İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 48. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Köy enstitülerinin kapatılması yıldönümü nedeniyle

Erdoğan Kaplan

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 48. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Ocak 2004 · 510 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erdoğan Kaplan (CHP), 28 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÖY ENSTİTÜLERİNİN KAPATILMASI YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 510 kelime.

Erdoğan Kaplan (CHP, Tekirdağ). “Köy enstitülerinin kapatılması yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 28 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdogan-kaplan-22-2004-01-28-koy-enstitulerinin-kapatilmasi-yildonumu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27 Ocak 1954'te kapatılan köy enstitüleriyle ilgili gündemdışı söz almış bulunmaktayım.

Geçmişten bugüne kadar, değinmek gerekirse, Osmanlı Devletinden yeni ve modern Türkiye Cumhuriyetine kalan miras, birikmiş borçlar içinde ekonomisi çökmüş bir ülke, uzun yıllar süren savaşlar sonunda ümidini ve gücünü tüketmiş bir halk, yoksulluk ve perişanlık içinde kıvranan bir Anadolu'ydu. Yüzyıllar boyu hanedan tarafından sömürülen, ezilen ve karanlığa mahkûm edilen Anadolu halkı için, dinsel dogmaların yerini bilimsel gerçekler alıyordu. Devrimlerin halka anlatılması, benimsetilmesi için, köy enstitüleri, eğitim alanında gerçekleştirilebilen en önemli adımdır.

Köy enstitüsü sistemi, cumhuriyet aydınlanmasının eğitim alanındaki en özgün ve en çok ses getiren bir uygulamasıdır. 17 Nisan 1940'ta kabul edilen 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanununda "Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Maarif Vekilliğince köy enstitüleri açılır" denilmektedir. Bu yasa hükmüne göre, enstitülerin görevi, sadece köy öğretmeni yetiştirmekle sınırlı olmayıp, öğretmenle birlikte sağlık görevlileri, teknisyenler, meslek elemanları yetiştirmektir.

Köy enstitüleri, alışılmış eğitim kalıplarının dışına çıkan ve dönemin en gelişmiş ülkelerinde bile beğenilerek örnek alınan, benzersiz bir eğitim modelidir. Bu modelle, eğitim, bir ayrıcalık olmaktan çıkarılarak yaygınlaştırılmış, köy çocukları üretici ve eğitici niteliklerle donatılarak tekrar köylere gönderilmiştir.

Eğitim, bir yandan toplumsal kültürü genç kuşaklara aktarmak, öte yandan bu kültürün gelişip zenginleşmesini, çağdaşlaşmasını sağlayarak halka mal etmek zorundadır. Eğitim, yalnızca çevreye uyum sağlamayı amaçlıyorsa, bu, toplumdaki egemen güçlerin çıkar düzenlerini sürdürmesine hizmet etmekten öteye gidemez.

1935-1936 yıllarına gelindiğinde ülkenin üç temel sorunu vardı; birincisi, yapılmış olan devrimleri, cumhuriyetimizin kalıcılığı açısından benimsetmek; ikincisi, iktisadî ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek; üçüncüsü de, tüm bunları organize edecek insan gücünü yetiştirmektir.

1923-1935 arası dönemde, köye kendisini adayacak öğretmen tipi yetiştirilememiş, öğretmenler köy kökenli olmamış, cumhuriyetin laik okulları klasik eğitim sistemini bir türlü kıramamıştır; bu yüzden, köy enstitülerine giden yola girilmiştir.

Köy enstitülerinin kurulduğu yıllarda ülkemiz nüfusunun ve eğitiminin durumunu özetleyecek olursak, 1935-1936 yılları arasında, Türkiye'nin o günkü nüfusu 16 000 000'dur. Bu nüfusun yüzde 20'si kasabalarda, yüzde 80'i köylerde yaşamaktadır. O dönem, ülke nüfusunun yüzde 76'sı, köylerde yaşayan nüfusun yüzde 90'ı okuma yazma bilmemektedir. Köy enstitüleri öncesinde ülkemizde, yılda, ortalama 500-600 öğretmen yetiştirilmekteydi. Köylerimize gerekli öğretmenleri yetiştirmek için, bu hızla, 300 senelik bir zamana ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.

Köy enstitülerinin faaliyette bulunduğu 1940 yılından, enstitülerin resmen kapatıldığı 1954 yılına kadar 40 000 köyün üçte 1'i öğretmene kavuşmuştur.

Köy enstitüleri, aynı zamanda, köy kökenli aydın kuşağının yetiştiği bir ocak gibidir. Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Dursun Akçam gibi yazarların yanında birçok ressam, politikacı ve eğitimci bu okullarda yetişmiştir.

Enstitülerin, köylüyü amaçlaması ve niteliğinin onların gereksinimlerine uygun olması, eğitimi yalnızca seçkinlere özgü görenlerden büyük tepki aldı. Karşı çıkışlar daha ilk günlerden başlamıştı. İş eğitimi, demokratik yaşam biçimi, özellikle karma eğitim eleştirilmekteydi. "Herkes okursa, köyde çobanlık yapan insan kalmayacak" kaygısına kapılan köy ağaları, tutucu eğitimciler ve çıkarcı politikacılar eleştirenlerin başında geliyordu. Günümüz Türkiyesinde de aynı gerici düşünce azımsanamayacak kadar çoktur. En çok eleştirilen konu, bu kurumlarda uygulanan karma eğitim sistemiydi; kız ve erkeklerin aynı çatı altında bulunması, aynı ders ve işleri yapmasıydı. Köy enstitülerini ve Atatürk devrimlerini gözden düşürmek için solculuk, komünistlik suçlamaları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 28 Ocak 2004

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook