2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 33. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Aralık 2009 · 1.241 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faik Öztrak (CHP), 16 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.241 kelime.
Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2009-12-16-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ve Hazine Müsteşarlığının bütçeleri üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, seçimlerin 2011 yılında yapılacağını dikkate alırsak 2010 yılı bütçesi bu iktidarın hazırlayıp bir yıl boyunca uygulayacağı son bütçedir. Bu nedenle de bu bütçe müzakerelerinde iktidarın tüm icraat döneminin, hem iktidar hem de muhalefet partileri tarafından ele alınması beklenir. Oysa Sayın Başbakan bütçe müzakerelerinin ilk gününde kendi icraat dönemini teğet geçmiş, 1990’lı yıllarla 2000’li yılların başına kadar olan dönemi ele almış ve çeşitli senaryolardan bahsetmiştir. Bunlar arasında ülkenin soydurulmasına dair bir değerlendirme dikkatimi çekti. Aslında Sayın Başbakanın o kadar geriye gitmesine gerek yoktu. Kendi iktidarında ülkeyi soydurma olarak nitelenebilecek buna benzer çok daha taze, üzerinde dumanı tüten birçok olay var. Bunlardan en taze olanını sizlerin ve milletimizin dikkatine sunmak isterim. Bu örnek aynı zamanda ekonominin hangi maliyetlerle finanse edildiğini göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, krizin başladığı geçen yılın ekim ayından bu yılın mart ayına kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası benzer borsalar içinde en sert düşüşü yaşamıştır. Buna yol açan ve “Teğet geçti.” yaklaşımı olarak özetlenebilecek yanlış politikalara burada zamanım olmadığı için girmeyeceğim. Başlangıçtaki bu hızlı düşüşün etkisiyle İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının bu yılın mart ayındaki ortalama değeriyle aralık ayının ilk on günündeki ortalama değeri arasında yüzde 103’lük bir artış olmuştur.
Şimdi bir hesap yapalım: Mart ayında Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren bir yabancının parası aralık ayında 2 milyon 327 bin 859 dolar oldu. Bu yabancı bu parayı aldı ve ülkesine gitti. Yani yabancı yatırımcı dokuz ayda 1 milyon 327 bin 859 dolar kazandı, günde ise 4.676 dolar kazandı. Bunun yaklaşık 300 bin doları TL’deki değerlenmeden yani kur politikasından geliyor. Dolar cinsinden kazanç dokuz ayda yüzde 133.
Değerli arkadaşlar, dünyanın hangi ülkesi ekonomisinin böyle soyulmasına kayıtsız kalır? Hükûmetin izlediği ve artık tüm dünyada yanlış olduğu kabul edilen politikaların bizi getirdiği nokta budur.
Yabancı yatırımcının cebine her gün 4.676 dolar koyan AKP İktidarı, kendi memuruna, emeklisine, çiftçisine ne vermektedir? Bu soruyu sormak milletin hakkı değil midir? AKP İktidarı 2010 yılının ilk yarısı için memur ve hizmetli maaşına aylık 32 lira, öğretmen maaşına 43 lira, hemşire maaşına 36 lira, teknisyen maaşına 37 lira zam veriyor. Peki, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676 dolar.
Sayın milletvekilleri, AKP İktidarı 2009 yılının ikinci yarısında bir SSK emeklisinin aylık maaşına 11 lira, BAĞ-KUR emeklisinin maaşınaysa sadece 6 lira zam veriyor, yani 12 simit parası. AKP, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676 dolar.
Sayın milletvekilleri, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Meclisimize geldiğinde, 2009 için öngörülen tarımsal destekleme tutarı 5,5 milyar liraydı. Hükûmet, bütçenin yasalaşma sürecinde bunu 4,9 milyar liraya indirdi. Bu yetmedi, 2009 yılı sonunda tarıma verilen desteklerin 4,5 milyar liraya düşeceği ortaya çıktı. Hükûmet, 2009 yılındaki krizin faturasının neredeyse tamamını çiftçiye yıktı.
Sayın milletvekilleri, bu mu adalet anlayışı, bu mu kalkınma anlayışı?
Sayın Başbakan ve AKP sözcüleri, bütçe görüşmelerinin ilk gününde, krizi IMF’siz yönettiklerini, kendi yağımızla kavrulduğumuzu ifade ettiler. Dilerseniz, Hükûmetin bu ülkeyi kavurduğu yağa bir yakından bakalım.
AKP İktidarında doğal gaz fiyatları, 2002-2009 Şubat arasında yüzde 151 oranında arttı. 2002’yle 2009 yılının Aralık ayı arasında kurşunsuz benzinin litre fiyatı yüzde 103 oranında arttı. AB ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye en pahalı benzini tüketiyor. Yine benzinde en yüksek ÖTV de Türkiye’de. 2008 yılı başında 36 lira olan bir ailenin ortalama elektrik faturası, yapılan zamlarla bugün 62 liraya yükseldi.
Hükûmet bunlarla da yetinmedi, daha önce ücret alınmayan sağlık ocakları ve aile hekimlerinin muayenesinden artık 2 lira alıyor. Resmî sağlık kurumlarından 3 lira, üniversite hastanelerinde 6 lira olan katılım payları 8 liraya çıkarıldı. 10 lira olan özel hastane muayene ücretleri, yüzde 50 artırılarak 15 liraya çıkarıldı.
Değerli milletvekilleri, Sezar’ın hakkını Sezar’a, AKP’nin hakkını AKP’ye teslim etmek gerekir. Hükûmet, icraatlarıyla IMF’yi bile mumla aratmıştır. Zaten Hükûmet, IMF’siz yürüdüğü izlenimini piyasalara vermekten hep kaçınmıştır. Bu süreçte IMF’yi hep anlaşma yapacakmış gibi yanında taşımıştır. Daha geçtiğimiz hafta, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, Dubai ve Yunanistan’da işler karışınca IMF Başkanıyla görüştüğünü basına sızdırdı. Bu ne biçim IMF’siz yürümedir, bunun takdirini sizlere bırakıyorum.
Değerli milletvekilleri, bir ekonomi yönetiminin başarısı vatandaşına iş yaratması, aş vermesiyle ölçülür. İşsizlik verilerinin yayımlanmaya başladığı 1988 ile AKP’nin iktidarı aldığı 2002 yılları arasında ortalama işsizlik oranı yüzde 8’di. İlk iktidar dönemi olan 2003-2007 döneminde işsizlik oranını yüzde 10,5’e çıkardı. Kriz döneminde ise, 2008-2009 yıllarında ortalama işsizlik oranı yüzde 12,9’a yükseldi. Sadece 2009 yılında, Hükûmet, işsizliğin yüzde 14,8 olacağını açıkladı. 2010-2012 dönemini kapsayan ve bütçeye dayanak teşkil eden orta vadeli programda ortalama işsizlik oranı yüzde 14. Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatının, yani OECD’nin tahminlerine göre ise 2010-2011 döneminde işsizlik oranı yüzde 15’e çıkacak. Bütün bu rakamlar Hükûmetin huzurunuza getirdiği orta vadeli programın ve 2010 bütçesinin vatandaşın derdine deva olmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan ve iktidar sözcüleri burada mali sistemimizin sağlamlığıyla övündüler ve Türkiye’de bir finans krizi yaşanmadığını dile getirdiler. Bu durumda bizim de şu soruyu Hükûmete sormak hakkımız: 2009’da finansal kriz yaşamayan Türkiye’de neden işsizlikteki artış krizin merkez üssündeki ülkelerin pek çoğunun üzerindedir? Bunu öğrenmek vatandaşın hakkıdır. Türkiye’de 2009 yılının üçüncü üç aylık döneminde bir yıl öncesine göre işsizler ordusuna 927 bin kişi katıldı. Aynı dönemde sanayi sektöründe 369 bin kişi işini yitirdi.
Bu rakamlar Sayın Başbakana başka bir soruyu sorma hakkını da doğuruyor: Sizin hiç oğlunuz, yavrunuz işsiz kaldı mı? Siz hiç evladı işsiz kalmış bir anne, babanın yerine kendinizi koydunuz mu? (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, evet, bir kez daha iddia ediyorum, “Kriz Türkiye’yi teğet geçti, geçiyor.” diyerek bu sorunun cevabını bütçenin açılış konuşmasında verdiniz; işsiz kalmış, evine aş, çocuğuna ekmek götüremez bir baba, bir evlat, bir anneyle nasıl duygudaşlık kurabildiğinizi bir kez daha vatandaşlarımız huzurunda gösterdiniz.
Bütçenin açılış oturumunda Stalin’in “1 kişinin ölümü trajik, 1 milyon kişinin ölümü ise istatistiktir.” sözlerini dile getirdiniz. Yoksa bu ülkedeki milyonlarca işsiz de sizin için yalnızca bir istatistik midir? (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, işsizlerin sizin için bir istatistik olduğunu son olarak Tekel işçilerine reva gördüğünüz zulümle gösterdiniz. Size daha önce oy veren Tekel işçileri şimdi partinizin binası önünde bileklerini kesmeye kalkışıyorlar.
Değerli milletvekilleri, özelleştirme, ekonomide etkinliği, verimliliği ve istihdam olanaklarını artırmak için yapılır, işsizliği artırmak için değil ama Tekelde öyle bir özelleştirme yaptınız ki 31 Ocak 2010 tarihinde 12 bin işçiyi fabrikalarının kapısına koyuyorsunuz. Bu, Tekelde çalışan 12 bin işçinin buharlaşması ve Sayın Başbakanın istatistiklerinde bir rakam olması demektir. Bu mudur adalet anlayışınız, bu mudur kalkınma anlayışınız?
Değerli milletvekilleri, iktidarın sadece bir istatistik olarak gördüğünü düşündüğüm bir diğer rakamı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yılın üçüncü üç aylık döneminde tüketici kredisi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımızın sayısı 2007 yılına göre 1 milyon 12 bin 390 kişi artarak 1 milyon 664 bin 301 kişiye çıkmış. Bu vatandaşlarımızın yüzüne bakarak bu krizin teğet geçtiğini söyleyebilir misiniz?
Sayın milletvekilleri, Hükûmet ve iktidar sözcüleri, borç yükünün AKP İktidarı döneminde düştüğünü, bunun bir AKP başarısı olduğunu huzurlarınızda ifade ettiler. Dünyada küresel ekonomik iklimin son derece olumlu olduğu, yüksek büyümelerin kaydedildiği, faizlerin düştüğü bir ortamda borç yükü zaten kendiliğinden düşer. Nitekim, bize benzeyen birçok ekonomi bu konuda bizden çok daha iyi performans göstermiştir. Ancak asıl olan bu düşüşün kalıcı olup olmadığıdır. Yani, bu olumlu koşullar kaybolunca borç yükünün nereye doğru gittiğidir. Nitekim, küresel krizle birlikte Türkiye’de borç dinamikleri hızla bozulmaya başlamıştır.
AKP sözcüleri bütçe görüşmelerinin başından itibaren yaşanan krizin Türkiye'nin değil, dünyanın krizi olduğunu iddia ediyorlar. İddia bu olduğuna göre, yine millet adına şu soruyu sormamız gerekiyor: Kriz dünya krizi olduğuna göre, uluslararası kuruluşların rakamlarına göre 2007-2010 döneminde Arjantin’in, Endonezya’nın, Brezilya’nın borç yükü düşerken neden benim ülkem G-20 liginde bana benzeyen ülkelere göre borç yükü en hızlı artan ülke oluyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 16 Aralık 2009