İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 56. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Fahrettin Üstün

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 56. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Şubat 2005 · 1.770 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fahrettin Üstün (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.770 kelime.

Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanununun 17 nci maddesi üzerine şahsım adına söz aldım ve Grubum adına; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, meyve-sebze üreticileri, tarımsal desteklerin verilmesinde daima ikinci planda kalmışlardır. Halbuki, ülkemizin tarımsal üretim yapısı, meyve-sebze üretiminin öncelikli olarak desteklenmesini gerektirmektedir; çünkü, bu ürünler, yüksek katmadeğerli ve emek/yoğun ürünlerdir. Ülkemizde emek bol, sermaye kıt ve işletme ölçeği de küçük olduğu bilindiğine göre, bu yapıya uygun bir ürün deseninin oluşturulması gerekir. Bu yapıya en uygun ürün grubu da meyve-sebze ürünleridir. Ancak, köylü, daima ucuz oy deposu olarak görüldüğünden, üretim yapımızla bağdaşmayan çarpık bir ürün deseni günümüze kadar gelebilmiştir. Bunun değiştirilmesinin yolu, meyve-sebze üretiminin desteklenmesinden geçmektedir.

Meyve-sebze üreticilerinin uğradığı haksızlığın en çarpıcı örneklerinden biri de doğrudan gelir desteği uygulamasında yaşanmaktadır. 10 dönüm kıraç arazi ile 10 dönüm narenciye veya sebze bahçesine aynı miktarda destek vermek gibi bir garipliğe Afrika'nın en ilkel kabilelerinde bile rastlanmazken, ülkemizde bu yanlışta ısrar edilmesini izah etmek mümkün değildir.

Meyve ve sebze gibi yüksek katmadeğerli ürünlerin desteklenmesi halinde, hem çiftçimizin reel geliri artacak hem daha yüksek istihdam sağlanacak hem daha fazla döviz girdisi elde edilecektir. Ülkemizde bunu yapabilecek emek, toprak, su, hava ve iklim koşulları fazlasıyla mevcuttur. Önemli olan, bu imkânları değerlendirebilmektir.

Ülkemizde kayıtdışılığın en yoğun olduğu sektörlerden biri tarım sektörüdür. Tarım sektöründe de kayıtdışılığın en yoğun olduğu grup, meyve-sebze grubudur. Bilindiği gibi, meyve ve sebzenin kayıt içine alınması, genel olarak haller ve ticaret borsaları vasıtasıyla olmaktadır. Ancak, alınan vergi, harç, fon ve rüsum gibi kesintiler nedeniyle maliyetler çok yükselmektedir. Çiftçilere verilen desteklerde, çiftçinin önceki yıllarda yetiştirdiği ürünleri nasıl pazarladığını gösteren müstahsil makbuzu ibrazı esas alınmalıdır. Bu önlemler uygulanmaya başlandığında, başlangıçta bir miktar vergi kaybı olsa bile, kayıtdışılığın zamanla azalmasından dolayı diğer vergi gelirlerinde -KDV, Gelir ve Kurumlar Vergilerinde- meydana gelecek hâsılat artışı, bu gelir artışlarını fazlasıyla telafi edecektir. Meyve ve sebze üretiminde, nakliye, pazarlama, üretici birliklerinin olmaması gibi önemli sorunlar vardır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanımız, 18.1.2005 tarihinde, Ankara'da, Tarım Gönüllüleri Birinci Yıl Değerlendirme Toplantısında tarım destekleri konusunda açıklamalar yaptı; Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü de, 25.1.2005 tarihinde, bu açıklamalara açıklık getirmek üzere basın toplantısı düzenledi. Sayın Başbakanın açıklamaları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 81 ilden getirttiği tarım danışmanları, çiftçiler ve Bakanlığın Ankara'daki hemen tüm bürokratlarının katılımıyla, tam bir şov havasında sunuldu. Yapılan açıklamalarda, çiftçilerin elektrik borçlarının yeniden yapılandırılması ve taksitlendirilmesi konusunda yanıltıcı bilgiler verilmesi, geleceğe dönük birkısım vaatler ve günümüze ilişkin birkısım yanlış veriler dışında, ciddîye alınacak hiçbir şey yoktu. Hele, toplantının yapılmasının ana gerekçesi olan tarım danışmanları, danışmanların içerisinde bulundukları durum, tarıma katkıları olup olmadığı, koskoca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı işlevsiz bırakılırken ve çiftçiye ve köye en büyük hizmeti götüren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılırken, bu tarım danışmanları ya da diğer ifadesiyle, tarım gönüllüleri konusuna neden ihtiyaç duyulduğu gibi hususlar hiç açıklanmadı, açıklanamadı.

Kim ne derse desin, Türk tarımının temel sorunu, hak ettiği ölçüde desteklenememesidir. Avrupa Birliğinde, tarım, gayri safî ulusal gelire yüzde 2 oranında katılıyor ve gayri safî ulusal gelirden yüzde 1,5 destek alıyor; yani, tarımın gayri safî ulusal gelire katkısı ile ulusal gelirden aldığı pay hemen hemen aynı oranda. Bizde ise, tarım, gayri safî ulusal gelire yüzde 11,6 kadar katkı sağlarken Avrupa'dakinin 6 katı; buna karşılık, gayri ulusal gelirden ancak binde 72, yani, Avrupa'dakinin yarısı kadar pay alıyor.

Bu oran, bugüne kadar tarıma ayrılan en düşük orandır. Başka bir deyişle, 2005 yılı bütçesi, Türk çiftçisine ulusal gelirden en düşük payın ayrıldığı, Türk çiftçisini Avrupalı çiftçinin onikide 1'i kadar destekleyen bütçedir. Rakamsal olarak ifade edersek, 2004 yılında başlangıç ödeneği olarak 3 katrilyon 215 trilyon olan tarım desteği, çok az bir artışla, 3 katrilyon 461 trilyon Türk Lirasına çıkmıştır. Artış oranı yüzde 7,6'dır.

Toplam kamu yatırımlarında tarım kesiminin payına baktığımızda da, hükümetin tarımı gözden çıkardığının bir başka kanıtına rastlıyoruz. Toplam kamu yatırımlarında tarım kesiminin payı 2004 yılında yüzde 9,1 iken, bu oran 2005 yılında yüzde 8,1'e inmekte, aynı şekilde, sulama yatırımlarının da payı yüzde 6,9'dan yüzde 6,1'e gerilemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan, tarım gönüllülerinin bir yıllık çalışmalarının değerlendirilmesi amacıyla düzenlediği ve kendinden önce sahne alan halk müziği sanatçısı Zara'yla katılanları coşturmaya çalıştığı toplantıda "1 000 Köye 1 000 Tarımcı Projesi"ni aklın bilgi ve tecrübeyle buluşması olarak niteleyip, bu projenin devlet - millet kaynaşmasını sağlayan çalışmalardan biri olduğunu belirtti.

Sayın Başbakana sormamız gerekiyor. Siz, proje adını verdiğiniz bu çalışmayla ve fakülteden yeni mezun olmuş deneyimsiz gençlerle, 1924 yılında kurulan Tarım Bakanlığının 100 000'i aşkın personeli, 10 000'i aşkın ziraat mühendisi, binlerce gıda mühendisi, binlerce veteriner hekim, tarım teknisyeni, ev ekonomisti ve hayvan sağlık teknisyeniyle, köylüye hizmet götürmedeki başarısızlığınızı gidereceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bu yaptıklarınızla, her ilde, her ilçede örgütlü Tarım ve Köyişleri Bakanlığını yetersiz ve başarısız olarak göstermiş olmuyor musunuz? Türkiye Cumhuriyetinin en köklü bakanlığının hem de tümünü değiştirip, yandaşlarınızı getirdiğiniz kadrolarla ortaya koyduğunuz başarısızlığı, amacı ve hedefi belirsiz malî kaynağı, başta Odalar Birliği olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin himmetine kalmış, iş deneyimi hiç olmayan, neyi kiminle yapacağını bilemeyen gençlerle örtbas edeceğinizi mi sanıyorsunuz?

Sizin 1 000 Köye 1 000 Tarımcı Projesi ile yapmaya çalıştığınız faaliyet yalnızca şu anlama geliyor: Ey sivil toplum örgütleri, biz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak tarıma bir yarar sağlayamıyoruz, allahaşkına, gelin, şu tarımın sorunlarını siz çözün mü demek istiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, Hasat Dergisi, Ekim 2004 tarihli 20 nci sayısında bu konuyu kapak yaptı. Kapaktaki başlık şöyle: "1 000 Köydeki 1 000 Tarım Danışmanı Sefilleri Oynuyor." Kapakta şu yazılar da yer alıyor: "Ziraat mühendisliği ve veteriner hekimliği hiçbir zaman bu kadar ayak altına alınmadı. Konya'daki tarım danışmanları 180 000 000 TL maaşla çalışıyorlar. Birçok ilde iki üç aydır maaş alamayan danışmanlar var. Hiç kimsenin onlar kadar amiri yok. Çocukları okuyanlar bile köylerde oturmaya mecbur ediliyor."

Proje adı verilen bu çalışma, o denli anlamsız ve başarısız ki, projenin birinci yılının değerlendirilmesiyle ilgili toplantıda, Başbakan, yalnızca bu yıl projeye 1 000 kişinin daha ekleneceğini söylemiş; ama, bir yıl içerisinde ne yapıldı, ne oldu, bu konulara hiç girmemiş, konu dışında ise birçok vaatlerde bulunmuştur.

Sayın Başbakan, çiftçilerin tarımsal sulamada kullanılan elektrikten ötürü biriken ve 660 trilyon TL'ye ulaşan borçlarının faizini sildiklerini söylemiş, çiftçinin borcunun, ek bir faiz uygulaması yapılmadan, tarımsal TEFE uygulanarak 36 ayda tahsil edileceğini belirtmiştir. Başbakan, faizlerin silindiğini söylerken gerçeği ifade etmemiştir; çünkü, silinen faizin yerine, tarımsal TEFE oranında faiz getirilmektedir. Türk çiftçisi, tarımsal TEFE uygulamasını, Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının taksitlendirilmesi olayında yaşadı. "Çiftçinin borçlarının faizi silindi" denildikten sonra, bu borca, ilgili yılın tarımsal TEFE oranında faiz tahakkuk ettirildi. Bununla da yetinilmedi, vadesinde ödenmeyen borç taksitine, vade tarihinden önceki ayın tarımsal TEFE miktarına 5 puan eklenerek ceza uygulaması getirildi. Sayın Başbakan çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçlarına düzenleme getirirken birkısım gerçekleri ortaya koymuyor.

Sayın Başbakan, bütçede yaptığı konuşmada, iktidara geldiklerinden bu yana elektrik fiyatlarına zam yapılmadığını söyledi. Az sonra onunla ilgili faturaları sizlere okuyacağım.

Değerli arkadaşlarım, daha önce tahakkuk eden doğrudan gelir desteği bir sonraki yıl içinde iki taksit halinde ödenirken, şimdi bu iki taksitten biri 2005 yılında, diğeri 2006 yılında ödenecek. Yani, çiftçi, dönüm başına 16 000 000 TL olarak belirlenen ve bir önceki yıla göre hiç artırılmayan 2004 yılına ait doğrudan gelir desteğinin dekar başına 10 000 000 TL'lik kısmını 2005'te, 6 000 000 TL'lik kısmını ise ancak 2006'da alabilecek. Sayın Başbakan gerçeği tamamen saptırarak, doğrudan gelir desteğinin 2005'te tek ödemede verileceğini söylüyor. Evet, 2005'te tek ödeme yapılacak; ama, o tek ödeme yapılmasının nedeni, çiftçiye, hak ettiği doğrudan gelir desteğinin tamamının bir kerede verilmesi değil, ikinci ödemenin bir yıl sonra yapılacak olmasıdır.

Sayın Başbakan, özellikle Nevşehir, Niğde ve Ordu yörelerinde görülen ve kanserli patates olarak anılan hastalıklı patates olayına da değinerek, toprakta otuz ilâ yetmiş yıl arasında yaşayan bu hastalığa karşı ivedilikle önlem aldıklarını,patates üretimine sınırlama getirildiğini, zarara uğrayan üreticiler için 15 trilyon TL'lik destek ayrıldığını belirtiyor.

Evet, Sayın Başbakanın belirttiği gibi bir mantar hastalığından ötürü pek çok tarlada en az otuz yıl patates ekimi yapılamayacak. Çiftçinin zararı karşılanmalı; ama, şu da bilinmeli ki, mantar bulaşığı olan patates tohumları, yurdumuza dışarıdan ithal edildi. Hastalıklı patatesin tüm vebali, Tarım Bakanlığındadır; çünkü, tohumların incelenmesi için yurtdışına gönderilen elemanlar, bakteri konusunda uzman ziraat mühendisleriydi ve asıl olması gereken, mantar ve virüs konusunda uzman ziraat mühendislerinin olması gerekirdi.

Sayın Başbakan, Et ve Balık Kurumunun henüz özelleştirilmemiş olan birtakım kombinalarının Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesine alınacağını belirtti. Bu, doğru bir karar; ancak, Kayseri'deki kombinanın, niçin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesine alınmayıp özelleştirileceğini de açıklaması gerekir. Kayseri kombinasının özelleştirilmesindeki neden, aynen Ankara'daki kombina gibi, çok değerli arsaya sahip olması mıdır? Bu konu açıklığa kavuşmadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanın, 2005 malî yılı bütçe konuşmasının kitapçığı burada. Diyor ki: "Elektrik fiyatlarına, göreve geldiğimiz günden bugüne kadar zam yapılmamıştır." Özellikle arkadaşlar elektriğe zam yapılmadığını, elektrik fiyatlarının 117 000 lira olduğunu söylediler. Muğla'ya yaptığım ziyaretlerde, özellikle üreticilerden elektrik faturalarını getirmelerini istedim; bunlardan, size birkaç tane örnek vereceğim.

Milas Kıyıkışlacık'tan Kemal Talay; 2002 yılının onikinci ayında 255 kilovat/saat elektrik kullanmış, 42 000 000 liralık fatura gelmiş. Bunu böldüğümüzde, 167 000 lira... 2002 yılında... Geçen yılın onuncu ayında -2004 yılı- 412 990 000 liralık fatura gelmiş, 2 080 kilovat/saat elektrik kullanmış. Böldüğümüzde, 198 552 lira...

Yine, Milas Kafaca Köyünden Hakkı Salafur; 334 kilovat/saat elektrik kullanmış, 65 860 000 liralık fatura gelmiş, böldüğümüzde 198 000 lira. Yani, 2002'de 167 000 lira olan sulamada kullanılan elektriğin fiyatı, daha sonra 198 000 liraya çıkarılmış. Prim arttı, kaynak yok. Evet, Sayın Bakan açıkladı, primler var; ama, bunlara kaynak yok. Bunların ne zaman ödeneceğiyle ilgili de herhangi bir şey yok.

Rakamlarla oynamayı çok seviyorsunuz değerli arkadaşlarım; bazen de bu rakamlar söylendiği zaman, alkıştan ortalık yıkılıyor. 100 liralık bir malın fiyatı ne kadar indirilebilir? Yüzde 50 indirdiğinizde 50 lira olur, yüzde 100 indirdiğinizde bedava verirsiniz. Sayın Başbakan, bütçe konuşmasında "telefon ücretlerinde indirim yapıldı ve bu indirim, mesafelere göre yüzde 30 ile yüzde 200 arasında değişiyor ve bütün bunlarla birlikte, tabiî, geliyorum tarıma" diyor ve siz de alkışlıyorsunuz. 100 liralık bir malın yüzde 200 indirimi nasıl oluyor değerli arkadaşlar; üstüne para mı veriyorsunuz?!

FİKRET BADAZLI (Antalya)Yanlış bilgidir o Fahrettin Bey...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Tutanak... Sayın Başbakanın konuşması.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Sayın Başbakan, özür diler, olur biter canım. Alıştı zaten Başbakan özür dilemelere, içeride dışarıda...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Sayın Bakan da -bu kanun tasarısı iki aydan beri görüşülüyor- şunu diyor. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Grup Başkanvekili, dün, Ziraat Odalarını kabulünde bir şey söylemiş; demiş ki: "Sayın Tarım Bakanı iyi niyetli; ama, IMF politikalarını uygulama konusunda bir memur rolünde. Hiçbir zaman bu rolü kabul etmeyeceğiz." Arkasını da getiriyor Sayın Bakan "biz, bu ülkenin öz çocuklarıyız ve bu ülkede kendi millî politikalarımızı her zaman hâkim kılmaya çalışacağız" ve alkışlanıyor.

FİKRET BADAZLI (Antalya)Yalan mı?!

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Yiğitliğinizi IMF ile yapacağınız 20 nci görüşmede göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ülkede tarım nasıl kalkınmaz derseniz, yabancılara tarım arazilerini satarak, 150'ye yakın toprak mahsulleri ofisini kapatarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 9 Şubat 2005

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook