İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 118. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)

Fatma Kurtulan

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 118. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Haziran 2010 · 772 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Kurtulan, 16 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BELEDİYELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.509)); konuşma 772 kelime.

Fatma Kurtulan (Van). “Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-06-16-belediyeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-509 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 1’inci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel yönetimler tüm dünyada kamu yönetiminin önemli ve vazgeçilmez unsurlarıdırlar. Tarih boyunca eşitlik, özgürlük, katılımcılık ve demokratik temsiliyet mücadelesinin yaşandığı mekânlar olarak yerel yönetimlerin statüsü ülkelerin demokrasisiyle yakından ilişkilidir. Demokratikleşme kadar yerel hizmetlerin üretilmesi, yürütülmesi, verimlilik ve etkinliğin sağlanması da toplumsal gelişmişliğin başta gelen göstergeleridir.

Avrupa Birliği 1980’li yılların ikinci yarısında yerel yönetimlere dönük düzenlemelere gitmiştir. Türkiye ise 1989 yılında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı olarak benimsenen yasal düzenlemeyi birçok paragrafına çekince koyarak imzalamış ve ancak 2003 yılında kısmi uygulamaya geçmiştir.

Yerel özerklik, yerel topluluğun yerel nitelikteki işleri kendi başına ve kendi organlarıyla görebilmesidir. Halkın refah düzeyini artırabilmek için yerel kaynaklara sahip olması ve bu kaynakları öz yönetim organlarıyla kullanabilmesidir. Yerelin kendi kurallarını koyma, kendi faaliyetlerini yürütebilme ve merkezî yönetimin yerel işlere karışmasını önleyebilmesidir. Yerel yönetimler, sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, yerel trafik ve güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi yanında, gençlik, spor ve dezavantajlı grupların sosyal faaliyetlerini yerel özerklik çerçevesinde sürdürmeyi içerir. Bu yapısıyla yerel özerklik merkeziyetçi yönetimlere göre ileri bir aşamadır. Ancak geldiğimiz aşamada Türkiye’de mevcut yerel yönetim anlayışıyla kentler, iktidarcı hiyerarşinin merkezî alanları olmaya başlamış, kendilerinden yoğunlaştırdıkları dengesiz ve devasa güç birikiminin altında ezilerek nefessiz kalmışlardır. Doğayla birlikte toplumu yutan bu devasa mekânlar, insanlığın uygarlık adına etkisizleştirildiği, sıradanlaştırılarak yaratıcılıktan uzaklaştırıldığı, baskı ve sömürünün yaşandığı yerlere dönüşmüştür. Kırsal ve doğal olandan insanı koparan bu anlayış, kentleri yoksulluğun, işsizlik ve çevre felaketlerinin üretildiği mekânlar olarak yarattı.

Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı ile yukarıda saydığımız olumsuzluklar desteklenirken yerel yönetimler, ironik bir şekilde, devlet alanına hapsedilmektedir. Bu da yerel yönetimleri, üstlenebilecekleri ilerici rollerinden kopararak iktidarın alanı hâline getirmiştir. İktidar, belediyenin imkânlarını kendi çıkarı için kullanarak yereli âdeta bir sömürü merkezi hâline getirmiştir. İktidar, yıllarca ellerinde bulundurdukları doğu ve güneydoğunun büyük kentlerinin zenginliklerini kendi yararına kullanarak ekonomik hegemonya kurmuştur. Halka hizmet için değil, kendi yandaşlarına sermaye yaratmak anlayışının hâkim olduğu belediyecilik geleneğinin karşısında demokratik, katılımcı, halkçı belediyecilikte model teşkil eden belediyelerimize karşı ise bir baskı kampanyası başlatılmıştır. Bir yılı aşkındır devam eden baskılar sonucunda 11 belediye başkanımız tutuklanmıştır. Baskı kampanyası ise geldiğimiz aşamada, Başbakan öncülüğünde asılsız iddialarla sürdürülmeye devam etmektedir. Halkın özgür iradesiyle seçtiği belediye başkanlarımızı tutuklamak yerine, onların oluşturduğu özgür belediyecilik modeli geliştirilmeli ve örnek alınarak bu temelde bir belediyecilik anlayışı geliştirilmelidir. Özgür ve halkçı belediyecilik modelinin öncülüğünü yapan belediye başkanlarımızın ve tüm arkadaşlarımızın tutukluluk durumu bir an önce sona ermelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyeciliğin esasını halk iradesi oluşturur ancak içinde bulunduğumuz süreçte karşı anlayışın hâkim olduğu düzenlemelerin hayata geçirildiğini görmekteyiz. Demokratik, özgür yerel yönetim anlayışına ters olan bu tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, büyükşehir belediyeleri tarafından kentsel dönüşüm alanı ilan edilen alanlarda, eğitim ve sağlık alanları hariç, kamuya ait gayrimenkullerin harca esas değer üzerinden çok düşük fiyatlarla belediyelere devri öngörülmüştür. Bu tasarı ile büyükşehir belediyeleri, istedikleri ilçe belediyelerinin tüm değerli gayrimenkullerinin, belediye binalarının bulunduğu alanları kentsel dönüşüm alanı ilan ederek belediyelerin kullanmakta olduğu yapılara harca esas değer üzerinden el koyabilecektir. TMMOB’un yasa ile ilgili açıklamalarında dile getirdiği gibi bu yasa, kentlerimizde haksız rant oluşumunu, kentin açık ve yeşil alanlarının ortadan kaldırılmasını, söz konusu alanların yandaşlara verilmesini engelleyen yargı kararlarını devre dışı bırakmayı amaçlayan ve kentlerimizi daha da içinden çıkılamaz duruma getirecektir. Yasanın yürürlüğe girmesi sonrasında büyükşehir belediyeleri dilediği tüm kamu kurumlarının gayrimenkullerine el koyma yetkisine de sahip olacaktır. Kentsel dönüşüm mağdurlarının yargıya başvurma hakları da haksız biçimde kısıtlanmakta ya da ortadan kaldırılmaktadır.

İdari ve mali özerkliği olan yerel yönetimleri esas alan, demokratik, özgür yerel yönetimler modelini savunurken yerellerin kendilerini, topraklarını, bölgelerini ve kaynaklarını etkileyen gelişmeler üzerinde söz sahibi olmaları gerektiği hususu üzerinde durmaktayız. Demokratik toplum, yerellerin demokratik değerleri üzerindeki katı merkeziyetçi yapıları aşarak yaşam bulacaktır. Demokratik, özgür yerel yönetim, tüm halkın kararlara ortak edilmesiyle sağlanacaktır. Bu anlayış, aynı zamanda farklılıklara yaşam hakkı tanınmasını, toplumsal cinsiyetçi baskılara karşı kadın mücadelesini, ekolojik dengenin korunmasını, çocuk ve yaşlı haklarını, halkın demokratik örgütlülüğünü savunmaktadır. Belediyelerin özerkliği savunulurken imkânların kendi siyasi ve şahsi çıkarları için kullanımını engelleyen, halkın menfaatinin en önemli husus olarak korunduğu yasal düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

Konuyla ilgili görüşlerimi ifade ettikten sonra aynı zamanda sizinle sıcak gelişmeleri de yani içinde bulunduğumuz önemli gelişmeleri de paylaşmak isteriz. “Kürt sorunu” diye bir sorunu dile getirdiğimizde birçoğunuzun hoşuna gitmediğini çok iyi biliyoruz ama bilmiyorum haberiniz var mı, şu an Türkiye'nin dört bir yanına cenazeler gidiyor. Kan akmaya devam ediyor, anneler ağlamaya devam ediyor ve Kürt sorunu can yakmaya devam ediyor. Eğer hatırlarsanız savaş kararını hepiniz, hep beraber vermiştiniz. Bunun sorumluluğunu da şu an almanız gerekiyor. Önerim, buraya çıkıp birbirinize suçu yüklemekten ziyade, bu Meclisin bir an önce barış kararlarını çıkarması gerektiği yönünde ortak bir karara varmamızdır.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 16 Haziran 2010

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook