Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)
Aydın Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Nisan 2010 · 1.025 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Taner (MHP), 13 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.025 kelime.
Recep Taner (MHP, Aydın). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-taner-23-2010-04-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA RECEP TANER (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 487 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ek maddeleri üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(x) 487 S. Sayılı Basmayazı 8/4/2010 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının ek 118’inci maddesi yeni kurulacak olan vakıf üniversitelerinin kuruluşunu düzenlemektedir. Bu maddeyle yeni kurulacak olan üniversiteler ise İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Üniversitesidir. 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nun vakıf yükseköğrenim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olarak ve kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulmasına karar vereceğimiz üniversitemiz yapısına baktığımızda fakülte ve enstitülerden oluştuğu görülecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak vakıf üniversitelerinin kurulmasını destekliyor ve teşvik ediyoruz. Ancak, Anayasa’mız kurulacak olan üniversitelerin ülke sathına dengeli bir şekilde yayılmasını emretmektedir ama görüyoruz ki bugün burada kurulmasına izin verdiğimiz üniversitelerin biri hariç diğerleri yine İstanbul’da kurulan üniversitelerdir. Yeni kurulmakta olan üniversitelerde açılacak bölümlerin tespiti konusunda da ülkenin ihtiyaçlarının iyi tespit edilip istihdam ve program açığı bulunan bölümlerin açılması, diğer bölümlere ise izin verilmemesi gerekir. Ülkemizde mühendislik eğitimi veren programlarda öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı Avrupa ortalamasının iki katından fazla iken bu üniversitede de mühendislik fakültesi kurulması, gerekli planlamanın ve iş istihdamının araştırılmadan, tam olarak yapılmadan bölüm açıldığının göstergesidir.
Görüşmekte olduğumuz üniversitede kurulan bir diğer fakülte de eğitim fakültesidir. Eğitim fakültelerinin durumu da aynı şekildedir. Şu anda eğitim fakültelerinin değişik bölümlerinden mezun olmuş 250 binin üzerindeki öğretmen atama beklerken yeni eğitim fakülteleri açmanın gerekçesini de anlayamamaktayız.
Yine aynı şekilde “her ile üniversite” kampanyasıyla ilçe kapasitesindeki illere üniversiteler kurulurken Türkiye’nin birçok ilinin nüfusundan büyük ve her türlü imkânlara sahip olan -2009 yılında da üniversite kurulması için kanun teklifi vermemize rağmen- Aydın’ın Nazilli ilçesinde, Mersin’in Tarsus ilçesinde sadece ilçe oldukları için üniversite kuruluş izninin verilmemesini de anlayamamaktayız; tıpkı Aydın’da 1 milletvekili çıkarmak için alınması gereken oy ile bazı illerin 2-3 milletvekili çıkarması gibi.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin en önemli sorunlarının başında nedense Hükûmetimizin görmezlikten geldiği yükseköğrenim tahsili yapmış genç nüfusun istihdamı bulunmaktadır. Eğitimli nüfusun yüzde 25’inin işsiz olduğu ve bunların içindeki burslu olarak okuyup mezun olanlardan iş bulamayanların durumu çok daha vahimdir. Alt yapısı iyi hazırlanmadan kurulacak olan yeni üniversitelerden mezun olacak öğrencilerin beyaz yakalı işsizleri daha da artırmasına sebep olmasından endişelenmekteyiz.
Hükûmet “her ile bir üniversite” parolasıyla gerek devlet ve gerekse vakıf üniversitelerine yenilerini katarken, fiziki mekânlarının eksikliği, ayrılan ödeneklerin düşüklüğü, verilen maaşların ve özlük haklarının yetersizliği, devlet üniversitelerini vakıf üniversiteleri karşısında zor durumda bırakmaktadır. Vakıf üniversiteleri yeterince denetime tabi tutulmaz; kütüphanesi, sosyal tesisleri, hatta eğitim binaları bile eksik olan üniversitelerin nasıl bilimsel yayınlarda ön plana çıktıkları araştırılmazsa veya yüksek ücretlerle devlet üniversitelerinden transfer edilen başarılı bilim adamlarının her geçen gün artması karşısında Hükûmet, devlet üniversitelerinde görev yapan elemanların özlük haklarında iyileştirme yapmazsa, yarınlarda üniversitelerimizin durumu çok daha kötüye gidecektir.
Birçok yeni üniversitede ayrılan ödeneklerle idare binalarını ancak bitiren, hatta bazı binaları yarım kalan, araç gereç eksiklerini gideremeyen, öğrencilerin ders koşullarının yeterli olmadığı bir ortamda eğitim vermeye çalışan üniversitelerimiz ortada dururken veya onlara bağlı olarak açılan fakülte ve yüksekokullara yeterli öğretim elemanı ve araştırma görevlisi atanamazken, Hükûmetin bütün enerjisini rektör atamalarına ayırmasının altında yatan gerçeğin, bilim adamı yerini bizim adamların aldığı, liyakatin yerini sadakate bıraktığı bir sistemin özlemi olsa gerek.
Üniversitelerimizde yapılan rektör seçimlerinde alınan oyların yeterli olmadığı, rektör olmak isteyenlerin YÖK ve Cumhurbaşkanı onayını da almalarının gerektiği bir ortamda, hele Sayın Cumhurbaşkanı bugün olduğu gibi bir siyasi partinin dayatmasıyla uzlaşma aramadan seçilmişse, rektörlerde ve rektör adaylarında aranan özellikler liyakat, vizyon, misyon gibi değerler olmaktan çıkıp, mensubiyete veya birilerinin adamlığına dönmektedir. Rektör atananlar ilk dönemlerinde kısmen rahat çalışabilseler de ikinci dönemlerde, devam ettirebilmek için siyasi dengeleri gözetmek ihtiyacı hissetmekteler ve o andan itibaren de siyasi iktidara yaranabilmek için akademisyenlikleri ve bilim adamlıkları ile uyuşmayan bir durum içine girebilmekteler. Yaptıkları uygulamalar ve verdikleri bazı kararlar ile özerk üniversite rektörü imajından ziyade taşradaki, millî eğitime bağlı bir okul müdürü görüntüsüne dönüşmekteler. Millî eğitimdeki idarecilerin çalışanlar üzerindeki, yandaş sendikaya kaydolma, atama ve görevde yükselme kıstaslarının mensubiyete bağlanması ve buna benzer sistemlerin kısmen de olsa artık üniversitelerimizi de etkilediği görünmektedir. Bunun çok değişik örneklerini Anadolu’daki birçok üniversitede görmekteyiz ki bu da AKP zihniyetinin tüm kuruluşlarda olduğu gibi üniversitelerimizi de ele geçirip yandaş eğitim kurumları hâline getirmek için sarf ettiği gayretlerin sonucudur.
Değerli milletvekilleri, özellikle son zamanlarda yaşadığımız katsayı tartışmalarından ve YÖK Başkanının tabiriyle “Anayasa’yı arkadan dolanmak” teşebbüslerinden bahsetmek bile istemiyorum ama “meslek liseleri memleket meselesi” denmesine rağmen meslek liselerinin durumunun AKP İktidarı döneminde geçmişten çok daha kötü bir durumda olduğu da bir gerçektir. İktidar makamını şikâyet makamı zannedenler meslek liselerinin katsayı, yatay ve dikey geçiş şartlarını bir an önce düzenleyerek bu sorunu gündemden düşürmelidirler.
Değerli milletvekilleri, üniversiteleri kazanan gençlerimiz ile ailelerinin yaşadıkları en büyük sorunların başında ise yurt, burs ve harç sorunu gelmektedir. Özellikle yurt konusunda Anadolu’nun çeşitli illerinden üniversite imtihanını kazanarak yüksek tahsil için okullarına giden öğrencilerimizin ancak çok az bir kısmı devlet yurtlarında yer bulmaktadır. Özellikle kız öğrencilerimizin Kredi Yurtlara bağlı yurtlarda yer bulamadığı durumlarda aileleri çok zor bir süreç beklemektedir çünkü üniversite öğrenimine kadar ailesinden ayrılmamış kızlarını veya erkek evlatlarını güven duydukları bir yurt bulup oraya yerleştirinceye kadar belki de yüksek tahsil hayatının en zor dönemini yaşamakta ve karar vermeye çalışmaktadır. Üniversite öğrencilerinin en büyük sorunu barınma sorunuyken Hükûmetin yurt sorununu halletmeden yeni yeni üniversiteler kurması anlaşılamamaktadır.
Yine, aynı şekilde burs ve harç dengesizliğidir. Bugün, üniversitelerde öğrencilerden alınmakta olan harçlar ülkemizde yaşayan ailelerin gelir artış seviyelerinin çok üzerinde artmaktadır. Burs veren birimlerin azalması ve burs miktarındaki artışın yeterli olmaması da yükseköğrenimin önündeki diğer büyük engellerdir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde isminde “millî” olan iki kuruluştan birisi Millî Eğitim Bakanlığıdır ki şu andaki uygulamalarıyla millîliği tartışılır. Her gelen bakanın uygulamaya koyduğu yeni eğitim sistemi sayesinde resmî dilimiz olan Türkçeyi bile tam olarak öğrenemeyen çocuklarımızı anaokulundan üniversite sıralarına kadar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
RECEP TANER (Devamla)Teşekkür ediyorum.
...ezbere dayalı bir ders anlayışıyla yetiştiren, OGS, SBS, ÖSS gibi sınavlarda sıfır alan öğrencilerin olduğu okullarda verilen eğitim ve öğrenim yeterli olmadığı için dershanelere mecbur ve muhtaç bırakılan eğitim sistemi mutlaka yeniden gözden geçirilerek okul öncesi eğitimden ilk, ortaöğretime ve üniversitelere kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle, kurulacak olan yeni üniversitelerimizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 13 Nisan 2010