kadar işçi, memur, çiftçi, küçük esnaf ve sanatkâr, hatta, emekli var ise, demek ki, bunların hepsi açlık sınırının altında yaşam mücadelesi yapıyor. AKP’den önceki yıllarda Türkiye’de kimsesizlerin, garibanların, işsizlerin açlığından ve yoksulluğundan söz ediliyordu, ama AKP döneminde ne yazık ki, çalışan, üreten ya da sosyal güvenlik şemsiyesi altında olanların açlığından ve yoksulluğundan söz eder duruma geldik.
Tarım ve hayvancılıktaki çöküş derinleşmektedir. Çiftçimiz borcunu döndüremiyor değerli milletvekilleri. Tarım Krediye ve Ziraat Bankasına olan borcunu ödeyebilmek için Türkiye’de çiftçilerimiz, yabancı bankalara gidip tüketici kredisi borcu yapıyorlar ve borçlarını döndürmeye çalışıyorlar.
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye)Öyle bir şey yok! Öyle bir şey yok!
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Böyle bir şey var! Bugün Hayrabolu’da -örnek vereyim size- 700 bin dönüm toprağımız vardır, 350 bin dönümü ipotekli hâle gelmiştir. Gidiniz Hayrabolu’daki çiftçilerden öğreniniz.
Küçük esnaf ve sanatkârın büyük bölümü, dükkânını siftah yapmadan kapatırken, ayrıca, Bağ-Kur ile Maliyenin kıskacından kurtulamıyor. Ödenmeyen çekler, protesto edilen senetler ve iflaslar hızla artıyor.
Türkiye’nin borcunu beş yılda ikiye katladınız değerli milletvekilleri. Dünyanın en yüksek reel faizini vererek son beş yılda 161 milyar dolar faiz ödediniz. Yanlışlarınızla, Türkiye’yi son derece tehlikeli yeni bir tür borçlanma noktasına getirmektesiniz. Geçmiş dönemlerde dış açık ve borçlanma kamu sektöründen kaynaklanıyordu, ekonomi krize girdiğinde istikrar arayışlarında kamu bütçe dengesinin sağlanması yeterli oluyordu. Şimdi ise özel sektörün borç yüküyle karşı karşıya ekonomi. Toplam dış borcun yüzde 61’i bugün özel sektör borçlarıdır. 2007 Haziranında 140 milyar dolara ulaşmıştır özel sektör borçları. 2002-2007 arasındaki artış oranı yüzde 210. Bu durum ulusal ekonominin dengelerini tehdit etmeye başlamıştır Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bu nedenle, Hükûmetin, Merkez Bankasının ve hatta IMF’nin bir an önce şu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor: Türkiye’nin tutsak edildiği bu dışa bağımlı, spekülatif büyüme sürecinde özel sektörün aldığı kararlar gerçekten akılcı kararlar mıdır, doğru kararlar mıdır ve toplumsal yarar açısından en doğru kararlar mıdır? Eğer kur riski patlarsa özel sektörün bu borçları nasıl karşılanacaktır, kimin tarafından karşılanacaktır? Hükûmetin ve Merkez Bankasının bu konuyu bir an önce açığa kavuşturması gerekmektedir.
Ne yapmak gerekiyor? Türkiye’de sanayileşmeyi ve teknolojik gelişmeyi hızlandıracak politikaları acilen uygulamaya sokmalısınız. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyada yükselen sanayiler var, güneşi yükselen sanayiler var. Bunun için, dünyada güneşi yükselen sanayileri ya da güneşi batmayan sektörleri dikkate alarak, Hükûmet bir an önce yeni bir kalkınma yol haritası hazırlamalıdır. Bu harita uyarınca üretimde, ihracatta, istihdamda ciddi bir atılıma girişmelisiniz, Dokuzuncu Plan’ı bu çerçevede strateji ve politika planlaması mantığıyla yeniden revize etmelisiniz ve Devlet Planlama Teşkilatını da bu çerçevede yeniden organize etmelisiniz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de kamu sabit sermaye yatırımları çok düşük, çok düşük. Avrupa 100 dolar kamu sabit sermaye yatırımı yapıyorsa, Türkiye 15 dolar yapıyor. Yani böyle bir şey olabilir mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 6 Aralık 2007