İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)

Faruk Bal

Konya Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 68. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mart 2010 · 1.618 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faruk Bal (MHP), 3 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN HALKOYUNA SUNULMASI HAKKINDAKİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ (S.S.:462)); konuşma 1.618 kelime.

Faruk Bal (MHP, Konya). “Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2010-03-03-anayasa-degisikliklerinin-halkoyuna-sunulmasi-hakkindaki-kanunda-degis (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 462 sıra sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulmasına İlişkin Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, huzurda bulunan ve görüştüğümüz 462 sıra sayılı Kanun Teklifi, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulma usulünü gösteren bir maddesinde değişiklik yapılmasını öngörmektedir. Bu değişikliğe göre de yüz yirmi günlük halkoyuna sunulma süreci, altmış güne indirilmektedir. Demek ki bu kanunun özü, bir usul kanunudur. Bu kanun -tabir yerindeyse- bir zarftır. Zarfın içerisindeki mektup önemlidir. Biz zarfla değil mektupla uğraşacağız.

Değerli arkadaşlarım, eğer yüz yirmi günlük halkoyuna sunulma süresi iktidar partisine mensup milletvekilleri tarafından fazla gelmiş ise bunun kırk beş güne indirilmesine ilişkin teklife biz Anayasa Komisyonundayken “Bu bile fazladır, otuz güne indirelim.” şeklinde bir beyanda bulunmuştuk ancak yapılan görüşmeler neticesinde altmış güne çıkarılmıştır. Bu altmış günlük sürenin de fazla olduğu kanaatimi bir kez daha beyan etmek istiyorum.

Şimdi bu zarfın içine konulacak mektupla ilgili düşüncelerimizi anlatmak istiyorum:

Değerli arkadaşlarım, mektup Anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği tartışmaları gündeme geldiğinde ilk akla gelen de 1982 Anayasası’dır. 1982 Anayasası bir ihtilal anayasasıdır. 1982 Anayasası rengini o tarihte yapılan ihtilalin renginden almıştır, o tarihteki ihtilalin ruhuyla da ayaktadır. Yürürlükte kaldığı on sekiz yıl içerisinde bu Anayasa on dört defa değiştirilmiş ve seksen dört maddesi de değiştirilmiş olmasına rağmen hâlâ toplumsal bir kabule ulaşamamış, hâlâ tartışılır, hâlâ Türkiye'nin Anayasa değişikliği açısından gündeminden düşmemiş bir Anayasa’dır.

Milliyetçi Hareket Partisi bu Anayasa’nın değiştirilmesinden yanadır. Milliyetçi Hareket Partisi, Anayasa’nın üç temel ayak üzerine oturtulması gerektiğine inanmaktadır. Bir, bireyin hak ve hukukunu evrensel değerlerin geliştirdiği en geniş imkânlara kavuşturabilecek temel hak ve hürriyetlerden her vatandaşımızın en geniş şekilde istifade etmesine imkân sağlayacak bir Anayasa değişikliği. Diğer tarafından toplumun birliği, bütünlüğü, genel ahlakı ve sağlığını koruyabilecek nitelikte bir Anayasa değişikliği ve nihayetinde devleti kurum ve kuruluşlarıyla birlikte iyi işleyen, iyi çalışan bir Anayasa değişikliği. Böyle bir Anayasa değişikliğine Türkiye'nin 21’inci yüzyılda ihtiyacı vardır.

Türkiye, 1876 yılından beri Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü engellemek amacıyla Batı’dan aldığı akla uyarak yapmış olduğu 1876 Anayasası’ndan beri Anayasa tartışmaktadır. Batı’dan alınarak, akıl alınarak yapılan 1876 Anayasası, Osmanlı İmparatorluğu’nun o tarihte üç kıta coğrafyasında yer alan bir devlet olmasına rağmen çöküşünü engelleyememiştir. Neticede, 1921 Anayasası’na geldiğimizde, İmparatorluk’tan geriye Ankara, Kayseri ve Konya’nın bir kısım ilçesi olarak bir avuç toprak kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, 1876 yılındaki Anayasa, 1921 yılına kadar geliştirdiği süreç içerisinde “Niçin bu İmparatorluk çökmüştür?”, “Niçin bir Kurtuluş Savaşı verilmiştir?” ve “Niçin bir millî devlet, bir üniter devlet kurulmaktadır?” sorularının cevabını 1921 Anayasası vermektedir. Kurtuluş Savaşı Kuvayımilliye ruhuyla kazanıldıktan ve imparatorluktan, çok hukukluluktan millî bir devlete geçildikten sonra, 1924 Anayasası ise devletin şeklini bu tecrübenin ışığında “cumhuriyet” olarak belirlemiştir. 1960 Anayasası bir ihtilal anayasasıdır. 1982 Anayasası da bir ihtilal anayasasıdır. Bu son iki anayasadan ilki, yani 1961 Anayasası, sonradan topluma “bol gelen elbise” olarak takdim edilmiş ancak temel hak ve hürriyetleri genişleten ve çoğunluk hegemonyasına karşı sivil toplum örgütlerini ve demokratik denge unsurlarını ortaya koyan bir anayasa olarak anayasa hukukumuzda yer almıştır. 1982 Anayasası da ortaya çıkan -bol gelen Anayasa’nın yarattığı- toplumsal çatışmalardan güçlü bir devlet ve iktidar yaratan bir anayasadır ve bu nitelikleri itibarıyla Türkiye, bugün geldiğimiz süreçte, anayasalarını tartışa tartışa yüz kırk dört yılını harcamış olan bir ülkedir ve 21’inci yüzyıla geldiğimizde artık bu Anayasa’nın tartışmasız bir şekilde, toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilebilir hâle gelmesi gerekmektedir.

İşte bu açıdan Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim Anayasa değişikliklerinde belirlediğimiz ilkeleri yüce heyetin bilgisine sunmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi: Bilimsel değerine uygun olarak anayasalar bir toplumsal sözleşmedir. Jean Jacques Rousseau’dan beri bu kimliği değişmemiştir ve değişmeyecektir. O zaman “Anayasa değişikliği” diye ifade ettiğimiz hususların toplumsal bir sözleşme hâline gelebilmesi gerekir. Bunun için, ikinci paragrafta ifade ettiğimiz toplumsal sözleşmeyi elde edebilmek için toplumsal bir mutabakata ulaşmamız gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, toplumsal bir mutabakata 72,5 milyonun ulaşabileceği zemin, 72,5 milletin mümessili olan, millî iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi zeminidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi partiler toplumsal uzlaşmaya ulaşabilmek için bir uzlaşma komisyonu kurmak ve uzlaşma komisyonunun ortaya koyduğu değerler itibarıyla uzlaşılabilen konuları bir metin hâline dönüştürmek ve bu metni de kamuoyuna ilan etmek suretiyle hangi konularda milletin temsilcilerinin Anayasa değişikliği konusunda anlaşabildiğini onların bilgisine sunmaktır. Kirli bilgilerden millî birliği, millî düşünceyi, millî iradeyi arındırarak gerçek kimliğine dönüştürmemiz gerekmektedir. İşte bu uzlaşma komisyonunun ortaya koyacağı metne biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Demokratik sözleşme.” diyoruz. Bu demokratik sözleşme topluma anlatılmalı, millete anlatılmalı, millet de hem devletin temeli hem milletin temeli hem de bireyin temel haklarını düzenleyen Anayasa’da, partiler, ne gibi bir değişiklik yapılacağını bilmeli ve önümüzdeki seçimde iradesini ona göre koyarak bu Meclisi oluşturmalıdır. İşte, belki, AKP’nin anlaması gereken en önemli konu budur. “Kurucu iktidar” dediğimiz -anayasa hukukunda- “tali kurucu iktidar” dediğimiz, “milletin iradesinin tecellisi” dediğimiz tartışmaları, sorunları kökünden çözecek ve ileride anayasa yapıldığı takdirde, bu gibi konular ile sakatlık iddiasında bulunulmayacak, bu gibi konular ile eleştirilmeyecek bir anayasa ortaya çıkarabileceğiz.

Değerli arkadaşlarım, demek ki son olarak bu bağlam içerisinde bu Anayasa değişikliklerinin, toplumsal bir mutabakatın sağlanması, demokratik bir sözleşmeye dönüştürülmesi ve halkın iradesinin buna göre tecelli etmesinden sonra 24’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılması gerekir.

O dönemde de yapılacak işlerde Milliyetçi Hareket Partisinin Anayasa değişikliğiyle ilgili düşüncelerini sizlerle birkaç cümle içerisinde paylaşmak isterim.

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi, biraz önce sıraladığım 1876 Anayasası’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu çökmekten kurtaramayışının sebeplerini tetkik ve tahlil etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi çok hukuklu, çok uluslu imparatorluk düzeninden 1921 Anayasası ile millî bir devlete geçişi tetkik etmiştir, incelemiştir, analiz etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi tebaa düzeninden, Osmanlı tebaası düzeninden cumhuriyetin vatandaşlık düzenine geçişini incelemiştir, değerlendirmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi 1961 Anayasası’nın sebeplerini ve bol gelen neticelerini incelemiştir. Milliyetçi Hareket Partisi 1982 Anayasası’nın sebeplerini, toplumsal gerilim ve tartışma ortamlarını incelemiş ve topluma dar gelen sebeplerini incelemiştir ve netice itibarıyla Anayasa değişikliği konusunda şu öz düşüncelere varmıştır:

Birincisi: Anayasa değişikliğinde Milliyetçi Hareket Partisi üniter devlet yapısının bozulması, aşındırılması, zedelenmesiyle ilgili hiçbir düşünceyi tartışma konusu yapmayacaktır, değerlendirmeye almayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisinin Anayasa değişikliğindeki ilk kırmızı çizgisi üniter devlet yapısından asla, kat’â taviz verilmeyeceği şeklindedir.

İkincisi: Bin yılda kurduğumuz kardeşlik hukukunu bozacak, millî birliğimizi bozacak, millî bütünlüğümüzü bozacak, bu değerli kavramları mozaiklere ayrıştıracak, “Türkiyelilik” gibi bir ucube çerçevesi içerisinde “Türk” kimliğini reddedecek, ikinci sınıf kimlik hâline getirecek tartışmaların içinde, dışında, kıyısında, ortasında olmayacağız. Bu konuları asla bir Anayasa tartışması olarak değerlendirmeyeceğiz çünkü bunlar 1921, 1924 anayasalarında ve Lozan’da çözülmüştür.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa tartışmalarında cumhuriyetin temel niteliklerini asla tartışmayacağız çünkü bu devlet bir kurtuluş savaşıyla kurulmuştur. “Kurucu iktidar her şeyi yapar, her şeye kadirdir.” lafları ile cumhuriyetin kuruluş sebepleri tartışılamaz, cumhuriyetin ilkeleri ve nitelikleri değiştirilemez. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Anayasa değişikliklerinde bunların tamamına karşı olacağız.

Bu devletin siyasi yönetim biçimi parlamenter demokrasidir. Parlamenter demokrasi kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır. Kuvvetler ayrılığı ilkesini değiştirecek başkanlık, yarı başkanlık ya da ucube bir cumhurbaşkanlığı sistemi ya da ucube bir başbakanlık sistemi gibi ucube düşüncelerin ve tekliflerin tam karşısında olacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi, bunun doğal sonucu olarak kuvvetlerin denge ve denetim mekanizması, yani yasama erkinin, yürütme erkinin denge ve denetim mekanizmalarını bozacak, yargı bağımsızlığını zedeleyecek, hâkim teminatını zedeleyecek fikirlerin, düşüncelerin, Anayasa değişikliklerinin tam karşısında olacaktır.

Bu şekilde ilkelerimizi özetle ifade ettikten sonra, Anayasa değişikliğiyle ilgili olmak üzere bugünkü kanunun içine gireceğini düşündüğümüz ilk mektupla ilgili düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan sanıyorum dün “A’dan Z’ye bir Anayasa değişikliğini konuşmuyoruz.” diyerek, yargı reformunun, yirmi yedi AB ülkesi ve dünya genelindeki düzenlemelerin benzeri olacağını da kaydetti. Demek ki ilk değişiklik teklifi bir bütün hâlinde gelmeyecektir, sadece “yargı reformu” adı altında gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, bunun adını doğru koyalım. Şu “reform” kelimesi, Fransızların “Niçin Fransız İhtilali’ni yaptık?” diye pişman olacakları kadar yanlış kullanılan bir kelimedir. “Reform” kelimesi eğer hakikaten yeniden şekillendirme, yani o tarihi, o içi dolu anlamı ile kullanılacak ise bir diyeceğimiz yok. O takdirde bu değişikliklerin reformla bir alakası yok.

“Yeniden şekillendirme” diye, şu şekli şu şekle dönüştüreceğim anlamında kullanılacaksa, o zaman bunun adı “reform” olmuyor, “Benim yaptığım, benim yaptığım.” şeklinde oluyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, altı yedi –belki “altı yedi” demek yanlış olur- dört beş yıllık aradan sonra, AKP’nin Avrupa Birliği hayal ticareti yeniden başlamıştır. Ancak bu ticaret iflas etmiştir. Bu ticaret… Değerli arkadaşlarım, bunu gerçek olarak görelim ve anlayalım.

Şimdi, burada Avrupa Birliğinden sorumlu Sayın Bakan var; o, lütfen şu sorunun cevabını versin ve bu hayal ticaretini bir düzeltelim.

Birincisi, bütün Avrupa Birliğinin dediklerinin hepsini yapsak, tüm müktesebata uysak, Avrupa Birliğine girişle ilgili son söz Güney Kıbrıs Rum kesiminin “evet” lafına bağlı değil midir? Evet.

İkincisi, Fransa, Anayasa’sını değiştirdi, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliğini referanduma tabi tutacak mıdır? Evet. Fransa’nın köylerini, mahallelerini, caddelerini, sokaklarını gezerek nasıl, “Ey Fransızlar, bizi üye olarak alın.” diyeceğiz de bunu kabul ettirebileceğiz?

Avusturya, Anayasa’sına bu konuda hüküm koymadı mı? Avusturyalı seçmeni nasıl ikna edeceğiz “Gelin, bizi Avrupa Birliğine alın.” diyeceğiz? Hâlâ beyinlerinde İkinci Viyana Kuşatması’nın izleri var, yüzde 95’i Türkiye'yi istemiyor! O zaman bu bir hayal ticaretidir ve hayal ticareti iflas etmiştir, iflastan sonra günü gelindi sıkışıldı, Avrupa Birliğine tekrar sarılınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu Avrupa Birliği müktesebatı…

YILMAZ TUNÇ (Bartın)Bırakalım mı Avrupa Birliğini?

FARUK BAL (Devamla)Dinle beni, dinle, öğreneceğiniz çok şey var. Bu “Avrupa Birliği” denilen şey, müktesebatı, evrensel insan hakları ve hukukunun bir parçasıdır, tamamı değildir. Evrensel, insanlığın geliştirdiği insan haklarının, hukukun, demokrasinin bir parçasıdır, tamamı değildir.

Türk milleti, inançları, kültürü ve yarattığı değerler itibarıyla bu insani değerlerin, evrensel değerlerin oluşmasına dünyada en büyük katkıda bulunan millettir; üç kıtada, altı yüz yıl, en hızlı ulaşım aracının at olduğu bir devirde insanlar arasında din, dil, ırk, soy sop ayrımı yapmadan adaleti sunabilmiş bir millettir. Yarattığımız medeniyetlerden insanlık istifade etmiştir ve İslam ile müşerref olduktan sonra onun değerleriyle de bütünleşen değerlerimiz evrensel değerlere katkıda bulunmuştur.

İşte, “Avrupa Birliği müktesebatı” dediğiniz ifadelerin önemli bir kısmı 19’uncu ve 20’nci yüzyıldan sonra ortaya çıkan metinlerden ibarettir. Özü…

YILMAZ TUNÇ (Bartın)Niye çıkardık uyum paketlerini?

FARUK BAL (Devamla)Sesini kes ve beni dinle!

Sayın Başkan, siz de bana müdahale ettirmeyin.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

61 konuşma daha · 3 Mart 2010

61 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook