Türkiye cumhuriyeti hükümeti ve avrupa toplulukları komisyonu arasında katılım öncesi yardım aracı (ıpa) ile temin edilen yardımın uygulanması çerçevesinde türkiye cumhuriyetine sağlanan avrupa topluluğu mali yardımlarıyla ilgili işbirliği kuralları hakkında çerçeve anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:308)
Van Milletvekili ·
Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2008 · 1.663 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fatma Kurtulan, 3 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE AVRUPA TOPLULUKLARI KOMİSYONU ARASINDA KATILIM ÖNCESİ YARDIM ARACI (IPA) İLE TEMİN EDİLEN YARDIMIN UYGULANMASI ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE CUMHURİYETİNE SAĞLANAN AVRUPA TOPLULUĞU MALİ YARDIMLARIYLA İLGİLİ İŞBİRLİĞİ KURALLARI HAKKINDA ÇERÇEVE ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:308)); konuşma 1.663 kelime.
Fatma Kurtulan (Van). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ve avrupa toplulukları komisyonu arasında katılım öncesi yardım aracı (ıpa) ile temin edilen yardımın uygulanması çerçevesinde türkiye cumhuriyetine sağlanan avrupa topluluğu mali yardımlarıyla ilgili işbirliği kuralları hakkında çerçeve anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:308)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2008-12-03-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ve-avrupa-topluluklari-komisyonu-arasinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 308 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce, partimizce tespit edilen bir hukuksuzluğu sizlerle paylaşmak istiyorum. Genel Kurulun gündem dışı konuşma bölümünde parti olarak bir hukuksuzluğa, haksızlığa uğradığımızı daha önce de ifade etmiştik ancak kadınlar olarak da ayrıca bir adaletsizliğin olduğunu belirtmek istiyorum. 8 Martta konuşma talebimiz reddedilmişti, konuşma hakkı alamamıştık gündem dışı konuşma bölümünde. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde yine verilmeyip yerimizden sadece üç dakika konuşma hakkı verildi. Şimdi, tekrar, kadına seçme ve seçilme hakkı verilişinin yıl dönümündeki konuşma talebimiz… Üç grup kendi arasında anlaşmış, yarın bize uygun görülen, yine kendi yerinde iki üç dakikalık düşüncelerini ifade etme durumudur. Dolayısıyla, kadınların ayağa kalkması gerektiği bölümlerde kadınlara “Oturduğun yerden konuş” demeyi ben çok doğru görmüyorum, bize yapılan bir haksızlık olarak değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, onaylamakta olduğumuz uluslararası Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avrupa Toplulukları Komisyonu arasında katılım öncesi yardım aracı ile temin edilen yardımın uygulanması çerçevesindeki kuralları tanımlamaktadır. Katılım öncesi mali yardım çerçevesinde 2002 yılından itibaren Avrupa Birliğinden sağlanan mali yardımın 1 milyar 80 milyon avro civarında olduğu bilinmektedir. Yine 2007-2013 yılları arasında 7 milyar avroluk bir kaynağın Türkiye'nin kullanımına sunulacağı ifade edilmiştir. Görüleceği üzere, son derece ciddi bir kaynak Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde güçlenmesi ve hazırlıklarını tamamlaması için aktarılmaktadır ancak burada önemli olan şey bu kaynakların doğru ve etkili kullanımıdır. Bugüne kadar gerçekleşen uygulamalarda da görüldüğü üzere, Avrupa Birliği fonları maalesef ki çoğu zaman yerinde kullanılamadığı gibi, bu fonların bir kısmı da projelendirilemediği için geri gitmektedir. Özellikle sivil toplum örgütlerinin kullanımına sunulan fonlar bu şekilde heba edilmektedir ancak kamu kurumlarının kullanması gereken fonların bir kısmının da başvuru olmaması nedeniyle iade edildiğini biliyoruz. Avrupa Birliğinin Türkiye’ye yönelik mali desteği, taraflar arasında 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Topluluk, Ortaklık Anlaşması gereğince, Türkiye ekonomisinin hızla kalkınmasına katkıda bulunmak ve Türkiye'nin ortaklık ilişkisinden doğan yükümlülüklerini yerine getirebilmesine destek olmak amacıyla Türkiye’ye mali yardımda bulunmayı taahhüt etmiştir. Bu çerçevede Avrupa Birliği kaynaklı mali yardımların yapıları ve kapsadıkları dönemler itibarıyla üç başlık altında belirtilmesi doğru olacaktır. Buna göre, Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1964 yılından 1996 yılında gerçekleştirilen gümrük birliğine kadar olan dönem birinci dönem, 1996-2000 yılları arasındaki dönem ikinci dönemdir. Türkiye'nin adaylık statüsünün teyit edildiği Helsinki Zirvesi’ni takiben 2000 yılından itibaren başlayan dönem ise üçüncü dönem olarak ele alınacaktır. Bugün, Genel Kurulda spesifik olarak “Helsinki sonrası dönem adaylık süreci” diye nitelediğimiz 2000 sonrası dönemi ele almak ve incelemek istiyoruz.
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen Helsinki Zirvesi’nde Türkiye'nin aday ülkeler kapsamına alınması ile Türkiye-AB ilişkileri yeni ve farklı bir boyut kazanmıştır. AB Komisyonu, Helsinki sonrası bu dönemde Türkiye'nin faydalandığı mali yardım miktarını artırmak için bir dizi karar almıştır. Buna göre, adaylık sürecinde Türkiye’ye sağlanması öngörülen finansman imkânları şöyle sıralanmaktadır: Helsinki Zirvesi’nde Türkiye'nin resmen aday ülke olarak kabul edilmesiyle birlikte diğer aday ülkelere uygulanan kriterler Türkiye için de geçerli olacaktır. Türkiye, adaylık sürecinde reformların desteklenmesi için bir katılım öncesi stratejiden faydalanacaktır. Buna göre, gümrük birliğini güçlendirmeye yönelik tedbirlerin uygulanması için Türkiye’ye 2000-2002 döneminde 15 milyon avroluk hibe ayrılması ve ekonomik ve sosyal kalkınmanın desteklenmesine yönelik tedbirlerin uygulanması için de yine 2000-2002 döneminde 135 milyon avro kaynak ayrılması önerilmiştir. “Helsinki sonrası dönem” dediğimiz 2000’den sonra AB hibe yardımlarını -2007 yılı hariç- artırarak gerçekleştirmiş ve 2009 hibe yardımı bütçesini de 567 milyon avro olarak belirlemiştir.
AB, Türkiye’deki bölgesel gelişmişlik farklılıkları ve bölgesel gelişme politikasına ilişkin tespit ve görüşlerini şimdiye kadarki raporlarında vurgulamış ve beklentilerini de Katılım Ortaklığı Belgesi’nde dile getirmiştir. Dolayısıyla, öncelikle AB’nin tespitlerini irdelemek yerinde olacaktır. En son 2008 Türkiye İlerleme Raporu’nda, Komisyonun başlıca eleştirileri şu eksende ağırlık kazanmıştır:
Komisyon, Türkiye'nin ilerleme kaydetmediği ya da sınırlı ilerleme kaydettiği alanları da belirterek, Türkiye’yi, siyasi reform sürecinin yavaşlaması, sivil anayasada yol alınamaması, kamu yönetimi reformunda eksikler, ordunun siyasi etkisinin devam etmesi, yolsuzlukla mücadelede sınırlı ilerleme, işkence ve kötü muamele vakalarında artış, sendikal haklar, kadın hakları ve cinsiyet eşitliği, azınlık hakları ve kültürel haklar, iş gücü piyasası ve insan kaynakları alanındaki sorunlar gibi konularda eleştirmektedir.
Ayrıca, Silahlı Kuvvetlerin resmî ve gayriresmî kanalları kullanarak önemli siyasi etki icra ettiği tespiti yapılan Belge’de, bu kapsamda üst düzey komutanların, Kıbrıs, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi yetkilerini aşan iç ve dış politika konularında görüş bildirdiğinin Komisyon tarafından ifade edilmesi de son derece önemlidir.
Yine, 2008 yılı Türkiye İlerleme Raporu’nda dikkat çekici önemli bir konu da Türkiye’de yaşanan bölgesel dengesizliklerin iyileştirilmesi yönünde bir türlü atılamayan adımlardır. Hükûmetin Güneydoğunun kalkınması için Mayıs 2008’de 14 milyar avroluk kaynak ayırarak 2012 yılına kadar GAP’ı bitirmeyi hedeflemesine yer verilen Rapor’da, bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmeyi amaçlayan bu girişimin, halkın hak ve özgürlüklerden tam faydalanabilmesine yönelik yeni adımlarla desteklenmesi isteniyor.
Değerli milletvekilleri, bölgeler arası gelişmişlik farkını ortadan kaldırmaya yönelik etkili herhangi bir adım atmayan AKP Hükûmeti, bununla birlikte DTP belediyelerinin bazı projelerine fon aktarmayı kabul eden çok sayıda Avrupa kuruluşları olmasına rağmen, bu projelerin uygulanmasına çeşitli nedenlerle engel olmuştur. Bu nedenle, kalkınmaya yönelik birçok belediye projesi askıda kalmıştır. Türkiye’de bölgeler arasında kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla, işsizlik oranı, okuma yazma oranı gibi çeşitli sosyoekonomik göstergeler çerçevesinde oldukça ciddi ölçüde gelişmişlik farkları söz konusudur. Hükûmetlerin seksen beş yıllık bilinçli ve ayrımcı uygulamalarının yanı sıra, bu önemli sorunun yaşanıyor olmasında ayrıca kaynakların yetersiz dağılımı ve etkin kullanım eksikliği, uygun olmayan topoğrafik yapı, zor iklim koşulları, iç ve dış pazarlara uzaklık, dağınık yerleşim yapısı gibi bir dizi sorun da kendini göstermektedir.
Yukarıda ifade ettiğim bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizlikler, Türkiye-AB mali iş birliği kapsamında çeşitli AB fonlarının nasıl ve hangi öncelikler gözetilerek harcandığı sorusunu da akla getiriyor. Şimdiye kadar yapılan ve devam eden, eğitimden tutun da istihdam, sağlık, gençlik ve ticari kalkınma fonlarıyla ilgili olarak Doğu’da faaliyet yürüten STK’lar ve özellikle DTP’li yerel yönetimler türlü zorluk ve ayrımcılık ile karşılaşmaktadırlar. Dağıtılan fonların çok az bir kısmı bölgeler arası…
Aziziye Kentsel Dönüşüm Projesi için Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası ile 30 milyon avro kredi anlaşması konusunda görüş birliğine varılmış, ancak yine DPT yatırım programında yer almadığı için resmî anlaşmalar yapılamamıştır.
Kentsel Gelişim Projesi, 2005 Türkiye-AB Mali İş Birliği Programı’na sunulmuş ve Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliğince Diyarbakır’a 9 milyon 926 bin avro hibe sağlanmasına karar verilmiş olmasına rağmen, 18/04/2005 tarihli DPT yazısında hibenin on sekiz aylık eğitim giderleri dâhil yaklaşık 6 milyon avroya indirilmesi ve kalan miktarın diğer illere, yani Gaziantep, Şanlıurfa ve Erzurum’a dağıtılması kararlaştırılmıştır.
İki yıl süren girişimler sonucu Diyarbakır’a ayrılan bütçe 8 milyon 367 bin avroya çıkarılmıştır. Ancak projeye DPT’nin daha sonra müdahale yapıp ilave ettirdiği üç il hazırlıksız olduğu için çalışmalar yavaş yürümektedir. Diyarbakır’ın yürüttüğü çalışmalar oldukça ilerlemesine rağmen söz konusu kentsel gelişim projesi dört il üzerinde yürüdüğü için diğer illerin yavaş çalışması, Diyarbakır’ın da çalışma takvimi ciddi şekilde gecikmektedir.
Bu örneklerden açıkça anlaşılacağı üzere, AKP Hükûmeti, bırakın AB fonlarını, kredi ve hibeler konusunda bile ayrımcılık ve haksızlık yapmaktadır. Hükûmetin bütün belediyelere eşit yaklaşım gösterdiği söylemi ise sadece bir aldatmacadır. İller Bankası payının dağıtılması… Gelişmişlik farkını ortadan kaldırmaya yöneliktir… Hatta bu fonların kullanılmasında ciddi engeller çıkarılmaktadır. Bırakın fonları, bazı kredi ve hibeler konusunda bile ayrımcılık yapıldığı aşikârdır. Bunun çarpıcı örneğini birkaç somut proje üzerinden değerlendirmek doğru olacaktır.
Örneğin, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin bugüne kadar tamamlanamayan ve onay alınamayan birçok hibe, kredi ve proje süreçleri oldu. Belediyelerin dış kredi ve hibe bulma konularında zorlandığı temel noktalar hazine garantisi ve söz konusu projelerin yatırım programında olmaması ve yatırım programına alınamama gerekçeleridir. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin ödeme koşullarına uygun vade ve faizle kredi bulmasına ve kredi kuruluşlarıyla prensipte anlaşmaya varılmasına rağmen bu tür gerekçeler yüzünden sonuca bir türlü gidilememiştir. Örneğin, Kanalizasyon İşletme Projesi için Alman Kalkınma Bankası ile 500 bin avro hibe anlaşması yapılmış ancak DPT’nin itirazı ve Dışişleri Bakanlığının Alman Kalkınma Bankasına iptal yazısı göndermesi üzerine askıya alınmıştır. Hâlbuki söz konusu hibe para DİSKİ Genel Müdürlüğünün Devlet Planlama Teşkilatına sunduğu 2006 yatırım planında gösterilmiş ve DPT’nin 11/04/2006 tarihli DİSKİ Genel Müdürlüğüne gönderdiği yazıca onaylanmış ve Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. 03/05/2006 ile 23/06/2006 tarihleri arasında Alman Kalkınma Bankasından DİSKİ’ye gönderilen yazılarda, söz konusu hibenin Dışişleri Bakanlığının müdahalesiyle askıya alındığı belirtilmiştir. Dışişleri Bakanlığı, söz konusu müdahaleyi DPT’nin “DİSKİ’nin bu hibeye ihtiyacı yoktur.” bilgilendirmesiyle yaptığı bilgisi verildi. 11 Temmuz 2006 tarihinde DİSKİ’nin DPT’ye hibenin kullandırılması konusundaki başvurusu da sonuçsuz kalmıştır.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği ve Komisyonu tarafından Türkiye’nin üyelik sürecinde güçlenmesi için aktarılan fonların önemli bir kısmı maalesef ki kullanılmadığı için geri gitmektedir. Gerek sivil toplum örgütlerinin proje üretme konusundaki yetersizlikleri gerekse bu konudaki isteksizlikleri bu durumun ortaya çıkmasında etkili faktörlerdir. Ancak, bu faktörlerin yanında bir de tedirginlik ve korku faktörü vardır ki bu da oldukça etkili olmaktadır. Nedir o? Örneğin, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlandığı belirtilen ve reddedilmeyen bir andıca göre, AB fonlarından yararlanarak proje faaliyeti yürüten sivil kuruluşların hemen hemen hepsi fişlenmiş ve izlenmeye alınmıştır. AB fonlarından yararlanmak neredeyse vatana ve devlete aykırı bir durum olarak değerlendirilmiştir. Yani, bir yandan AB’ye girmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok sayıda yasal düzenleme yapılmaktayken, diğer yandan Türkiye’yi AB’ye hazırlayacak olan demokratikleşme faaliyetleri suçmuş gibi gösterilecek; bu, kabul edilebilir bir durum değildir. Genelkurmayın bu andıcına karşı Hükûmet cephesinden bir tek ses çıkmamış olması da tabii ki manidardır.
Şimdi böylesi bir atmosferden, yani AB ve Avrupa Komisyonu Türkiye’nin hakkı olan fonlarını kullanan kişi ve kurumlar zan altında bırakılacak ve suçlanacaksa, kimsenin de buna bir itirazı olmayacaksa burada bir tuhaflık vardır.
STK’ların gelişmesi ve topluma daha iyi hizmetler sunması için demokratik bir ortamda baskı altında kalmaksızın faaliyetlerini yürütebilmeleri Hükûmetin sorumluluğu altındadır. Ancak burada bir başka ilginçlik daha var: Sadece sivil toplum örgütlerinin değil, Genelkurmay Başkanlığının da bu fonlardan yararlanmak için defalarca Avrupa Birliği kapısını çaldığı gerçeğidir. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bürokratları, 1 Şubat 2008’de, TBMM AB Uyum Komisyonunda AB mali yardımlarıyla ilgili sunumlarda ilginç veriler ortaya koydu. Buna göre, 2007-2010 yılları arasında AB fonlarından en fazla payın ayrıldığı kurum Genelkurmay Başkanlığıdır. Örneğin, siyasi kriterler kapsamında, Mehmetçik Projesi için AB’den 12,7 milyon avro hibe almıştır. Eğer, AB fonlarından yararlanmak tehlikeli bir işse, bu durumda Genelkurmay Başkanlığının ya bu andıcı ya da bu konudaki politikalarını gözden geçirmesi gerekmektedir. Buradaki siyasi sorumluluk tabii ki hükûmete aittir.
Bu yasanın AB üyelik sürecinde fonların uygulanması aşamasını daha sistemli hâle getirmesini temenni ediyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
75 konuşma daha · 3 Aralık 2008