Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710
Çorum Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Aralık 2004 · 1.321 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Ayvazoğlu (CHP), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 1.321 kelime.
Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 710 sıra sayılı Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Yasa Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu yasa tasarılarının kısa bir geçmişine bakıldığında dizi yasalar olarak adlandırmanın mümkün olduğunu belirtmek istiyorum. Hatta öyle ki, ne zaman seri şekilde yasa tasarıları kamuoyunun, Meclisin gündemine gelse, TV-3'te AB uyum yasaları dizisi başladı şeklinde bir benzetme de artık kamuoyunda konuşulur hale geldi. Böyle bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Elbette, toplum tarafından ihtiyaç hissedilen yasaların çıkarılması, biz milletvekillerine ve yasama organına düşen en bellibaşlı görevlerden biridir. O nedenle, tasarıların hazırlanmasından sonra Yüce Meclise sunulmasıyla birlikte, elbette, biz milletvekillerine düşen birinci görev de, bu tasarılarla ilgili görüşlerimizin kamuoyuyla paylaşılmasıdır. Bu paylaşma yönünde yapacağım kısa konuşmadan sonra, elbette, bu yasa tasarısının da yasalaşması, toplumumuza ve ülkemize iyilik getirmesi en büyük dileğimdir.
Değerli milletvekilleri, infaz denildiğinde neyin infazının yapıldığını, ceza hukukundaki infazın ne anlam taşıdığını, yerine göre hepimiz bilmekteyiz. Medenî hukukta infazı karşılayan icradır; ceza hukukunda ise, infaz, mahkemeler tarafından verilmiş olan cezaların yerine getirilmesi anlamını taşır. Bu bakımdan, infaza konu olabilecek cezalara şöyle bir göz attığımızda, bunun çeşitlerinin Türk Ceza Kanununda yer aldığını ve bunu da bellibaşlı olmak üzere, en ağır ceza olan ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, hapis cezası ve adlî para cezası şeklinde adlandırıldığını bilmekteyiz. Yine, hepimiz, onurla ve gururla şunu kabul ediyoruz ve bütün kamuoyunda, çağdaş dünyada, çağdaş hukukta paylaştığımız bir gerçek de var ki; o da, idam cezasının artık Türk hukuk mevzuatında yer almamış olmasıdır. Bundan dolayı, hepimizin, gerçekten, bu onuru, toplumumuzla birlikte paylaşması gerekir diye düşünüyorum.
2 nci maddenin amacına bakıldığında, başlık olarak "İnfazda temel ilke" deniliyor. "Irk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın" şeklinde devam eden ve "ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz" şeklinde biten 2 nci maddenin özüne bakıldığında, şu çarpıcı hususları, elbette, bizler, burada, Mecliste, kamuoyundaki tereddütleri ve şüpheleri de tartışmak zorundayız diye düşünüyorum.
Bu tasarının özüne bakıldığında, tereddütlerin ne olduğunu, elbette, buraya gelen değerli milletvekili arkadaşlarımız da, hukuk mantığı içerisinde, toplumdaki yaşam şartları içerisinde konuşacaklardır, tartışacaklardır, önerilerini sunacaklardır; ama, bunu belirtirken, bu tasarının düzenlenmesinde emeği geçen arkadaşlarımızdan, akademisyenlerimizden, Yargıtayda görev yapan yargıçlarımızdan gelen öneriler ve doğrunun bir olduğu tezinden hareketle, şunu da belirtmekte fayda var diye düşünüyorum. Belirtilmesi gereken konu şudur: Bu tasarı hazırlanırken, elbette, gerek hükümet tarafından gerekse Cumhuriyet Halk Partisi tarafından iyi niyetli bir şekilde topluma ve topluma kazandırılmaya çalışılan mahkûmlara, bunun iyi niyet ölçülerinde iyi bir tasarı şeklinde sunulması esas amaçtır ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de, gerek hükümet gerekse komisyonlarda çalışan Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarım ve diğer milletvekilleri de bu iyi niyet çerçevesinde bu tasarıya katkı vermişlerdir, bunu kamuoyuyla paylaşmak durumunda kalmışlardır. O nedenle, gerçekten, iyi niyetle emek vermiş değerli milletvekili arkadaşlarımıza ve bu konuda büyük emekler harcayarak, milletvekillerinde bu fikirlerin oluşmasına katkıda bulunan akademisyen arkadaşlara ve yargıçlarımıza, burada, Meclis kürsüsünde teşekkürü de borç biliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu iyi niyet çerçevesinden sonraki tereddütlerin ne olabileceğine, az önce 2 nci maddenin özüne baktığımızda ve saydığımız birkısım hedeflere, maddelere atıf yaptığını gördüğümüzde, şu tereddütleri de izlemek ve görmek durumundayız: Öncelikle, mahkûmun ne olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Yasalarımızda, mahkemeler tarafından hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar verilen insanlara kısaca "mahkûm" demekteyiz ve bu cezalarını infaz etmenin yeri ve yolu da cezaevidir, cezaevi yöntemidir, yönetimidir; bu konuda bir uzlaşmazlık yoktur; ancak, mahkûm demenin, sadece ve sadece "seni ben cezaevine koyarım, ne istersem yaparım" mantığı içerisinde olmayan bir devletin, elbette, bizlerin arzu ettiği bir devlet, çağdaş devlet, hukuk devleti anlayışı içerisinde olan bir devlet olduğunu da hepimiz kabul etmek zorundayız. O zaman burada bir sınır çizilmesi gerekir ve bu sınırın çizileceği noktada da şüpheler ve tereddütler ortaya çıkmaktadır. O şüphe ve tereddüt, mahkûmu cezaevine alan devlet, mahkûmu hangi haklarından mahrum etmekle mükelleftir, yetkilidir, sorumludur dediğimizde, soru işareti ve tereddütlerin burada yoğunlaştığını görmekteyiz. Ben, mahkûmu devlet olarak alıyorsam, bu mahkûma zoraki iş veririm, bu mahkûmu zoraki çalıştırırım, bu mahkûma zoraki eğitim veririm, zoraki öğretim veririm ve iyileştirme adı altında ben bunu istediğim şekilde yönlendiririm denildiği anda, bizim endişe ettiğimiz tereddütler ortaya çıkmaktadır. Bu tereddütler, sadece bizim değil, şu anda cezasını çekmekte olan, hangi sınıf mahkûm olursa olsun, hangi suçtan cezaevinde bulunursa bulunsun, bütün mahkûmları, yakınlarını, toplumu ilgilendiren bir tereddüt diye algılamak zorunda olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Bunların bağlamında ve yönteminde, elbette, tasarının, 26 ncı maddeden tutalım, iyileştirme, eğitim ve benzeri konuları düzenleyen 6 ncı, 7 nci ve 73 üncü maddeler, yine, çalıştırmayla ilgili 29 uncu madde ve mahkûmların bir cezaevinden diğer cezaevine nakilleriyle ilişkili 53 üncü madde... Değerli arkadaşlarım, buradaki çalıştırma, eğitim ve nakil hususundaki öze bakıldığında yapılması gereken, bu tür tereddütleri giderebilmenin yolu olarak, ben, gerek Adalet Komisyonu görüşmelerinde gerekse daha sonraki görüşmelerde şöyle bir öneride bulundum: Bizim 23 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren bir İnfaz Hâkimliği Kanunumuz var. Bu kanunun amacına bakıldığında, bir şikâyet mercii olduğunu görmekteyiz. Bu şikâyeti yapacak kişiler de genelde mahkûmlardır. Mahkûmların yapacağı şikâyet üzerine -ki, bu şikayetin özü ne olabilir; mahkûmlar hakkında verilen disiplin cezaları olabilir, mahkûmların bir yerden bir yere nakledilmeleriyle ilgili olabilir, tahliyeleriyle ilgili olabilir veya diğer programlarla ilgili olabilir- şikâyetlere bakma görevinin infaz hâkimliğinde olduğunu, İnfaz Hâkimliği Kanunu, metnine almıştır.
Bugüne kadarki uygulamalara bakıldığında, gerçekten, infaz hâkimliğinin esas amacına ulaşmadığını ve görev ve sorumluluk alanının çok kısıtlı olduğunu da görmekteyiz. O zaman, bunun işlevsel hale getirilmesi, infaz hâkimliğinin daha da olumlu bir şekilde katkı sağlayabilmesi açısından -az önce belirtmiş olduğumuz tereddütleri kapsayacak şekilde, nakillerle ilgili iyileştirmeye dönük olmak üzere, eğitim ve öğretimle ilgili, dinî bilgiler verilmesiyle ilgili ve herhangi bir işte çalıştırılmalarıyla ilgili olmak üzere- bunları neden daha sonra infaz hâkimliğine şikâyette bulunma aşamasına getirelim ve bırakalım ki! Onu bırakmadan, eğer bunu "mahkûmların iradesi üzerine infaz hâkimliğinin onayıyla" şeklinde yerine getirebilirsek, inanıyorum ki, kamuoyundaki tereddütlerin ve birkısım protestolara sebebiyet veren -kamuoyunda bu tür protestoların herkesi rahatsız ettiğini ve olayları hepimiz biliyoruz- insanlarımızın da kamuoyunun da rahat edebilmesi için, böyle bir hususun hâkim güvencesiyle bağdaştırılmasının, yerine getirilmesinin daha uygun olacağı kanısını, bir kez daha burada Yüce Meclise sunmak istiyorum, kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada, mahkûmların belirli eylemlerini cezaevindeyken yerine getirmesi hakkı mıdır, yükümlülüğü müdür; tereddütlerin başında gelen ana sınıflandırma da buradan çıkmaktadır.
Bizler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, uluslararası sözleşmelere imza atmış bir devletin gururuyla, onuruyla, elbette bunu her yerde söyleyebiliyoruz. İmza atmadığımız uluslararası sözleşmeler için şu anda herhangi bir yorum yapmanın manası yoktur; ancak, altına imza attığımız ve kabul ettiğimiz uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin, Birleşmiş Milletler tarafından 1990 yılında yürürlüğe giren sözleşmenin, mahpuslara muamelenin temel ilkelerinin ile kabul edilmiş olan ilkenin başında ve 6 ncı maddesinde "bütün mahpuslar, kişiliklerinin tam gelişmesi için gerekli eğitim ve kültürel faaliyetlerden yararlanma hakkına sahiptir" denilmektedir. Burada "yükümlülük" denilmiyor değerli milletvekilleri. Bu farkı, anlatmaya ve söylemeye ihtiyaç duyduğumuz için, size de bunu aktarmak zorunda olduğumu hissettim.
O nedenle, bu tür hükümlerde hak ve yükümlülüğün nerede olduğunun anlaşılabilmesi ve cezasını çekmekte olan mahkûmların kafasındaki soru işaretlerinin giderilebilmesi için, hak ve yükümlük sınırının çok açık bir biçimde, gerek çıkaracağımız kanunda gerekse çıkarılacak olan tüzük ve yönetmeliklerde belirtilmesi ve bunun mahkûmlara da anlatılabilmesinin yolunun ve yönteminin bulunması gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, elbette, şu andaki cezaevi yönetimlerinin, yöntemler doğrultusunda, hangi aşamalarda, hangi yetkilerle ve hangi vasıflarla donatıldığını bizler biliyoruz. Bu personelin vasıflarının, niteliklerinin de elbette burada tartışılması gerekir; ama, bunun, bu tasarıda yer alıp almaması da, tabiî ki hükümetlerin görevidir, işidir. Bizlerin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak buraya herhangi bir öneri getirmesi ve şu andaki cezaevi personelinin niteliklerinin, özlük haklarının da iyileştirilmesinin, çıkaracağımız bu infaz kanununun gerçekten yerini bulabilmesi açısından zorunlu olduğunu söylemek de, meselenin ayrı bir yönüdür; ama, inkâr edilemeyecek bir yönüdür.
Değerli milletvekilleri, elbette, önümüzdeki günlerde girilecek olan AB'yle müzakere süreciyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerinin ne olduğunu hepimiz ve bütün toplum bilmektedir; ancak, önümüze gelen bu tür yasa tasarıları konusunda, Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekten iyi niyetli tavırlarının da, bazı ulusal basın köşeyazarları tarafından suiistimal edilmemesi gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 13 Aralık 2004