Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 44. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Ocak 2009 · 882 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gültan Kışanak, 14 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.218)); konuşma 882 kelime.
Gültan Kışanak (Diyarbakır). “Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 14 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gultan-kisanak-23-2009-01-14-tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-218 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan yasa maddesi üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüştüğümüz yasa bir tapu kadastro yasası olmakla birlikte, ülkemizin ve dünyanın en önemli sorunlarından biri olan çevreyi, çevre sorunlarını oldukça yakından ilgilendiren bir yasadır. Ben bu nedenle, konuşmamı daha çok, ülkemizdeki ormanlık alanların korunması ve orman köylülerinin ihtiyaçları üzerine kurmak istiyorum.
Günümüzde ormanlık alanların hızla azaldığı, su kaynaklarının artık gerçekten yok olma sinyalleri verdiği bir dönemde yaşıyoruz. Küresel ısınma dünyayı tehdit eder boyutlara gelmiştir ve çare olarak birçok şey konuşulmakla birlikte en öncelikli ve en kolaylıkla yapılabilecek çarenin de ormanlık alanların artırılması olduğu herkesin üzerinde ortaklaştığı bir konudur.
Ne yazık ki ülkemizde hızlı bir şekilde bunun tam tersi uygulanmakta ve ormanlık alanlarımız her geçen gün çeşitli rant çevreleri tarafından yapılaşmaya açılmakta, şaibeli orman yangınlarıyla karşılaşılmakta hatta çeşitli gerekçelerle kasti orman yangınları yaşanmakta ve hükûmetler de çıkarttıkları yasal düzenlemelerle bu hukuksuzluğu işleyenlerin hak sahibi olmalarının önünü açan bir çalışma ve çaba içerisinde olmaktadır.
AKP Hükûmetinin icraatları içerisinde ormanlarla ilgili yapılan iki önemli çalışma gerçekten bir bütün olarak ormanları tehdit eder, orman köylülerinin de haklarını gasbeder niteliktedir. Bunlardan biri 2/A yönetmeliği olarak kamuoyunda bilinen yönetmeliktir ki bu Yönetmelik 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (A) bendine göre “Orman Sınırları Dışına Çıkarılacak Yerler Hakkında Yönetmelik” ismini taşımaktadır. “Devlet eliyle ihya edilerek kısmen veya tamamen orman içi köyler halkının yerleştirilmesi için, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu anlaşılan yerlerin tespit edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılmasını” öngören bir yönetmeliktir. Bu Yönetmelik ilk bakışta çok olumlu bir yönetmelik gibi görülüyor ve orman köylülerinin, sanki, sorunlarını çözmeyi, dertlerine deva olmayı hedefleyen bir yönetmelikmiş gibi gözüküyor. Oysa buradaki tanımların çok genel tutulması öyle bir sonuç doğuracaktır ki şu anda orman vasfını yitirmemiş yerler dahi, bu Yönetmelik kapsamında, tarıma açılabilir hâle gelecektir. Bu nedenle, bu Yönetmelik’in iptali için Türkiye Mimar Mühendisler Odaları Birliği Danıştaya dava açmıştır, yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir, bu yargılama süreci devam etmektedir.
İkincisi, kamuoyunda çok daha ayrıntılı bir şekilde tartışılan ve kamuoyunun tüm dikkatlerinin üzerinde olduğu 2/B arazileridir. Bu arazilerin satışı AKP hükûmetlerinin öncelikli gündem maddeleri hâline gelmiştir, 2 kez teşebbüs etmişler ancak Anayasa Mahkemesinden geri dönmüştür.
Bu yasayla ilgili de yine kamuoyunda çeşitli yanılsamalara yol açacak bir yaklaşım içerisindedir Hükûmet. Sanki orman köylülerinin de bu 2/B arazilerinden yararlanabilecekleri gibi bir imaj yaratılmaktadır. Oysa çok açık ve net bilinmektedir ki orman köylülerinin aslında kendilerine ait olmayan ormanlık alanın tapusunu talep etmek gibi bir istekleri yoktur, tam tersine, onlar kullanım hakkıyla ilgilidirler.
Bu yasayla ilgili önümüzdeki günlerde Hükûmetin yeni bir çalışma içerisine gireceğine dair kamuoyunda haberler duyuyoruz, yeniden 2/B arazilerinin satılmasına ilişkin, bunların yeniden rant çevrelerinin eline geçmesinin olanaklarının yaratılacağına dair bir hazırlık içerisinde olduğunu duyuyoruz. Umuyoruz ve diliyoruz ki böyle bir çaba içerisinde olunmaz.
Orman köylüleri ve çevrecilerin ortaklaştığı birçok talep vardır ve bunu AKP Hükûmeti de, diğer hükûmetler de çok yakından bilmektedirler. Öncelikle hiç kimse orman arazisi üzerinde tapu almamalıdır. Eğer tapu verme uygulaması başlarsa vatandaşın baskısıyla bu uygulama sürgit devam edecektir.
İkincisi, orman bir ekosistemdir, bunun mutlaka korunması gerekir. Eğer orman tahribine neden olan eylemleri önleyemezsek ekosistem çökecektir, bu çöküşte de su kaynaklarından tutun, iklim, temiz hava ve benzeri birçok yaşamsal faktör yok olacaktır.
Toplu orman alanlarında toplu yerleşim alanları oluşmuştur. 2/B’nin satışıyla ilgili yasal düzenleme yapılır ve bu uygulama gündeme gelirse bu toplu işgal alanları da meskûn mahallere dönüşecektir. Oysa buralara ilişkin de gerçekten çok ciddi derecede altyapı sorunları, sağlıksız yapılaşma, yeşil alanlardan yoksunluk gibi birçok problem vardır. Bu alanların mülkiyetinin satışı şeklinde devri yapıldığı takdirde, bunu mevcut yapılaşmaların imar affı takip edecektir, bunu önlemek mümkün olmayacaktır; bu da mevcut kaçak yapılaşmaların ve orman arazisi işgallerinin devamı anlamına gelecektir.
Bu nedenle, eğer 2/B’ye ilişkin bir yasal düzenleme yapılacaksa öncelikle bu kapsamdaki ormanlık arazinin, yani orman vasfını yitirmiş alanların bir planlaması yapılmalıdır. Bazı alanların boşaltılması, bazı alanların iyileştirilmesi, bazı alanların dönüştürülmesi gerekmektedir. İşgal edilmiş alanlardaki taşınmazların satılması hâlinde bu olanak, yani plan yapılması ortadan kalkar. Özetle, bu alanların mülkiyet satışı yerine hak sahiplerine kullanım hakkı verilmelidir.
Orman kadastro çalışmalarında da çok ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır, bir an önce Orman Kanunu’nun 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılmış arazilerin değerlendirilmesiyle ilgili herhangi bir düzenleme girişiminde bulunmadan, önce bu arazilerin kimler tarafından ve hangi amaçla kullanıldığına ilişkin ayrıntılı bir çalışma yapılmalıdır. Orman kadastro çalışmaları en kısa sürede ve hak sahiplerinin haklarını kaybetmeyecek şekilde sonuçlandırılmalıdır.
Bu nedenle, bu genel taleplerin yanı sıra, orman köylülerinin de çok ciddi sorunları bulunmaktadır. Bu kadastro çalışmaları sırasında bu sorunların giderilmesi gerekirken, tam tersine, son yıllarda yapılan uygulamalarla yeni sorunlar eklendiğini görmekteyiz. Çünkü, önceden orman sınırları içinde olan alanlar orman niteliğini yitirmişse hazine arazisi olarak hazineye kaydedilmiş ve yeni hazırlıklarla da satışı öngörülmektedir. Bu nedenle, orman köylüleri mağdur olacaktır ve yeni bir göç dalgası başlayacaktır. Yaklaşık on altı bin orman köyü bulunmaktadır. Bu köylüler nesillerden beri bu köylerde yaşamakta, ormanın en büyük koruyucusu ve güvencesi kişilerdir. Bunların göç etmesi ormanların yeniden rant çevreleri tarafından tahrip edilmesinin de önünü açacaktır. Bu nedenle, kadastro çalışmalarında hak sahiplerine kullanım hakkını mutlaka öngören çalışmalar yapılmalıdır. Ama tam tersini görüyoruz. Tapu verilme geleneği üzerinden bir uygulama yürütüldüğü için, köylüler ormanlardan artık yararlanamayacak hâle geldiklerinden göç yollarına düşeceklerdir.
Bu konuyla ilgili olarak yaşanan bir başka önemli sıkıntı ise 2004…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 14 Ocak 2009