Grup önerisi hk.
Van Milletvekili ·
Genel Kurul, 125. Birleşim · 4. yasama yılı · 29 Haziran 2010 · 846 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fatma Kurtulan, 29 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 846 kelime.
Fatma Kurtulan (Van). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-06-29-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
FATMA KURTULAN (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kışlalardaki şüpheli ölümler üzerine verdiğimiz önergeye ilişkin söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kürtlerin, demokratik bir ülkede kendi kültürleriyle özgür bir hayat sürme talebi, ne yazık ki yıllardır resmî tarihte söylendiği biçimiyle kanla bastırılmaktadır. Farklılığın kendini yaşatma talebinin akıbeti olan kanla bastırma geleneği, seksen yıllık cumhuriyet tarihinde sürekli devrede tutulmuştur.
Tarihte Kürtlerin demokratik bir ülkede eşit koşullarda yaşamak istemeleri dış güçlerin kışkırtması olarak bugüne aktarılırken, Kürtlerin nasıl darağaçlarında sallandırıldıkları yıllarca bir kahramanlık destanı gibi anlatıldı.
Bugüne geldiğimizde ise Kürtlerin inkâr ve asimilasyon politikalarına karşı isyanı, hâlâ yüz yıl önceki mantıkla dış güçlerin kışkırtması olarak görülmekte. Eşit ve özgür bir şekilde yaşama taleplerine karşı “Kökünüzü kazırız.” söylemleri devam etmektedir. Kürtlere bu ülkede değil eşit koşullarda yaşamak, hayatta kalma hakkı bile tanınmamıştır.
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin eşit koşullarda yaşama talebi devleti öfkelendirdi, hükûmetleri olmadık yöntemleri kullanmaya itti; Kürtlerin üzerine tanklarla, toplarla gidildi, köyleri yakıldı, yerlerinden sürüldüler, çocukları, yaşlıları, gençleri sokak ortasında öldürüldü, katilleri ise yargılanmadı bile. Ancak bu ülkede, bütün baskılara rağmen Kürtler siyaset yapmakta ısrar etti, sürekli kapalı tutulan demokratik siyaset kanallarını zorladı ve büyük bedeller ödedi. Demokratik siyasetin önünü kapatanlar ise her dönem olduğu gibi yine devrede oldu ve demokratik siyaset yapma taleplerimize karşı acımasız bir baskı başlattı. Partimiz kapatıldı, milletvekilliklerimiz düşürüldü, belediye başkanlarımız, parti çalışanlarımız cezaevine konuldu. Hükûmetin samimi olduğunu umarak silahlarını bırakıp gelen Habur grubu ise elleri kelepçelenerek tutuklandı. Çocuklar, herkesin gözü önünde kafalarından dipçiklerle linç edilip, yaşlarından çok cezalara çarptırılarak zindanlara kapatıldı. Kürtlerin yaşadığı bu hâl, OHAL değil midir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu yöntemlerin kullanılmasıyla varılan yer ise daha fazla gözyaşı ve daha fazla kan oldu. Başından beri yaptığımız uyarıları dikkate almayan, manipüle ederek bizi bölücülükle suçlayanlar, Tekeli Karakolunda incecik çocukların, gencecik çocukların toprağa düştüğü, tabutlara konduğu yerde “Askerî mevzide nasıl durulur?” polemiği çıkararak kan ve gözyaşı üzerinden bir mevzi tutma yarışı içine girdiler. Bu tutumun yıllardır hâkim olduğu ülkede gerçekler ötelendi, sahte gündemler yaratıldı “Kürt sorununu çözerim.” diyen daha fazla kan dökerek adını böyle yazdırdı tarihe. Yıllardır varlığını koruyan Kürt sorunu âdeta bir sorunlar yumağı hâline geldi. Çözümsüzlükteki kör yürüyüş, Kürt olan herkesin bir tehlike olarak görülmesi algısını oluşturdu. Bu algı, elbette her yerde olduğu gibi kışlalarda da hayat buldu.
Türkiye’de, her yıl, kışlalarda onlarca Kürt asker şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmekte, ölümlerin ise intihar olduğu iddia edilmektedir. Ailesine “İntihar etti” haberi verilen askerler ise, daha bir gün öncesinden ailesiyle görüşen, ailesinden para isteyen, izinden yeni dönen ya da birkaç gün sonra izne çıkacak olan askerlerden oluşmaktadır.
Durum böyle olunca, asker aileleri, askerî yetkililerin iddialarını doğru bulmamakta, aynı gün ya da bir gün öncesinden konuştukları, gelecek planları yapan çocuklarının nasıl olur da kendi canına kıydıklarını anlamakta zorlanmaktadırlar.
Askerî yetkililer tarafından intihar, kaza ya da kaza kurşunu sonucu öldüğü iddia edilen birçok ölüm davasının AİHM’e götürüldüğü ve Türkiye’nin çoğu zaman bu davalardan mahkûm edildiğini söylemekte fayda var.
8 Mart 2001’de, Dersim’de görevli iken yatakhanesinde başından vurulmuş şekilde bulunan ve yapılan soruşturma sonucunda intihar ettiği bildirilen Mustafa Beker’in davası AİHM’e taşınmış ve AİHM, intihar açıklamasını gerçek dışı bulmuştur.
İntihar ya da kaza kurşunu sonucu hayatını kaybettiği söylenen askerlerin otopsi raporlarında da ailelerin şüphelerine haklılık kazandıracak sonuçlar ortaya çıkmakta ve bu sonuçlar kamuoyuna yansımaktadır.
Ayrıca, bazı aileler, bu tür ölümlerde otopsi yapılmasına bile izin verilmediğini, otopsi yapılsa dahi otopsi raporunun askerî yetkililerce kendilerine verilmediğini iddia etmektedirler.
Meydana gelen ölüm olaylarında etkin bir soruşturma yürütülmediği gibi, bu konuda nasıl önlem alınacağına dair tartışmalar yürütülmemekte, ölümler çoğu zaman kamuoyundan gizlenmektedir.
Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanlığında askerlik yapan Serhat Yıldız’ın ailesine 19 Şubat akşamı hayatını kaybettiği haberi verilmişti. Aileye verilen bilgiye göre Serhat Yıldız, akşam saatlerinde intihar ederek yaşamına son vermiş. Askerî yetkililerce ölüm sebebinin intihar olduğu öne sürülmüşse de Serhat Yıldız’ın ailesi ve yakın çevresi ölümün intihar olmadığını iddia ederek, haber karşısında dehşete kapılarak tepki göstermişlerdir.
6 Nisan 2009’da, Sakarya’da, Adapazarı 1. Motorlu Piyade Tugayında askerlik yaparken intihar ettiği söylenen Van Çatak doğumlu Adil Şipal'ın ailesinin, daha önce çocuklarının öldürüleceğine dair Çatak İlçe Jandarma Komutanlığına dilekçe ile başvurduğu ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde, bu yıl 9 Nisan tarihinde Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde 3. Zırhlı Tugayda askerlik yapan Erdi Alkan adlı asker yatağında ölü bulunmuştu. Ağrı Doğubeyazıt doğumlu olduğu söylenen askerin ailesine askerî yetkililerin, ölüm nedeni hakkında çelişkili bilgilerde bulunduğu öne sürülmüştü. Son günlerde ise şüpheli asker ölümlerinde bir artış yaşandığı görülmekte ve ailelere askerî yetkililer tarafından çelişkili ifadelerde bulunulmaktadır.
Bu ciddi iddialar karşısında bile Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül, şüpheli ölümler hakkında kamuoyuna ve asker ailelerine bugüne kadar herhangi bir açıklama yapma gereği duymamıştır. Verdiğimiz soru önergeleri de geçiştirilerek, soruşturmaların devam ettiği ifade edilmektedir. Serhat Yıldız, Erdi Alkan, Hasan Çakır, İdris Çiftçi, Şaban Koçak, Nurettin Altunay ve daha geçen hafta Van Başkale’de askerlik yaptığı kışlada intihar ettiği söylenen Diyarbakır doğumlu Mehmet Çavdar son iki ay içinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden askerlerdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir düşünür “Gerçeğe kapılarımı kapattım ama pencereden içeri girdiklerini gördüm.” demişti. Yıllardır bu gerçeğe kapısını kapatanlar artık bu gerçeği öteleyerek yürünmeyeceğini görmelidirler. Kürtlerin kimlik hakkı, ana dil hakkı, kültürel ve sosyal hakları verilerek demokratik siyaset kanalları açılmalı, yerel yönetimler güçlendirilmelidir.
Sorunlarımızın bu temelde çözülebileceğine olan inancımla, önergemizi destekleyeceğinizi umarak saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 29 Haziran 2010