İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

1.8.2008 tarihli ve 5803 sayılı elektronik haberleşme kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile bayındırlık, imar, ulaştırma ve turizm komisyonu raporu (s.s.:297)

Tacidar Seyhan

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Kasım 2008 · 918 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tacidar Seyhan (CHP), 5 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 1.8.2008 TARİHLİ VE 5803 SAYILI ELEKTRONİK HABERLEŞME KANUNU VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ İLE BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU RAPORU (S.S.:297)); konuşma 918 kelime.

Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “1.8.2008 tarihli ve 5803 sayılı elektronik haberleşme kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile bayındırlık, imar, ulaştırma ve turizm komisyonu raporu (s.s.:297)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-23-2008-11-05-1-8-2008-tarihli-ve-5803-sayili-elektronik-haberlesme-kanunu-ve-anayas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu Kanun’da, başından beri görüşmelerde, değerli arkadaşlarım, en büyük rahatsızlığımız, bu Kanun’un alelacele hazırlandığı, maddeler arasında ciddi çelişkiler olduğu. Bu Kanun’un bu hâliyle uygulanmasının güçlüğü vurgulanmıştı. Ancak Genel Kurul görüşmelerinde dahi, tüm uyarılara rağmen, o kadar ciddi hatalar yapıldı ki! Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresine bakınca -ki bana göre sadece bir bölümünü görmüş- bir kanunun ciddiyetle hazırlandığından söz etmenin mümkün olmadığını görüyorsunuz.

Birlikte paylaşalım mı birkaç tanesini:

Bakın, birincisi: İlk gönderilen maddede bağımsız denetçilik sisteminden söz ediliyor. Bu bağımsız denetçilik sisteminin, Kurumda görev yapan denetçi statüsündeki elemanlardan karşılanabileceğini söylüyor Kanun. Şimdi, hangi kurum? İlgili Kurumda çalışan elemanlardan karşılanabilecek. Diğer tarafta da bu denetçilerin nitelikleri tanımlanmış. Bir tarafta nitelik tanımlıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bağımsız denetçiyi bir kritere kavuşturalım.” Diğer taraftan da “Grupta o nitelikte şimdi görülen ama ileri hedef konulmayan insanları da denetçi yapalım.” diyorsunuz. Çok doğru bir tespit. Eğer siz bunu yaparsanız arkadaşlar, kurumunuz, sadece bağımsız denetçi yetiştiren kuruluş hâline gelir. O kurumun tek görevi bağımsız denetçi yetiştirmek olur. Birinci terslik bu.

İkincisi: Şartname koşulları yeni bağımsız denetçiyi tanımlıyor. Bir kere unvanı almış ama o koşulları sağlamamış olanları bile -zaten bizde iç eleman eğitimi yok, meslek içi eğitim yok- aynı statüyle ciddi bir makama transfer etmiş oluyorsunuz. Daha kötüsü, kadro cetveline bakıyorsunuz orada denetçi tanımı bile yok; Kanun’da var, kadrosu yok. Bunu birbiriyle bağdaştırmak mümkün değil arkadaşlar.

Diğer maddelere bakıyorsunuz şimdi, cezaların caydırıcılığı olmadığı söyleniyor bir maddede. Rakamlarla kafanızı çok karıştırmak istemiyorum ama hazırladığımız Kanun’a, alelacele geçirmek istediğiniz Kanun’a bir bakın: Bir tarafta diyor ki “cezalar caydırıcı değil, 1/4 oranında artırılması”, bir başka maddeye bakıyorsunuz, o madde de bu hükmün tam tersini söylüyor. Bir maddeyle artırıyorsunuz, diğer maddelerde bu maddenin işlerliğini ortadan kaldırıyorsunuz. Böyle bir sistem, böyle bir kanun olur mu? Aynı atladığımız Serbest Bölgeler Kanunu gibi. Orada nasıl teşvikler birbirini kesiyorsa, hepsi birbirini mahvediyorsa burada Kanun’un her maddesi bir diğer maddesiyle çelişmiş. Hatta daha kötüsü var, Kanun’un bir maddesinde daha önceki bir maddeye atıfta bulunuyor, “onun (c) fıkrası” diyor, Kanun’da (c) fıkrası yok arkadaşlar. Kaldırmış kanun yapıcı, kaldırdığının farkına varmamış.

Şimdi, Sayın Bozdağ, Kanun’u nasıl bırakalım da geçsin, neresine bakacağız? “Sırtın niye böyle?” demişler “Nerem doğru ki!” demiş. Öyle bir şey. Neresi doğru bu Kanun’un, neresinden bakacağım?

Türkiye’de telekomünikasyona bakış çok ciddi bir sıkıntıda arkadaşlar. Bu ciddi bir iş. Türkiye’nin -Bakan olsaydı burada keşke konuşabilseydim- altyapı eksikliği giderilmeye çalışılıyor ama dünya standartlarına baktığımızda bizim altyapı eksikliğimiz hâlâ en geri ülkeler arasında devam ediyor, süregeliyor değerli arkadaşlar. Yani “3G’ye geçtik.” demekle, “Güneydoğu’da her köye İnternet götürdük.” demekle, “Her köyde görüntülü haberleşme var.” demekle teknik altyapıyı tamamlamış olmuyorsunuz. Bunun dışında bir şeylere ihtiyacı var Türkiye’nin. Özellikle haberleşme sektöründe beş yıllık, on yıllık ciddi programlara ihtiyacımız var. İnternet yüklemelerinde nereye gittiğimizi bilmek zorundayız, verinin kaynağını, verinin paylaşımını doğru tespit etmek zorundayız, veri güvenliğini sağlamak zorundayız. Bununla mı yapacağız? Yani sizin, genel olarak yönetiminde kamunun yetkili dahi olmadığı, büyük bir bölümünde özel sektörün referans kullandığı bir biçimde piyasayı şekillendirmek mümkün olacak mı? Bunu, Kurumu bölüp parçalarken düşünecektik biz. Yani sanayileşmede atıl teknolojiyi bize birileri verirken “Benim ülkeme bu olmaz kardeşim.” diyebilecek yürekli devlet adamlarını ortadan kaldırıp bir yerlere sürerseniz, o insanları çalıştırmazsanız, uzman tutmazsanız, işi ticariye dökerseniz, kısa vadede “Pazarlama politikasıdır.” diyerek yeni yeni kendinize özgü ekonomik tedbirler alırsanız ülkenin geleceği yer budur arkadaşlar. Bu ülkenin ulusal haberleşme konusunda ciddi sıkıntıları vardır. Bu bir millî güvenlik sorunudur aynı zamanda. İletişim güvenliğiniz hiçbirinizin yok.

Keşke Ulaştırma Bakanı olsaydı. Biz bir kanun yapıyoruz ilgili fıkraları yok, cezalar tanımlanmış cezalar birbirini kesiyor. Kanun, baştan sona yatırım, istihdam modelini tanımlamaktan uzak, bir genel politika yok. Bir kanunu elinize aldığınızda aklınızda üç kelimesi kalır. Çıkar buraya biri der ki: “Ben bu kanunda şu üç temel hedefi koydum.” Bu Kanun’un ne tarafından okursanız okuyun hiçbir yerinde toplumsal iradeyi savunan ve burada haberleşme güvenliğini içinde bulunduran ve bir gelişmeyi öngören hedef bulamazsınız. ARGE’den uzak bir kanun, tamamıyla ARGE’den uzak, yurt içindeki dönüşümden uzak bir kanun. Bu, bağımlı bir kanundur arkadaşlar. Yurt dışındaki teknolojik gelişmelerle haberleşirsiniz, oranın koşullarını uygularsınız, oradaki modelleri takip edersiniz… Yarış böyle olmaz.

Yenilik, bir fikri alıp o fikri geliştirmek, o fikri ekonomiye ve üretime dönüştürmektir. Yeniliğin kavramı bu, inivasyonun temel aklı bu. Ben, inivasyonu sanayide de ararım, inivasyonu telekomünikasyonda da ararım. Eğer bu ülkenin 2008 yılında hâlâ bir tek cep telefonu üreticisi firması yoksa, eğer bu ülke bir tek cep telefonu alabilmek için tonlarca buğday ihraç edip şu kadar bir telefonu alıyorsa, bu kadar gelişmiş teknolojiden uzaksa, hem Ulaştırma Bakanlığımızın hem haberleşmeyle ilgilenen şirketlerin hem Türkiye'nin yazılım altyapısının ciddi elden geçirilmesi lazım.

Arkadaşlar, kuruma göre, konuya göre kanun yapılmaz. Kanunlar bütünselliği içerir; bir ülkenin sanayi politikasıyla ilgilidir, bir ülkenin ceza politikalarıyla ilgili bir şeydir, bilişim altyapısıyla ilintili olduğu kadar üretim altyapısıyla da ilgilidir; bu, istihdam politikasıyla da ilgilidir. Buradan verimli, eğitilmiş bir kadro, ciddi bir istihdam politikası çıkmaz, bu görülmüyor. Biraz sonraki konuşmamda izah edeceğim; buradan yazılımda bir teşvik çıkmaz, buradan sanayileşme çıkmaz, buradan iletişim güvenliği çıkmaz. Buradan sadece ne çıkar biliyor musunuz? Yama yapma çıkar, buradan durumu kurtarma çıkar, buradan kamuyu peri perişan edip özel sektörün eline bağlamak çıkar. Buradan, kamuyu, disiplinli ARGE elemanlarıyla çalışmak, liyakat sahibi insanlara temsil etmek çıkmaz. Buradan, eş, dost, ahbap ve kusura bakmayın, cemaat temsilciliği çıkar. Böyle şey olmaz, böyle şey olmaz! “Bu kanunun hangi maddesinde bunlara aykırı bir şey var.” diyecek ve “Ben bunun şurasında liyakat görüyorum, bunu tanımladım.” diyecek varsa beri gelsin. Yok arkadaşlar! Bu iş, yönetmeliklere atfedilerek; bu iş “Bakarız.” denilerek; bu iş “Aman kardeşim, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu çıkıversin, daha yapacak çok işimiz var.” diyerek çözülmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 5 Kasım 2008

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook