İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 127. BİRLEŞİM · SALI

Elektrik piyasası kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:249)

Faik Öztrak

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 127. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2008 · 2.073 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faik Öztrak (CHP), 8 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ELEKTRİK PİYASASI KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:249)); konuşma 2.073 kelime.

Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “Elektrik piyasası kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:249)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2008-07-08-elektrik-piyasasi-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, huzurunuza gelen bu yasa tasarısıyla, rekabete dayalı, kamu tarafından düzenlenen bir enerji piyasasının kurulması amacıyla 2001 yılında kabul edilen 4628 sayılı Kanun’un uygulanması esnasında karşılaşılan aksaklıkların giderilmesi ve dünya ve ülke şartlarında yaşanan değişimlerin yasaya yansıtılmasının amaçlandığı ifade edilmektedir. Diğer taraftan, arz güvenliğinin sağlanması konusunda mevcut Kanun’un yeterli olmadığı söylenmektedir. Bu amaçla çeşitli düzenlemeler getirilmektedir. Bu çerçevede kamu üretim şirketlerine Bakanlar Kurulu kararıyla üretim yapma görevi de verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, izninizle, yasayla ilgili görüşlerimi aktarmadan önce bir uluslararası kuruluşun Türkiye’deki enerji sektörüne ilişkin tespitlerini dikkatinize sunmak istiyorum. Böylece, görüşülmekte olan yasa tasarısının neden huzurunuza geldiğini daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. “Enerji arz güvenliği Türkiye için çok önemli bir endişe kaynağıdır. Güçlü büyüme ve yükselen sosyal standartların doğurduğu hızla artan talep sonucunda elektrik arz kesintileri yaşanmaya başlamıştır. Türkiye, önemli makroekonomik sonuçlar doğurabilecek potansiyel olarak ciddi bir arz kriziyle karşı karşıyadır. Verimliliği artırmaya ve talep yönetimini geliştirmeye yönelik çabalar henüz önemli bir etki sergileyememiştir ve daha fazla geliştirilmeleri gerekmektedir. Özel sektör yatırım seviyesi, arzın talep artışıyla paralel olarak artmasını sağlamak için yeterli olmamıştır ve önemli ithalat seçenekleri de kısa vadede sınırlıdır. Dolayısıyla, yerli üretime ve iletim kapasitesine yönelik yatırımların arttırılması gerekmektedir. Bunun için ilave üretim kapasitesine yönelik olarak özel sektörü daha fazla yatırım yapmaya teşvik edecek önlemlerin alınması gerekmektedir. İletim kapasitesini genişletmek için kamu sektörü yatırımlarına ihtiyaç duyulacaktır. Ayrıca, en azından kısa vadede gereken yatırım seviyesi ile özel sektörün gerçekleştirmesi beklenen yatırımlar arasındaki açık kapatılıncaya kadar üretim alanında da kamu yatırımlarına ihtiyaç duyulacaktır.”

Değerli milletvekilleri, sizlere aktardığım bu değerlendirme geçtiğimiz Mayıs ayında yayımlanan Dünya Bankası ve Türkiye Ülke İşbirliği Stratejisi 2008-2011 Raporu’nun ikinci bölümünün yirmi sekizinci paragrafındandır; enerji sektörünün büyümenin önünde nasıl bir engel hâline getirildiğini tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.

Diğer taraftan, bu raporlar hükûmetin onayıyla yayınlanır. Dolayısıyla, bu satırlar aynı zamanda Hükûmetin enerji sektörünü ne hâle getirdiğinin de itirafıdır.

Sayın milletvekilleri, devletin resmî kurumlarının verileri de Türkiye'nin ciddi bir elektrik enerjisi arz sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından Temmuz 2007’de hazırlanan ve 2007-2016 yıllarını kapsayan Türkiye Elektrik Enerjisi On Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu Raporu’nda 2009 veya 2011 yıllarında ülkemizde elektrik enerjisinde arz açığı ortaya çıkma olasılığının oldukça yüksek olduğu ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ortada çok ciddi bir tablonun bulunduğu açıktır. Türkiye'nin öncelikli hedefi olması gereken yüksek büyüme hızına ulaşma ve artan nüfusa hızla yeterli iş imkânı sağlama çabaları, anlaşılan, sadece izlenen yanlış politikalar nedeniyle ortaya çıkan cari açığa yani artan dış borçlanma ihtiyacına değil enerji darboğazına da takılacaktır. Bu durum, son dönemde izlenen yanlış politikalarla elverişli küresel iklimin getirdiği fırsatların nasıl heba edildiğini ve ülkenin uzun dönemli büyüme altyapısının nasıl talan edildiğini gözler önüne sermektedir.

Uzun vadeli bir bakış açısıyla ele alınması ve planlanması gereken elektrik enerjisi sektöründe neden bu tablo ortaya çıkmıştır? Bu sorunun cevabı 59’uncu ve onun devamı olan 60’ıncı Hükûmet dönemlerinde izlenen yanlış politikalarda aranmalıdır.

Hepinizin malumları olduğu üzere elektrik enerjisi, yaşam kalitesinin ve sürdürülebilir büyümenin ikame edilemez bir kaynağı olması nedeniyle, devletin özenli politikalar ve akılcı stratejiler geliştirmesi gereken bir alandır. Bu alanda yanlış politika ve stratejilerin maliyeti oldukça yüksek olabilmektedir. Nitekim, huzurunuza getirilen bu yasa tasarısı son beş yıllık dönemde izlenen yanlış enerji politikalarının ortaya çıkardığı sıkıntıların bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, devlet, 2001 yılında aldığı stratejik bir kararla enerji sektörünü özel kesim yatırımlarına açmayı ve kamu tarafından düzenlenen bir piyasa oluşturmayı amaçlamıştır. Bu çerçevede üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesi ve imkânlar ölçüsünde kamunun bu alandaki ağırlığının azaltılması benimsenmiştir.

Kanun koyucu, aynı zamanda, elektrik arzında ortaya çıkabilecek sıkıntıları da öngörerek devlete bu sıkıntıları ortadan kaldıracak belirli yetkileri de vermiştir. Buna, gerektiğinde üretim tesislerine yatırım yapmak da dâhildir. Yani hedef, enerji sektörünü özel kesime devredip hiçbir sorumluluk almamak değildir çünkü nitelikleri itibarıyla bu sektör, piyasa kurallarının tam anlamıyla çalışabildiği bir sektör değildir. Burada hedef, enerji arz güvenliğini tehlikeye atmadan enerjiyi güvenli, ucuz ve kaliteli bir biçimde topluma sunarken yatırım ihtiyacının bir kısmını özel kesim eliyle gerçekleştirmek suretiyle devletin diğer görevleri için ilave kaynak yaratmaktır.

20 Şubat 2001 tarihinde kabul edilen 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, sektörde yukarıdaki çerçevede bir yeniden yapılanmayı öngören özel nitelikli bir çerçeve kanun olarak tasarlanmıştır. Söz konusu Kanun’un çıkarılmasının üzerinden yedi yıl gibi bir süre geçmesine karşın sektörün yeniden yapılandırılmasına yönelik öngörülen dönüşümler gerçekleştirilememiştir. Bu bağlamda, yeniden yapılanma çerçevesinde hedeflenen gerçek maliyetlere dayalı, rekabetçi, saydam ve sürdürülebilir bir piyasa yapısı oluşturulamamıştır. Aslında sıkıntıların önemli bir kısmı, Hükûmetin benimsediğini ilan ettiği politikalara popülist yaklaşımlarla uymamasından kaynaklanmıştır.

2004 yılında alınan bir Yüksek Planlama Kurulu kararıyla, özel sektör yatırımlarının elektrik piyasasına yönlendirilebilmesi için strateji belgesi hazırlanarak kamuoyuna sunulmuştur. Bu strateji belgesinde özelleştirmeye ve özellikle dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesine önem verilmiştir. Amaç, özelleştirilen dağıtım şirketlerinin üretime yatırım yapacak olan şirketlerle özel anlaşmalar yapabilmelerine olanak tanımaktı. Böylelikle, özel sektör girişimcileri arasında uzun vadeli ikili anlaşmalar ile serbest piyasa koşullarına benzer koşullar içerisinde elektrik fiyatlarının oluşabilmesi hedeflenmiştir ancak uzunca bir zaman bekletildikten sonra nihayet 2007 yılında hazırlıkları tamamlanma aşamasına gelen özelleştirmeler, seçim öncesinde Hükûmet tarafından ani bir kararla ertelenmiştir. Ertelemeye gerekçe olarak dağıtım altyapısının yatırım ihtiyacı gösterilmiştir. Oysa gerçek, Başbakanın bu uygulamalar öncesinde yaptığı açıklamalarda yatmaktadır. Hükûmet uzun süredir suni olarak sabit tuttuğu elektrik fiyatlarını seçime bir yıl kala artırmak istememiştir. Hükûmetin kendi getirdiği yeni düzenleyici çerçeveye uymaması, gerekli yatırım ortamını yaratamamış ve özel sektörün üretim yatırımlarının önü tıkanmıştır.

Maliyetlerdeki hızlı artışlara, kayıp ve kaçağın azaltılamamasına rağmen, Hükûmet kararlarıyla elektrik fiyatlarının sabit tutulması, bir yandan özel kesimin yatırım yapmaktaki ürkekliğini artırırken, kamu kuruluşlarını da yatırımlar için kaynak yaratamaz hâle getirmiştir. Hatta, 2006 yılında, özelleştirme gelirlerinin bir kısmı bu kuruluşlara gizli sübvansiyon olarak verilmiştir. Aslında, seçim öncesinde Hükûmet elektriğe zam yapmamakla övünürken, halktan, bu nedenle, gelecekte karanlıkta kalacaklarını, fabrikaların duracağını, kesintiler nedeniyle sanayide üretim maliyetlerinin artacağını ve geleceğimizin, yüksek büyüme ve istihdam olanaklarının yağmalandığını gizlemiştir.

Sayın milletvekilleri, bu yanlış politikalar neticesinde özel kesim enerji sektörüne yatırım yapmaktan kaçınmıştır. Nitekim, yıllar itibarıyla bakıldığında özel kesimin enerji yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2002 yılından bu yana değişmemiştir. 2002 yılında enerji sektörüne yönelen özel kesim yatırımlarının payı binde 3 iken, bu pay 2004, 2005 yıllarında binde 2’ye kadar gerilemiş, 2007 yılında ise tekrar binde 3 olmuştur.

Hızla artan talebe rağmen özel kesimin enerji sektörüne yatırım yapmadığı ortada iken kamu kesimi elektrik enerjisinde arz güvenliğini güvence altına alacak yatırım kararlarını da alamamıştır. Yıllar itibarıyla, devletin enerji yatırımlarının toplam kamu yatırımları içindeki payı hızla düşürülmüştür. 2002 yılında enerji sektörü yatırımları kamu sabit sermaye yatırımlarının yüzde 20,8’ini oluştururken, 2007 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 10,2’ye gerilemiştir.

Kamu kesimi enerji yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı incelendiğinde, enerji yatırımlarındaki ürkütücü tablo daha da iyi anlaşılmaktadır. AKP hükûmetlerinin işbaşına geldiği 2002 yılının sonunda kamu kesimi enerji yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 1,3 iken, 2007 yılında bu oran binde 4’e gerilemiştir. Oysa 2001 yılında çıkan 4628 sayılı Yasa’nın ilk hâlinin 2’nci maddesinin (a) fıkrasının 1 numaralı bendinde Elektrik Üretim Anonim Şirketinin özel sektör yatırımlarını dikkate almak suretiyle, Kurul onaylı üretim kapasite projeksiyonu uyarınca, gerektiğinde yeni üretim tesisleri kurabileceği, kiralayabileceği ve işletebileceği açıkça hükme bağlanmıştır. İlgililer, bu maddede bahsi geçen “gerektiğinde” kelimesinin muğlaklık yarattığı ve bu gerekliliğe kimin karar vereceğinin belirli olmadığı şeklinde bir gerekçeyle yatırım yapmadıklarını dile getirmişlerdir. Enerji Bakanlığı ve Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu arasında bu yetkinin kim tarafından kullanılacağına yönelik bir yorum farkının ülkenin geleceğini ipotek altına almasını kabul edemeyiz. Kaldı ki -varsa- bu farkı giderme mercisi de Hükûmettir.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet politik tercihini özel kesimin enerji sektöründe yatırım yapması ve kamunun bu sektörde işletmeci olarak varlığını azaltması yönünde yapmıştır ancak bunun gerektirdiği tedbirleri almadığı için ciddi bir zaaf ortaya çıkmıştır. Söz konusu olan, insanlarımızın temel haklarından biri olan yaşam kalitesindeki iyileşmenin sürdürülebilmesidir. Bu hizmetin -kamu veya özel, kimin eliyle verilirse verilsin- güvenli ve kaliteli bir şekilde millete sunulmasından devlet sorumludur. Özel kesimin enerji arz güvenliğini sağlayacak yatırımları gerçekleştiremediği ortada iken kamu yatırımlarını devreye sokacak tedbirlerin AKP Hükûmetleri tarafından alınmaması ağır bir ihmaldir.

Değerli milletvekilleri, şimdi bir başka önemli konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapan 5496 sayılı Kanun’un 10/5/2006 tarihinde yasalaşmasından sonra 4628 sayılı Yasa’nın Elektrik Üretim Anonim Şirketine yatırım yapma yetkisini veren 2’nci maddesinin (a) fıkrasının birinci bendi bir şekilde yok olmuştur. Komisyonda bazı yetkililer bunun sehven unutulduğunu ifade etmişlerdir.

Sayın milletvekilleri, şimdi soruyorum: Kanun’un verdiği bu yetki 2006 yılına kadar neden kullanılmamıştır? Kanun’un arz güvenliği açısından en önemli maddesi, 2006 yılında yapılan düzenleme sırasında nasıl sehven yok olmuştur? Neden elektrik arzında yaşanacak sıkıntılar çok açık bir biçimde ortada iken gerekli önlemler alınmamıştır? Elektrik Üretim Anonim Şirketi, Enerji Bakanlığı, EPDK veya Başbakanlık bu sorunu görmemiş midir? Gördüyse uyarmamış mıdır? Uyardılarsa buna kim karşı çıkmıştır? Bu soruların her aşamasında görev ihmali söz konusudur. Bu sorular mutlaka sorulmalıdır, çünkü konu, her bakımdan ülkemizin ve insanlarımızın geleceğini ipotek altına almıştır.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir Sayın Başbakan “Bu ülkede taş taş üstüne koyanlar, koymayanlar” ayrımı yapıyor. Rakamlar, bu ülkenin en kritik sektöründe AKP Hükûmetlerinin nasıl taşı taş üstüne koymadıklarını açıkça sergiliyor. Ortaya çıkan tablo gayet açıktır; 2003 yılından bu yana enerji sektöründe kamu ne kendi yatırım yapmıştır ne de özel sektörün bu yatırımları yapması için gerekli ortamı yaratmıştır. Tüm bu gelişmeler, bazılarına göre 2009 yılında, bazılarına göre de bu yıl karşılaşılması olası görünen elektrik enerjisi arz sıkıntısının bağıra bağıra geldiğini, buna karşı, Hükûmetin gelen bu uyarılara kulaklarını kapayarak basiretli davranamadığını açıkça göstermektedir.

Hükûmet, yedek kapasite fazlasıyla aldığı enerji sektöründe bu imkânı kullanamamış, ilave kapasite yaratamamış ve sektörde ciddi bir arz güvenliği sorunu yaratmıştır. Burada orta vadeli bir bakış açısının eksikliği ve “günü yaşama” yaklaşımı kendini açıkça göstermektedir. Bu kötü yönetimin faturası her zaman olduğu gibi yine halkımıza çıkacak ve önümüzdeki dönemde enerji darboğazı büyüme ve istihdamın önünde önemli bir engel olacaktır.

Diğer taraftan, küresel kredi koşullarının oldukça iyi olduğu bir dönem geride kalmıştır. Ayrıca, son dönemde Çin ve Hindistan gibi ülkelerin yeni enerji tesisleri kurma çabalarına hız vermesi, enerji sektöründe kullanılan yatırım mallarının fiyatlarının hızla artmasına ve bu malların tesliminin çok uzun sürelere yayılmasına neden olmuştur. Bu durum, yeni kapasite yaratılmasını hem pahalılaştırmış hem de zorlaştırmıştır.

Diğer taraftan, Hükûmetin elektrik fiyatlarına hesapsız kitapsız müdahalesi, kamunun yatırımcı kuruluşlarını finansman darboğazına sokmuş ve istese de yatırım yapamaz hâle getirmiştir. Şimdi bu hesapsızlığın faturası, bu sene başından itibaren yüzde 44’leri aşan şok fiyat artışlarıyla vatandaşlarımıza çıkarılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, yasa tasarısının maddeleri üzerine arkadaşlarım detaylı görüşlerini sunacaklar. Bu nedenle maddelerin ayrıntılarına girmeyeceğim. Ancak, bu yasa tasarısı acaba mevcut sıkıntılara çözüm olacak mıdır? Tasarının 6’ncı maddesi arz güvenliğinin sağlanması için alınacak önlemleri tanımlamaktadır. 4628 sayılı Kanun’un kamuyu gerektiğinde yatırım yapmaya çağıran maddesi oldukça açık iken Hükûmet elektrik enerjisi yatırımlarını gerçekleştirmekten kaçınmış ve bu madde 2006’da bir şekilde yok edilmiştir. Şimdiki düzenlemeyle elektrik sıkıntısı kapımıza dayanmışken devlet ancak maddede sayılan bir dizi önlemin hiçbirinin çalışmaması hâlinde yatırım yapabilecektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin ciddi bir enerji darboğazıyla karşı karşıya olduğu dikkate alındığında, kamunun enerji yatırımı yapabilmesinin uzun bir deneme yanılma sürecine bağlanması, sorunu daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak ve ortaya çıkacak ızrar hâlinin bazı gruplar tarafından istismarına neden olacaktır. Hem reel sektörün ve dolayısıyla ülkenin rekabet gücünün korunması hem de tüketici refahının artırılabilmesi için kamunun enerji sektörüne yapacağı yatırımların önüne, mevcut arz darboğazı dikkate alınarak, yeni koşulların getirilmemesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu husus istismarı engelleyecek, fiyatların daha doğru ve rekabetçi bir noktada teşekkül etmesini sağlayacak ve arz güvenliğinin tesis edilmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Sayın milletvekilleri, getirilen düzenleme, sonuç olarak, Hükûmetin bu sektörü yönetememesinden kaynaklanan ciddi hasarın önüne geçmekten çok uzaktır.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken bir hususun altını çizmek istiyorum. Elektrik sektöründe yaşananların ne küresel piyasalarda yaşanan krizle ne uluslararası enerji fiyatlarının artmasıyla ne de iktidar partisine açılan kapatma davasıyla ilgisi yoktur. Gelinen nokta, Hükûmetin bu ülkeyi nasıl hesapsız kitapsız borçlandırarak, kendilerine bırakılan imkânları har vurup harman savurarak yönettiğinin ya da yönetemediğinin çok açık bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetlerinin yanlış politikaları ekonomide ciddi risklerin birikmesine yol açmıştır. Bunun en önemli göstergesi, yavaşlayan büyümeye rağmen artan cari açık ve bugün konuştuğumuz enerji darboğazıdır. Bozulan küresel iklimle birlikte bu riskler açığa çıkmaktadır. Bu çerçevede ekonomiden sorumlu bakanların bu durum karşısında gereken önlemleri almak yerine, olan biteni AKP’nin kendine açtırdığı davanın neden olduğu siyasi belirsizliğe bağlama çabaları durumu daha da kötüleştirmekte ve âdeta halkın sırtından kurban kesilmektedir. Hükûmetin bu yanlışlardan kısa sürede dönmesini ve halkın kendisine verdiği yetkiyi ekonomide yaşanan sıkıntıları arttırma yönünde değil gidermekte kullanmasını bekliyoruz ve temenni ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün grup konuşmalarını dikkatle dinledim. Bakınız, dünyada çok ciddi, ters bir küresel dalga üstümüze doğru geliyor. Türkiye bu dalgaya her yeri açık bir vaziyette, büyük kırılganlıklar üreterek yakalanmış vaziyette ama ben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 8 Temmuz 2008

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook