İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Genel Kurul konuşması

Erdal Karademir

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2004 · 1.441 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erdal Karademir (CHP), 8 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.441 kelime.

Erdal Karademir (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdal-karademir-22-2004-07-08 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Belediye Kanunu Tasarısının 69 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki kırsal alanlardan kentlere ve büyük illere yönelik yoğun göç, kentsel toprağa yönelik talebin artışına neden olmaktadır. Doğal olarak kentler, büyüme nedeniyle yeni yerleşme alanlarına gereksinim duymaktadır. Bu durum, belediyelerde, hem planlama hem de altyapı sorunlarını beraberinde getirmektedir.

Tasarının bu maddesiyle belediyeler, düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplukonut yapmak, kiralamak ve bu amaçla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, satmak, takas etmek, diğer kamu kurumları ve bankalarla işbirliği yapmak, gerektiğinde onlarla ortak projeler üretmek konularında yetkili kılınmıştır.

Tasarıda, belediyelerin bulundukları yerleşim yerlerinin sağlıklı ve düzenli gelişmesi ve kentleşmesi için kent planları hazırlayacakları hüküm altına alınmış olmasına rağmen, bu yaklaşım, planlı kentlerin oluşması için yeterli değildir; çünkü, imar planlarının yapılması önemli; ama, asıl önemli olan, yapılan imar planlarının yaşama geçirilmesidir; yani, imar planlarının uygulanması gerekiyor. Bunun için, tasarıya, imar planlarının imar programları çerçevesinde etaplar halinde uygulanma zorunluluğu getirilmelidir. Belediyelerin yapacakları yatırımların ve imar planlarının uygulama etaplarını belirleyecekleri imar programları yapmaları, İmar Kanununun da bir gereğidir. Oysa, tasarıda, ne belediyelere ne il genel meclislerine ne de encümenlere bu konuda görev verilmiştir. Tasarılar, arsa üretmek ve konut üretmek için belediyelere kamulaştırma yapma yetkisi tanımaktadır. Kamulaştırmalar, kamu yararının gerektirdiği durumlarda yapılabilir ve öyle de olmalıdır. Kamulaştırılacak yerler planlarla belirlenir ve bu, bir anayasal gerektir; oysa, tasarılarda, bireylere ve kooperatiflere arsa satmak için belediyelerin kamulaştırma yapabilecekleri belirtilmekte olup, Anayasaya aykırı bir durum yaratılmaktadır. Örneğin, lüks konut alanları üretmek ya da böylesi konutlar yapmak isteyenlere arsa satmak için kamulaştırma yapılamaz ve yapılmamalıdır.

Tasarının bu maddesinde, arsa ve arazi üretimi tanımlanırken "bunların satışında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereği takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan" ifadesi yer almaktadır.

Değerli arkadaşlarım, oysa, 2942 sayılı Kanundaki kıymet takdir komisyonları, 24.4.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle kaldırılmıştır. Dolayısıyla, bu komisyonlar, ilgili idarenin bünyesinde kurulacaklardır; kaldı ki, parsel sahipleri, idarece kurulan komisyonlarca tespit edilen bedelleri kabul etmek zorunda değildir. Çünkü, Kamulaştırma Yasasının yeni durumunda, idarelerin, öncelikle anlaşarak satın almayı deneyeceklerine, anlaşma olmazsa, yargı kararıyla uzlaşma sağlanmasına yer verilmiştir. Yasa tasarısını hazırlayanların bunlardan haberleri olmadığı anlaşılmaktadır.

Tasarının geçici 1 inci maddesinde, 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde kalan hazine arsa ve arazilerinin büyüklüğüne göre belediyelere devredilmesi öngörülmektedir. Oysa, hazine arazilerinin belediyelere devri, 4916 sayılı Yasayla değişik 4706 sayılı Yasada öngörülmekte; ancak, koşullara bağlanmaktadır. Buna göre, hazine arazilerinin 3 yıllığına bedelsiz olarak belediyelere devredilmesi, ancak, bu süre içinde imar planı ve parselasyonlarının yapılması ve ardından, kamu hizmetlerine ayrılan yerlerinin hazineye terk edilmesi, konut veya ticarete ayrılan yerlerin hazinenin onaylayacağı bedelle satılması ve elde edilecek bedelin, Maliye Bakanlığı, büyükşehir belediyesi, ilçe ve alt kademe belediyeleri arasında paylaşılması, belirtilen sürede satış gerçekleşmezse, hazine taşınmazlarının hiçbir şarta bağlı olmadan hazineye geri dönmesi öngörülmüştür. Halen yürürlükte olan bu yasaya hiç değinilmeden, bu kez başka bir öneri getirilmektedir.

Ayrıca, bu tasarıda, 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde deyimiyle, hazine arazilerinin 1/1 000 ölçekli uygulama imar planlarındaki durumlarına bakılmaksızın devre konu yapılması söz konusudur. 1/1 000 ölçekli uygulama imar planlarında, yol, meydan, park, eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, hal, pazar yeri ve benzeri gibi alanların tahsis edilip edilmediğine bakılmaksızın, belediyelere 1/5 000 ölçekli plan kararlarına göre satış konusunda yetki veren bu tasarı yanlıştır.

Yine, bu tasarının 18/i maddesi ile, İl Özel İdaresi Kanununun 10/e maddelerinde, belediyelerin ve il özel idarelerinin gayrimenkul yatırım ortaklıkları kurabilecekleri belirtilmektedir. Böylelikle, hazine arsa ve arazilerinin, belediyeler ve il özel idareleri eliyle çıkar ve rant çevrelerinin arpalığına dönüşmesinin önü açılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanlıktan Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen taslakta "hazine arazilerinin değerlendirilmesinde öncelikle toplukonut ve şehircilik hizmetlerinde kullanılır" deyimine yer verilmekteydi, tasarının geçici maddesinin bu fıkrasının kaldırılmış olduğunu görmekteyiz. Bu fıkranın kaldırılmasıyla, hazine arsa ve arazilerinin her türlü kullanıma konu olabileceğinin işareti verilmektedir. Bu anlamda, planlama ve uygulama konularına, çoğunun sicilleri bozuk olan ve her türlü denetimin dışında tutulan yerel yönetimlerin, bu kez, hazine arazi ve arsalarının devrini aldıktan sonra bunları ne şekilde kullanacaklarının hiçbir şarta bağlı tutulmaması yanlıştır.

Tasarının bu maddesinde "üretilen arsa ve konutların satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabidir" denilmektedir. Belediyelerin, kendilerine ait ve hazine mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde yapılacak arsa ve konut üretimini, kentin ve ihtiyaç sahiplerinin talepleri uyarınca kullanmak yerine gelir kaynağı olarak değerlendirmeleri önlenmelidir. Oysa, yürürlükteki Belediye Yasasının 68 inci maddesinde ucuz konut yapımından söz edilmektedir. Çağdaş ülkelerin belediye yasalarında "halkın paraca ulaşabileceği ve satın alabileceği, kiralayabileceği sosyal konutlar" ifadesi yer almaktadır. Öyleyse, belediyelerin görevleri, konut yapmak değil, ucuz konut ve sosyal konut yapmak olmalıdır.

Tasarıdaki altyapılı arsa üretimi görevi olumlu olmakla birlikte, vatandaşın ulaşabileceği arsa ölçeği tanımlanmamıştır. Vatandaşın konut sorununu çözmede en önemli adımlardan biri küçük arsa üretimidir. Bu bağlamda, belediyelerin öncelikle görevlerinden biri, altyapılı, ucuz ve küçük arsa üretmek olmalıdır. Tasarıda, konut ihtiyaçlarının çözümünde kentsel dönüşüm alanlarının bu amaçla değerlendirilmesine yer verilmeyişi bir eksikliktir.

Son yıllarda yoğun olarak gündeme gelen ve gerekliliği artarak hissedilen kentsel dönüşümü gerçekleştirmede mevcut kentsel alanların yeniden düzenlenmesi ve iyileştirilmesi, belediyelerin doğrudan, yetki ve sorumluluğunda olması gereken konulardır. Bu nedenle, tasarıda, yeni planlı konut alanlarının üretiminin yanı sıra, sağlıksız ve plansız yerleşimler ile tarihî kent mekânlarının restorasyon ve iyileştirilmesi konusunda görevler verilmelidir.

Tasarıda sözü edilen konut ve arsa üretimini gerçekleştirmek için gerekli araçlar belirtilmemiş, üstelik, maddenin ikinci fıkrasında "belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir" denilmektedir. Bu ifade, muğlak bir ifade olup, gerekli paranın ayrılmaması halinde bu projenin yerine getirilmesi olası görülmemektedir.

Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinde "büyükşehir belediyeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde büyükşehirin 1/25 000 ölçekli nazım imar planlarını yapar veya yaptırır" denilmektedir.

Aynı tasarının 7/b maddesinde ilçe ve alt kademe belediyelerinin, nazım planlarının yürürlüğe girmesinden başlayarak, bir yıl içinde uygulama imar planlarını ve parselasyon planlarını yapmamaları durumunda yetkinin büyükşehir belediyesine geçeceği söylenilmektedir. Bu yaklaşım olumludur; ama, büyükşehir belediyesinin süresi içinde bu görevi yerine getirmemesi durumunda ne olacağı belirsizdir. Oysa, planlama sürecinin sürelere bağlanması kadar, görevlerin kesintisiz yerine getirilmesini sağlayacak seçenekli çözümlere de ihtiyaç vardır. Belirtilen sürede görevini yerine getirmeyen kişi veya organlara, görevden men dahil, caydırıcı parasal veya cezaî yaptırımlar öngörülmesi bir yana, bu görevin daha sonra kimler tarafından yerine getirileceğinin de kesintisiz kurgulanması gerekmektedir; çünkü, yerel yönetimlerde görevini yapamayanların herhangi bir caydırıcı yaptırımla karşılaşmaması hizmetleri olumsuz etkilemekte ve bundan en çok kentlerimiz zarar görmektedir.

Ayrıca, planlama konusundaki eksik kurallar kadar, planların uygulanmasını sağlayacak imar programlarını onama görevinin belediye veya il genel meclisinin görevleri arasında sayılmaması da şaşırtıcıdır. İmar Kanununun 10 uncu maddesiyle belediye meclislerine verilen bu görevin, Belediyeler Kanunu Tasarısında, belediye meclisinin görevleri arasında sayılmaması dikkat çekicidir.

Kentlerde oluşan imar rantları, kentin yaşam ve çevre kalitesinin yükseltilmesi için kullanılmalıdır. Bunun için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Oysa, bu rantlar yasal olmayan biçimlerde paylaşılırken, belediye yönetimleri, kaçak yapı sahipleri ve rant peşinde koşan çıkar çevreleri de bu olayları örtbas etmekte ve kentlerdeki kaçak ve düzensiz yerleşmeleri, plansızlığı bir kılıf olarak kullanmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, tasarıda, planlama konusunun acil ve kesin olarak çözümlenmesi, buna aykırı davrananlara da caydırıcı ve etkili yaptırımlar öngörülmelidir.

Ülkemizin önemli bir bölümü deprem kuşağındadır. Bu anlamda, olası depremde can ve mal kayıplarının azaltılması için mevcut yapıların dayanıklılığının artırılması, afet riski yüksek bölgelerin boşaltılması ve gelecekte yapılacak yapılar için planlama ve yerleşme sisteminde yeni stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Afet riski büyük olan bölgelerde fiziksel ve sosyal çevrenin yeniden inşaının kentsel dönüşüm adıyla gerçekleştirilmesinde model arayışlarının halen devam etmesi, söylemden eyleme henüz geçilememiş olması da bir handikaptır.

Dar ve orta gelirlilere konut temini için somut politikaların üretilmediği de görülmektedir. Giderek artan kentsel sorunlar ve ihtiyaçlar karşısında, Belediyeler Kanunu Tasarısı ve İl Özel İdaresi Kanununun yetersiz kurallara sahip oldukları da gözlenmektedir.

Bu nedenle, belirtilen konuları da kapsayacak şekilde yasa ve tasarılar gözden geçirilmeli ve geliştirilmelidir. Kentlerdeki kaçak yapılaşmanın boyutları ve hiçbir belediye başkanı ve teknik elemanın caydırıcı malî ve cezaî yaptırımla karşılaşmadığı dikkate alındığında, kontrol ve denetim mekanizmasının yetersizliği ve etkisizliği hemen göze çarpmaktadır. Bu durumda, kontrol ve denetim işlevini etkili hale getirmek yerine gevşetmenin, yerel yönetimlerde yozlaşmayı ve rüşvet çarkını artıracağı da bir gerçektir.

Yerel yönetimlerde planlama, yapı izni, arsa satışı, kiralama, işyeri açma izni, teknik altyapı faaliyetleri, gecekondu ve kaçak yapıların yıkılması gibi pek çok konu gereği gibi denetlenememektedir.

Yolsuzluklar ve rüşvete ilişkin şikâyetlerin derhal incelenerek sorumluların kısa sürede yargı önüne getirildikleri de söylenemez. Var olan bu durumda, kontrol ve denetim mekanizmasını artırmak yerine kaldırmaya yönelik davranışlar düşündürücüdür.

Değerli arkadaşlarım, yerel yönetimler, kent planlarını yapma ve uygulama konusunda etkin, katılımcı ve demokratik yöntemlerle hareket etmelidir ve geleceğin kentlerini planlarken, dar ve orta gelirliler için konut temini amacına yönelik daha somut politikalar üretilmelidir.

Bu düşüncelerle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 8 Temmuz 2004

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook