İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 98. BİRLEŞİM · SALI

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları hk (s.s.335)

Eyüp Fatsa

Ordu Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 98. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Haziran 2004 · 1.601 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Eyüp Fatsa (AK Parti), 8 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YURTDIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN SORUNLARI HK (S.S.335)); konuşma 1.601 kelime.

Eyüp Fatsa (AK Parti, Ordu). “Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları hk (s.s.335)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/eyup-fatsa-22-2004-06-08-yurtdisinda-yasayan-vatandaslarimizin-sorunlari-hk-s-s-335 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve 20 arkadaşının, yine, AK Parti Grubu adına da benimle beraber 26 arkadaşımın vermiş olduğu, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, karşılaşmış oldukları sorun ve problemleri yerinde tespit, yurda döndüklerinde karşılaştıkları problemlerin giderilmesiyle alakalı Meclis araştırması komisyonunun hazırlamış olduğu rapor üzerinde gruplar adına mütalaalarımızı, düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Bu vesileyle, ben, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bu, kapsamlı, gerçekten mühim raporu hazırlayan, hazırlanmasına yardımcı olan, Komisyon Başkanımızı ve çalışma arkadaşlarını da huzurlarınızda tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlar, 15.4.2003 tarihinde, bu araştırma komisyonu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşüldü ve kabul edildi. Bu görüşmeden sonra, devletin değişik kurumlarından, bizlere, çok sayıda rapor, dosya, bilgi ve belge geldi. Denildi ki: "Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda bunlar görüşülüyor, araştırılması talep ediliyorsa da gerçekte biz çok şey yapıyoruz." Yani, bizlere haksızlık etmeyin gibi bir gerekçeyle, herkes, kurumlar, ellerindeki dosyaları, hazırladıkları raporları bizlere getirdiler; komisyon üyesi arkadaşlarımızda da bunlardan bol miktarda vardır.

Ayrıca, 20 nci Dönemde de yine aynı gerekçeyle, Sayın İsmet Attila'nın başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir komisyon kuruldu; gitti, çalışmalarını yaptı, raporunu hazırladı; o rapor da, diğer kurumların hazırladıkları raporlar gibi, maalesef, kütüphanelerden ve raflardan aşağıya inerek, bir uygulama, ondan faydalanma imkânı bulamadı. Temenni ediyoruz, inşallah, bu komisyonun hazırlamış olduğu rapor -ki, gerçekten çok kapsamlı bir rapor- öncekilerin akıbetine uğramasın; hayat bulsun; bundan, ilgililer, yetkililer, kurumlar, bu ülke faydalansın, bunun gereğini yapsın. Ayrıca, yurtdışında yaşayan yaklaşık 3 500 000 kayıtlı -kayıtdışıyla beraber bu sayının 5 000 000 olduğu tahmin ediliyor- insanımız da bunlardan faydalansın.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öymen'i biraz önce dinledik. Tabiî, Sayın Öymen, özellikle yurtdışıyla ilgili -ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, hassaten de Federal Almanya'da uzun yıllar büyükelçilik yaptı- birçok meseleyi orada yaşayarak tecrübeyle gördü ve o tecrübeleriyle ilgili beklentilerini ve düşüncelerini de biraz önce Genel Kurulla paylaştı. Her birimizin, her bir arkadaşımızın, bu konuyla ilgili, kırık dökük, ama gerçek olan bilgileri vardır.

Bu raporlar, bu çalışmalar, bizi, sürekli, özellikle kanun çıkarma, anayasa değişiklikleri konusunda tenkit edenlerin tenkitlerini de haklı çıkarmasın temennisindeyim; yani, rapor hazırlamak kolay; raporlar hazırlanıyor ve raflarda kalıyor.

İşte, bize diyorlar ki, sizin, kanun çıkarmakta veya anayasa değişikliklerinde çok fazla sıkıntınız yok. Esas sıkıntı, çıkarılan kanunların ve değiştirilen anayasanın hayata tatbikinde. İnşallah, bunlar da, bizim, tatbik etmekte zorluk çektiğimiz, yürürlüğe koymakta zorlandığımız anayasa değişiklikleri gibi askıda kalmasın. Bu samimî temennimi de arkadaşlarımla beraber paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 500 000'den fazla, yurt dışında yaşayan insanımız var; bunlar kayıtlı olanları. İlk ve ortaöğretime devam eden 800 000 çocuğumuz, gencimiz var; 44 000 de, yükseköğretimde, bu ülkenin evladı var, bu insanların çocukları var; yaklaşık 20 000 de, üniversiteyi bitirmiş, doktora yapmış, master yapmış, iki-üç lisan bilen, bulunduğu ülkenin hukukunu, ticaret hayatını, iş hayatını, eğitim hayatını, her şeyi bilen, Avrupa Birliği müktesebatını bilen gencimiz var Avrupa Birliği ülkelerinde, özellikle bu raporda bahsedilen ülkelerde.

Tabiî, biz, bütün bunlardan ne kadar faydalanıyoruz; bu, ayrıca bir araştırma ve soruşturma konusudur. 80 000'in üzerinde insanımız, işveren olmuş; işçi olarak gitmiş, ama, işçiliğin bir kader olmadığını görmüş, bulunduğu ülkede işveren konumuna gelmiş. Bu 80 000 işverenimizin, 420 000 de meydana getirdiği istihdam, yaklaşık 35 milyar euro da ciroları var. Bulundukları ülkenin ekonomisine ciddî şekilde katkı sağlıyorlar. Hatta, bu insanlar, bulundukları ülkede, işadamları kimliğiyle, şeref listelerinde en önlerde, en yüksek seviyelerde payeler alabiliyorlar; hepsiyle iftihar ediyoruz, gurur duyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1961'den bugüne kadar, yurtdışında yaşayan insanlarımızın, bir şekilde, Merkez Bankası aracılığıyla veya başka kurumlar, özel bankalar aracılığıyla Türkiye'ye aktarmış oldukları, tespit edilebilen, bilinen para 127 milyar dolardır. Takdir edersiniz ki, bu parayı, ne kimseden borç almamız ne kredi almamız ne de bu kadar yüksek bir meblağı Türk ekonomisine kazandırma imkânımız bugün için mümkün. Ülkemize bu kadar bağlı, ülke ekonomisine bu kadar katkı sağlayan ve her sıkıştığımızda, her bunaldığımızda, her yaşadığımız ekonomik krizde kapısını ilk çaldığımız bu insanlara karşı, doğrusunu isterseniz, Türkiye Cumhuriyeti olarak -hiçbir hükümeti ayırt etmeden söylüyorum- ilk defa bu insanları yurt dışına gönderen hükümeti de dahil etmek suretiyle, bugüne kadarki bütün hükümetleri dahil ederek ifade ediyorum ki, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirdiğimizi söylememiz, bu rakamları ifade etmek kadar kolay olmuyor.

Aslında, şu araştırma raporlarına, bu kadar çalışmaya, bu kadar gayret etmeye hiç gerek yok. Hepimizi bağlayan, herkesin sahip çıkması ve gereğini yapması gereken Anayasanın 62 nci maddesi gayet açıktır, esasında, yapılan çalışmaların da bir hulasasıdır. Ben, müsaadenizle, Anayasanın 62 nci maddesini, bir kere daha Genel Kurulla paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasanın 62 nci maddesinde denilir ki: "Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır." Gayet açık. Şimdi, eğer, bu Anayasa maddesi, ilgilileri ve yetkilileri, sorumluları bağlayıcı ve gereğinin yapılması gereken bir amir hükümse, biz, bu insanlarımızı, niçin, her bunaldığımız zaman, her daraldığımız zaman hatırladık da, normal şartlarda, normal zamanlarda, her şeylerinden istifade ettiğimiz bu insanların ihtiyaçlarını giderme noktasında, bir gayreti, bir çalışmayı ortaya koymadık. İnşallah, bu çalışma, bu vatandaşlarımızla ilgili önemli bir başlangıç olur.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğitimden kültüre kadar, çalışma hayatından asimilasyon ve entegrasyon problemine kadar yüzlerce problemi, etraflıca, burada konuşabiliriz. Bunları, zaten, arkadaşlarımız, bu raporda uzun uzun anlatmışlar, hatta, çarelerini de yazmışlar, ben, bunları tekrar etmek istemiyorum. Özellikle, ilgili kurumlara, yurt dışındaki büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın bünyesinde memur çalıştıran, ataşe bulunduran bakanlıklarımıza ve bakanlarımıza, buradan bir şeyi sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben de, uzun yıllar yurtdışında yaşadım. Bunları, hayalî şeyler olarak, afakî şeyler, farazî şeyler olarak söylemiyorum; şahit olduğum konulardır. Özellikle, büyükelçiliklerimizde ve konsolosluklarımızda çalışan ataşelerimizin birçoğunun, bulundukları ülkelerin lisanını bilmediklerini, çalışma hukukunu, eğitim hukukunu, ticaret hukukunu, kültürel hukukunu bilmediklerini, bilseler bile, bunları ifade edecek lisana sahip olmadıklarını hep beraber gördük ve yaşadık.

Değerli arkadaşlar, elbette ki, bunların içerisinde, konusuna vâkıf, meselesine gerçekten vâkıf, lisan bilen, fevkalade nezih arkadaşlarımız da vardı; onları tenzih ediyorum. Aslında, bu, o insanların suçu değil; bu insanları oraya hangi gerekçeyle gönderdiklerini bilmeyen siyasîlerin sorumluluklarıdır bunlar, suçsa onların suçudur. Buradan, özellikle bir teklifle huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu kadar, yetişmiş insanımız var orada; eğitim alanında var, ticaret alanında var, ekonomi alanında var, iş hayatında var, hukukta var ve diğer tüm konularda var. Bunlar, sadece bulundukları ülkenin lisanını değil, en az bir başka Avrupa ülkesinin lisanını da bilen, bulundukları ülkenin içhukukunu bilen, çalışma hayatını, sosyal hayatını bilen, hatta Avrupa Birliği müktesebatını da bilen insanlar ve bunlar, bizim gençlerimiz. Neden, bu konularda, elçiliklerimizde ve konsolosluklarımızda bu insanların bilgisinden, birikiminden faydalanma yoluna gitmiyoruz; hâlâ, en küçük memurunu bile Türkiye'den gönderme gibi bir gayretin içerisinde oluyoruz, doğrusunu isterseniz, bunu anlamak mümkün değildir. Her daraldığımızda, bunaldığımızda başvurduğumuz insanların bu taleplerine, bu beklentilerine cevap vermek, aynı zamanda, şu Anayasa maddesinin de gereğini yerine getirmektir. Ben, hassaten ilgili bakanların, bütün bakanlarımızın ve kurumlarımızın, bu kabiliyetli insanları bulundukları ülkelerde değerlendirmelerinin, bunlardan istifade etme yoluna gitmelerinin hem orada yaşayan vatandaşlarımız için hem de bu ülke için çok önemli bir kazanım olacağı samimî kanaatinde ve inancındayım.

Değerli arkadaşlar, diğer teferruatlara girmiyorum. Merkez Bankasında yaşadıkları sıkıntıları biliyoruz; özellikle, birtakım şirket ve holdinglerin -ki, bunların da samimî olanlarını ayırmak lazım- bu insanlara yapmış oldukları istismarları biliyoruz, bu insanların çaresizliklerini biliyoruz: İşsiz insanlarımızın, yaşlı insanlarımızın orada yaşadığı sıkıntıları, arkadaşlarımız da gördü; öyle zannediyorum ki, bunu, çok sayıda milletvekili arkadaşımız, en azından yurt dışında yaşayan yakınlarından biliyorlar. Gençlerimizin, çocuklarımızın hangi şartlar altında orada bulunduklarını; özellikle gençlikevlerine, cezaevlerine düşen gençlerimizin hangi şartlarda oralarda bulunduklarını yakinen hep biliyoruz. Bunlarla ilgili tedbirleri almak, ülke olarak bizim görevimizdir. Eğer, biz, bu insanları, bulundukları ülkenin şefkatine ve merhametine havale edersek, korkarım ki, bu şefkat ve merhamet mahşer sabahına kadar tecelli etmeyebilir.

Değerli arkadaşlar, bir başka şey söylemek istiyorum. Araştırma komisyonları hâkim değildir, savcı değildir, polis de değildir; yani, netice itibariyle, araştırma komisyonu çerçevesinde kendilerine verilen yetkiler içerisinde, hangi yetkilerle teçhiz edilmişlerse -tespit edilen sınırlar içerisinde kimler varsa, kimlerle, nelerin görüşülmesi gerekiyorsa- o yetkiler çerçevesinde bu araştırmalarını yapıyorlar.

Bu araştırma komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, yurt dışındaki insanlarımızın oluşturduğu dernek, teşkilat, vakıf, federasyon ve konfederasyon gibi birliktelikler altında barınan insanlarımızın yaşadıkları problemleri yerinde tespit etmek üzere yetki aldı. Bu programlar, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla, özellikle konsolosluk hizmetleri veren ilgili birim aracılığıyla ve yurt dışındaki büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızın tespit ettikleri, davet ettikleri kurumlarla yapılmıştır ve orada özellikle de bir şart konulmuştur -Komisyon Başkanımızın ve komisyondaki arkadaşlarımızın da ifadesidir- davet edilen bu kurumlarda, şahıslarda, derneklerde, vakıflarda aranan şart, terör, şiddet, bölücü ve yıkıcı faaliyetler içerisinde bulunmamasıdır. Buna da, elçiliklerimiz ve konsolosluklarımız titizlikle riayet etmişlerdir.

Bir üzüntümü ifade etmek açısından söylüyorum, asla kimseyi suçlamak, yeni bir tartışma açmak açısından söylemiyorum: Değerli arkadaşlar, eğer önyargılarımızı aşamazsak, ön kabullerimizden vazgeçemezsek, herkes, birbiriyle alakalı şikâyete söz konusu olacak yüz tane gerekçe bulabilir; bulunabilir, herkesle ilgili bulunabilir. Bakın, bu komisyon yurtdışına çıkarken, benim de çok saygı duyduğum, özellikle bu komisyonun kurulmasına da öncülük etmiş, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek'in, bu komisyonun kurulmasını çok arzu etmiş, bu raporun hazırlanmasında da -biliyorum- çok önemli katkılar sağlamış olmasına rağmen, komisyonun yurtdışı çalışmalarına katılamayışından dolayı en az benim kadar kendisinin de üzüldüğünü biliyorum; ancak, komisyonla ilgili bütün rezervasyonlar yapılmış, bütün çalışmalar yapılmış, gidebilecekleri yerler tespit edilmiş, iktidar ve muhalefet partilerine mensup komisyon üyesi arkadaşlarımızın bir kısmı yurt dışına gitmişken -Sayın Haluk Hocam burada mı?- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilimiz Haluk Bey, bir basın toplantısıyla, arkadaşlarının, bu komisyon çerçevesinde, yurtdışı çalışmalara katılmayacaklarını ve yurtdışına gidenlerin de geri çağrıldığını ifade ettiler; tabiî, üzüldük.

Ben, sadece şunu söylemek istiyorum; Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve Büyükelçi Sayın Onur Öymen bu meseleyi bilir: Özellikle Almanya'da dernek, vakıf gibi kuruluşların anayasaya aykırı davranışlarını, faaliyetlerini incelemek üzere, takip etmek üzere Anayasayı Koruma Teşkilatı vardır, Almanca ifadesiyle Verfassung Schutz deniliyor. Bu teşkilat, bütün Almanya'da ve eyaletlerde faaliyet gösteren bu tür dernek ve vakıf ne varsa takibe alır ve netice itibariyle, yıl sonunda federal devlet ve eyaletler bazında da yıllık raporlarını yayımlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 8 Haziran 2004

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook