27.5.2005 tarihli ve 5357 sayılı türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun ve anayasanın 89 ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ( ss. 958 )
Çorum Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 121. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Haziran 2005 · 1.318 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Ayvazoğlu (CHP), 29 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 27.5.2005 TARİHLİ VE 5357 SAYILI TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE ANAYASANIN 89 VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ ( SS. 958 )); konuşma 1.318 kelime.
Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “27.5.2005 tarihli ve 5357 sayılı türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun ve anayasanın 89 ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ( ss. 958 )”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-06-29-27-5-2005-tarihli-ve-5357-sayili-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilm (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dört gündür görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik adı altındaki kanun tasarısına dönük olmak üzere yaptığımız görüşmelerin bugün sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Elbette bir yasa, tasarı şeklinde Meclisin huzurunda görüşüldükten sonra, yürürlüğe konulabilmesi gündeme gelecektir. Yürürlüğe konulamayan hiçbir tasarının zaten kanun olma şansı da olmayacağına göre, bu nedenle, biz de yürürlük maddesinde söz almış bulunuyoruz ve dört günden beri konuşulan bu tasarı üzerindeki genel değerlendirmenin de yapılması zorunluluğundan, ihtiyacından dolayı, gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına gerekse şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu nedenle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir tasarı, günlerden beri konuşuluyor, görüşülüyor, aylardan beri kamuoyunda tartışılıyor ve bu tasarının muhatabı olan, birinci derecede ilgilisi olan hâkim ve savcılar ve bununla birlikte adlî personel, bu tasarıdan beklentilerini, umutlarını, bugün ne olacak diye soruyla Yüce Meclisten bekliyorlar ve ne olacağını görmek istiyorlar.
Elbette, beklenen ve umulanın, bu tasarının görüşmelerinde olmadığını, gerçekleşmediğini bir kez daha belirtmek istiyorum. Gerçekten, bu tasarıyla, beklentinin, öncelikle, yargının mensupları olan, birinci derecede sorumlu bulunan hâkim ve savcıların bu beklentilerinin hemen hemen hiçbirine cevap vermediğini, veremediğini görmekteyiz. Öncelikle, şu bekleniyordu değerli milletvekilleri: Bu tasarı, şimdiye kadar ele alınmamış ve gelişmekte olan ülkemizin çok önemli bir ayağı olan yargı mensuplarına verebileceği özlük haklarının iyileştirilmesine dönük olmak üzere yapılacak bu yasal düzenlemenin, bizlere acaba ne getireceği noktasında büyük bir merak içerisinde, sayın hâkim ve savcılarımız, bunu bizlerden bekliyorlardı. Bu amaçla, bütün hâkim ve savcıların gözü kulağı Yüce Meclisteydi.
Peki, sadece hâkim ve savcılara getirilmek istenen, ama, getirilemeyen, bugüne kadarki yaptığımız konuşmalarda da belirttiğimiz gibi, getirilemeyiş sebeplerinde, hükümetin içerisindeki bir bakanın, Sayın Maliye Bakanının, karşı çıkışı sonucu getirilemediğini öğrenmiş olduğumuz iyileştirmelerin, acaba, devletimize ve hükümetimize, Maliye hazinesine ne kadar zararı olacaktı da hâkim ve savcılara verilmesi gereken iyileştirmeler, malî haklar bu şekilde önlendi, önlenebildi.
Değerli arkadaşlarım, şöyle bir düşündüğümüzde Sayın Maliye Bakanımızın, devletin, Maliyenin, hazinenin çıkarlarını korumak uğruna kendi yaptığı veya yapabileceği iyileştirmelerin karşısında, yerine göre kendisi hakkındaki suç isnatlarıyla devleti zarara uğratmış olduğu yoğun bir şekilde kamuoyu gündemindeyken eğer bunlardan vazgeçip de devleti, hazineyi ve Maliyeyi korumak adına yargının mensuplarının, bir çırpıda verilebilecek, belki, tabiri yerindeyse, devede kulak kalabilecek miktardaki iyileştirmelerin bunlara verilmesinde hangisinin daha mantıklı olduğu ve daha faydalı olabileceğini, elbette, gerek kamuoyu gerekse bu muhataplar takdir edeceklerdir. Böyle bir uygulama sonucu hâkimlerle ilgili, savcılarla ilgili bir 6 ncı maddeyi Yüce Meclis kabul etti. Bu tasarının 6 ncı maddesiyle hâkimlik ve savcılıkta üç yılını geçirmiş yargıç ve savcıların birinci sınıf olabilmelerine olanak sağlıyorsunuz, olanak sağladık; ama, hiç kusura bakma sayın hâkim, sayın savcı, seni biz altı yıl beklemeden üç yıl geriye çekmek suretiyle üç yıl sonra birinci sınıf hâkim, savcı yapıyoruz; ama, biz, sana, birinci sınıf hâkim, savcının elde ettiği, elde edeceği, hak ettiği malî hakkı veremiyoruz dedik. Ne zaman dedik bunu; dün dedik. Nasıl dedik; hiç olmayan, nereden geldiğini tahmin edebildiğimiz; ama, birdenbire gelen bir önergeyle bu malî haklardan, birinci sınıf yaptığımız hâkim ve savcıları mahrum ettik. Burada biz iki konuyu, Yüce Meclisi çelişkide bırakmak suretiyle kamuoyunun gözleri önüne sermiş olduk. Birincisi, 6 ncı maddeyle bu hakkı veriyoruz; ama, 42 nci maddeyle getirilen bir önergeyle bu hakkı elinden alıyoruz.
Birincisi; dün de belirttik; bu hak verilirken, Anayasadaki angaryanın da hâkim ve savcılara uygulanmış olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım, eğer, emek verdiği kabul ediliyorsa, insanların emeğine, Anayasada yer alan ilkeler doğrultusunda emek verdiği kabul ediliyor ise, bu emeğinin karşılığını da, yine, Anayasadaki haklarına göre alabilmesi gerekir. Eğer, biz, bunu, adalet mensuplarına çok görüyorsak, bunlara esirgiyorsak, biz, burada, adaletin tecellisi için bu tasarıyı çıkarmış olmuyoruz; aksine, adaleti çelişkiye düşüren bir tasarıya imza atan Meclis olarak burada tarihe geçmiş oluyoruz.
Diliyoruz ve umuyoruz ki, yarın bir gün, belki, bu tasarı, dönmesi gereken hukuksal kurumlardan, kuruluşlardan belki de dönecektir. Bu yapmış olduğumuz çalışmalar bir kez daha heba olup gidecektir.
O zaman, acaba, Sayın Maliye Bakanımız, gelip de burada "ne yapalım, bir kez daha görüşeceğiz. Burada, sizlerin görüşmüş olduğu, vermiş olduğu emek boşa gitti; ama, ben devleti kurtardım" mı diyecek? "Ben, hâkim ve savcılara, adliye personeline bu olanakları vermemek suretiyle devleti çok büyük bir yükten kurtardım" diyebilecekse, gelsin burada söylesin, kamuoyunda açıkça söylesin. Bu arada, kendi hesabını da kamuoyuna versin.
Değerli arkadaşlar, elbette, hâkim, savcılarla ilgili bu tasarı kabul edilirken -ki, şu andaki Yüce Meclisin iradesi bunu göstermektedir, kabul edilecektir- bizim kabul etmiş olduğumuz maddeler vardır, karşı çıktığımız maddeler vardır; bunu açıkça söyledik.
Kabul ettiğimiz maddeler… Evet, doğrudur, Türkiye'de hâkim ve savcı açığı vardır, Türkiye'deki hâkim ve savcı sayısı 9 000'lerde iken, bugün, çağdaş Avrupa ülkelerinde bu sayının 20 000'lere, 30 000'lere vardığını biliyoruz ve görüyoruz. Bunun karşısında bu açıklığı giderebilmenin yollarını da bulacağız. Nasıl bulacağız; elbette, hukuk fakültesi mezunlarından bulacağımız gibi, bu arada hukuk fakültesi mezunu olup da avukatlık mesleğinde fiilen üç yılını tamamlamış olan avukatlar arasında yapılacak sınav ve mülakat sonucu yapılacak alımlarla da bu açık kapatılacaktır. Biz, bu maddenin amacına, temelde iyi niyetle, olumlu diye baktık; karşı çıkış noktamızın sadece mülakatın şekli ve mülakatta yer alacak kişilerin kimler olabileceği noktasında olduğunu da hep söyleyegeldik. O açıdan, buradaki olumlu maddelerden birisinin 6 ncı madde ve onun devamındaki madde olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.
Bu arada, eğer hâkimlere ve savcılara birtakım iyileştirmeler, malî olanaklar getirilecek olsaydı, bundan kimler faydalanacaktı?! Bir hâkim ve savcı, yaptığı soruşturmada, yaptığı yargılamada, verdiği kararlarda sadece ve sadece kendi emeğinin olmadığını herkes biliyor. Bunun devamında, bundan adlî personel faydalanacaktı; bunun devamında, hukuk mahkemelerinde verilen kararları uygulamak durumunda bulunan icra dairelerindeki görevliler faydalanacaktı ve yine, aynı kararda katkısı olan zabıt kâtibinden mübaşirine, müstahdemine kadar olanlar faydalanacaktır. Yine, devamında, ceza mahkemelerinde verilen ceza kararları sonucu cezaevlerine giren bir mahkûmun ıslahı için veya tutuklunun tedbirinin alınması için konulduğunda onlara hizmet veren cezaevindeki görevliler faydalanacaktı. Yine, hâkim denetiminde yapılan seçimler sonucu, demokratik seçimler sonucu hizmet vermek suretiyle, emek vermek suretiyle bizleri buralara kadar gönderme durumunda olan ve emek veren o emekçi, seçim kurulunda görev yapan personel faydalanacaktı. Yani, sıradan insanlarımız, yoldan geçenlerimiz bundan faydalanmayacaktı; bu yolu açacaktık. Bakanlığımız bu şekildeki çalışmaları böyle bir yolu açacakken, maalesef bu yol kapandı, bu yol tıkandı. Bekleyenler de, umut edenler de umuduna ulaşamadı, umudunu gerçekleştiremedi. Elbette, bunun sonucunda, bunların hesabının birileri tarafından verilmesi olacaktır; ama, bu hesabı, hiçbir şekilde -bir kez daha vurgulamak istiyorum- siyasî polemik yapmak suretiyle, yargıyla siyaseti bütünleştirmek anlamında söylemiş değiliz bunları. Türkiye'nin gerçeklerini belirtmeye çalışıyoruz. Türkiye'de, gerçekten, hâkimlik ve savcılık, yargı kurum ve kuruluşlarının objektif bir şekilde, tarafsız bir şekilde görev yapılmaları bekleniyorsa; onurlu bir şekilde, şerefli bir şekilde, borcu olan hâkim, savcı "borcum var" diyemiyorsa, yine, borcu olan adlî personel, borcundan dolayı bir yerlere gidip de borçla bir şeyler almaktan kendisinin rencide olacağını düşünerek bu tür hareketlerde bulunuyorsa, burada, Türkiye'nin gerçeklerini, toplumun gerçeklerini, hiçbir siyasî düşünce ayırımı gözetmeksizin hepimizin kabul etmesi gerekir; çünkü, hep baştan beri söylediğimiz gibi, yargı, bu ülkenin temelidir. Yargı olmadan, bağımsız olmadan, yargının da ayakta kalabilmesi, güçlü olabilmesi, bizlere, yarın bir gün karşılarına gittiğimizde -yetmiş milyon insan olarak kendimizi görelim- verebilecekleri kararda objektifliğinden ve tarafsızlığından şüphe etmemek için, dirençli bir şekilde hâkimlerimizin ve savcılarımızın, o adalet terazisindeki gözü kapalı uygulamaları "kim olursa olsun benim için aynıdır" diyerek, cesaretli bir şekilde karar verebilme olanağını sağlayabilirdik; ama, bu fırsatı, maalesef, dört gün boyunca kaçırdık. Ne yazık ki, bugüne kadar görüşme yaptığımız komisyonlardaki uygulamalar, gerek hâkim ve savcılarla ilgili uygulamalar, iyiye dönük uygulamalar, gerekse adlî personele dönük iyi uygulamaları, bugün, hiç de beklenmedik şekilde noktalayacağız. Elbette, bunlardan, bizler, milletvekili olarak, kendimize göre hesabını vermemiz gereken bu kesimlere hesabını vermeye hazırız; çünkü, vicdanımızın sesi bunu emrediyor. Bu hesabı bizler vereceğiz; diliyor ve istiyoruz ki, bu hesabın, iktidar tarafından da, bugün verilemese de, yarın, bir gün, hazırlanacak ve tek bir hedef doğrultusunda, hâkim ve savcılarla ilgili, adliye ve yargı mensuplarına verilebilecek olan iyileştirmelerde de, hesaplarını çok iyi verirler diye düşünüyoruz. Bugün, bu yol kapandı. Bu yolla, beklenen olmadı, umulan dağlara kar yağdı, gerçekleşmedi; bunun, daha da benzetmeleri olabilir; ama, diliyoruz ki, bundan sonrası, bu tarihî süreç içerisinde, Meclis tutanaklarına geçen bu dilek ve temenniler sonucu, önümüzdeki günlere ışık tutar ve yol tutar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 29 Haziran 2005