İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 64. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

Gültan Kışanak

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 64. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Şubat 2008 · 1.044 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gültan Kışanak, 13 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.044 kelime.

Gültan Kışanak (Diyarbakır). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 13 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gultan-kisanak-23-2008-02-13-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha görüşülmek üzere Cumhurbaşkanı tarafından Meclisimize gönderilen Vakıflar Kanunu’nun 25’inci maddesi üzerinde grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu Yasa’nın bu maddesinin neler getirdiğini tartışmak yerine…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Neler götürdüğünü tartışalım.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla)…bizim burada Türkiye Büyük Millet Meclisi mensupları olarak gösterdiğimiz tutum ve davranışın, kullandığımız üslubun ve yaklaşımın toplumda nasıl bir yankı uyandırdığını hesaba katmak zorunda olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.

Bizler her şeyden önce toplumun önünde bir modeliz. Bizim buradaki yaklaşımlarımız, bizim buradaki tutumlarımız, bizim buradaki zihniyetimiz ve anlayışımız, toplumda mutlaka ki bir yankısını ve yansımasını bulmaktadır. Acaba, bu kürsüye çıkan değerli milletvekilleri konuşurken kullandıkları kelimelerin, üslubun, tercih ettikleri yaklaşımın, bugün bu Yasa geçerken büyük bir dikkat ve merakla bu süreci takip eden ve azınlık hukukuyla vatandaşımız olarak bu ülkede yaşayan binlerce yurttaşımızın nasıl yaralandığını hesaba katıyorlar mı? Acaba, biz burada bu konuşmalarımızla bu binlerce insana nasıl “siz bizimle eşit değilsiniz” mesajını veriyoruz, buna hakkımız var mı? Bu soruyu soruyorlar mı? (DTP sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin)Kim diyor? Öyle bir şey mi var? Nereden çıkartıyorsunuz?

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla)Yurttaşlık hukuku, dünyada şu anda gelinmiş ve bireylerle devlet arasındaki ilişkiyi tanımlayan en iyi hukuktur. Bunun üzerinde başka hukuklar aramak ve başka hukuklara bağlayarak insanların hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya kalkışmak çağdaşlıkla örtüşecek bir yaklaşım değildir. Bugün, ekranları başında ya da gazete satırlarından buradaki yaptığımız tartışmaları dinleyen azınlık mensubu yurttaşlarımız, nasıl ötekileştiriliyor, nasıl bu ülkeye yabancılaştırılıyor, nasıl ikincil duruma itiliyor, acaba hangi duygular içerisindeler? Hiçbirimiz empati yapma ihtiyacı duyduk mu? Kendimizi bir Ermeni’nin, bir Rum’un, bir Yahudi’nin, Musevi’nin yerine koymak ihtiyacı hissettik mi? Acaba, bu ülkenin bir Ermeni yurttaşı olarak ben yaşasaydım ve bugün, benim Meclisimde, beni bu kadar ötekileştiren bir dil ve üslup kullanılarak bir yasa görüşülseydi ben neler hissederdim diye düşündük mü? Bütün bunları düşünmek zorundayız arkadaşlar ve bütün bunların yanı sıra, Ogün Samastları nasıl yarattığımızı da burada kullandığımız dil ve üslubun, burada ortaya koyduğunuz zihniyetin, nasıl bu ülkede ayrımcılığa, köktenciliğe, ötekileştirmeye, dışlamaya, reddetmeye, hatta bütün bunları birleştirdiğinde kendinde yok etme hakkını görmeye yol açtığını düşünüyor muyuz?

Evet, Sevgili Hrant’la ilgili duruşma birkaç gün önce yapıldı, hepimiz izledik. Sevgili Hrant’ın çok güzel bir sözü vardı: “Bize, her zaman, sanki bu ülkenin topraklarında gözümüz varmış gibi yaklaşılıyor. Doğrudur, bu ülkenin topraklarında gözümüz var ama çalıp bir yerlere götürmek için değil, taa en derinine gömülmek için.” demişti ve nihayetinde de böyle oldu. (DTP sıralarından alkışlar)

Biz, burada konuşurken gerçekten yurttaşlık hukukuna bağlı kalarak yurttaşlarımıza eşit haklar tanıma, eşit yaklaşım gösterme, onların hak ve özgürlüklerini koruma adına konuşmak ve yasaları bu çerçevede tartışmak zorundayız. Oysa bugün burada yapılan tartışmalarda daha çok millî güvenlik, bağımsızlık, egemenlik kavramları üzerinde durulup, sanki yurttaşlarımıza eşit haklar verirsek bunların tehlike altına gireceği gibi bir izlenim yaratılmak isteniyor. Eğer biz bu izlenimi yaratırsak, gençlerimiz de “Ülke elden gidiyor!” diyerek kalkıp azınlık yurttaşlarımızın canlarına kastetme hakkını kendinde görebilirler. Böyle bir atmosferi yaratmaya Türkiye Cumhuriyeti Millet Meclisinin hakkı yoktur. Kimsenin bu kürsüyü böyle kullanmaya hakkı olmadığını düşünüyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Vatandaşlık hukukunun en temel değerleri, yasalar önünde eşit olmak, mülkiyet ve örgütlenme hakkına sahip olmak, din ve vicdan özgürlüğüne sahip olmaktır. Bugün burada sıkça sözü edilen Lozan’a aykırı bir düzenleme yapılıyormuş gibi, sanki Lozan delinmek isteniyormuş gibi anlatılmaya çalışılan yaklaşımlarda bunların hangisinin ihlal edildiğini görüyoruz? Eğer Lozan’ı ele alacaksak, Lozan’ın bu hakları koruyan bir hüküm olduğunu ele alıp bu haklar eğer ihlal ediliyorsa ona karşı çıkmamız lazım. Lozan bu hakları koruma altına alan bir yasadır. Bugün bu hakların burada çıkarılacak yasalarla yeniden düzenlenmesinin, bu hakları delmek, buna aykırı olmak gibi bir iddiayı hangi hukuk mantığıyla bağdaştırıyor arkadaşlar, bunu da anlamıyorum.

ŞENOL BAL (İzmir)Anlayamazsın.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla)Bugün, Türkiye, Avrupa Birliği üyelik sürecinde ve altına imza koyduğu uluslararası hukukla kendini bağlı hisseden bir ülke. Bunların en başında da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de yine dayandığı en temel yaklaşımlar, vatandaşların yasalar önünde eşit olması, hak ve özgürlüklerini eşit bir şekilde kullanmasıyla ilgilidir. Oysa, görüşülen 25’inci maddede sanki böyle yasa önünde bir eşitlik sağlanıyormuş gibi bir düzenleme var. Tüm vakıflar için, vakıf senedinde yazılı olmak kaydıyla, yurt dışında faaliyet yürütmek, şube açmak, yurt dışındaki birliklere üye olmak, oradaki örgütlenmelere dâhil olmak hakkının önü açılıyormuş gibi gözüküyor. Oysa, bizler biliyoruz ki cemaatlere ait olan vakıflar Osmanlı döneminde kurulan vakıflardır ve bunların vakıf senetleri yoktur. Bu maddenin kendisi bizatihi bu tanımla birlikte bir ayrımcılık içermektedir. Yasalar önünde eşitlik ilkesini, getirmeye çalıştığımız bir yasayla ihlal etmekteyiz. Eğer bütün vakıflar aynı hukuka tabi olacaklarsa neden cemaat vakıflarının bu Yasa maddesinde tanımlanan haklardan yararlanmasını engelleyecek bir tanımlama buraya koyduk? Eğer gerçekten eşitlik haklarından bahsedeceksek bu tanımlamanın, yani “vakıf senetlerinde yer almak kaydıyla” ibaresinin buradan çıkarılması gerekiyor. Bu hüküm burada yer aldığı müddetçe, bu tanımlama burada yer aldığı müddetçe, cemaat vakıflarıyla diğer vakıflar aynı statüde olamayacak, yurt dışında hiçbir faaliyet yürütemeyecek, yurt dışında hiçbir şube açamayacak, yurt dışındaki herhangi bir kuruluşa üye olamayacaklar. Bu nedenle, öncelikle Yasa’daki bu tanımlamanın değiştirilmesini ve onlara da aynı hakların tanınması gerektiğini düşünüyoruz.

Burada -bilmiyorum- arkadaşlarımızdan acaba gidip bir cemaat vakfını ziyaret eden veya bir cemaat okulunu ziyaret eden, onların bir hastanesini ziyaret eden, bu vakıfların, bu teşekküllerin onlar için ne anlama geldiğini görmek ihtiyacı duyan arkadaşımız oldu mu? Bu cemaatlere mensup yurttaşlarımızın bütün sosyal ihtiyaçları bu vakıflar aracılığıyla karşılanmaktadır. Orada ortaklaşa kutlamalarını yapmakta, yaşlılarına ortaklaşa bakma imkânına sahip olmaktadırlar. Geçmişlerini orada hatırlamakta, geleceklerini bu ülkede kurulu olan bu vakıflarla birlikte yine bu ülkede görmektedirler. Bu vakıfların… Bugün azınlıklara ait birçok okul kapandı. Bunun sayısı resmî kayıtlarda da vardır. Bütün nedeni yurt dışından gerekli kaynağı, desteği bulamadıkları içindir. Peki neden yurt dışından diyeceksiniz? Çünkü, onları biz bu topraklarda yaşatmadık. Onların özellikle genç nüfusu, eğitimli nüfusu, ekonomik imkânlara sahip nüfusu yurt dışına göç etmek zorunda kaldı. Eğer biz bunların yurt dışıyla bu bağlarını kurmalarına imkân tanımazsak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Kışanak.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla)…geriye kalan okulların da kapanması ve bu yurttaşlarımızın sosyal haklarını kullanmalarının engellenmesi gibi bir durumla karşı karşıya kalacağız. Ben çok gördüm örneğini. Bugün Ermeni yurttaşlarımız buradaki okullar kapatıldığı ve yükseköğrenim hakkı olmadığı için çocuklarını yurt dışına göndermek zorunda kalıyorlar. Neden bu ülkede kalmasınlar? Niye burada okumasınlar? Geçmişleri nasıl ki bu ülkedeydiyse gelecekleri neden bu ülkede olmasın? Bu soruyu hepimizin sorması gerektiğine inanıyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

29 konuşma daha · 13 Şubat 2008

29 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook