2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Aralık 2008 · 1.208 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faik Öztrak (CHP), 18 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.208 kelime.
Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2008-12-18-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, konuşmama önce, Türkiye'nin son dört beş yıllık gelişmeleriyle ilgili bazı tespitleri yaparak başlamak istiyorum. Aslında Türk ekonomisine baktığımız zaman, ekonomimiz 2006’dan bu yana yavaşlıyor. Sadece yavaşlamakla kalmıyor, bize benzeyen ekonomilerin performansının altında bir performans gösteriyor. Bu düşük performans son yılda, yani 2008 yılında, bize benzeyen ekonomilerin üçte 1’i seviyesinde bir büyümenin gerçekleşeceğini bize gösteriyor.
2008 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2’lere kadar gerileyen büyüme hızı, üçüncü çeyrekte yüzde 0,5 oldu. Yarım puanlık büyüme, değerli milletvekilleri, Türkiye için durgunluk demektir.
Nitekim üçüncü çeyrekte yurt içi talebe baktığımız zaman, yurt içi talebin bir önceki yılın üçüncü üç aylık dönemine göre ilk defa gerilediğini görüyoruz. Yani yurt içi talep yirmi altı çeyrektir ilk defa Türkiye’de bir önceki çeyreğin altında gerçekleşiyor.
Yine imalat sanayisine baktığımız zaman, imalat sanayisi katma değeri de 2008 yılının üçüncü çeyreğinde 2002 yılından bu yana ilk defa geriliyor, ilk defa küçülüyor. Yine 2008 yılının üçüncü çeyreğinde işsizliğin yüzde 9,8 olduğunu görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu yüzde 9,8 işsizlik rakamı, ki resmî rakamdır, -resmî rakamların hazırlanmasıyla ilgili ciddi sıkıntılar olduğu izlenimi vardır bizde, buna rağmen bu yüzde 9,8’lik oran, üçüncü çeyrekteki- 2001 krizinde dahi görülmemiş bir orandır. 2001 krizinde dahi yüzde 9,8 işsizlik yoktu. Yine işsizlikle ilgili eylül ayı rakamına geldiğimiz zaman -ki, bu, ağustos-eylül-ekim ortalamasını gösteriyor- rakamın yüzde 10,3 olduğunu görüyoruz. Yani ilk defa Türkiye’de işsizlik rakamı iki haneli seviyelere geliyor.
Şimdi, bu verilere baktığımız zaman, bu yılın büyüme hızının özellikle üçüncü çeyrekteki rakamlara da baktığımız zaman- yüzde 2 civarında olacağını görüyoruz. Gelecek yıl eğer Türkiye pozitif bir büyüme hızı gerçekleştirirse öpüp başımıza koyacağız.
Diğer taraftan küresel krizden bahsediyoruz ama küresel krizin bizim gibi ekonomileri ekim ayından itibaren etkilemeye başladığını da biliyoruz. O zaman, biraz önce vermiş olduğum üçüncü çeyrek rakamlarını yorumlarsak, üçüncü çeyrek rakamlarının içinde küresel kriz yok.
Aslında, Türkiye, bu küresel kriz bizi etkilemeye başladığında, bu büyük durgunluğun, bu büyük işsizliğin gösterdiği gibi kendi krizimizi yaşamakta olduğumuzu, Hükûmetin yanlış politikalarıyla ortaya çıkmış olan bir krizi yaşamakta olduğumuzu çok net bir biçimde ortaya koyuyor.
Küresel kriz etkilemeye başladığında da Sayın Başbakan diyor ki: “Bu kriz bize teğet geçecek.” Sonra diyor ki: “Bu krizden, küresel krizden en az etkilenen ekonomi biz olacağız.” Aslında bu bir itiraf. Bu çok açık seçik bir itiraf, çünkü bu Hükûmetin kendi yaratmış olduğu kriz bu ülkenin insanlarının boğazını öyle bir sıkıyor ki küresel krizin etkileri bunun yanında hafif kalır. Aslında Sayın Başbakanın söylemek istediği bu.
Bir başka konu, Hükûmetin politikaları Türk ekonomisini küresel kriz karşısında ne duruma getiriyor, buna da bakmamız lazım. Şimdi, küresel krizle ilgili olarak “Bu kriz nasıl aşılacak?” dediğinizde dünyada konuşulan standart reçete şu: Dünyada talep hızla daralıyor, o nedenle ülkelerin iç taleplerini maliye politikalarını bir miktar gevşeterek artırmaları bekleniyor. Para politikalarının da gevşemesi isteniyor ve bu suretle deniliyor ki: “İçeride iç talebi canlandırmak suretiyle dış talep kaybını telafi edip büyüme hızlarındaki gerilemeyi yavaşlatın.”
Peki, Türkiye'nin böyle bir politika uygulayabilme esnekliği var mı yok mu? Aslında, yine Hükûmetin dünya piyasalarındaki o bolluk dönemini yeterince değerlendirememesi neticesinde Türkiye böyle bir esnekliğe de sahip değil. Neden sahip değil? Türkiye'nin cari işlemler açığı 2002 yılında ilk dokuz ayda binde 3’tü, 2008 yılında ilk dokuz ayda yüzde 6 gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak. Demek ki, 20 kat artmış.
Yine, Türkiye'nin borçluluk düzeyine baktığımız zaman, Hükûmet, özellikle bu borç rakamlarını 2001-2002 -yani kriz yılını- rakamlarını alarak karşılaştırma yapıyor, gelinen noktadaki iyileşmeyi buna göre kamuoyuna ifade ediyor. Şimdi, 2001-2002 krizinde borç stokları, yani borç yükleri, borcun gayrisafi yurt içi hasılaya oranları kriz nedeniyle sıçramıştı. Dolayısıyla, karşılaştırma, yani, bu yeni küresel krizi, ülkenin içinde bulunduğu krizi nasıl borç oranlarıyla karşılıyoruz diye bir karşılaştırma yapacaksak, o zaman 2000 yılına bakmamız lazım, yani kriz öncesindeki döneme bakmamız lazım.
Şimdi, merkezî yönetim brüt borç stokunun gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2000 yılında yüzde 38,2. Peki, 2007 yılında bu oran ne? Yüzde 39,1. Yani, 2007 yılında, geçen yıl kamunun borç yükü 2000 yılının üstünde. Peki, bu yıl geriliyordu, yüzde 35’lere kadar gidiyordu, gayrisafi yurt içi hasıladaki düşmeyi hiç dikkate almadan bu son kur hareketleriyle ne oluyor diye baktığınız zaman, rakamın bu sene sonunda da yüzde 38,1 olacağı anlaşılıyor. Yani, borç yükü Türkiye'nin düşük değil.
Yine, dış borcuna baktığımız zaman da 2000 yılında Türkiye'nin dış borcu yüzde 44,4 gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak. 2008 yılına geldiğimiz zaman, ortalarda, yani dokuzuncu ayda yüzde 38’lik bir rakam ortaya çıkıyor. Ancak, dış borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını hesaplarken 17 Aralıktaki dolar kurunu dikkate alırsak -şeyi dikkate almıyoruz- euronun değer kazanması nedeniyle dolar cinsinden borçların artması, bunların hiçbirini dikkate almıyoruz ve gayrisafi yurt içi hasılanın da Hükûmetin söylediği gibi yüzde 4’lük büyümeyle ulaşılan rakam olduğunu da dikkate alırsak, 38’lik borç yüzde 44,6’ya çıkıyor. Yani bu, o hani çok övündüğümüz “Borcu düşürdük, borcu düşürdük…” Bunun ne kadar birtakım gelişmelere hassas olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor.
Bir başka, bu krizi nasıl karşıladığımız, yani bizim maliye politikasını genişletme imkânımızın olup olmadığını tespit etmekte kullanacağımız gösterge, faiz dışı fazladır.
Şimdi, aslında Hükûmet 2007 yılında, yani seçim yılı olan 2007 yılında mali disiplini tamamen elinden bırakmıştır. Nereden bunu görüyoruz? 2006 yılına göre 2007 yılında faiz dışı fazla gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak 2 puan gerilemiştir. 2007 yılında yüzde 4,8 gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak hedeflediğimiz faiz dışı fazla sene sonunda yüzde 3 olarak gerçekleşmiştir. 2008 yılına gelindiğinde yine yüzde 4,2’lik bir hedef koymuşuzdur. Sene ortasında bunu 3,8’e revize etmişizdir. Bugün karşınıza gelen bütçenin altındaki rakamlara baktığımız zaman, bu oranın yüzde 2,7 olarak tahmin edildiğini görüyoruz. Ama yetmez. Bunun da ötesinde son üç ayda bütçe gelirlerinde meydana gelen gerilemeyi, daralmayı dikkate aldığınızda, bu 2,7’nin de altında bir faiz dışı fazlayla karşılaşacağımız açıktır. Dolayısıyla, faiz dışı fazlalarını yüksek tutan, borçlarını hızla aşağıya çeken bu küresel likitide bolluğu döneminde, cari açık vermeyen ekonomilerin sahip olduğu esnekliğe Türk ekonomisi sahip değildir.
Önümüzdeki döneme dönüp baktığımız zaman, program da -tabii, program tamamen bu krizden bağımsız, böyle bir kriz yaşamayacağımız varsayımı altında, tamamen gerçekçilikten uzak- bütçe de böyle varsayımlarla hazırlanmıştır.
Şimdi, önümüzdeki yıla baktığımız zaman cari açık 50 milyar dolar alınmış programda. Bunun böyle olmayacağı belli yani ekonomide bu kadar yavaşlamayla, daralmayla bu 35 milyar dolar olur.
Hazineden sorumlu Sayın Bakan Plan ve Bütçe Komisyonunda Türkiye'nin 52 milyar dolar kısa vadeli borç -önümüzdeki yıl- 48 milyar da uzun vadeli borç ödeyeceğini söyledi. Dün gerçi Sayın Merkez Bankası Başkanımız “Türkiye yüzde 110, yüzde 120, yüzde 200’le en kötü dönemlerde borcunu çevirdi.” dedi ama ben eski bir Hazine Müsteşarı olarak ve daha önce de Devlet Planlama Teşkilatında bu işlerin içinde bulunmuş biri olarak bu kriz dönemlerinde Türkiye'nin borcu çevirmekte, hele hele küresel risk iştahının düştüğü dönemlerde büyük zorluklarla karşılaştığını biliyorum.
Şimdi, 100 milyar dolar borç ödeyeceğiz. Bunun yüzde 70’ini çevirdiğimizi varsayalım. Bu iyimserdir çünkü son günlerde baktığımız zaman gazetelerde, bankalar yüzde 50 oranında borçlarını döndürdüklerinde haber oluyor. Yüzde 70, 35 milyar dolar da cari açık var: 65 milyar dolar. Bugün siz dünyanın karşısına bu programla çıktığınızda bütün dünya biliyor ki sizin -yabancı sermaye de gelse, diğer portföy yatırımlarında da iyimser rakamları koysak- en az, önümüzdeki yıla başlarken 30-35 milyar dolarlık finansman açığınız var.
Şimdi, bütün bunları alt alta koyduğumuz andan itibaren baktığımızda karşımıza çıkan oyun çerçevesi şu: Türkiye'nin bütçesini genişletmek suretiyle iç talebi körükleme imkânı son derece sınırlı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 18 Aralık 2008