İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Zonguldak Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 82. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mayıs 2003 · 992 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fazlı Erdoğan (AK Parti), 21 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 992 kelime.
Fazlı Erdoğan (AK Parti, Zonguldak). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fazli-erdogan-22-2003-05-21-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA FAZLI ERDOĞAN (Zonguldak)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; AK Parti Grubu adına sözlerime başlarken, bu necip milletin temiz temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.
Günlerdir, çalışma hayatıyla ilgili, gerek işvereni gerek işçiyi gerek hükümeti gerek sendikaları derinlemesine ilgilendiren yasa çalışmalarımızı bu çatı altında konuşuyoruz. Herkes, konuştukça, kendi dağarcığındakini, kendi birikimini Türk Milletiyle hep birlikte paylaşıyor. Bu konuda, muhalefet-iktidar olarak katkıda bulunan, emeği geçen, faydası olan, artısı olan herkese teşekkür ediyorum. Tabiî ki eksisi olabilir; ama, zaman içerisinde, iktidar-muhalefet dayanışmasıyla eksileri de artıya dönüştürmede, işçimizin yüzünü güldürmede, çalışan insanımızın yanında bir kişiyi daha çalıştırma noktasında katkıda bulunacak herkesi de duyarlı olacağına; bu memleketin, 3 Kasımdaki milletin derdini, sıkıntısını iktidar-muhalefet içerisinde Meclise yansıyan bu görüntünün, çalışma hayatına da en verimli bir şekilde katkıda bulunacağına inancımın sonsuz olduğunu vurgulamak istiyorum.
Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bu çalışma zemininde 114 üncü maddeye bakılığı zaman, üzerinde bir dayanışma ve dayanışmanın sonucunda da hem verimliliği hem katılımı hem demokrasiyi çağdaş ve bugünkü Avrupa normlarındaki çalışma hayatının güzelliklerini yansıtabilmenin gayreti içerisinde olunmaktadır. Burada bir danışma meclisinin kurulması hedeflenmektedir. Bu danışma kurulu, her şeyden önce, çalışma barışı ve endüstriyel ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunacaktır. İkinci olarak da, mevzuat çalışmaları ve uygulamalarının izlenmesi konusunda bir çalışma örneği sergilenecektir. Bu arada, hükümeti, işvereni, kamu görevlileri ve sendikalar arasında etkin paylaşım ve dayanışmanın örnekleri sergilenecektir. Bunu yapabilmek için, çalışma hayatıyla ilgili, çalışma usul ve esaslarını düzenleyen yönetmelikler devreye girecektir. Yani, bütün yasaların maddelerinde elbette eksiklikler vardır, kusurlar vardır; ama, bu süreç içerisinde zamanla işleyiş biçimindeki eksiklikler düzenlendikten sonra yönetmeliklerle bunlar takviye edilecektir.
Çağdaş yönetimin altyapısını oluşturan bir yasal düzenlemedir diyorum ve bu birlikte yönetmenin örneklerini hep birlikte göreceğiz. Bu nasıl olacak?.. İşveren, işçisine bakarken, işçinin sayesinde ekmek bulmanın, belki, düşüncesine sahip olacaktır; işçi de işverenine bakarken, ekmek yediği bir kapıda, işçiye, işverene düşen sorumluluğu taşıyacaktır. Yani, işçi, ekmek yediği müessesede verimini artırmak için üzerine düşeni yaparken, işveren de o işçi sayesinde ekmek bulmanın duyarlılığında ve bu konuda, açık ve net bir şekilde işçiliğe haksızlık değil de, işçinin belki saatinde, vaktinde, izninde, hastalığında, bütün sosyal hayatın içerisinde ona verilmesi gereken insanî değere özen gösterecektir. Hedeflenmek istenen şey budur; yani, temel olarak insan esas alınmıştır. İşveren de bir insandır, işçi de bir insandır. Temel olarak, bu iki ilişkinin içerisinde, hükümet, sendika, belki bunun biraz dışında kalıyordur; ama, bunlar da neticede temel olarak insana dayalı.
Bugün Avrupa standartlarında bakıldığı zaman, bu belli bir düzey kazanmıştır. Oradaki insan işyerine gittiği zaman, gelecekte onunla ilgili herhangi bir sorunu, günübirlik herhangi bir tedirginlik içerisinde değil, yarını düşünen, yarınla planlama yapan, yarınından emin olan bir insan, bir işçi düşünürsek, bunu Türkiyemizde nasıl yaparız, bu paylaşımı nasıl sağlarız, yer altındaki zenginliklerimizi işçimizle yeryüzüne nasıl çıkarırız, yeryüzündeki işçiyi de işvereni de yerüstü zenginlikleri olarak kabul edip, Türkiyemizi kalkınmış ülkeler, muasır medeniyetler seviyesine gelen ülkelerin arasında nasıl gösteririz, bunun gayreti içerisinde olduğumuzu herkesin bilmesinde yarar görüyorum.
Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; bu yasalar eksik olabilir, noksan olabilir, kusurlu olabilir, bunları Sayın Bakanımız da sürekli buraya gelip vurguluyor; ama, biz, Türkiye'yi popülist politikalardan uzak yönetmek istiyoruz. Evet, Türk Milleti, her şeyden önce, bu dönem iki partiyi -memleketin partisini- buraya getirmiştir. Partilerin birisi, cumhuriyeti kuran, cumhuriyetle buraya gelen parti anlayışına sahip olursa, öbürünün mensupları da bu ülkenin insanıdır, cumhuriyeti hep birlikte kurmuşlardır; bu milletin bu Parlamentoya yansıtmış olduğu insanlar, millet olarak, tarihin de, cumhuriyetin de asıl sahipleridir. Buradaki söylemlerde, sosyal demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, cumhuriyetin üniter yapısını, herkes kadar bizler de, sizler de savunuyoruz; fakat, Türkiye'nin sorunları ne kadar büyükse -ben, Zonguldak Milletvekili olarak- Zonguldak'ın sorunları da Türkiye'nin sorunları kadar büyüktür.
Ben, özellikle bir cevap olsun diye söylemek istemiyorum; ama, Değerli Genel Başkanımız, Başbakanımız ayın 25'inde Zonguldak'a gelecektir. Bu gelişiyle ilgili, Zonguldak'ın meydanında, tabiî ki, seçimden önce söylediği şeylerin yanlış bir tercümesi yapılmıştır. Zonguldak milletvekillerimizden bir arkadaşımız, Harun Akın Bey açıklamalar yapmıştır. Genel Başkanımız Zonguldak halkına "asalak" demiştir gibi ifadeleri, burada -isteyen arkadaşımıza verebiliriz- Mecliste, kayıtlarda vardır. Genel Başkanımızın hiçbir zaman, hiçbir yerde böyle bir söylemi olmamıştır. Hiçbir zaman Zonguldak Türkiye'nin sırtında bir kambur olmamıştır; ama, Türkiye'nin kendisi birtakım açmazlarla karşı karşıyadır. Türkiye'yi kurtaracak AK Partinin hükümetidir; Zonguldak'ı kurtaracak da AK Partinin hükümeti, Başbakanı ve Bakanlar Kurulu olacaktır. Bu düşünceden hareketle, Harun Beyi ve sizleri, bütün arkadaşlarımızı Zonguldak'a davet ediyoruz.
Bir temel tespittir; TTK zarar ediyordur, ondan dolayı cevap hakkımızı kullanıyoruz. TTK'nın zarar etmesi uzun süre devam etmeyecektir. Oranın kurtuluşuyla ilgili neler yapılabilir, neler yapılmalıdır... Sendikayla, hükümet olarak, siyasiler olarak -orayı yöneten insanların, neticede işçi ve işveren ilişkisi içerisinde- sürekli zarar eden bir kurumu satmak, kapatmak noktasından öteye rehabilite edip nasıl kurtarırız, en az zarara nasıl getiririz, en kârlı noktaya nasıl getiririz?.. Türkiye Taş Kömürü Kurumu, Türkiye'nin geçmişteki lokomotifi olmuştur, bütün Türkiye'deki fabrikaların enerji kaynağı olmuştur. Bugün için konumu bu noktaya getirilmişse, sendikanın buradaki eksikliği nedir, memur kesiminin, yöneticisinin eksikliği nedir; işçiye kesilen faturaya bakıldığı zaman, işçinin buradaki sorumluluğu nedir?.. Yeraltında 10 000 kişi, 5 000 kişi boş yatarken, yerüstünde de 5 000 kişi -bunun belki, 1 500 kişisi de mühendis ve mimar veyahut da oradaki teknik adam ve yönetici- bunların da hepsinin sorumluluğu vardır.
Ben, Harun arkadaşımın ve CHP'nin bütün milletvekillerinin burada bu iş yasasıyla ilgili söylemlerinin hiçbirisini, sadece muhalefet olsun diye söylediklerini düşünmek istemiyorum. AK Parti iktidarının da söylediklerinin hiçbirisini, sadece hükümet olsun diye söylediklerini düşünmüyorum. Düşüncem tek şudur: Burası hepimizin ülkesi, hepimiz bu gemideyiz; eğer Türkiye Cumhuriyetinin gemisi batarsa -birimiz üst katta birimiz alt katta, hiç fark etmez- kaybımız, yok oluşumuz belki saniyeler, belki saatlerle ölçülebilir; biz, hep birlikte, bu gemiyi nasıl en güzel şekilde menzile götürüp hedefine ulaştırabiliriz; Türkiye'nin ekonomik sıkıntılarını nasıl birlikte giderebiliriz?.. İşçi, işveren arasında danışma meclisleri olduğu gibi, siyasette de bunun olduğunu görüyoruz, bunun verimliliğini görüyoruz. Şuraya geldiğimiz zaman gördüğümüz tek güzel şey; sosyal diyalogun kurumsallaşmasının belki adını koymak üzereyiz, bunu, biz siyasette de koyacağız, işveren ile işçi arasında da koyacağız. Hükümet ve muhalefet arasında, bakanlarımızla, milletvekillerimizle, sürekli dayanışma içerisinde, Türkiyemizin kurtuluş reçetesini hep birlikte yazacağız.
Bu duygu ve düşünceler içerisinde, 25 Mayıs Pazar günü, Zonguldak'taki Sendikamızın daveti üzerine, bütün arkadaşlarımızı, Şehitler Anıtının açılışına, Başbakanımızı izlemeye ve oraya katılmaya davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 21 Mayıs 2003