İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · SALI

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Fatma Nur Serter

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Nisan 2010 · 1.029 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Nur Serter (CHP), 13 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.029 kelime.

Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-23-2010-04-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ek 119’uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yeni üniversitelerin -ister devlet ister vakıf üniversitesi olsun- kurulmasına kesinlikle karşı değiliz. Önce bunu belirtmek istiyorum. Ancak, AKP ve YÖK iş birliğiyle, âdeta ışık hızıyla birbirinin ardı sıra kurulan bu üniversitelerin -ister devlet ister vakıf üniversitesi olsun- gerekli altyapıya, gerekli donanıma ve öğretim üyesi kadrosuna sahip olmaksızın kuruluyor olmasının Türk yükseköğretimine vermiş olduğu zararları da Türkiye’nin yakın gelecekte çekeceğinin altını bir kere önemle çizmek istiyorum.

Devlet üniversitelerinin çok ciddi bir öğretim üyesi yetersizliğiyle karşı karşıya bulunmaları yetmedi, şimdi dörder dörder kurduğumuz vakıf üniversiteleriyle, devlet üniversitelerinde zaten yetersiz olan öğretim elemanlarını bir de vakıf üniversitelerine çekerek devlet üniversitelerinin içini büyük bir hızlı boşaltmakta olduğumuzu siz sayın milletvekillerine hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yükseköğretimi liseden, üniversiteyi liseden ya da meslek lisesinden ayırt edici özellikler İktidarınız döneminde artık ortadan kaldırılmıştır. Bundan dolayı bence AKP kendini kutlamalıdır. Artık üniversiteler, lise öğreniminden hiç de farkı olmayan bir eğitim ve öğretim verme zorunda bırakılmıştır ya da meslek lisesine eş değer teknik nitelikte, sadece o mesleğin niteliklerini öğreten ama bilim üretmeyen, bilim kurumu olma özelliği taşımayan bir yapılanma içine ne yazık ki itilmiştir. Üniversiteler bilim kurumlarıdır. Bilim kurumu bilim üretir, bilimsel gelişmeleri yakından izler, bu gelişmeleri hızlı bir biçimde, öğrencisinin de katkı vereceği bir biçimde öğretime aktarır ama bu derece hızla kurulan ve yeterli öğretim kadrosundan yoksun olan üniversiteler ne yazık ki artık bunu gerçekleştirmekten de uzak kalmışlardır. Tabii, hâl böyle olunca, üniversite diplomasının da gelecekte artık, bir kâğıt parçası ya da bir karton parçası olmaktan pek de öteye geçmeyeceğini kabul etmek zorundayız. Üniversite diplomasının ve yükseköğretimin değersizleştirilmekte olduğu bir yükseköğretim anlayışı gelecekte Türkiye’ye, gerek bilim yaşamına gerek bu gençlerin istihdamı hâlinde çalışma yaşamına nasıl etkiler meydana getirecektir, bunun da çok ciddi bir biçimde irdelenmesi gerekir. Bir üniversite açmak çok önemli bir sorumluluk gerektirir ama ben, bu sorumluluktan çok ciddi bir yoksunluk içinde bulunan bir iktidar anlayışıyla ne yazık ki karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bir üniversite açılıyor. Bu üniversite hangi eğitim dallarında eğitim-öğretim yaptıracak? Bununla ilgili bir çalışma yapılıyor mu? Hayır, yapılmıyor. O yükseköğretim kurumu, o vakıf üniversitesi öğrenci maliyetinin en düşük olduğu alanları fakülteler olarak belirliyor, bu fakülteler yine ışık hızıyla açılıyor ve o alanlarda eğitim veriliyor, tıpkı şimdi konuşmakta olduğumuz üniversitenin, İstanbul Ön Asya Üniversitesinin yeniden bir eğitim fakültesi açma ihtiyacını göstermiş olduğu gibi. 250 bin öğretmen bugün işsiz durumda, ama ellerinde diplomalarıyla beş yıldır, altı yıldır atanmayı bekleyen bu öğretmenlerin varlığına rağmen, biz, bakıyorum, ardı ardına eğitim fakültelerinin kurulmasına devam ediyoruz.

Tabii, bu üniversiteleri açarken bir başka ciddi sorumluluğumuz da var. Bu üniversiteler, eğer verdikleri gerçekten diplomaysa, bu gençlerimizi istihdam edilebilme koşullarına uygun yetiştirmekle yükümlüdürler, ama iktidarlar da gençlere iş yaratmak gibi çok ciddi bir yükümlülüğü taşımaktadırlar. Türkiye’de genç işsizliği oranı yüzde 25,3; o da resmî rakamlara göre. 500 bine yakın üniversite mezunu diplomalı işsiz var bu ülkede ve bütün bunların yaşandığı ülkede art arda üniversite kurarak bunların arkasından siyasi rant elde etmenin dışında ciddi bir insan gücü planlaması yapmayı aklına bile getirmeyen bir siyasi iradeyle Türkiye karşı karşıya.

Başbakan diyor ki: “Her üniversiteyi bitiren iş bulacak dişe bir şey yok.” Doğru Sayın Başbakan, yok, sizin İktidarınızda olmadı, böyle bir şansı hiç yok. Siz üniversiteyi bitirip diploma alanlara iş bulmak gibi bir yükümlülüğünüz olmadığını bu kadar açıklıkla ifade ettiğinize göre benden size tavsiye: Gelecekte onların kapısının önüne birer poşet bırakırsınız ve üniversite mezunu diplomalı işsizleri ianeyle geçindiren bir ülke konumuna gelirsiniz. Böyle bir anlayışın, “Üniversite mezununun iş bulmasına ihtiyaç yok.” diyen bir anlayışın sonucudur işte art arda kurulan, sorumsuzca kurulan bu üniversiteler.

Bakınız, YÖK Başkanı şubat ayında çok önemli bir açıklama yaptı, dedi ki: “Gelecek beş yılda bazı vakıf üniversiteleri kapanma noktasına gelecek. Frene basmak gerekiyor. En az 30-40 bin öğretim üyesine ihtiyacımız var.” YÖK Başkanı, YÖK Başkanı olalı belki en doğru sözü söyledi ama ne oldu? Biz dörder dörder bu üniversiteleri kurmaya devam ediyoruz.

Peki, YÖK ne yaptı? YÖK 2007’de vakıf üniversiteleriyle ilgili çok ciddi bir rapor yayınladı ve bu raporda öğrencilerin yüzde 40’ının sadece dört vakıf üniversitesinde toplandığını, diğer vakıf üniversitelerinin yeterli öğrenci bile bulamadığını ve ticarethane zihniyetiyle işletilmekte olduğunu vurguladı.

Değerli milletvekilleri, boş bir söz değil bu. Bunlar vakıf üniversitesi, özel üniversite değil. Ticarethane zihniyeti şuradan belli: Öğrenci maliyetleriyle ilgili yapılmış araştırmalar var. Örneğin tıp fakültesinde bir öğrencinin maksimum maliyetinin 15 bin lira civarında olduğu 2009 yılı itibarıyla ilan edilmiş. Şimdi siz vakıf üniversitesine bakıyorsunuz, bir tanesi tıp fakültesindeki öğrenciden 16 bin lira alıyor, öbürü 35 bin lira alıyor. Bir işletme fakültesine bakıyorsunuz, bir tanesi 22 bin lira alıyor, öbürü 8 bin lira alıyor. Peki, bunu sorgulamak kimin görevi? Bunu sorgulamak YÖK’ün, Millî Eğitim Bakanlığının ve Hükûmetin görevi değil midir? Yani şu soruyu sormak sizlerin, hepimizin, bizlerin görevi değil mi: Niye bir vakıf üniversitesi 32 bin, 35 bin liraya öğrenci yetiştirirken öbürü 15 bin lirayla yetiniyor? Niye biri 22 bin lira alırken, aynı eğitim dalında öbürü 10 bin liraya, 8 bin liraya öğrenci okutuyor? Ama bunlar sorulmuyor, bunlar konuşulmuyor ve tartışılmıyor.

Ve yine, YÖK 2007 yılında yayınladığı raporunda öğretim üyesi yetiştirmenin vakıf üniversitelerinin temel misyonu olması gerektiğinin altını çiziyor. Hangi vakıf üniversitesi öğretim üyesi yetiştiriyor? Hepsi kolaya kaçmış, devlet üniversitelerinin içini boşaltıyorlar. Aynı raporda -bu 1970’li yıllarda açılan ve sonra kapatılan özel üniversiteler vardı- YÖK bir tespit yapıyor, diyor ki: “Bu vakıf üniversitelerinin geleceği ne yazık ki, özel üniversiteler gibi olacak ve kısa bir süre içinde pek çoğu kapatılmak ya da kapanmak zorunda bırakılacaktır.” Ama bunların hiçbiri sorgulanmıyor günümüzde. Vakıf üniversiteleri art arda açılıyor.

Peki, bu vakıf üniversitelerinin kurucu vakıfları nedir? Ben, Millî Eğitim Komisyonu üyesiyim, burada Millî Eğitim Komisyonu üyesi arkadaşlarımız da var . Biz Komisyonda rica ettik, bu vakıflarla ilgili bilgilendirilmemizi istedik ama bizim komisyonumuz, maalesef, demokratik bir anlayışla yönetilmediği için ve bağırarak çağırarak bizleri yüksek sesle susturan bir zihniyet tarafından yönetildiği için hiçbir şekilde bilgilendirilmiyoruz. Bu vakıflar gerçekten bu üniversiteleri taşıyabilecek durumda mıdır? Bu vakıflar sadece üniversiteyi kurmakla mı yükümlüdür yoksa üniversitede eğitim gören öğrencinin eğitim masrafının bir kısmını karşılamakla mı yükümlüdür? Yasaya göre karşılamakla yükümlüdür ama bugün vakıf üniversitesi rektörlerinin bazıları açıklama yapıyor, “Hayır” diyor, “vakıfların tek görevi üniversitenin binalarını inşa etmektir…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 13 Nisan 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook