İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Enis Tütüncü

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 40. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Aralık 2010 · 883 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Enis Tütüncü (CHP), 23 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 883 kelime.

Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2010-12-23-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

20’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde genelde KİT’lerin görev zararlarının karşılanmasıyla ilgili. Şimdi şöyle bir soru sormak istiyorum makro bir değerlendirme çerçevesinde: KİT sistemi şu anda kârda mıdır, zararda mıdır? Bu sorunun yanıtıyla başlamak lazım.

Değerli milletvekilleri, KİT sistemi 2001 yılından bu yana kâr etmektedir. Toplam KİT sisteminin kârlılığını son iki yıl itibarıyla sizinle paylaşayım: 2009 yılında 6 milyar 300 milyon liralık bir kâr edilmiş, 2010 yılında ise 5 milyar 200 milyon liralık kâr edilmesi bekleniyor. Özelleştirme kapsamındaki KİT’lerin durumuna baktığımız anda, kârlılık miktarı daha da artıyor. 2009 yılında, özelleştirme kapsamındaki KİT’lerin kâr miktarı 7 milyar 800 milyon lira olarak gerçekleşmiştir, 2010 yılında ise 9 milyarın üstünde bir kâr yapması beklenmektedir.

Bütçeden KİT’lere yapılan transferlere gelince: 2006 yılından itibaren bu transferlerde bir azalma gözleniyor. 2010 yılı sonu itibarıyla, tahminî söyleyeyim size, üç kalemde toplam 6 milyar 800 milyon liralık bir transfer beklenmekte. Bunun iki temel nedeni var, dikkatinizi çekiyorum: Birincisi, Devlet Demiryollarının yatırımları ve bu kurumun sosyal güvenlik kurumlarına borçları; ikincisi ise, Türkiye Taşkömürü ile Türkiye Kömür İşletmelerinden bedelsiz alınan kömürler, yani bedava kömür dağıtımının faturası ve Türkiye Kömür İşletmelerinin, TTK’nın sosyal güvenlik kurumlarına olan borçları. Yani, bu iki neden olmasa, KİT sistemi hazineye hiç yük olmayacak, dikkatinizi çekiyorum, hiç yük olmayacak, daha fazla kâr edecek, daha fazla yatırım yapacak -nitekim, 2010 yılında 7 milyar 200 milyon liralık yatırım programlanmıştır- ve daha fazla istihdam yaratacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, tarımsal KİT’lerden ikisi hakkında kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum: Toprak Mahsulleri Ofisi, sözün ona, çiftçinin kara gün dostu. Toprak Mahsulleri Ofisinin hububat piyasasındaki düzenleyici rolü artıyor mu, azalıyor mu? Artıyor. Bunu biz söylemiyoruz, bütçenin analizinde Hükûmet söylüyor, “Artıyor” diyor, itiraf ediyor. Peki, bu gerçek ortadayken kurumun elini kolunu neden bağlıyorsunuz? Alım merkezlerinin çoğunu kapattınız, finansman olanaklarını daralttınız Toprak Mahsulleri Ofisinin. Burada, çiftçimiz adına sesleniyorum: Toprak Mahsulleri Ofisini yeni bir anlayışla ayağa kaldırınız, bir an önce gereğini yapınız.

Et ve Balık Kurumuna gelince: Bunun durumu ise daha da vahim. Türkiye, bugün, yurt dışından canlı hayvan ithal etmek zorunda. Bu duruma düşürülmesinde Türkiye'nin, Et ve Balık Kurumunun gözden çıkarılmış olmasının çok büyük bir payı vardır, bunun altını çiziyorum. Hükûmet, 2010 yılı sonuna kadar sıfır gümrük vergisiyle ya da gümrük vergisiz 60 bin ton canlı sığır ithal anlaşmaları imzaladı. Bu arada Et ve Balık Kurumu 16 bin ton canlı sığır ithalatı yaptı, 2010 yılı sonuna kadar ise 6.100 ton canlı sığır ithalatı yapmayı programladı. Yani biz yıllardır besicileri ihmal ettik, destek vermedik, yeterli desteği vermedik, şimdi yabancı ülkelerin besicilerini abat ediyoruz, dolarla abat ediyoruz, helal olsun AKP’nin politikasına.

Sonuç? Ne oldu sonuç? Et fiyatları ucuzladı mı? Hayır. Neden ucuzlamadı? Et ve Balık Kurumunu öylesine çökerttiniz ki, satış ve pazarlama ağı öylesine paramparça oldu ki, öylesine aciz bir durumdaki Et ve Balık Kurumu nasıl etkili olabilir?

Bu yaşananlar, bize göre, AKP’ye bir ders olmalıdır, bir ders olmalıdır. Neden ders olmalıdır? Kamu girişimciliğine sürekli olarak ideolojik açıdan ret anlayışıyla bakıyorsunuz. Bu doğru değildir. Bu doğru değildir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkenin yararı varsa aynı zaman kesiminde hem özelleştirilme yapılabilmelidir hem de rekabetçi, özerk, yeni bir kamu girişimciliği anlayışına yer verilmelidir yani ideolojik reddi anlayışını terk etmelisiniz. Biz konuya ideolojik bakmıyoruz. Dikkatinizi çekiyorum: 1930’lu yıllar devletçiliğini savunmak bugün kesinlikle mümkün değildir. Bu konu şu açıdan önemlidir: Türkiye dünya ekonomisinde kazanan ülkeler safına geçecek mi, geçmeyecek mi? Kim istemez ki, tabii geçsin. Peki, bunun yolu nereden geçiyor? Değerli milletvekilleri, bunun yolu, sanayi üretim yapısını, ileri teknolojili, yüksek katma değerli, rekabetçi bir yapıya dönüştürmekten geçiyor ve böyle bir yapıyı ekonominin sürükleyici gücü hâline getirmekten geçiyor.

Değerli milletvekilleri, imalat sanayisi üretiminde ileri, yüksek teknoloji endüstrilerinin payı yüzde 5’in altına inmiş durumdadır. AKP iktidara gelmeden önce yüzde 5’in üzerindeydi. Türkiye ekonomisi, Allah aşkına, -dikkatlerinize sunuyorum- böylesine geri bir teknoloji düzeyiyle dünyada nasıl rekabet edebilir, nasıl ayakta kalabilir? Bu çarpıklığı mutlaka dengelememiz lazım. Bu yolda özel sektör, örneğin bilgi çağı teknolojilerinde, elektronik, elektromekanik, bilişim, iletişim, nükleer teknoloji, uzay teknolojisi, nanoteknoloji gibi sektörlerde yatırım yapamıyor ise çeşitli nedenlerden dolayı, yeni kamu girişimciliği modeli devreye girmesin mi ya da kamu artı özel ortaklıklar kurulmasın mı? Hatta yabancı sermaye ortaklıklarına kamu gitmesin mi? “Hayır, gitmesin.” diyorsanız, ne olacak? Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki Türkiye, Sanayi Devrimi’nin endüstrilerini ve teknolojilerini tam gerçekleştiremedi, büyük bölümünü ıskaladı, şimdi ise yeni teknolojik devrimin yani bilgi çağı devriminin teknolojilerinin endüstrilerini ıskalayacak.

Değerli milletvekilleri, biz, yeni kamu girişimciliği modelini Doğu ve Güneydoğu Anadolu için çok önemsiyoruz. Eğer tüm yeni teşviklere rağmen özel sektör oraya gitmiyor ise özel sektör ile kamuyu bir araya getirmek mecburiyetindeyiz. Yeni girişimcilik anlayışı, piyasa koşullarında rekabet edecek, siyasetin kesinlikle eli uzanmayacak, tam anlamıyla özerk, hatta ve hatta yabancı sermayeyi de davet ederek Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir an önce fabrikaların açılması gerekiyor. Yani AKP olarak orada hapishane açma düşüncesini bir an önce terk etmelisiniz değerli milletvekilleri.

Son olarak, kamu girişimciliği bağlamında Halk Bankası ile Ziraat Bankasının durumuna değinmek istiyorum. Halk Bankası, biliyorsunuz özelleştirme programına alındı 2007 Şubatında, yüzde 25’i kamuya arz edildi. Ama Halk Bankasında kamunun ağırlığını korumak mecburiyetindesiniz, bu bankayı özerk KOBİ ve esnaf bankası konumuna getirmek mecburiyetindesiniz. Ziraat Bankasını da tarım ve hayvancılığı, kooperatifçiliği finanse edecek özel bir ihtisas bankası konumunda yeniden organize etmelisiniz.

Sayın Başkan, teşekkür ederim. Bu bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

162 konuşma daha · 23 Aralık 2010

162 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook