İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 55. BİRLEŞİM · SALI

2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde

Hakkı Ülkü

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 55. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Mart 2003 · 885 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Ülkü (CHP), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 885 kelime.

Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Ulaştırma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek için söz almış bulunuyorum.

Ulaştırma Bakanlığı, gerek ülkemizin yüzölçümü itibariyle gerekse de üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamız nedeniyle, son derece önemli bir bakanlıktır. Buna bilgi ve haberleşme teknolojisini de eklersek, Bakanlığın, demiryolları, denizyolları, havayolları ve iletişim hizmetleri gibi dört ana görevi vardır.

Ulaştırma Bakanlığına bütçeden ayrılan ödenek 363 trilyondur. Bu bütçeyle iletişim teknolojisindeki gelişmelerin takibi ve buna ilişkin yatırımlar mı, mevcut havaalanlarının yalnızca bakımı mı, yeni demiryolları projeleri mi, personel harcamaları mı, yoksa denizyollarında yeni bir anlayış mı gerçekleştirilecek? Görülen, bu bütçeyle bu alanlarda hiçbir yatırımın olamayacağıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçeler, bir ailenin, bir ilçenin, bir ülkenin geleceğini planlama açısından son derece önemlidir. Bütçelerle birlikte, planlama da, tabiî, aynı öneme sahiptir. Ancak, 1961 Anayasasıyla geçilen planlı döneme, o günün iktidarları "plan değil, pilav istiyoruz" sloganıyla yaklaşmışlardır. Şimdilerde onun acısını hep birlikte çekiyoruz. “Marshall yardımı” adı altında ülkemizi tahakküm altına alanların acılarını, şimdilerde, iliklerimize kadar hissediyoruz.

Memleketimi seviyorum diyen şairlere, yani, Nazım Hikmet gibi şairlere, bu konuda bunların söylediklerine bir kulak vermiş olsa idik, herhalde bugünkü durumlara gelmezdik. Bakın, Nazım Hikmet, günümüze nasıl da tıpatıp oturan bir şiirinde, neler söylüyor:

"Bizi bir başımıza bıraksalar,

tarafgirlik, cehalet

ve çok konuşmaktan başka müspet

bir hayat kuramayız.

İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor.

Filipin gibi vahşi bir memleketi adam etti Amerika.

Ne olacak,

Biz de on beş, yirmi sene zahmet çekeriz,

Sonra Yeni Dünya'nın sayesinde

İstiklali kafasında ve cebinde taşıyan

Bir Türkiye vücuda geliverir,"

Bunları söylediği için onlara hapse atarak, toplumu susturarak ödüllendiriyoruz. Bunun sonucunda, önce borçlanıyoruz, sonra batağa saplanıyoruz; çaresiz kalınca da, Mustafa Kemal'in Gençliğe Hitabesinden yola çıkıp soruyoruz: "Limanlarımıza girdiler, hava alanlarımızı işgal ettiler, hatta tarlalarımızı, otellerimizi, sanayi sitelerimizi bile dolar verip ele geçirdiler. Üstelik hapse attıkları ve susturdukları şairler yokken! Üstelik küçük Amerika olacağız diye diye... Peki, olduk mu?"

Değerli milletvekilleri, uygulanan bu yanlış politikalar ve plansızlık nedeniyle, ülkemiz, âdeta, yarı sömürge konumuna gelmiştir. Toplumun hemen hemen hiçbir kesimi durumdan memnun değildir.

İktidara hazırlıksız gelen AKP hükümeti, vermiş olduğu sözleri yerine getirememenin telaşıyla, bir söylediği diğerini tutmayan bir durum sergilemektedir. Yoksulluk düne göre artmış, işsizlik düne göre çoğalmıştır. Yarına güven düne göre eksilmiş, dayanışma ve sevgi düne göre epey törpülenmiştir.

Akaryakıta yapılan zamlardan sonra, köylülerimiz, traktörlerinin depolarını -ya da onların tabiriyle, gözlerini- dolduramaz olmuşlardır. Köy kahvelerinde veresiye çay içenlerin sayısı artmıştır. Orta halli bir çiftçi, arabasını evinin avlusuna kapatmış durumdadır, yeni mahsul ekememe tehlikesiyle karşı karşıyadır. Şehirlerde toplutaşım araçlarına yapılan zamlar nedeniyle, eş, dost, akraba ziyaretleri bile yapılamamaktadır. Hastanelerdeki yakınlarını ziyaret edememekten dolayı, halk, ıstırap çekmektedir. Köylülerimizin, en yakın hastanelere gidip tedavi olamadıklarını görmekteyiz, duymaktayız. Kısacası, ekmek mi, akraba ziyareti mi; ekmek mi, sağlık mı ikileminde kalınmıştır. Öğrencilerimiz, günlük gazete okuyamamakta, sanat ve kültür faaliyetlerinden hiç faydalanamamakta, hatta, köy kökenli öğrencilerimiz, okullarını yarıda bırakmaktadır. Aile bağları zayıflamaktadır. Kısaca, sosyal devlet ilkesinden uzaklaşılmaktadır. Hani, bir Arjantin atasözü vardır "açlık kapıdan girince, sevgi pencereden atlar" diye; tam da o durumu yaşıyoruz.

Sayın milletvekilleri, şimdi bizi bekleyen büyük bir tehlike daha var; Irak'ta olup bitenler... Dünya, küresel politikanın acımasız sonucu olarak yeniden şekilleniyor. Ortadoğu'nun haritası yeniden çiziliyor. Ülkemiz de bu ateş çemberinin içerisine çekilmeye çalışılıyor. Zaten, yeteri kadar yoksullaştırılan ülkemiz insanları, televizyonlarda naklen izledikleri bir cehennemin gölgesinde yaşıyorlar. Devletlerin terörü, burnumuzun dibindeki petrol uğruna bizi de tehdit ediyor. Tüm savaşların temel nedeninin ekonomiden kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Dikkat ederseniz, Amerika Birleşik Devletlerini destekleyen ve askeriyle saldıran tek ülke, İngiltere. Avrupa Birliği ülkelerinin hepsi euroya geçerken, sadece İngiltere geçmedi. Niye; çünkü, bu savaş, petrolü elinde bulundurmanın yanı sıra, euro-dolar savaşıdır.

Ayrıca, düne kadar yaşamış olduğumuz ve 30 000 kişinin canına mal olan ilan edilmemiş içsavaşı da unutmadan, tüm politikalarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Unutmayalım ki, terör, yoksulların ve itilmişlerin savaşı; savaş ise, zenginlerin ve güçlülerin terörüdür. Biz, ne terörü ne de savaşı yaşamak istiyoruz; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin hâkim olduğu bir dünyada, barış içinde yaşamak istiyoruz.

AKP, seçim bildirgesinde, 15 000 000 kişiyi sosyal güvence içerisine alma sözü vermişti; ancak, bugün, 15 000 000 insan açlık sınırında yaşıyor. Hükümet, yardım bekleyen insanlarımız için sosyal politikalardan elini eteğini çekip, onları kendi kaderlerine terk ediyor.

Yine, AKP, sosyal politika adına 15 000 kilometre duble yol yapacağını söylüyordu. Oysa, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında böyle bir şey yok. Zaten, yeterli ödenek de yok. Mevcut ödenekle yapılacak ihaleleri Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkararak, siyaseti bir rant aracı olarak devam ettirmek istemeleri geliyor aklımıza. “Acaba, bölünerek yapılması düşünülen duble yollar, bir diyetin karşılığı olarak belli yandaşlara mı verilecektir” diye sormak geliyor insanın aklına.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, demiryolu politikaları için de bazı şeyler söylemek istiyorum. Demiryolu ağımızın toplam uzunluğu, yaklaşık 11 000 kilometredir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan çokpartili döneme geçinceye kadar, mevcut demiryollarımıza 4 100 kilometre ilave edilmiştir; geriye kalan altmış yıllık zaman zarfında -yani, çokpartili döneme geçtikten sonra- ancak 1 735 kilometre ilave edilebilmiştir. Oysa, en güvenli, en ekonomik, en çevreye duyarlı olan yol, demiryoludur. 1 kilometrelik demiryolu hattı, 20 varil daha az petrol ithali demektir. 8 şeritli bir otoyolun kilometre maliyeti yaklaşık 15 000 000 dolar iken, çift hatlı, elektrikli, sinyalli demiryolunun maliyeti sadece 4 000 000 dolardır. Önümüzdeki on yıl içinde, hiç değilse yük taşımacılığı için demiryollarının payı yüzde 30'lara çıkarılırsa, trafik tıkanıklığını, hava kirliliğini azaltması nedeniyle 12 milyar dolar tasarruf sağlanacağı bilim adamlarınca söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 25 Mart 2003

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook