Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Genel Kurul, 96. Birleşim · 4. yasama yılı · 27 Nisan 2010 · 849 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Bal (MHP), 27 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 849 kelime.
Faruk Bal (MHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2010-04-27-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anayasa Değişikliği Teklifi’yle ilgili görüşmekte olduğumuz madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin düşüncelerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu maddede Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve görevleriyle ilgili bir değişiklik önerilmektedir. Bu değişikliği iyi değerlendirebilmek için, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olması gereken parlamenter demokratik düzende ne gibi bir fonksiyonu, işlevi vardır, mevcut Anayasa’mıza göre ne gibi işlevi bulunmaktadır ve bugünkü görüştüğümüz teklife göre de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne hâle getirilmek istenmektedir, bunları ayrıntılarıyla görüşmemiz ve üzerinde tartışmamız gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, parlamenter demokratik sistemde kuvvetler ayrılığı ilkesi hâkimdir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, kuvvetlerin birinin diğeriyle çatıştığı, yarıştığı bir sistem anlamına gelmemektedir, aksine yasama, yürütme ve yargının birbirleriyle iyi uzlaşarak, iyi uyuşarak, iyi hizmet verebildiği bir sistemin adıdır. Tabii ki yasama, yürütme ve yargının, birinin diğerinin alanına müdahale etmeden iyi bir uyum içerisinde çalışabilmesi için ortada bir denge ve denetim mekanizması bulunması gerekmektedir. Bu denge ve denetim mekanizması dediğimiz düzen demokratik parlamenter sistemlerde yasamanın hukukla, yürütmenin hukukla sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Zaten anayasal bir düzen olarak demokratik sistemler güçlerin sınırlandırılması anlamını da içermektedir.
İşte bu kapsam içerisinde yasamanın gücünü Anayasa Mahkemesi hukukun üstünlüğü kavramına göre sınırlandırmakta, yürütmenin gücünü de idare mahkemeleri ve Danıştay yine hukukun üstünlüğü kavramı ile sınırlandırmaktadır ve demek ki “hukukun üstünlüğü kavramı” dediğimiz, demokratik parlamenter sistemlerin en önemli tabiri bir korumaya ihtiyaç duymaktadır.
Hukukun üstünlüğünü kim koruyacak, kim sağlayacaktır? Hukukun üstünlüğünü tarafsız ve bağımsız yargı sağlayacaktır. İşte parlamenter demokratik sistemlere, hâkimlere siyasetin renginin yansımaması, hâkimlerin siyasi etki altında kalmaması için bir organ oluşturulmuştur. Bu organ da yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamak üzere kurulmuştur. Bizim ülkemizdeki bu organın adı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruludur. Bu organın görevi: Adalet Bakanının yargı üzerindeki siyasi etkisini azaltmak. Adalet Bakanının yargı üzerindeki siyasi tasarruflarını azaltmak amacıyla kurulmuştur.
Şimdi, 1982 Anayasamızda oluşan düzenin elbette ki eleştirilebilir yönleri bulunmaktadır. 1982 Anayasamıza göre oluşturulmuş olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da elbette eleştirilecek tasarrufları oluşmuştur. Ancak bir anayasa değişikliği ile yaratılmış olan yandaş yargıçtan yandaş bir yargı kurumu yaratma niyetine yönelik bir Anayasa değişikliği teklifinin akılla, mantıkla, izanla kabili telif olmadığı ortadadır.
Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği teklifi ile Kurulun başkanı yine Sayın Adalet Bakanı olmaktadır, Kurulda yine Sayın Müsteşar bulunmaktadır. Kurulun sekreteryasını yine Sayın Bakan atamaktadır. Hâkimler ve Savcılarla ilgili inceleme ve soruşturmalara yine Sayın Bakanın oluru ile izin verilebilmektedir ve bu Kurul öyle bir aceleye getirilerek, yandaş yargıçtan yandaş yargı kurumuna döndürülebilmek için bir usul, bir üslup tercih edilmiştir ki şaşılacak rakamlara konudur.
Değerli arkadaşlarım, elimdeki Amerikan Anayasası’nın toplam kelime adedi 3.300’dür. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın toplam bütün kelimelerinin tamamı 3.300 kelimeden müteşekkildir. AKP’nin bu teklifinde yargı ile ilgili 146, 147, 148, 149 ve geçici üç maddenin toplam kelime adedi 2.874’tür.
OKTAY VURAL (İzmir)Vay anasını! AKP’nin Anayasası bu demektir. Sizi korumak kollamak için bu kadar detaylı yapılıyor.
FARUK BAL (Devamla)Yani bir Amerikan Anayasası’na yakın bir cesamette, kılı kırk yararak, her ihtimal düşünülerek yandaş yargı kurumu yaratmanın bütün tuğlaları adım adım örülmüştür. Adım adım örülen bu duvar demokrasi duvarı değildir. Adım adım örülen bu duvar, demokrasi önünde diktanın ortaya çıktığı, parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim mekanizmasını hukukun üstünlüğü kavramı ile sağlayacak olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yandaş yargı kurumu hâline getirilerek sistemin bozulması için her ihtimalin düşünüldüğünü ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi size birkaç tane uluslararası alanda, siyaset biliminde çağın bilim adamı olarak tanımlanan ve parlamenter demokrasilerin diktaya nasıl dönüştüğünü inceleyen iki tane isimden söz edeceğim. Bunlardan birisi Robert Elgie, diğeri de Giovanni Sartori. Bu 2 bilim adamı yüzyılın parlamenter demokrasilerinin nasıl diktaya dönüştüğünü inceleyen ve siyaset biliminde diktaya dönüşümü engellemeye çalışan, bu amaçla da bilimsel inceleme yapan değerli bilim adamlarıdır. Bunlar müştereken diyorlar ki: “Eğer, yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge ve denetim mekanizmasını bir defa bozarsanız bir daha düzeltemezsiniz. Bu denge ve denetim mekanizmasını bir defa bozarsanız diktaya gidişi asla engelleyemezsiniz çünkü, eğer yasamaya kontrolsüz bir güç, yargıya tabi olmayan bir güç verir iseniz yasama hem yargıyı hem yürütmeyi istediği gibi yeniden tanzim eder çünkü, eğer yürütmeyi kontrolsüz bir güç, hukukun üstünlüğüne dayalı bir mekanizma ile denetlenebilir bir alandan çıkarırsanız o diktanın ta kendisidir.” demektedirler.
Değerli arkadaşlarım, bu hususta bir üçüncü ismi veriyorum: Andrew Arato. Bu yaşayan bir bilim adamıdır ve uluslararası mukayeseli anayasa hukuku uzmanıdır. Bu uzman diğer bilimsel eserlerinde ifade ettiği hususları bir gazetede son iki gündür çıkan görüşleriyle ifade etmiştir. Andrew Arato’yla bizim hiçbir ilgimiz yoktur ama, eğer lütfedip de Sayın Bakan, Andrew Arato’nun -o kitaplarını okuyamazsınız da zamanınız yoktur- iki günlük gazete mülakatını okur iseniz Milliyetçi Hareket Partisinin ne kadar bilimsel, ne kadar anayasa hukuku yapma tekniğine uygun önerilerini bir kez daha oradan öğrenme imkânını elde edebilirsiniz. Andrew Arato -Türkiye’yi de çok iyi bilen bir adam- demektedir ki: “AKP’nin gidişatı diktanın izleridir, AKP’nin varacağı sonuç diktadır, AKP’nin bugünkü Anayasa değişikliği teklifi parlamenter demokratik sistemi ortadan kaldırmaya yöneliktir.”
Değerli arkadaşlarım, bu, tabii, bu bilim adamlarına çok garip geliyor, çok yabancı geliyor ama bizim ülkemizde Sayın Başbakanın şu anlayışıyla baktığımız zaman olay şaşırtıcı değil: Sayın Başbakan, Türkiye'nin Millî Egemenlik Bayramı olarak kutlanılan ve kazanılan millî hâkimiyeti milletin gelecek nesilleri olan çocuklara armağan edilen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
75 konuşma daha · 27 Nisan 2010
