İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 88. BİRLEŞİM · SALI

Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)

Gürol Ergin

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 88. Birleşim · 1. yasama yılı · 3 Haziran 2003 · 1.009 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gürol Ergin (CHP), 3 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)); konuşma 1.009 kelime.

Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

GÜROL ERGİN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi ve Türk çiftçisini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tüm dünya ülkelerinde, tarım politikalarının belli genel amaçları vardır. Bunların başında, halkın, yeterli, dengeli beslenmesi gelir. Tarımsal gelirlerin artırılıp istikrarlı kılınması; dışticaret gelirlerinin artırılması için ülkenin sahip olduğu potansiyelin değerlendirilmesi; kırsal kesimi kalkındırıp, kırsal alanın yaşanır hale getirilmesi ve kırsal alandan kaçışın, yani, göçün önlenmesi; sanayiin girdisi olan hammaddelerin üretilmesi; kırsal alanda yaratılan gelirin artırılması ve sürekli kılınması sonucu, sanayi sektörünün ürettiği mal ve hizmetlere pazar oluşturulması, tarım politikalarının başlıca amacıdır.

Bu amaçlara baktığımız zaman, Türkiye'de bugüne kadar uygulanan politikalarla, bu amaçların hiçbirinin yerine getirilmediğini görüyoruz. Türk Halkı, yeterli, dengeli beslenemiyor. Biraz önce, Sayın Mehdi Eker rakamlarla söyledi, teşekkür ederim, söylediklerinin hepsi doğruydu.

Dışticaret gelirlerinin artırılması için, ülkenin sahip olduğu potansiyelin değerlendirilmesi gerekiyor. Biz ise, bu potansiyeli, özellikle Tütün ve Şeker Yasalarıyla, kullanılmaz hale getirmeye çalışıyoruz.

Kırsal kesimi kalkındırıp, kırsal alanın yaşanır hale getirilmesi ve kırsal alandan kaçışın, göçün önlenmesi ciddî bir amaçtır; ama, bugün, kırsal alan yaşanır halde olmadığı için, kırdan kente, kentten batıya çok hızlı bir göç olduğunu hepimiz biliyoruz.

Sanayi girdisi olan hammaddeleri yetiştiremiyoruz. Türkiye, daha on yıl öncesine kadar, pamuğu, pamukluyu dünyaya satarken, bugün, yılda 500 000 ton pamuğunu dışarıdan alır hale gelmiştir ve kırsal alanda yaratılan gelir artmadığı için de, köylü, sanayi malını alır olmaktan çıkmıştır.

Hiçbir amaç gerçekleşmemiştir tarımda bugüne kadar. Bu niye böyle olmuştur diye baktığımız zaman, tabiî, birçok nedeni görüyoruz; ama, özellikle 1980'li yıllardan günümüze değin, küreselleşme söylemiyle piyasaların kontrolsüz serbestleştirilmesi, devletin küçültülmesi ve kural koyamaz hale getirilmesi, ulusal varlıkların özelleştirilmesi ve yabancılaştırılması; bu konunun asıl önemli nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Küreselleşmeyle devlete biçilen rol, özel zararların kamulaştırılması, kamusal yararların ise özelleştirilmesi biçiminde tezahür etmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım -Sayın Bakanım burada- Sayın Bakanım, konuşması sırasında, net bir ihracatçı ülke durumunda olduğumuzu söyledi; sanıyorum, bunu 2002 yılı için söyledi. Bir ülke için, herhangi bir yıl, net ihracatçı, net ithalatçı olması hiçbir şey ifade etmez; biz, gıdada ve tarımda net ihracatçıyız diyebilmemiz için, süreklilik içerisinde, tarım ürünlerini aldığımızdan çok fazla satmak durumunda olmalıyız. 1980'li yıllara kadar Türkiye bunu yaşamıştır; ama, 1980'li yıllardan sonra, Türkiye, asla, bugün de dahil, net bir gıda ve tarım ürünleri ihracatçısı bir ülke olmaktan çıkmıştır, asla bu durumda değildir.

Sayın Bakanım, 1994 krizinden söz etti ve "üç ürün dışında destekleme kaldırıldı" dedi. Doğrudur; ama, Türkiye'de özellikle hayvancılığı sıkıntıya sokan, 1994 krizi değildir; 1994, 1995, 1996 yıllarında yapılan yanlış, canlı hayvan ve et dışalımıdır. Hayvancılığı öldüren bu olmuştur. Geçtiğimiz günlerde, Tarım Bakanlığımızın, dışarıdan et alınması yönünde çalışmalar yaptığını öğrendik. Ziraat Mühendisleri Odası olarak, SETBİR olarak, Ziraat Odaları Birliği olarak, buna karşı çıktık, bu konuyu, gerekçelerimizle birlikte Tarım Bakanlığımıza ilettik, basına da bildirdik. Bu, çok feci bir yanlış olur; inşallah, böyle bir yanlışa gidilmez diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, tarımın konularını tek tek incelemekle hiçbir yere varamayız. Bunun için, bizim, burada verdiğimiz araştırma önergesinin kabul edilmesiyle, sınır ticareti konuları, et dışalımı konuları, buğday dışalımı konuları, Ziraat Bankasının durumu, tarım kredileri kooperatiflerinin durumu, tarım satış kooperatiflerinin durumu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının durumu, toprak ve su kaynaklarının değerlendirilmesi, çiftçi örgütlenmesinin durumu, Şeker Yasası, Tütün Yasası, doğrudan gelir desteğinin ne olup olmadığı, primler konusu, çiftçilerin sosyal güvenlik sorunları, ziraî mücadele sorunları ve tarımsal KİT'lerin özelleştirilmesinin bu topluma ne getirip ne götürdüğü gibi konuların hepsi, bir arada, bütünlük içerisinde değerlendirilir ve ondan sonra, Türkiye tarımına -Sayın Bakanımın da kabul buyurduğu biçimde- bir ulusal tarım politikası çerçevesi çizilir. Bu yapılmadığı takdirde, Bakan kim olursa olsun, Bakanlık hangi partide olursa olsun, Türk tarımının sorunları çözülmez. Günlük olaylara çözüm arayarak hiçbir yere varamayız. Gelin, hep beraber, şu tarımı bir masaya yatıralım; asla ve hiçbir biçimde politikayı amaç edinmeden, gelin, şu tarımı tartışalım, tarımda çıkışı bulalım. Türkiye'nin çıkışı, tarımdaki çıkıştır arkadaşlar; bunun ikisi biri yoktur. Tarımına çözüm bulamayan Türkiye'nin, dünyada hak ettiği yere gelme şansı kalmaz. Avrupa Birliğine girin girmeyin, Amerika Birleşik Devletlerinin emirlerini yapın yapmayın, tarımınızı kalkındıramazsanız, gelecek, ülke için hüsrandır.

Geçen konuşmamda da söyledim; değerli arkadaşlarım, tarım o kadar geri gidiyor ki, bugün, tarımsal gelişme hızımız, nüfus artış hızımızın, aşağı yukarı üçte 2'lik kısmını karşılıyor; yani, biz, artık, doğan her 3 bebeğimizin 1'ini besleyemez duruma gelmişiz. O bakımdan, gelin, şu tarım konusunu çok ciddî olarak değerlendirelim.

Tabiî, Sayın Bakanım, kısa ve uzun dönemli politikalardan söz etti. Yeni politika araçlarının belirlenmesini uzun dönemli önlem olarak söyledi. Hayır arkadaşlar; hem yeni tarım politikası araçlarının belirlenmesi hem de ulusal tarım politikası, uzun dönemli değil; bugünden başlayarak çözmek zorunda olduğumuz temel konulardır. Bunları yapmadığımız takdirde, çiftçi kayıt sistemi, primde, bugün aksak da olsa uygulanan politikalar, çok yanlış kotalar, mazotta -ne olduğu konusunda geçen konuşmamda bir şeyler söyledim, bugün söylemeyeceğim- hiç de Türk Halkına yansıtıldığı gibi olmayan destekleme biçimi ve hububattaki yanlışları bir ölçüde de düzeltmek, hiçbir sorunu çözmeyecek.

Şimdi, ben, buradan, özellikle şunu söylüyorum: Hububatta yanlış yapılmıştır. Hububatta yanlış yapılmıştır; Çukurova'da, buğdayın hasat edildiği gün, Çukurova'ya buğday inmiştir arkadaşlar. Böyle bir yanlışlık olabilir mi?! Ve o gün, buğdayın fiyatı 400 000 liradan 340 000 liraya düşmüştür; ama, bizim hükümetimiz, Çukurova buğdayına 310 000 lira fiyat vermiştir. Ziraat Mühendisleri Odasının, Ziraat Odaları Birliğinin değerlendirmeleri inanılmaz bir benzerlik gösteriyor. Buğdayda Türkiye ortalaması maliyet 320 000 liradır arkadaşlar; maliyet. Şimdi, şu denilebilir: Geçen yıla göre yüzde 40 fazla verdik.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl, çiftçinin hak ettiği verilmedi ki, bu yıl, üzerine verdiğiniz yüzde 40 bir şey ifade etsin. Geçen yıl çiftçinin ne hale düştüğünü, hepimiz, siyaset meydanlarında söyledik. Eğer o durum öyle değilse, niye öyle söyledik? Eğer öyleyse, bu yüzde 40 hiçbir anlam ifade etmez; Türk çiftçisine buğdayda hak ettiği değer verilmemiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl 350 000 ton alım yapmıştır; ama, bu ülkeye, sonbahardan bugüne kadar yaklaşık 1 500 000 ton buğday girmiştir. 400 000 tonu Toprak Mahsulleri Ofisiyle girmiştir, yaklaşık 1 100 000 tonu da özel sektör eliyle girmiştir.

Lütfen, Toprak Mahsulleri Ofisini, Büyük Atatürk'ün -Sayın Bakan da konuşmasında söyledi- 1938'de kurduğu o kutsal amacı doğrultusunda kullanalım. Siz, bu sene, 2 500 000 tondan daha az hububat alırsanız, asla bu köylüyü düşünmüyorsunuz demektir; Toprak Mahsulleri Ofisi, işlevini, asla yapamıyor demektir. Bu, kesin bir gerekliliktir. 350 000 tonla çiftçi desteklenmez, piyasada fiyat regüle edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

14 konuşma daha · 3 Haziran 2003

14 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook