Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Kasım 2008 · 1.917 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erkan Akçay (MHP), 5 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 1.917 kelime.
Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2008-11-05-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygılarımla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti tarafından kamuoyuna “varlık barışı” adı altında sunulan Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı yurt içinde ekonomik durgunluğun, yurt dışında global finans krizinin olduğu bir ortamda ülkemizin gündemine getirilmiş bulunmaktadır.
Tasarıyla, dünyada yaşanan küresel ekonomik krizden Türkiye’nin en az etkilenmesini sağlamak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesi, taşınmazların kayda alınması suretiyle millî ekonomiye kazandırılması, sahip olunan söz konusu kıymetlerin banka ve aracı kurumlara ya da vergi dairelerine bildirilmek ve cüzi bir oranda vergi ödenmek suretiyle kayda alınması ve yapılan bu beyanlardan hareketle inceleme ve soruşturma yapılmaması öngörülmektedir.
Ciddi bir ekonomik durgunluğun olduğu, küresel finansal krizin tehdidi altında bulunduğumuz böylesine bir ortamda reel sektöre, sanayiye, likiditeye can suyu sağlayacak bir varlık akışına Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler de elbette olumlu bakarız ve olumlu bakmak isteriz.
Ancak, getirilen tasarı bu amacı gerçekleştirmekten uzak görünmektedir. Tasarının gerekçesi ile içeriği birlikte değerlendirildiğinde ekonomik, hukuki ve etik bakımdan bazı problemleri de beraberinde getirdiğini görüyoruz. Tasarının tümüne ve gerekçesine genel hatlarıyla bakıldığında, AKP Hükûmeti millî servet unsurlarının yurt dışına çıkışının sebebini 2000’li yılların başında yaşanan ekonomik krize bağlayarak tasarının gerekçesini oluşturmaya çalışmaktadır. Tabii, o zaman sormak durumundayız: Bugüne kadar neden beklediniz?
(x) 302 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Tasarının gerekçesinde AKP Hükûmetinin altı yıllık iktidarı döneminde siyasi ve ekonomik istikrarsızlık faktörlerinin giderildiği, yapısal reformların yapıldığı belirtilmektedir. Ancak, buna rağmen bu varlıkların hâlâ ülke ekonomisine niçin kazandırılamadığı hususunu AKP Hükûmeti izah etmelidir. Bu varlıkların önemli bir kısmının Hükûmetin gerekli siyasi, ekonomik, hukuki ve yapısal güven ve istikrarı sağlayamadığı için bir kısmının ise kara para niteliğinde oluşları nedeniyle yurt dışında olduklarını söyleyebiliriz.
Değerli milletvekilleri, varlıkların yurt dışına çıkarılmasının ve yurt dışında tutulmasının nedenlerinden başlıcaları güven sorunudur. Ağır vergi yükü, kambiyo mevzuatından kaynaklanan çeşitli sorunlar ve diğer ülkelerdeki cazip teşvikler ile ticari sebepler, bu, yurt dışına varlık çıkarılmasının sebeplerini oluşturmaktadır.
Bu tasarıyla, bütün iddialı ve gösterişli sözlere rağmen, siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanamadığı da dolaylı da olsa itiraf edilmektedir. Bu tasarıyla, Sayın Başbakanın krizi fırsata çevireceği söylemine uygun şekilde, âdeta “fırsat bu fırsat” anlayışı sergilenmektedir. Her türlü yasa dışı yollarla kazanılmış ve yurt dışında tutulan paralarla, yasal şekilde kazanılmış paraların nasıl ayırt edileceği belli değildir.
Yurt dışından getirilecek ve kayıtlara alınabilecek varlıklar arasında taşınmazlar da sayılmaktadır. Yurt dışından ev, arsa gibi taşınmazların getirilemeyeceği açık olduğuna göre, o hâlde taşınmaz olarak yurt dışından ne getirilebilir, bununla ne amaçlanıyor? Burada taşınmazların nakde çevrilip parasının ülkeye getirilmesi kastedilse, zaten kaynağı da sorulmayacağı için böyle bir düzenlemenin anlamı bulunmamakta, sadece kayıtlara intikali amaçlanıyor ise bu da zaten ihtiyari bir durumdur, kanunun amacı doğrultusunda ne fayda getireceği de belli değildir. Ancak bildiğimiz kadarıyla, gemi siciline kayıtlı gemiler hukukumuzda taşınmaz statüsünde kabul edilmektedir, çeşitli mevzuatımızda, örneğin İcra İflas Kanunu’nda bu hükümler yer almaktadır. O hâlde, yurt dışından varlık olarak gemiler getirileceğini tahmin ediyoruz.
Tasarıyla, yurt dışından ve yurt içinden para, döviz ve sair varlık getirenlere ve bildirenlere bu varlığın kaynağı sorulmadığı ve araştırılmadığı gibi, vergisinin ödenip ödenmediğine de bakılmayacaktır. Ancak asıl önemlisi, bildirilen varlığın kara para gibi bir suç ekonomisinden doğup doğmadığı da araştırılmayacaktır.
Tasarının 3’üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında bildirilen ve beyan edilen varlıklar nedeniyle, 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir surette vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacaktır. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu tarihten sonra başlayan 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi incelemeleri sonucu gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden tespit edilen matrah farkından, bu kanun kapsamında beyan edilen tutarlar mahsup edilecektir.
Değerli milletvekilleri, bu düzenleme ile geçmiş dört yıla özel ve örtülü bir af getirilmektedir. Tasarı, muhtemel vergi incelemesi, vergi tarhı ve vergi cezasından kurtulmak için gerçekte olmayan paraların beyanına da yol açabilecektir. Bu tasarı bavulla yurt dışından kara para getirmenin de yolunu açmaktadır. Tasarı hazırlanırken kara para ve aklanmasına yönelik uluslararası hukuk kuralları, uluslararası anlaşmalar ile Türkiye'nin kara para ile ilgili olarak taraf olduğu ikili anlaşmaların dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır ve bu düzenleme Türkiye'nin mali piyasalardaki itibarını da zedeleyebilecektir.
Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, tasarıyla Türkiye’ye getirilmesi öngörülen değerlerin bankalara veya aracı kurumlara yatırıldıktan sonra ne kadar süreyle Türkiye’de tutulacağı belirlenmemiştir. Dolayısıyla, Türkiye’ye getirilen bu değerlerin yasaya göre bildirim ve beyan tarihinden itibaren her zaman Türkiye dışına çıkarılabilmesi imkânı da vardır. İşletmeye kaydedilecek değerlerin işletmelerinde aktifinde yer alacak olmasıyla dahi söz konusu değerlerin nakit olarak tekrar yurt dışına çıkarılmasını engelleyici bir hüküm bulunmamaktadır. Bu niteliği itibarıyla ekonomik anlamda yasanın amacının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, yasadan yararlanan kişilerin niyetine göre değişecektir.
Yurt dışındaki ve yurt içindeki varlıkları Türkiye’ye getirmeye ve kayda almaya yönelik bu tasarı suçu ve suçluyu affetmeye yöneliktir. Bu tasarıyla verilen güvence vergi takibi yapmama, amacının dışında ayrıca vergi kaçakçılığını da teşvik eder mahiyettedir.
Tasarı, Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesindeki kara para suçu hakkında soruşturma yapılmasının önünü kapatmamakta, ancak diğer yasalarda yer alan suçların bazılarını tasarı dışında bırakmaktadır. Örneğin, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/B maddesindeki belirtilen bilgi ve belge vermeyi zorunlu kılan hususlar kapsam dışında kalmaktadır.
Tasarı Anayasa’ya aykırı hükümler de içermektedir. Tasarıda vergi oranları farklılaştırılmıştır. Tasarının 3’üncü maddesine göre, yurt dışından getirilen değerler üzerinden yüzde 2, yurt içindeki değerler üzerinden yüzde 10 oranında vergi alınması öngörülmektedir. Tasarıda Anayasa’nın 10’uncu maddesinde öngörülen eşitlik prensibi zedelenmektedir.
Ayrıca, yine Anayasa’nın 73’üncü maddesi hükmüne de aykırılık teşkil etmektedir. 73’üncü madde uyarınca herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Yasada oranların farklılaştırılması sonucunda mali güce göre vergi ödenmesi ilkesine aykırılık oluşmaktadır.
Diğer taraftan, yasa kapsamında bildirilen veya beyan edilen değerlerin yurt dışında bulunup bulunmadığının taşınmazlar dışında tespiti de mümkün değildir. Bu yasadan sonra, oran farklılığından dolayı, bavulla yurt dışına çıkarılan değerlerin tekrar yurda getirilmesi gibi bir olayla da karşılaşılması mümkündür. Bunun yapılması hâlinde, yapılan işlemlerin ölçeğine göre ülkemizde döviz krizinin yaşanması dahi mümkün olabilecektir.
Yasanın 3’üncü maddesi uyarınca getirilen tevkifat müessesesi noksanlık içermektedir. Tasarıya göre, bankalar veya aracı kurumlara bildirim yapılabileceği gibi doğrudan vergi dairesine de beyanda bulunulabilecektir.
Tasarının 3’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca banka ve aracı kurumların bildirilen tutarlar üzerinden yüzde 2 oranında stopaj yapması gerekmektedir ancak 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükümlere göre Türkiye’de bulunan varlıklar üzerinden yüzde 10 oranında vergileme yapılacağından, bu varlıklar için her hâlükârda vergi dairesine beyanname verilmesinin zorunlu olması gerekmektedir. Aksi takdirde yüzde 8’lik fark nasıl tahsil edilecektir? Dolayısıyla, bankaların kesintilerinin Türkiye’de bulunan varlıklar açısından mahsubuna izin verilmesi gerekmesine rağmen yasada buna ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.
Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında 213 sayılı Kanun’a göre defter tutanların yapacağı kayıtlardan bahsedilmektedir. Bu kanun kapsamına girmeyen ancak özel kanunları gereğince defter tutan dernek ve vakıfların kendilerine ait yurt dışında bulunan paraları getirmesi hâlinde bunların nasıl kaydedileceği açık değildir. Ayrıca, basit usule tabi mükellefler defter tutmamaktadırlar, bunlarda nasıl bir işlem yapılacağı da belirsizdir.
Yine kanunun 3’üncü maddesinin beşinci fıkrasında katma değer vergisinden sonra banka ve sigorta muameleleri vergisinin de eklenmesi gerekmektedir. Örneğin, döviz büroları banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefidir. Ayrıca, bu maddeye usulsüzlük cezalarının da kesilmeyeceğinin eklenmesi gerekirdi yasanın kendi mantığı çerçevesinde. Aksi takdirde, vergi tarhiyatı yapılmaz ancak usulsüzlük cezaları kesilebilir. Getirilen varlıklara ilişkin olarak kanunda belirtilen şartlara uymayanlara ilişkin bir ceza öngörülmemiş olup sadece kanunla getirilen haklardan yararlanılamayacağı belirtilmiştir.
Tasarının 3’üncü maddesinin altıncı fıkrası ile güvence sadece yurt dışından getirilen paralara tanınmıştır. Ayrıca, ilgili maddenin gerekçesi bazı kanunları kapsam dışı bırakmaktadır. Bunlardan birisi 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadeleye İlişkin Kanun’dur. Bu Kanun’a göre, bankaya yatan paraların şüpheli işlem sayılıp sayılmayacağı belli değildir. 3’üncü maddenin altıncı fıkrası ile kanun kapsamında beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı ve yurt dışından getirilen varlıklar konusunda 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve 47’nci maddesinin (a) fıkrası hariç olmak üzere 2499 sayılı Kanun, Gümrük Kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamında yer alan suçlar ve kabahatler hakkında beyan edilen varlıklarla sınırlı olarak soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı ve idari para cezaları uygulanamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Buna göre, beyanlarla ilgili olarak her türlü vergi suç ve cezaları, 213 sayılı Kanun’un 359’uncu maddesinde yer alan vergi kaçakçılığı suçları ve söz konusu maddeyle bağlantılı olarak Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde yer alan suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamayacaktır. Örneğin, gümrüklerde bir malın değerinin veya miktarının düşük ya da yüksek beyan edilmek suretiyle işlenen suçtan kaynaklanan varlıkların yurda getirilmesi hâlinde, hem bu suçtan hem de Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde yer alan suçtan dolayı takibat yapılamayacaktır.
Dolayısıyla, yukarıda sayılan kanunlarla bağlantılı, Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde belirtilen suç dışında kalan diğer suçlar kanun kapsamı dışında tutulmaktadır. Bu bağlamda, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, zimmet, uyuşturucu ticareti, sahtecilik, insan ticareti, parada sahtecilik, hırsızlık, göçmen kaçakçılığı, rüşvet, yağma, silahlı ve silahsız suç örgütleriyle ilgili suçlar ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma yapılamayacak ve idari para cezası da uygulanamayacaktır.
Geçici 1’inci madde ile tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları, bu kurumların iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları ve yurt dışında bulunan iş yeri veya daimi temsilcisi aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları, 31 Mayıs 2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmektedir. Maddeyle ayrıca tam mükelleflerin kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların tasfiyesinden elde ettikleri kazançları da 31 Ekim 2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmektedir.
Mevcut 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesine göre yurt dışından elde edilen kazançlara belli şartlarda istisna sağlanmıştır. Dolayısıyla, yurt dışındaki yasal ticari faaliyetler sonucu elde edilen kârların ve paraların bu fıkra hükmüne göre getirilmesi mümkündür. Ancak, tasarının gerçek amacı, kara paranın aklanması, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmeyen mükelleflerin sorumluluklarının ortadan kaldırılmasıdır.
Kanun tasarısında yurt içinde bulunan ancak işletmelerin öz kaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkların sermaye olarak konulmak suretiyle işletmelerin sermaye yapılarının güçlendirilmesini sağlamak amacı gibi bir gerekçenin altına sığınılarak geçmiş dönemlere bir af getirilmektedir. 2003 yılı iki ay sonra zaman aşımına uğrayacaktır. 2004-2007 yılları arasında kaçırılan tutarlara yüzde 10 oranında bir vergi ile af getirilmektedir.
Yurt içinde bulunan ancak işletmelerinin öz kaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkları sermaye olarak koyan ancak bu fıkra hükmüne göre beyanda bulunmakla birlikte sermaye artırımında bulunmayan gerçek kişiler ile tüzel kişilerin kanuni temsilcileri hakkında bu kanun kapsamındaki beyanlarıyla sınırlı olarak 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve biraz evvel bahsettiğimiz Kanun’un ilgili fıkrasındaki kanunlar uyarınca soruşturma ve kovuşturma yapılamayacaktır.
Bu mükelleflerin de tasarıdaki 3’üncü maddenin 5’inci ve 6’ncı fıkra hükümlerinden faydalanmamasının sağlanması gerekmektedir. Sermaye artırımı yapılmaması demek, bu paraların tekrar yurt dışına çıkarılabilmesi demektir. Bu durumda çok küçük bir tutarın beyan edilmesi ve bunun yüzde 10’unun ödenmesi hâlinde soruşturmalardan kurtulmak mümkün olacaktır.
Kanun tasarısında “beyanlarıyla sınırlı” ifadesinin nasıl uygulanacağı sorun yaratacaktır. Çünkü beyan edilen tutarın işletmenin öz kaynakları içinde yer almayan gerçek tutarın ne kadarlık kısmını oluşturduğu nasıl tespit edilecektir? Bu tespitin yapılabilmesi için soruşturma yapılması mümkün olmayacaktır. AKP Hükûmeti yandaş mükellefleri vergi incelemesine almayacağı için bunların küçük bir beyanla kanun tasarısı ile getirilen yasal zırha kavuşturulması amaçlanmaktadır. Yolsuzluk tartışmalarına neden olan şirketler belge ve bilgi ibrazına zorlanamayacaklar, idari ve kanuni para cezalarından kurtulacaklardır.
Değerli milletvekilleri, bir durgunluk ortamında bulunan ülke ekonomisine canlanma ve dinamizm yaratacak kaynak girişine olumlu bakmakla birlikte, yukarıda ayrıntılarıyla belirttiğimiz üzere, konusu suç teşkil eden, gayrimeşru, hatta insanlık ve Türkiye aleyhine faaliyetlerden elde edilmiş varlıkların her ne pahasına olursa olsun ülkeye getirilmesi anlayışını doğru bulmuyoruz. AKP Hükûmeti, böyle çelişkili ve faydası tartışmalı bir tasarı yerine, geniş ekonomik tedbirleri içeren, reel sektörü rahatlatacak, üretim, istihdam ve refahı artıracak bir ekonomik paket getirmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle tasarıya karşı olduğumuzu ifade eder, muhterem heyetinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 5 Kasım 2008