Ahvali şahsiye belgelerinde yer alan belge.yeralan bil.kod.ilişkin ss.99
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 92. Birleşim · 1. yasama yılı · 11 Haziran 2003 · 1.042 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 11 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AHVALİ ŞAHSİYE BELGELERİNDE YER ALAN BELGE.YERALAN BİL.KOD.İLİŞKİN SS.99); konuşma 1.042 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Ahvali şahsiye belgelerinde yer alan belge.yeralan bil.kod.ilişkin ss.99”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2003-06-11-ahvali-sahsiye-belgelerinde-yer-alan-belge-yeralan-bil-kod-iliskin-ss (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ahvali Şahsiye -kişi halleri ya da kişi durumları diye Türkçeye çevrilebilecek olan- Belgelerinde Yer Alan Bilgilerin Kodlanmasına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında "ulusal bilgi altyapısı genişletilerek bilgiye erişim kolaylaştırılacak, internete erişim kapasitesi uluslararası gelişmelerin gerektirdiği düzeye yükseltilecek, elektronik ticareti geliştirmek ve bilgi güvenliğini sağlamak için uluslararası kural ve standartlar çerçevesinde hukukî ve kurumsal düzenlemeler yapılacaktır" denilmektedir ve ilave olarak "telekomünikasyon hizmet yeteneğinin küresel düzeyde geliştirilmesi amaçlanacak, kullanıcıların makul ücretlerle telekomünikasyon hizmetleri ve altyapısından yararlanması temin edilecek, saydamlık ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde tüketici hakları korunacak ve sektörde etkin bir rekabet ortamı sağlanacaktır" diye bitmektedir.
Değerli milletvekilleri, küreselleşme, bir olgu, bir vakıa, bir gerçek. Önemli olan, küreselleşmenin yaşanılan ülkeye zarar vermesini önlemek, ülke ihtiyaçlarına göre de akıllıca davranmak ve o ihtiyaçları günün koşullarına göre saptamak ya da ayıklamaktır.
Küreselleşmenin başlangıç tarihi bazıları için buhar ve buharlı makinelerin icadı, bazıları için telgraf ya da telefonun icadı, bazıları içinse bilgisayarın ve internetin icadı olarak gösteriliyor. Hatta bilgisayarın ve internetin yaygınlaşması sonucunda, insanlararası mesafenin kalkacağını, insanların köydeki yaşam kadar birbirlerine yakınlaşacağını ve sanki dünyanın bir köy olacağını iddia ediyor iletişim kuramcıları. Evet, dünya, eskisine nazaran herkese biraz daha yakın, yoğun bir trafik var insanlar arasında. Bu durum, hükümetler için de, devletlerin organlar için de geçerli.
Zaman en önemli kavram oldu artık. Bir işi yapabilmek için, aylar, haftalar, günlere gerek kalmadı; saatle değil, dakikayla yarışan, insanların yaşamlarını kolaylaştıran e-devlete -yani, elektronik devlete- adım adım gidilmektedir. Elektronik devlet projelerinin hayata geçmesiyle birlikte bürokrasideki kırtasiyecilik ve hantal yapı en aza indirilebilecek, devletin işleyişi daha saydam bir hale getirilecektir; ancak, böyle bir düzenlemenin yapılabilmesi için yeterli altyapı donanımının kurulması gerekmektedir.
Geçtiğimiz ay, Cezayir'de meydana gelen deprem sonucunda internet bağlantısı sağlayan fiberoptik kablolar kopmuş, içerisinde Türkiye'nin de bulunduğu Akdeniz havzasındaki devletlerin bazılarının internet bağlantısı yüzde 80 oranında azalmıştır. Sadece, Türkiye'nin, bu durumdan, bugün için, en az 1 000 000 000 dolar zarar ettiği söylenebilir. Türk Telekomdan yapılan açıklama, arızanın bir hafta içerisinde giderileceği yönündeydi; ancak, bugüne kadar ne internet bağlantısı eski hızında ne de bir yetkili, bu durumu izah edecek bir açıklamada bulunuyor. İşte, bu durumun da göz önüne alınarak, bilgisayar merkezli uluslararası veri tabanının kurulmasına ilişkin sözleşmenin görüşüldüğü bir sırada, Türkiye'nin iletişim altyapısına biraz değinmek istiyorum.
Burada temel bir soru akla geliyor; biz, çocuklarımızı yeterince bilgi çağına hazırlayabiliyor muyuz; altyapımız yeterli mi; altyapımızın alternatifleri var mı; acil eylem planlarımız içinde 15 000 kilometrelik duble yol yapmak dışında, deprem gibi felaketlerde devreye girebilecek alternatif acil eylem planlarımız var mı? Bu soruları kendimize sorup, dürüstçe cevaplamadığımız sürece, bizler, sadece günü yaşayan, üretmek yerine tüketen, kol gücüyle yaşayan üçüncü dünyacı bir ulus olmaya mahkûm kalırız. Sonra da torunlarımız "hani dünyayı bizden ödünç almıştınız; biz, hâlâ bir mail bile alamadık" diye yakınırlar. Hatta, gün gelir, hesap da sorarlar.
Bakın, ben size, şu anda, gelişmiş ülkelerde bilginin ve teknolojinin nasıl kullanıldığına ilişkin çarpıcı bir gerçeği anlatayım: Aslında, Matrix filminde de buna benzer ipuçları var; ama, reklam olmasın diye onu geçiyorum. Diyelim, Batı Avrupa'da uygar bir kentte caddede yürüyorsunuz. Birden, gürültülü bir öksürük sesi... Şöyle, boğazını temizler gibi, hani, gıcık gidermek için gibi. Ses o kadar yüksek ki, hani, kim bu acaba diye etrafınıza bakınıyorsunuz; yakınınızda pek birileri yok; ama, o da ne; bir kez daha bir öksürük; çok da yakından üstelik. Birden, sesin, yanından geçtiğiniz reklam panosundan geldiğini fark ediyorsunuz. Panoya bakıyorsunuz ve öksürük bir kez daha... Panoya bakınca reklamı görüyorsunuz. Oysa, yanından, hiç bakmadan geçecektiniz; belki, orada reklam panosu olduğunun farkında bile olmayacaktınız. Öksürük, sizi reklama baktırdı. Reklam panosu, yanından geçeni fark edip, öksürük sesi çıkaran bir elektronik düzene ayarlanmış. İşte "outernet" denilen ve artık yeni bile sayılmayan bir uygulama... "İnternet" bir şeyin içinden geçen ağ anlamına "outernet" ise -tıpkı internet gibi yakıştırma bir sözcük- bir şeyin dışından geçen ağ anlamına geliyor. Bilgi ve iletişim teknolojisi sayesinde, örneğin, cadde ve sokaklardaki reklam panolarına, mutlaka bakmayı ve görmeyi sağlayan muziplikte kullanılabilir.
Öksüren afişin daha ileri bir aşaması da, konuşan afişler. Aslında, konuşan afişin, bildiğimiz kâğıt afişle bir ilgisi yok; elektronik kâğıttan yapılıyor. Bu da, elbette kâğıt değil, başka türlü tarif edilemediği için "kâğıt" demek zorundayız. Bir plazma ekran aslında; ama, aynen afiş büyüklüğünde ve afiş tarzında.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunlara, şimdilik, Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinin, ileri bilgi toplumu niteliği kazanmış, seçkin sayılı kentlerinde, en çok sinema ve tiyatro fuayelerinde rastlanıyor. Afişe baktığınız an, afişte kimin resmi varsa, sizinle konuşmaya başlıyor; yani, afişten size doğru bir konuşma duyuyorsunuz.
"Düşünen Resimler" adlı bir şirketin icadı olan konuşan afişlerde, plazma ekran kullanılıyor. Ekranın afişten farkı yok, sadece, yukarısında bir elektronik göz, belli bir yakınlığa kadar gelenleri fark ediyor; göz, hareketi sezince, düzenek konuşmaya başlıyor. Elbette, kendi kendine konuşuyor; ama, şimdilik. Sizinle karşılıklı konuşmaya başlayacağı günler de uzak değil.
Amerika Birleşik Devletlerinde 5 700 sineması olan bir şirketler grubu, bütün sinema fuayelerini merkezî bir sisteme bağlamaya hazırlanıyor. Böylece, hangi sinemada ne oynuyorsa, ona uygun afişi merkezden oraya ışınlayacak, afişler, seyirciyle etkileşimli olacak. Bu, elektronik kâğıdın, pazarlama ve perakendeciliğe getirdiği müthiş bir kolaylık; çünkü, afiş planlaması ve tasarımı için bilgisayar yeterli; basımevine gerek yok, renk ayırımı derdi yok, afişleri sırtlayıp tek tek gidip asmak, takmak yok, bunun için adam tutmak ve denetlemek derdi de yok. Tek yapılacak şey, uygun afişi bilgisayar ekranında tasarlayıp doğru adrese elektronik olarak göndermek; çünkü, elektronik kâğıt, üzeri sürekli silinip yazılan bir ekran; bir tuşla yeniden yazılıyor, bir tuşla siliniyor. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kendi kendine konuşan afişin daha ileri aşaması da, sinema seyircisine akıllı kart vererek, afiş ile seyirci arasında gerçek bir etkileşim yaratmak. Afiş, önünden geçen herkesle değil, üzerinde akıllı kartı olan seyirciyi tanıyacak ve sadece onunla konuşacak; bunun adı da doğrudan pazarlama.
Elektronik kâğıtla yapılan bu yeni uygulamaların, reklam ve pazarlama sektörüne sağlayacağı olanakları düşünmek bile bizim için çok zor. Klasik anlayışların geçmediği yeni ortamlar bunlar ve ileri bilgi toplumunda yaşamak sayesinde oluyor bütün bunlar. Türkiye ise, ileri bilgi toplumu niteliğini kazanmış ülkelerin erişmeye başladığı bu yepyeni yaşam biçimlerinden hızla geride kalmaya devam ediyor. İyi ki bu tasarı görüşülüyor.
Görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısı, yoğunlaşan bu tür ilişkilerin bir sonucu olarak, bilgiye hızla ulaşmanın yolunu açıyor, zaten açmalıdır da. Biz de, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, böyle baktığımız için, bu tasarıyı uygun buluyoruz. Bu vesileyle, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 11 Haziran 2003