İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Genel Kurul konuşması

Ali Dinçer

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2004 · 867 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Dinçer (CHP), 8 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 867 kelime.

Ali Dinçer (CHP, Bursa). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-dincer-22-2004-07-08-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, hem 66 hem 67, işin tekniği gereği, yer alması gereken maddeler. Fakat, bu maddelerin de sadece işin gereği yer alması gereken maddeler olarak düşünülmesi eksik kalır. Bu konulara açıklık getirmek için, tasarının tutanaklardaki tartışmaları arasında yer almasında yarar gördüğümüz bazı uyarıları Cumhuriyet Halk Partisi adına aktarmak istiyorum.

Her halükârda, geçmiş yıl bütçesinin devamı bile olsa, bütçe hazırlanamadığından dolayı, bu konu açık, net olmalı, kamuoyunun bilgisine sunulmalı, özellikle belediye sınırları içinde yaşayan yurttaşların bilgisine sunulmalı; uygulamanın nasıl olduğunu onlar görmeli, bilmeli; çünkü, bir yıl önceki bütçenin, bütçe hazırlanamadığından dolayı devam etmesi, 67 nci maddede gösterilen hizmetlerin de, geleceğe sari hizmetlerin de etkilenmesine sebep oluyor, onları da kapsayan bir geniş anlama sahip. Örneğin, en çok istismar edilen konulardan birisi -halk bunu da bilmeli, çok açık, net bir şekilde ortaya konulmalı- sosyal yardımla ilgili olay.

Türkiye'deki uygulamalar, maalesef, bizim geleneklerimize uygun, törelerimize uygun olmuyor. Belediyelerin, meclislerinin denetimine uzak olan şirketleri kanalıyla olağanüstü büyük miktarlarda çeşitli yardım maddeleri, malzemeleri alınıyor. Örneğin, bir bakıyorsunuz mahallelerde belediyelere ait araçlar yüzbinlerce plastik top dağıtıyor, yardım paketlerini görüyorsunuz ve bu araçların üzerinde de belediye başkanının adı oluyor, mahalleye daha önceden belediye başkanının, yardımlarla ilgili, imzalı bez pankartları asılıyor ve çoluk çocuk, herkes kapışıyor, zaman zaman kargaşalar oluyor, insanlar kargaşadan dolayı birbirlerine zarar veriyorlar, yaralanmalar oluyor. Böylesine uygulamaların, görüldüğü zaman, tepki görmesi doğal; çünkü, bizim geleneklerimize göre ve bir atasözümüze göre, yardım, yardım alanı mağdur etmemeli; yani, yardım gören kişi, yardım almaktan dolayı manevî olarak ezilmemeli. Böylesine yardım yaptığınız zaman, bir defa, belli bazı ürünler, pazarda pazarlanacak, esnaf tarafından, ticaret erbabı tarafından satılacak olan ürünler, belli yerlerden genellikle yüksek rakamlarla alınıyor, kaynak aktarımları söz konusu oluyor; kalite düşük oluyor; genellikle, sezondışı veyahut stok fazlası, depolarda uzun yıllar beklemiş olan malların eritilmesi gibi bir amaç güdülüyor ve bu da, belediye bütçesinden olduğu halde, halkın verdiği vergilerle olduğu halde, belediye başkanının sanki şahsî yardımıymış gibi, caddelerde, sokaklarda, pankartlarla süslenerek dağıtılıyor. Burada kuyruğa giren insanların kişilikleri eziliyor, onlar, bir ölçüde kapıkulu haline getiriliyor. Halbuki, bu hizmetler, son derece doğal olabilmeli; yardım yapılacağı zaman, bir beldede, belediye yönetimi, diğer merkezî idarenin uzantılarıyla birlikte muhtaç olanları belirler. Öncelikle, o muhtaç olanların, iş güç sahibi olup, alınterleriyle çalışıp para kazanıp, kendi kazandıkları paralarla ihtiyaçlarını gidermeleri sağlanır. O zaman, o, bağımsız kişiliğe sahip yurttaş olur. O, yardıma muhtaç, dağıtılan yardımı kuyruğa girip olma durumunda olan kapıkulu durumuna düşmez. O yardımı alma sırasında kuyrukta bekleyen insanların ezikliklerini, gözünüzle görüyorsunuz; çünkü, yoldan geçen tanıdıkları, bildikleri görüyorlar onları ve insanlar, böylesine bir durumda, olağanüstü derecede kişiliklerini yitirme, kişiliklerinin ezilmesiyle karşı karşıya kalma durumunda oluyorlar.

Biz, Hazineden beslenmenin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde -özellikle gerileme döneminde- ne kadar zararlı olduğunu gördük. "Kapıkulu" tabiri de oradan geliyor "ulufe" tabiri de o zamandan geliyor. Devletin gelirleri bellidir; zaman içinde bu gelirler düşüyor, seferler azalıyor, fetihler azalıyor, vergi toplanan alanlar daralıyor, topraklar kopuyor; bakıyorsunuz, kapıkullarına dağıtılacak para pek kalmıyor. Ondan sonra paranın değeri düşürülüyor, madenî para içindeki altın değeri, gümüş değeri azalıyor; bildiğimiz enflasyon söz konusu oluyor. İsyanlar söz konusu oluyor ve geniş kitleler, imparatorluk sınırları içindeki insanlar, devletten beslenen insanlar haline geliyor; üretici olma, kişilikli bireyler olma durumundan uzaklaşıyorlar.

Bu yardımlar, bütçeyle yapılan bu yardımlar uzatılmış da olsa, normal süresi içinde de olsa, geçmişteki bu yanlışlığın tekrarına tekabül ediyor. Nasıl, o zamanlar, kapıkullarına dağıtan, bahşeden, ulufe dağıtan padişahsa, bu sefer, bir bakıyorsunuz, beldelerde belediye başkanları oluyor, hem de açık, net bir şekilde, kendi adlarıyla sanki bu yardımları yapıyorlarmış havasını veriyorlar ve haksız bir şekilde de, zor durumda olan insanların duygularını, düşüncelerini istismar etmiş oluyorlar, yönlendirmiş oluyorlar. Bunu, bir şekilde oy alma aracı olarak kullanma durumunda oluyorlar ve zor durumda olan insanın, bizim yardımlaşma geleneğimizden dolayı hakkı olan yardımı, sanki, belediye başkanı veriyormuş gibi bir hava ortaya çıkıyor. Onu, o şekilde düşünmeye zorluyoruz ve bu yardımların devamı için, o yardımları yapan görünümündeki belediye başkanının göreve devamı gerekir diye düşündürülüyor insanlar, oyları da bu şekilde yönlendiriliyor.

Bazen, 67 nci maddede bahsedilen, çok geniş kapsamlı belediye hizmetleri için de söz konusu oluyor. Belediye, seçimden sonra, kendisine oy veren oy vermeyen herkese hizmet etmekle yükümlü bir kurum; ama, bakıyorsunuz, bütçede olduğu halde, planda olduğu halde, yıllık programda olduğu halde, bazı semtlerin, mahallelerin hizmetleri aksatılıyor. Neden; oy vermedi diye. Daha sonra oy verirseniz hizmet getiririz diye ileri gelenlerle pazarlık yapılıyor; özellikle küçük yerlerde, büyük seçmen kitlesine sahip olan ailelere "daha sonraki seçimde oy verirseniz hizmetiniz gelir" deniliyor. Bunların hepsi, sadece ciddî anlamda, çağdaş anlamda demokratik ilkelere aykırı değil, bizim özkültürümüze, geleneklerimize, göreneklerimize de aykırı olaylar. Bunları giderebilmek için gereğini yapabilmek gerekiyor.

Belediye bütçeleri, mümkün olduğu kadar çok dikkatli hazırlanmalı, halkın katılımıyla hazırlanmalı ve bütün işler, bütün harcamalar süresi içinde tamamlanmalı. Hele hele, burada üç ayla sınırlanan... Seçim sonrasında belki başka bir yönetim gelecek; o zamana kadar uzatılması mahzurludur; çünkü, yeni gelen yönetim, halka verdiği söz gereği kendi programını uygulamak durumundadır, ona göre iş yapmak durumundadır, ona göre bütçe yapmak durumundadır, harcama yapmak durumundadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Dinçer.

ALİ DİNÇER (Devamla)Yani, yapılacak bir seçimden sonra oluşacak yönetimin üç aylık döneminde de olsa bir önceki yönetimin hâkim olması, demokratik kurallara uymuyor.

66 ncı ve 67 nci maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktardım. Cumhuriyet Halk Partisi adına, Sayın Başkana, siz değerli milletvekillerine tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 8 Temmuz 2004

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook