2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Aralık 2008 · 816 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enis Tütüncü (CHP), 18 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 816 kelime.
Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2008-12-18-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı bütçeleri üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, AKP İktidarının yedinci bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçede, nihayet, son derece önemli bir sorunun keşfedilmiş olduğunu görüyoruz; bu, ulusal tasarrufların düşüklüğü sorunudur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri olarak bu sorunun Türkiye'nin geleceğine nasıl büyük maliyetlere yol açtığını yıllardan bu yana dile getirdik, ancak altı yıl sonra Hükûmetin bu sorunu nihayet bütçe mantığı içinde görmüş olması karşısında “Günaydın baylar ve bayanlar!” demek geliyor içimizden.
Sorunun öneminin daha iyi anlaşılması için konuya kamu-özel ayrımında bakılmasında yarar var. Kamu tasarruf-yatırım dengesi, AKP döneminde, ilk ve tek kez 2006 yılında fazlaya dönüşmüş, 2007 ve 2008 yıllarında tekrar açık vermeye başlamıştır. 2008’deki açığın millî gelire oranının yüzde 2’ye yaklaşacağı tahmin edilmektedir. AKP’nin kamu tasarruf yatırım dengesinin tutturulması çabalarında yaptığı en büyük yanlış, kamu sabit sermaye yatırımlarının millî gelir içindeki payının düşük tutulmasıdır. Öyle ki kamu sabit sermaye yatırımlarının 2000 yılındaki düzeyinin ancak ve ancak 2007 yılında aşılabildiğini hayretle görüyoruz. Bu hiç iyi olmamıştır değerli milletvekilleri. Türkiye'nin kamu altyapı yatırımlarına, özellikle de teknolojik, enerji, sulama, tarımsal altyapı yatırımlarına şiddetle ihtiyacı vardır. Türkiye, gelişmiş Avrupa Birliği ülkelerinin her yıl yapmakta olduğu kamu sabit sermaye yatırımlarının ancak yüzde 15’ini, yüzde 20’sini yapabilmektedir. Yani AB ülkeleri ile arayı kapatacağımıza daha da geriye düşürüyoruz. Aslında kamu sabit sermaye yatırımlarının yeterince yapılmaması, o ülkenin geleceğinin çok gizli ve ağır bir borç yükü altına sokulması anlamına gelir.
Değerli milletvekilleri, özel sektör tasarruf-yatırım dengesine gelince, bu, 2005 yılından itibaren açık vermeye başlamıştır. Öyle ki açığın büyüklüğü 2007’de millî gelirin yüzde 4,4’üne ulaşmıştır. Burada altının çizilmesi gereken bir nokta var. Özel kesim tasarruf-yatırım dengesindeki kötüleşme yatırımlardaki ılımlı artışın ötesinde –dikkatinizi çekiyorum- özel kesim tasarruflarındaki azalmadan kaynaklanmıştır. Özel kesim tasarruflarının millî gelir içindeki payı 2007’de yüzde 13,9’a düşmüştür, oysa bu oran 2002’de dahi yaklaşık yüzde 24 dolayındaydı. Tabii ki kamunun açığını böylece özel sektöre transfer etmiş oluyorsunuz.
Şimdi, değerli milletvekillerim, kamu artı özel yani toplam yurt içi tasarruflarını ele alırsak, bunun millî gelire oranının yüzde 15’lere düştüğünü endişeyle tespit ediyoruz. Bu oran Norveç’te yüzde 39, Hindistan’da yüzde 35, Rusya’da yüzde 31, Güney Kore’de yüzde 30, Endonezya’da bile yüzde 28 seviyesinde, bizde yüzde 15’lerde. Sayın Maliye Bakanımız konuşmasında, bütçe konuşmasında bu tabloya değiniyor, sonra bu iyi bir şeymiş gibi aynen şöyle diyor: “Bu, Türkiye'nin tasarruf etmeden yatırım yapabildiğini göstermektedir.” diyor Sayın Maliye Bakanımız, sanki bu iyi bir şeymiş gibi. Yoruma bakınız, el insaf değerli milletvekilleri!
Hepimiz biliyoruz ki Türkiye'nin birçok alanda dış kaynağa, yabancı sermayeye ihtiyacı vardır; bu ayrı bir şey. Ama siz, tasarruf kavramının önemini ancak yedinci bütçede keşfedeceksiniz, birçok ülkenin yarısından az tasarruf yapacaksınız, tasarruf-yatırım açığını dış dünyada hiç yaşanmamış bir para bolluğu sayesinde kapatmaya çalışacaksınız, ama bu bollukta dahi dünyanın en yüksek faizini ödeyeceksiniz, ithalatı ucuzlatıp patlatacaksınız, yerli sanayicinin piyasadan sürülmesine, kovulmasına yol açacaksınız, sonuçta Türkiye ekonomisini yabancı kaynaklara aşırı bir şekilde, afyon bağımlısı gibi, bağımlı hâle getireceksiniz, olumsuzluklar karşısında burada çıkacaksınız hâlâ “Türkiye tasarruf etmeden yatırım yapabilmektedir.” diye övüneceksiniz. Olmaz sayın milletvekilleri, olmaz! Elin tarlasındaki taşla o tarlanın kuşunu size vurdurmazlar. Vurmakta ısrar ederseniz, işte Türkiye'nin bugünkü manzarasını yaratırsınız.
Türkiye'nin manzarayı umumiyesi şöyle değil mi: Tarım ve hayvancılık darbe üzerine darbe yememiş midir? Çiftçi perişan edilmemiş midir? Bana söyler misiniz, hangi çağdaş ülkede, hangi Avrupa Birliği ülkesinde açlık sınırının altında asgari ücret vardır? Asgari ücret, birçok yerde ortalama, bazı yerlerde azami ücrete dönüşmemiş midir? Hatta asgari ücretin altında, sigortasız, kaçak çalışan yurttaşlarımızın sayısı hızla artmıyor mu? Asgari ücret düzeyinde gelire sahip işçi, çiftçi, küçük esnaf ve sanatkârın nasıl ayakta kaldıklarını bilmiyor musunuz? Emekli dul ve yetimlerin önemli bölümünün açlık sınırları altında nasıl yaşam mücadelesi vermek zorunda olduklarını görmüyor musunuz? Kredi kartı borçlarında patlama yaşanmıyor mu bu ülkede? Protesto edilen çek ve senetlerin sayısında, iflas eden, kepenk kapatan esnaf, sanatkâr, ticaret erbabı ve sanayici sayısında patlama yaşanmıyor mu bu ülkede? Son bir yıl içinde, bu ülkede yaklaşık 300 bin insan işsiz kalmadı mı? AKP işbaşına geldiğinde, 2002 yılında bedava ekmeğe, bedava erzak paketlerine, kömür çuvallarına muhtaç bu kadar çok, milyonlarca insanımız var mıydı?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Daha fazla vardı.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Değerli arkadaşlarım, şimdi, ne yapmak lazım? Evet, yurt içi, yineliyorum, yurt içi tasarruf açığını keşfetmeniz güzel. Bu, yaşamsal önemdedir. Bunun millî gelir içindeki payı 2003’te yüzde 2,6 iken 2008 yılında yüzde 6,6’ya yükseleceği tahmin edilmektedir. Bunun finansmanını da bu ekonomik kriz ortamında yapamayacaksınız.
Aslında vurgulamak istediğim konu, bu planlama bütçesinde bu konuya odaklanmaktaki muradım, yurt içi tasarruf eksikliğinin cari işlemler bilançosundaki açığın ana kaynağı olduğunu vurgulamaktır. Bunu, artık, görmek mecburiyetindeyiz.
Ne yapmak lazım değerli milletvekilleri? Neoliberal ekonomi politikaları artık iflas etmiştir. Türkiye için Keynesyen ekonomi anlayışını, yeni teknolojik devrim ve küreselleşme koşullarında yeniden değerlendirmeliyiz. Türkiye’de üretimi, sanayileşmeyi, verimliliği, gelir dağılımındaki adaleti ön plana çıkaran insan odaklı bir sosyal devlet anlayışına ihtiyaç var; buna geçmeliyiz. Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜİK bu çerçevede yeniden organize edilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 18 Aralık 2008