İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 121. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

4.5.2005 tarihli ve 5344 sayılı türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kan.değ.yap.dair kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.918 )

Gürol Ergin

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 121. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Haziran 2005 · 1.113 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gürol Ergin (CHP), 29 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4.5.2005 TARİHLİ VE 5344 SAYILI TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KAN.DEĞ.YAP.DAİR KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS.918 )); konuşma 1.113 kelime.

Gürol Ergin (CHP, Muğla). “4.5.2005 tarihli ve 5344 sayılı türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kan.değ.yap.dair kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.918 )”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2005-06-29-4-5-2005-tarihli-ve-5344-sayili-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-k (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 9 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve kendi adıma söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken sizleri ve Yüce Ulusumu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 4.5.2005 tarihinde kabul edilen ve bugün yeniden görüştüğümüz yasa, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, TÜBİTAK'ın bilimsel özerkliği yanında, kamu yararı ve hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmadığı gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmişti. Şimdi, görüyoruz ki, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonundaki Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanının uyarılarına itibar etmeyerek, yasanın kabul edilen şeklinde direnmişlerdir. Biz bu tavrı doğru bulmuyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti iktidara geldiğinden beri, Türkiye'de bilim kurumlarını etkisi altına alma konusunda elinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Biliyorsunuz, uzun süre, Yükseköğretim Kanunu, YÖK ve üniversiteler, gündemin baş sırasına oturtuldu. Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere müdahale edebilmek ve iktidarın güdümünde bir üniversite yaratabilmek için ciddî çabalar harcandı; ama, gerek Cumhuriyet Halk Partisinin haklı ve etkin muhalefeti ve gerekse üniversitelerimizin ve duyarlı bilim çevrelerinin etkin ve yoğun çabaları sonucu, iktidar, bu olumsuz girişiminde başarılı olamadı.

Son zamanlarda, yapay gerekçeler kullanılarak, birkısım üniversitelerin manevî baskı altına alınması girişimleri de ilgili kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor.

İktidar, aynı haksız çabayı, TÜBİTAK için gösterme inadını sürdürüyor. TÜBİTAK Yasasıyla getirilen düzenlemelerin hiçbir haklı gerekçesi yoktur; getirilen düzenlemenin gerekçede belirtilenleri yerine getirmeyle ilgili hiçbir bağlantısı yoktur. Gerekçe, TÜBİTAK'ın bugüne kadar yaptığı çalışmalarla beklenen gelişmeleri sağlayamadığı temeline oturmaktadır. Eğer bu gerekçeyle TÜBİTAK yönetimi değiştirilecekse, aynı gerekçeyle, bugünkü hükümetin çoktan değişmesi gerekirdi; çünkü, hükümet, halkın hiçbir beklentisini karşılayamamış, halkı üç yıl öncekinden daha da perişan etmiştir.

Biliyorsunuz, iktidarın Kurum üzerinde etkinlik kurma çabaları, ilk olarak, Kurumun süresi dolan Başkanının ve Bilim Kurulu üyelerinin yeniden atanması sürecinde ortaya konmuş, iktidar, bu çabalarıyla, TÜBİTAK'ta de facto bir durum yaratmıştır.

Bu konuda yaşanan olayları özetle açıklamak istiyorum. 278 sayılı Kanunun 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle Değişik 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Kurum Başkanının söz konusu fıkrada dile getirilen nitelikleri taşıyanlar arasından Bilim Kurulunca seçilmesi ve Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atanması gerekmektedir.

Aynı yolla, 30 Mayıs 2003 tarihinde süresi dolacak olan Sayın Prof. Dr. Namık Kemal Pak, Bilim Kurulu tarafından 1 Şubat 2003 tarihinde oybirliğiyle yeniden Başkanlığa seçilmiş ve bu karar 6 Mayıs 2003 tarihinde Başbakanlığa bildirilmiş; ancak, Başbakan, bu bildirimden sonra atama için Cumhurbaşkanına atama için herhangi bir öneride bulunmamıştır. Başlamış olan bir idarî sürecin, hukuken geçerli bir neden olmadan durdurulması mümkün ve hukukî değilken, bu süreç, Başbakanın Cumhurbaşkanına öneride bulunmaması nedeniyle durdurulmuştur. TÜBİTAK'ı istediği şekle sokma amacını bu hukuksuz tutumuyla da tam gerçekleştiremediği anlayışında olan iktidar, TÜBİTAK üzerinde istediği gibi bir etkinlik kurma çabalarına, süresi biten Bilim Kurulu üyelerinin yerine seçilen yeni üyeleri atamayarak devam etmiştir. Seçilen üyeler onaylanmak üzere Başbakanlığa bildirilmiş; ancak, Başbakan, 30 Ekim 2003 tarihli yazısıyla, toplantının Başkan Yardımcısının başkanlığında yapıldığını, Başkan Yardımcısının, Kurul üyesi olmaması nedeniyle toplantıya başkanlık edemeyeceğini; bu nedenle, toplantıda karar yetersayısı olmadığını, Başkanlık ile Bilim Kurulu üyeliklerine seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan yasa tasarısı yasalaştığında, bu yasa hükümleri doğrultusunda yapılacağını bildirmiştir. Bahsedilen yasa tasarısı 12.11.2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek kanunlaşmış; ancak, Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine aykırılığı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmiş, Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasaya aykırı bulunarak yürürlüğü durdurulmuştur.

Bir hukuk devletinde hiç kimsenin, keyfî bir biçimde, başlamış olan bir idarî işlem sürecini durdurmaya hakkı yoktur, olmamalıdır. Sadece yargı organları bir hukuka aykırılık olduğu zaman süreci, kararlarıyla keserler; ama, burada Başbakanlık, süreci, sanki yargı organıymış gibi kesmiştir. Başbakanın ortaya çıkardığı bu sorun, yasada seçime ilişkin yöntemin bir kerelik değiştirilmesi ve Başbakanın boşalan Kurul üyeleri için bu üyeleri doğrudan seçme ve göreve atama, Başkan için ise Cumhurbaşkanına isim önerme yetkisiyle donatılması suretiyle çözülmeye çalışılmıştır. Burada bir kamu yararı söz konusu değildir. Burada gözetilen yarar, sadece, iktidarın kafasındaki siyasî yarardır. Hiç kimsenin, Türkiye Cumhuriyetinde, devlet erkini, kendisinin ya da mensubu olduğu siyasî yapının siyasal, öznel çıkarları için kullanma hakkı yoktur. Bütün devlet işlemlerinin yönelmesi gereken son amaç, kamu yararı olmalıdır. Bu yaşanan olaylar dizisinde bir kamu yararı olmadığı açıkça ortadadır.

Şimdi, bugünkü duruma gelelim. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ciddî gerekçelerle Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kez daha görüşülmek üzere gönderilen ve ilgili komisyonda yasadaki şekli aynen korunan düzenlemeler, Kurumun özerkliğini ortadan kaldıracak son derece tehlikeli düzenlemelerdir. Halbuki, bilim kurullarının özerkliğinin korunması, özenle dikkat edilmesi gereken, öncelikle gerçekleştirilmesi gereken bir husustur.

Bütün bu düzenlemeler, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının, hukuk devleti ilkesini gözardı etmeye ne kadar hevesli olduğunu, bu ilkeyi gerçekleştirme konusunda ne kadar özensiz bulunduğunu, kadrosuzlaşma konusunda ne kadar istekli olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu özensizliğin, TÜBİTAK gibi çok önemli bir bilim kurumuyla ilgili bir düzenleme yapılırken gösterilmesi, bizi, ayrıca ve özellikle üzen bir husustur. Gözümüz gibi sakınmamız gereken bir kurum olan TÜBİTAK, bugün tamamen siyasallaştırılıp bilimsellik dışına çıkarılmaktadır.

Siyasallaştırılmaktadır; çünkü, Bilim Kurulunun 14 üyesinin 7'sini Başbakan doğrudan atamakta, diğer 7 üyenin seçiminde de Başbakana dolaylı yoldan etkinlik tanınmaktadır.

Bilimsellik dışına çıkılmaktadır; çünkü, Bilim Kurulu için Yükseköğretim Kuruluna, yalnızca 1 üye önerme hakkı tanınırken, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine 2 üye önerme hakkı tanınmakta, 300 000'in üzerinde mühendis ve yüksek mühendisi barındıran Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliğine hiç üye önerme hakkı tanınmamaktadır. Ayrıca, görüştüğümüz 9 uncu maddeyle getirilen geçici 4 üncü maddeye göre, YÖK Genel Kurulu, yasanın yayımlanmasını izleyen 15 gün içerisinde aday belirleyemezse, YÖK'e ayrılan 1 üyelik kontenjanı da yine Başbakan kullanacaktır. Böylece, Başbakanın doğrudan atayacağı sayı 8'e çıkmaktadır ki, 8 üye çoğunluk demektir. Böylece, Başbakanın Kurumun üzerindeki vesayet yetkisi, kendisine sunulan seçimi onaylamaktan ileriye giderek, yasada öngörülen koşulun oluşması durumunda, bu atamayı doğrudan yapacak biçimde genişlemektedir.

Bakınız, yasanın Bilim Kurulunun oluşumuna ilişkin 4 üncü maddesinin gerekçesinde ne söyleniyor: "278 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre, Bilim Kurulunun boşalan üyeliklerinin seçimi, yine Bilim Kurulu tarafından yapılmaktadır. Ancak, bu yöntem, zaman içinde kapalı bir döngüye yol açmakta, Bilim Kurulu ve Kurumun etkinliklerinin dar bir çevre içinde kalmasına neden olabilmektedir."

Gerekçeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Bilim Kuruluna yeni üye seçimine bilime uygun bulmayarak Bilim Kuruluna bırakmayan zihniyet, bu yetkiyi, siyasal bir kimlik olan Başbakana veriyor. Böylece de bilimselliği sağlamış oluyor! Bu anlayışa bravo demekten başka bir şey gelmiyor elimden!

Sayın Bakan, yasanın ilk görüşmelerinde, bugüne kadar yaşanan gelişmeyi yeterli görmediklerini, bilimde çok daha ileri gelişmeler için bu yasa değişikliğini yapmak istediklerini söyledi. Ne kadar boş bir hayal! Ne kadar gerçekçilikten uzak bir yaklaşım! TÜBİTAK Bilim Kurulunun, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda değil de, doğrudan Başbakan tarafından atanmasıyla birden bir sihirli değnek ortaya çıkacak ve Türkiye'ye bilimde çağlar atlatacak!.. Bilime bilimdışı yaklaşım ancak bu kadar olurdu.

Sayın milletvekilleri, bu yasa, Kurumun özerkliğine son veren, Başbakana bağlı bir kurum yaratan, bilimsel bir kuruluşu siyasallaştıran bir yasadır. Bu yasa, TÜBİTAK'ı bitiren, bilimi sırtını dönen, bilimi katleden bir yasadır. Sayın Bakan "bırakın da, Başbakanın seçme hakkı olsun, kurulun tamamı…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 29 Haziran 2005

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook