Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Genel Kurul, 95. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Nisan 2010 · 873 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Bal (MHP), 26 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 873 kelime.
Faruk Bal (MHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2010-04-26-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi’nin çerçeve 20’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, bugün hain bir terör saldırısına kurban verdiğimiz astsubayımıza, yaralı askerlerimize Cenabı Allah’tan rahmet ve şifalar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi sekiz yıldır bu memleketin yürütme organını ve büyük bir temsil oranıyla da yasama gücünü elinde bulundurmaktadır. Sekiz yıl boyunca Türkiye’nin fotoğrafını çektiğimizde, AKP’nin yaptığı üç önemli işi görüyoruz:
Bunlardan bir tanesi, devleti bir parti devleti hâline getirmiştir, partizanlık yapmıştır.
İkincisi, yandaşlarını zengin etmiştir, sermaye transferini gerçekleştirmiştir. Sermaye transferi gerçekleşirken yandaşlar zengin olmuş, halk fakirleşmiştir.
Üçüncüsü, dördüncü kuvvet dediğimiz basının yüzde 60’ına yakınını yandaş basın hâline getirmiş, bakiyesini ise vergi borcuyla ya da hapisle korkutarak basını tahakkümü altına almıştır.
İşte bu üç önemli fotoğraf Türkiye’nin gerçeğidir ve bugün önümüzde bulunan Anayasa değişikliği teklifi de yaratılan bu Türkiye’ye bir hukuk düzeni yaratma amacının eseridir.
Değerli arkadaşlarım, anayasalar gücün sınırlandırıldığı kanunlardır. Anayasalar yasama gücünün sınırlandırıldığı, yürütme gücünün sınırlandırıldığı kanunlardır ve temel kanunlardır. Yasama gücünü Anayasa Mahkemesi sınırlandırır. Yasama gücünü Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya göre sınırlandırır.
AKP, yaratmış olduğu bu üç önemli, devletteki partizan kadrolaşma, ekonomideki yandaş zenginleştirme ve sermaye transferi ve basınla ilgili, basın hürriyetini tehdit altına alan ve basını yandaş hâline getiren uygulamasına uygun bir hukuk düzeni yaratabilmek için, Anayasa Mahkemesini yasama gücünü sınırlandırma görevini ifa edemeyecek bir noktaya götürmek istemektedir. Nasıl? Anayasa Mahkemesini, yandaş yargıç yaratma aşamasını geçtikten sonra yandaş yargı kurumu yaratarak gerçekleştirmek istemektedir. İşte bununla ilgili ince ince hesaplar yapılmış, her şey, her ihtimal düşünülmüş ve milimetrik hesapların neticesinde Anayasa Mahkemesine yeni bir şekil ve üye seçimiyle ilgili yeni bir düzen verilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, dün de bahsettim, Anayasa Mahkemesine çizilecek yeni görevin ve o görev içerisinde yer alacak kişilerin belirlenmesinde, Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün 3 tane Anayasa Mahkemesi üyesini atamasında satranç oyunundaki hamlelere benzer ince hesapların bir önemli özelliğini görmekteyiz. Sayın Gül Anayasa Mahkemesine üye atamakla kalmamış, aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin ileride bölümlerinin tanziminde görev alacak hâkimlerin kıdemlerini de oluşturabilecek şekilde bir atama yapmıştır. İlk önce birinci yedek üyeyi, Yargıtaydan seçilen, üçüncü sıradan seçilen hâkimi atamış, arkasından bürokrasiden seçilen ikinci yedek üyeyi atamış. Bürokrasiden seçilen yedek üye, Anayasa Mahkemesinde görev almasının sebebi, devlet içerisindeki bürokratik deneyimlerinin Anayasa yargısına hizmet olarak sunulması amacıyla seçilir ancak bu seçilen üyenin sadece otuz bir günlük bürokratik hizmeti vardır. Otuz bir gün içerisinde nasıl bir bürokratik deneyim kazandığı ve bu otuz bir günlük deneyimini nasıl Anayasa Mahkemesine bir hizmet olarak sunacak bu şüpheli ama bir gerçek var ki, o sayın üyenin, böyle bir seçime mazhar olduğuna göre, yüklendiği önemli misyonlar vardır. Tarih bize, o misyonlarda bu millete nelerin kazandırılacağını, nelerin kaybettirileceğini gösterecektir. Son seçim, kıdemsiz üye ise, asaleten seçilen, Askerî Yargıtaydan gelen üye olmuştur. Dolayısıyla, onun sonuncu olarak seçilmesi, bugün görüştüğümüz kanunda daha hassas davranmamızı gerektiren hususların varlığını ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verilmektedir. Türk mahkemeleri iki derecede çalışmakta iken adil yargılanma konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yoğun miktarda tazminata mahkûm edilen kararlara muhatap olunmuştur. İlk derece mahkemesi ve Yargıtaydan verilen kararlarda davaların uzadığından bahisle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi mahkûm etmiştir. AKP’nin devri iktidarında bunun arasına iki tane daha yargı makamı inşa edilmiştir. Bunlardan birisini istinaf mahkemesi, sonuncusunu ise bugünkü bireysel başvuru hakkıyla birlikte Anayasa Mahkemesi oluşturmaktadır. Demek ki iki kademeden geçerken makul sürede davayı bitiremeyen Türk yargısı, ilave iki kademeyle birlikte, nasıl, davaları makul sürede bitirebilecek hâle getirecektir? Bu bir abesle iştigaldir, bu abesle iştigalin sonunda bir de kaos vardır. Anayasa Mahkemesi, farz edelim ki Anayasa’da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetler içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yazılı olan hakların ve hürriyetlerin ihlal edildiğine karar verdi. Bu takdirde ne olacaktır? Verilen kararın gereğini Hükûmet yerine getirecektir. Getirmezse, yine Anayasa Mahkemesine gidilecektir veya reddetti, reddettiği takdirde Anayasa Mahkemesine gitmeyi engelleyen hüküm var mı? Hayır, yok. O zaman, bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iş yükünü azaltacak ve Türkiye aleyhine oluşacak kararların azaltılmasında bir çözüm ihtimalî değildir, olsa olsa yüksek yargı organları üzerinde yeni bir yargı organı yaratmaktır. Bu, Danıştayın içtihat niteliğinde vermiş olduğu kararlar ile çelişirse ne olacaktır? Yargıtayın içtihat niteliğinde verdiği kararlarla çelişirse ne olacaktır? Yargıtay Ceza Genel Kurulunun verdiği kararla çelişirse ne olacaktır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurulunun verdiği içtihadı birleştirme kararlarıyla çelişirse ne olacaktır? Cevap yoktur, cevap kaostur. Dolayısıyla, bu kaos, AKP’nin Anayasa hukukuna armağan ettiği, milletimize hayırlı sonuçlar getirmeyecek yeni bir hizmet olarak ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesine üye seçimiyle ilgili maddeyi dün görüştük. Bu maddeyle -birkaç tane örnek vererek ifade etmek istiyorum- 1 üye için oy verecek kişiler, sadece 1 üye için oy kullanabilecektir ve 3 üye seçecekler. Varsayalım ki Danıştayda veya Yargıtayda ortaya çıkan adaylar içerisinde 1 tanesi sadece kendisinin oyunu aldı, diğeri de sadece kendinin oyunu aldı ve kalan üye de tamamının oyunu aldı. Bu 3’ü birlikte seçecek makamın huzuruna girdiğinde, ölçü, ne kadar oy aldığı esas alınacak bir ölçü olmadığına göre, geçmişteki uygulamalarda çok az oy alan üyeler Sayın Cumhurbaşkanı tarafından seçildiğine göre, ölçü, o yüksek yargı organından çıkacak temayül değil Sayın Cumhurbaşkanının eğilimi olacaktır. Bu eğilim de yandaş yargıç yaratma ürünü bir eğilime dönüşür ise Türkiye’nin yargı alanında en yüksek makamı yandaş yargı kurumu hâline dönüşmüş olacaktır. İşte bu Anayasa değişikliği teklifinin özü budur. Bunun gerekçesini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
100 konuşma daha · 26 Nisan 2010
