İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

Faik Öztrak

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 41. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Aralık 2009 · 1.091 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faik Öztrak (CHP), 24 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.091 kelime.

Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2009-12-24-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe müzakereleri süresince biz yedi yılda ekonominin nereden nereye geldiğini ifade etmeye çalıştık ve bu çerçevede şunu söyledik, dedik ki: AKP İktidarı 2002 yılında 149 tane gelişmekte olan ülke arasında büyüme bakımından 29’uncu sırada olan bir ekonomi devraldı ama 2009 yılında Türkiye bu ligde 136’ncı sıraya düştü. Bu neden oldu? Bunu sorduk.

Yine dedik ki: Türkiye, AKP İktidara geldiğinde, G-20 ülkeleri içinde baştan, büyüme bakımından, önden 3’üncü sıradaydı, 2009 yılına geldiğimizde 17’nci sıraya, yani sondan 3’üncülüğe düştü. Bu neden oldu diye sorduk. “Krizden” diye birtakım açıklamalar yapıldı. Oysa öyle değil. Aradaki dönemlere de baktığımız zaman, Türkiye'nin, AKP İktidarı döneminde büyüme bakımından sürekli kan kaybettiğini görüyoruz. Yani 2007’de 149 ülke arasında 100’üncü sıraya düşmüşüz. 2007’de kriz yok. Yine G-20 arasında 2007 yılında 9’uncu sıraya düşmüşüz. 2007 yılında yine kriz yok.

Sonra, enflasyonun düşürüldüğü söylendi. Ben şunu söyleyeyim sayın milletvekilleri: Türkiye, enflasyon hedeflemesi yapan dünyadaki tüm merkez bankaları içinde 2010 yılında en yüksek enflasyonu hedefleyen ülke. Yani burada da bir başarı hikâyesi yok.

Bütün bu eleştirilerimize karşı, İktidar “Siz geçmişte yaşanan krizlere bakın, dövize bakın, faize bakın.” dedi. Oysa ekonomide performans iki şeyle ölçülür: Büyüme, işsizlik. Döviz, faiz bizleri o noktaya götüren parametrelerdir.

Yine yabancı bankaların bu sefer 2050 senaryolarına sığınıldı. 2050’de ne kadar iyi olacağımız söylendi. Çokça da burada izledim baktım, “Siz geçmişi bırakın, 2010’a bakın.” dendi. Şimdi, burada 2010’a da bakmakta yarar var. 2010 yılında Türkiye nerede olacak? Bakın, ben bu rakamları uluslararası kabul görmüş uluslararası istatistiklerden alıyorum, uluslararası kuruluşların ürettikleri istatistiklerden alıyoruz. 2010 yılında, Türkiye, 149 ülke arasında 65’inci sırada olacak. 29’uncu sırada olmak mı iyi, 65’inci sırada olmak mı iyi? Bunu takdirlerinize bırakıyorum. Yine, G-20 arasında 5’inci sırada olacağız. 3’üncü sırada olmak mı iyi, 5’inci sırada olmak mı iyi? Bunu da takdirlerinize bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, birkaç gündür medyada Dünya Bankasının yayınladığı bir rapordan bahsediliyor ve bu raporda deniyor ki: “Türkiye, dünyada bu krizden en hızlı çıkacak olan ülke.” Bakıyorum, saygın birtakım yazarlarımız da bu raporu esas alıp bunun üzerine çeşitli senaryoları kaleme alıyorlar. Ekonomide gördüğümüz gerçekler ile bu yazılanlar arasındaki derin uçurum bizleri bu rapora dönüp bu raporda ne denmiş diye bakmaya sevk etti ve söz konusu çalışmayı Dünya Bankasının İnternet sitesinden aldık, siz de bunu yapabilirsiniz. Aslında, aynı anketten… Bir anket yapılmış ve bu anketten yararlanılarak da iki çalışma yapılmış. Ankete katılan ülkeler şunlar: Bulgaristan, Macaristan, Latviya, Litvanya, Romanya ve Türkiye. Bu toplam altı ülkede 1.686 şirkette bir çalışma yürütülmüş ve bu çalışmada şu tespit edilmeye çalışılmış: 2007 sonu ile 2009 yılı Haziran, Temmuz dönemi arasında şirketlerde ne olmuş? Buna bakmaya çalışmışlar. Rapora dönüp baktığımız zaman, içeride yazılanlar ile bu raporda yazılanlar arasında çok ciddi bir çelişki olduğu anlaşılıyor. Raporun hiçbir yerinde, baktım, “Türkiye, Doğu Avrupa’da küresel mali krizden en hızlı çıkabilecek ülke olacaktır.” ifadesi yok. Peki, medyaya bu haberi kim servis etti diye baktığımda, kaynağın Anadolu Ajansı olduğunu gördüm. Yani, ilk ulusal kurumumuz olmasıyla övündüğümüz “Kamuoyunun iç ve dış en doğru haber ile aydınlatılması ihtiyacı göz önüne alınarak kurulmuştur.” diye Ulu Önderimiz tarafından ifade edilen ve tarihi, cumhuriyet tarihimizle eş olan Anadolu Ajansı. Şimdi, Anadolu Ajansının geçtiği orijinal haberdeki ifade aynen şu: “Dünya Bankası anketine göre Türkiye yüzde 7 ile bölgede en yüksek (krizden) çıkış oranına sahip bulunuyor. Türkiye aynı zamanda en fazla istihdam değişikliği oranına da sahip durumda. Ankete göre, Aralık 2007 ile Haziran 2009 arasında sürekli istihdamda yüzde 8’in üzerinde bir azalma oldu.”

Şimdi, ifade bozukluklarına girmeyeceğim ama bir şey oldukça dikkat çekici: “Çıkış oranı” ifadesinin önüne parantez içinde bir “Krizden” ibaresi eklenmiş ve böylece ekonomi literatüründe hiç duymadığımız bir “Krizden çıkış oranı” icat edilmiş. Medya da, Dünya Bankasının bu raporuna hiç bakmadan, Anadolu Ajansının haberini alarak -tabii, herkes bekliyor, bir an önce bu krizden çıkmak istiyoruz, biz de istiyoruz, bir an önce insanımızın yüzü gülsün istiyoruz- “Krizden en hızlı çıkacak ülke biz olacağız” diye manşetleri atmaya başlamış.

Ama işin trajikomik tarafı şu sayın milletvekilleri: Dünya Bankası aslında diyor ki: “Bu çalışmanın kapsadığı dönemde yani 2007 ile 2009 ortası arasında Türkiye’deki şirketlerin yüzde 7’sinin piyasadan çıktığını yani kapandığını ya da kapanma sürecinde olduğunu ve bu oranın altı ülke içinde en yüksek oran olduğunu” ifade ediyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Batıkta en yüksek.

FAİK ÖZTRAK (Devamla)Bizim ajansımız da “Çıkma” lafını görünce, olsa olsa bu krizden çıkmadır deyip, yapıştırıyor “Krizden çıkma oranında birinci olan ülke Türkiye.” Hayır arkadaşlar, krizden çıkma oranında değil…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Batıkta, batıkta…

FAİK ÖZTRAK (Devamla)…şirketlerin batması oranında, şirketlerin bu piyasadan çıkması oranında Türkiye birinci olmuş.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)AKP battı, batırıyor.

SONER AKSOY (Kütahya)Yüzde 8 de giriş var.

FAİK ÖZTRAK (Devamla)Orada giriş yok, anket yapmışlar, toplam şirket içinde çıkan şirket sayısına bakmışlar, en yüksek oran bizde. Ama önemli olan, Anadolu Ajansı gibi bir kurumun bunun yanına krizden çıkışı yapıştırıp “Krizden en önce çıkacak olan ülke biziz.” diye bunu yazması, bizim basınımızın da hiç incelemeden bunun peşine düşmesi.

Değerli arkadaşlarım, bu yanlış bir an önce düzeltilmelidir. Yarın bütçenin son günü, tavsiye ederim Hükûmet ve iktidar partisi sözcüleri de bu haberi hiç kullanmasınlar, çünkü Dünya Bankasının böyle bir şey dediği doğru değildir ama bu rapor önemlidir. Bu rapor neden önemlidir? Şunu söyleyeyim değerli milletvekilleri: Şimdi, bu raporda Türkiye'nin 1’inci olduğu bir başka kategori daha var, o da istihdam. Yani ortalama şirket başına istihdam kaybı bu bir buçuk yıllık dönemde ne kadar olmuş? Buna baktığınız zaman bu ülkeler içinde ortalama oran 3 kişi, Türkiye’de, bizde ise 9 kişi ve birinciyiz. Yani şirket başına 9 kişi bizde işini yitirirken başka ülkelerde ortalama 3 olmuş.

Bir başka oran kapasite kullanımı. Yine, burada da en düşük 3’üncü kapasite kullanım oranına sahip ülke Türkiye’dir ve bu Haziran 2009, yani vergi teşviklerinin olduğu bir dönem.

Yine, satışlardaki gerilemeye baktığımız zaman Türkiye yine 3’üncü sırada.

Yine, finansal kırılganlık göstergelerini aldığımız zaman Türkiye Romanya’nın ardından 2’nci sırada, borçların satışlara oranı olarak baktığımız an; çok borçlu Türk şirketleri. Bunu uzatmak mümkün. Bu raporu Hükûmet yetkilileri alıp iyi incelemeli, Anadolu Ajansının haberine bakmamalı.

Benim bu rapor üzerine söylemek istediğim şey şu: Bütçeyi tartışıyoruz, önümüze bir bütçe, bir de Orta Vadeli Program geldi. Buradaki büyüklüklere bakın, büyümeye bakın, işsizlik oranına bakın, yine önümüze gelen bütçede harcamaya bakın, gelire bakın ve borçlanmasına bakın. Bütün bunlara baktığınız zaman ortaya çıkan bir tablo var arkadaşlar. Tablo şudur: Bu bütçeyle Türkiye, büyüme sürecine en geç dönen ülke olacaktır. Zaten Orta Vadeli Program’a baktığımız zaman da Türkiye'nin bu süreçte toparlanmasının uzunca bir süre alacağı çok açık bir şekilde ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

110 konuşma daha · 24 Aralık 2009

110 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook