İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Fatma Kurtulan

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 40. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Aralık 2010 · 924 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Kurtulan, 23 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 924 kelime.

Fatma Kurtulan (Van). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-12-23-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi hakkında görüş belirtmek üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Buna geçmeden önce, 19 Aralık 1978’de başlayıp 24 Aralıkta 111 kişinin ölümüyle sonuçlanan, çocuk yüreğimle ölüm sırasını beklediğim Maraş katliamının yıl dönümü vesilesiyle, bu katliamı kınamak istediğimi sizlerle paylaşmak isterim.

Yine, 19’unda, demokratik güçlerin orada yaptıkları miting sırasında, bir kez daha, kan emicilerin kana doymadıklarının, Maraş’ta doymadıklarının tanıklığını yaptık.

Dönemin Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu, ne yazık ki, tüm iktidarların vazgeçilmez adamı olarak, AKP İktidarının da vazgeçilmezi olarak görevini sürdürmekte. Sanırım Abdülkadir Aksu, her dönemde olduğu gibi, bu dönem de AKP’ye deneyimlerini aktarıyor. Keşke Abdülkadir Aksu da, Ökkeş Kenger gibi, bir balkonda dursaydı, biraz anılarını tazeleseydiler. Ben bazılarının da çıkıp “Bu faşistler bizden değildir.” açıklamalarını çok inandırıcı bulmadığımı da belirtmek istiyorum. Bu kürsülerde, Kürtlerin demokratik taleplerinin bölücülük olduğunu, kabul edilemez olduğunu köpürerek haykıranların, bundan herkesin, tüm liderlerin sorumlu olduğunu belirtmek isterim.

Üzerinde söz aldığım konu bağış, hibe ve yardımlara ilişkin olmakla beraber, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığını da içerdiğinden, konuşmamı TSK içinde meydana gelen şüpheli asker ölümlerine ve bu olaylara ilişkin bir türlü işlemeyen adli sürece ayırmak istiyorum.

Ordunun siyaset üzerinde etkin bir kurum olması, onu hukuksuz oluşumlarla tartışılır hâle getirirken, AKP’nin iş birliğiyle, militarist güç, bireyin can güvenliğini ortadan kaldıran bir unsur hâline gelmiştir.

Sayısı 1 milyonu aşan ordunun büyük çoğunluğu “güvenlik önlemleri” adı altında Kürt bölgelerinde görevlendirilmiştir. Ev baskınları yapan, kontrol noktalarında vatandaşı yaylım ateşine tutan, sınırlarda infaz gerçekleştiren, döşediği mayınlarla onlarca askeri hayatından eden, kontrolden çıkmış mayınlı arazileri, atış poligonları ve mühimmatları ile her yıl onlarca çocuğun ve sivilin ölümüne ve sakat kalmasına neden olan TSK, titizlikle gözden geçirilmesi gereken sorunlu bir kurumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TSK’nın 21’inci yüzyılın demokrasi ve özgürlük anlayışı karşısında bir handikap olarak duran bu konumunu sorgulamanın nedenlerinden biri de bünyesinde yaşanan şüpheli asker ölümleridir. Bugüne kadar yalnızca şahsım adına hakkında soru önergesi verdiğim şüpheli asker ölümü vakaları 17’ye yakındır. Ancak, Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül hiçbirine ikna edici bir cevap vermemiş, her yıl onlarca gencin hayattan koparılmasına sıradan bir olaymış gibi yaklaşarak gayriciddi bir tutum içinde olmuştur. Kışlalardaki şüpheli asker ölümlerine her gün bir yenisi eklenirken, Sayın Bakan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emniyet ve kaza önleme konusunda titizlik ve özveriyle çeşitli faaliyetlerde bulunduğunu, aldığı tedbirler ve yürüttüğü çalışmalar sayesinde gerçekleşen kaza ve olay sayılarında yıllara sâri olarak önemli ölçüde azalmanın gözlendiğini iddia etmiştir. Ancak, İnsan Hakları Derneğinin 2010 Haziran raporunda, 2000-2009 yılları arasında meydana gelen şüpheli asker ölümleri 401’dir. 2008 yılında 28 olan şüpheli asker ölümleri, 2009 yılında 38; 2010 yılının ilk altı ayında 23’ü bulmuştur. Sonrasında ise basından, bölgeden ve diğer illerden takip ettiğimiz kadarıyla meydana gelen 10’a yakın şüpheli ölüm vakasıyla toplamda bu sayı 2010’da 30’u aşmıştır. Tabii ki bu sayılar, yalnızca birtakım resmî açıklamalar, başvurular ve basından takip edildiği kadarıyla ulaşılan rakamdır. Gerçekte vaka sayısının bu rakamın üzerinde olduğu aşikârdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TSK içinde bugüne kadar bu olaylara ilişkin kapsamlı ne idari ne de adli bir soruşturma başlatılmamıştır. Savunma Bakanlığı ölümler hakkında ailelere bir açıklama yapma gereği bile duymamıştır. TSK’daki mevcut uygulamalar hakkında parti olarak inceleme başlatılması ve acil önlem alınması konusunda yaptığımız öneriler dikkate alınmazken, dönemin başında vermiş olduğumuz araştırma önergeleri gündeme alınmamıştır.

Yine, Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül, alınan önlemlere rağmen gerçekleşen kaza ve olaylara ilişkin ayrıntılı kaza raporları hazırlandığını, bilgilerin kayıt altına alındığını, adli soruşturma işlemlerinin eksiksiz yürütüldüğünü iddia etmekte, ancak şüpheli ölümlere ilişkin bir sayı da verememektedir. Ancak aileler, olay yeri inceleme ve otopsi raporunu alamadıklarını öne sürmektedir. Aileler, askerî yetkililer tarafından intihar olarak bildirilen bu ölümlerin cinayet olduğunu iddia etmektedirler. Bu iddialardan haberdar değil misiniz Sayın Bakan?

Yine, kışlalarda çocuklarını şüpheli bir şekilde kaybeden Adanalı dört aile, daha iki ay önce basın açıklaması yaparak intihar iddialarının doğru olmadığını ve çocuklarının öldürüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Bu iddialar karşısında neden sessiz kalmaktasınız?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaza kurşunu, elektrik ve yıldırım çarpması, yüksekten düşme, birlik içinde trafik kazası, eğitim sırasında mühimmat patlaması, yılan sokması, kalp krizi gibi nedenlerle hayatını kaybettiği öne sürülen askerlerin aileleri aynı şekilde gerekçeleri inandırıcı bulmamıştır. Millî Savunma Bakanı bu durum karşısında bir açıklama yapmamakta ısrar etse de aileler iddialarının arkasında durmakta ve hukuki yardım talep etmektedir.

Ağrı Patnos’ta askerlik yapan Rizeli Osman Kulaber 2 Kasım 2010 tarihinde kışlada hayatını kaybetmiştir. Askerî yetkililer ölüm nedenini önceden ranzadan düşme, sonra ise kalp krizi olarak bildirmiştir. Kendilerine çelişkili ifadelerde bulunulduğunu ileri süren anne “Çocuğum alt ranzada kalıyordu, bunu biliyorduk.” demiştir. Otopsi raporunu göremeyen aile, kalp krizi geçirdiği iddialarını da inandırıcı bulmamıştır.

Ağrı Doğubeyazıt nüfusuna kayıtlı olan Erkan Can’ın karakolun banyosunda kendi silahıyla intihar ettiği ileri sürülmüştür. Askerî yetkililer ölüm nedenini intihar olarak bildirmiş olsa da, ailesi, Erkan Can’ın 8 Aralık akşamı kendisiyle görüştüklerini, telefonda annesine “Burada bir çavuş var, beni öldürecek.” dediğini ve aynı gece öldürüldüğünü ileri sürmüştür.

Gaziantep Hayrat Jandarma Karakolunda asker olan Serhat Yıldız 19 Şubat 2010 tarihinde aynı yerde hayatını kaybetti. Askerî yetkililer ölüm nedenini intihar olarak bildirdi. Basında sırtından vurulmuş olduğuna ilişkin ciddi iddialar yer aldı, ailesi intihar olmadığını söyledi.

Kışlalarda meydana gelen şüpheli ölümlere dair diğer bir husus ise, bu askerlerin çoğunun Kürt olmasıdır. İntihar ya da başka nedenlerle hayatını kaybettiği söylenen askerlerin içinde Rizeli, Nevşehirli bulunmakla birlikte, İHD’nin raporlarında da belirtildiği üzere ezici bir çoğunluğu Kürt’tür. İki dilli yaşam talebi üzerine kıyametleri koparanların askerlerin şüpheli ölümü karşısında sessiz kalmaları kabul edilebilinir mi?

Hangi partiden olursanız olun tüm milletvekillerine sesleniyorum: Temsilcisi olduğunuz vatandaşlarınızın evlatları askerde güvende değil. Kışlalardaki şüpheli asker ölümlerini sonlandırmak için gelin hep beraber bir araştırma başlatarak önlem alalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

162 konuşma daha · 23 Aralık 2010

162 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook