İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 100. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Özel güvenlik hizmetlerine dair kan.tas.(ss.467)

Hakkı Ülkü

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 100. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Haziran 2004 · 1.759 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Ülkü (CHP), 10 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖZEL GÜVENLİK HİZMETLERİNE DAİR KAN.TAS.(SS.467)); konuşma 1.759 kelime.

Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Özel güvenlik hizmetlerine dair kan.tas.(ss.467)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 10 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2004-06-10-ozel-guvenlik-hizmetlerine-dair-kan-tas-ss-467 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarı, devlet-toplum ilişkilerini doğrudan belirleyen bir konudur. Devlet tarif edilirken, kısaca "meşru güç kullanma tekeli" olarak tanımlanır. Toplumsal barışın korunması için, sadece devlet güç kullanır. Devlet, bu yetkisini kimseyle paylaşmaz ve paylaşamaz. Devletin en temel görevlerinden biri, tüm yurttaşlarını aynı şemsiye altında korumaktır ve bunun için gerekli olan önlemleri almakla yükümlüdür. Güvenlik topluma eşit şekilde sunulur ve herkes eşit oranda yararlanır; ama, tasarı, bir bakıma, şemsiyeyi bir tarafa bırakarak, pardösü ya da yağmurluklarla korumayı yeterli görmektedir. Gerçi, Grubumuz olumlu oy verecektir bu tasarıya; ama, şunları da söylemeden geçemeyeceğiz:

Adına 2495 sayılı Yasa dediğimiz bu yasa, 1981 yılında, stratejik öneme sahip kurum ve kuruluşların güvenliğinin daha sıkı bir biçimde, lokal güvenlik teşkilatı tarafından sağlanması hususunu Türk idare hukukuna sokmuştur. Böylece, Bakanlar Kurulunun belirlemiş olduğu bazı kurum ve kuruluşlar için kendi bünyelerinde güvenlik teşkilatı kurmaları zorunlu tutulmuş ve ilgili birimler kurulmuştur; ancak, 1989 yılından itibaren, dünyada yaşanan malum gelişmeler güvenlik nosyonunda değişiklik yaratmış, güvenlik hizmeti piyasadan temin edilebilir hale gelmiştir.

Özel güvenlik sektörü, 1990'lı yılların başlangıcından itibaren dünyada çığ gibi büyüyerek yılda aşağı yukarı 100 milyar dolarlık bir hacme ulaşmıştır. Türkiye'de özel güvenlik, 1990'lı yıllardan itibaren anlam değiştirmiş ve büyük ölçüde de özelleşmiştir. Yasası olmadan yönetmelikler aracılığıyla özel güvenlik hizmeti veren şirketler alabildiğine fazlalaşmıştır. Bugün, hâlâ, özel güvenlik hizmeti veren şirketlerin yasal bir zemini de yoktur. Şu anda görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, fiilî durumun yarattığı bu yasal boşluğu doldurabilmek için hazırlanmış bir yasa tasarısıdır. Güvenlik teşkilatlarının kurulması yerine, özel güvenlik şirketlerinden hizmet alınması bu yasa tasarısına göre, âdeta, âdet haline getirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısının amacı, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemektir; oysa, bu kanun tasarısı, kamu güvenliğini ikame edici mahiyettedir; yapmakla yükümlü olduğu görev ve kullandığı yetkiler ile özel güvenlik şirketlerinin yapacağı görevler ve kullanacağı yetkiler kimi yerlerle örtüşmektedir.

Genel anlayışla ilgili olarak, suçu oluşundan evvel önleyici tedbirler almak, polisin görevleri arasındadır; teklife göre, özel güvenlik görevlileri de korudukları yerlerde bu yetkiyi kullanmaktadırlar. Polis, sinema, tiyatro gibi yerlerde, toplu çıkışlarda suçların oluşmasını önler ve bunun dışındaki zabıta hizmetlerini görür; bu görev de, özel güvenlik tarafından yerine getirilecektir. Böylece, önleyici nitelikteki özel kolluk görevleri de, özel güvenlik görevlileri tarafından yerine getirilebilecektir.

Madde 7'nin (g) bendinde "suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete alma" (i) bendinde de "kişinin vücudu ve sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama" denilmekte; Emniyetin web sitesinde de, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleri yer almaktadır: "Devletin görevlerinin başında, ülke içerisinde güvenlik, adalet ve huzurun önemli bir yeri vardır." Bu görevler, devletin, bazı yetkilere ve bunu sağlayacak -vatandaşın kişi olarak yapamayacağı- kuvvetlere sahip olmasını gerektirir; hatta, vatandaşların kısmen bile olsa yapmaya kalkmaları uygun değildir, o zaman anarşi doğar, devlet otoritesi olmaz.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi bünyelerinde özel güvenlik personeli görevlendirmeleri halinde, bunların bağlı oldukları statü ve özlük hakları belirtilmemiştir; oysa, bu konu tasarıda vardı, galiba unutuldu; bu da, tasarının, özel güvenlik hizmetlerinin, kurum ve kuruluşlarca kendi bünyelerinde oluşturulmasını değil, dışarıdan hizmet alımı şeklinde sağlanmasını, yani, bir nevi dayıbaşılığı amaçladığını göstermektedir.

Görüşmekte olduğumuz tasarının gerekçesinde ve hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, 2495 sayılı mevcut Kanunun, özel güvenlik şirketlerinin bu alandaki faaliyetlerine izin vermediği; ancak, özel güvenlik hizmeti veren şirketlerin fiilen çalıştığı ve bunlara ilişkin denetimlerin ve yaptırımların yetersiz kaldığı belirtilmektedir. Bu kanun yürürlüğe girdiği takdirde kişi ve kuruluşların, hem özel güvenliklerini sağlayabileceklerini hem de devletin bu konuda belirleyici olmaktan çıkıp, kişilerin ihtiyaç ve taleplerine bağlı olacağını iddia etmektedirler. Bu ek güvenlik isteyen kişi ve kuruluşlara bu imkânı tanıyarak ve buna ek olarak binlerce insana iş olanağı sağlanarak, daha fazla huzur ve güven içinde yaşayacağımız da bu yasa tasarısında savunulmaktadır. Güvenlik hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler sonucunda piyasadan temin edilmesi, serbest piyasa ekonomisi kuralları içerisinde, ilk bakışta kendi içerisinde tutarlı görünmektedir. Buna göre "güvenlik hizmeti, her mal ve hizmet gibi serbestçe piyasada alınıp satılabilir" denilmekte -buraya kadar anlaşılmayan herhangi bir husus olmadığı da bilinmektedir- ancak, bu noktadan sonra "güvenlik tuzağı" diyebileceğimiz ya da "güvenlik paradoksu" diyebileceğimiz bir hususa geliyoruz. Güvenlik ihtiyacı ne kadar artarsa, doğal olarak güvenlik maliyetleri de o kadar artacaktır. Güvenlik maliyetlerinin artışı üretim maliyetlerinin de artışı olacaktır. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerinde özel güvenlik için yılda 50 milyar dolara yakın bir para harcanmaktadır. Güvenlik ihtiyacı azalmamakta, aksine daha da artan oranda yükselmekte, bireylere de ekyük getirmektedir. Serbest piyasa fikrinden hareketle, devletin, güvenlik hizmetini piyasaya bırakması gerektiği fikri, bireylere toplumda daha fazla maliyet yükleyecek, ileride, belki de üretimin maliyet hesaplamasında vazgeçilmez bir unsur olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının gerekçesinde bazı zayıf halkaların da olduğu görülmektedir. Kurulan özel güvenlik şirketlerinin, özel alanı dışında da yetkilerini kullanmaları. Bu durumda, temel hak ve özgürlükler saldırıya uğramaktadır. Diyebilirsiniz ki, tasarıda ceza yaptırımları var; ama, hak ve özgürlükler bakımından önemli olan uygulamadır.

İkincisi, teklifte, devletin mekanizmasının etkili biçimde yer almamasıdır. Uygulamada, az sayıda memur ve en alt rütbede amirler eliyle denetim yapılmaya çalışılıyor. Son derece saygın bir özel güvenlik sistemi getirilecekse, mutlaka, denetim örgütünün yasaya ayrıntılı olarak geçmesi gerekir. Teklif, bu konuyu boş bırakmış. İçişleri Bakanlığında böyle bir yapı kurulabilmesi için, yasal bir dayanak gerekir. O yüzden, denetim örgütü yönüyle eksiklik tamamlanmalıdır. Aksi halde, yetersiz denetim, hem kamu haklarını tehdit edebilir hem de üniformalı mafya olarak karşımıza çıkabilir.

Üçüncüsü, bir başka konu, silahlı güvenlik görevlileri konusudur. Toplumsal yaşamda silahlı insan sayısını en az düzeye indirmek, toplumsal barışın sağlanması ve suçların önlenmesi bakımından bireysel silahsızlanmayı sağlamak amaç olmalıdır. Bu bakımdan, valilerin, silahlı özel güvenlik görevlisi izni verirken, güvenlik yönünden zorunluluk bulunması koşulunu aramaları gerekir. Uygun bulmak yetmez, zorunluluk aranmalıdır.

Dördüncüsü, işçi-işveren ilişkilerinde denge sağlanamamasıdır. Yürürlükten kaldırılan 2495 sayılı Yasa, 12 Eylül koşullarının antidemokratik hükümlerini içeriyordu. Sendika ve dernek üyelikleri çalışanlara yasaklanmıştı. Teklif, yasaklardan söz etmiyor, biçimsel bir eşitlik sağlıyor. Gerçekte öyle değil; çünkü, özel güvenlik emekçilerinin dernek kurma ve üye olma haklarını, yine, bir 12 Eylül yasası olan 2908 sayılı Dernekler Kanunu 4 üncü maddesinin birinci bendinde yasaklıyor. 2495 sayılı Yasayı yürürlükten kaldırmakla, emekçileri dernek hakkına kavuşturmuş olmuyorsunuz.

Yine, kamuda çalışan güvenlikçilerin sendika üyesi olması 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 15 inci maddesi (j) bendinde yasaklanmıştır. Bu teklif, emekçilere sendika özgürlüğü de getirmiyor; oysa, işverenlerin hem derneği hem de sendikaları var. İşveren Derneği ve TÜSİAD üyeleri, gerek komisyon gerekse altkomisyon toplantısına katıldılar; ama, emekçiler, ne yazık ki, yoktu.

2908 sayılı Dernekler Yasasıyla, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında da yasakların kaldırılması yönünde değişiklik yapılması, bu amaçla teklife hüküm konulması, demokratik hukuk devleti ilkeleri bakımından zorunludur.

Beşinci olarak, güvenlik cihazları konusuna değineceğim. Bu cihazların bir standardı yok ve tümü de ithal edilmekte. Teklifte, güvenlik cihazları standardından hiç söz edilmiyor. Türkiye'nin bilimsel ve teknolojik birikimi bu cihazların üretilmesini gerçekleştirebilir. Öyleyse, ülkemizi, bir ithalat cenneti ve güvenlik alanını da standardı bulunmayan cihazlar çöplüğü haline gelmekten korumalıyız.

Teklifte, Türkiye'nin güvenlik cihazları ihracatçısı haline getirilebilmesine yönelik kurallara gereksinim de duyuyoruz ayrıca.

Altıncı ve son olarak, yaşamsal önemde bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. Özel güvenlik konusu, pimi çekilmiş bir el bombası gibi Türkiye'nin kucağında bulunmaktadır. Basına intikal ettiği kadarıyla, Türkiye'deki bir güvenlik şirketi, emekli asker ve polislerden paralı asker toplayarak, Irak'ta, işgalci ABD ve müttefiklerinin hizmetinde çalıştırmaktadır. 1 Nisan 2004 tarihli Milliyet Gazetesi, bu kişilere ayda 15 000 dolar verildiğinden bahsetmektedir. Aynı tarihli İhlas Haber Ajansı "Türk lejyonerler Irak'ta" haberini geçti. 9 Nisan 2004 tarihli TRT bülteninde, Irak işgalindeki paralı askerler ve özel askerî şirketlerin faaliyetlerinden bahsedildi. Türk Ceza Kanununun 124 ve 148 inci maddeleri, asker toplama eylemini, devletin şahsiyetine karşı suç sayarak cezalandırmaktadır. Olay kamuoyuna yansımıştır; ama, basında açıkça adı ve soyadı geçen özel güvenlik şirketi yöneticileri hakkında kamu davası açıldığını duymadık. Türk Ceza Kanununa göre, yabancıların hizmetinde savaşmak amacıyla asker toplamak, hükümetin onayı bulunmadıkça suçtur. Hükümet, yurtiçinden bazı vatandaşlarımızın paralı asker olarak emperyalistler safında yer almasına onay vermekte midir acaba diye sormak lazım. Irak'a asker göndermeyi reddeden Parlamentoya karşı, birileri, siz tezkereyi kabul etmezseniz, biz de Irak'a paralı asker göndeririz, savaşa öyle katılırız mesajını mı veriyor?

Türkiye, dünya dışpolitikasının yoğunlaştığı coğrafyada bir istikrar adası olmak istiyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi de bu yöndedir. O halde, sadece Türk hukukunun herkese tanıdığı hakları kullanmak üzere kurulması öngörülen özel güvenlik şirketlerinin dışpolitika, istihbarat, askerlik gibi devletin olmazsa olmaz alanlarına girmeleri kesinlikle ama kesinlikle önlenmelidir.

Özel güvenlik şirketlerinin katılacakları yurtdışı ihaleler, yurtdışında üstlenecekleri güvenlik hizmetleri konusu teklifte boş bırakılmıştır. Bu boşluk, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi dışında savaş tehlikesiyle karşı karşıya getirilebilecek niteliktedir. Aksi halde, savaş ilan etme yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisine veren Anayasa askıya alınmış olacaktır. Hükümetin ve İktidar Partisinin böyle kötü niyetli bir komploya katıldıklarını hiçbir zaman düşünmek bile istemiyorum. Tezkere oylamasındaki gibi, Yüce Meclisin yasama yetkisine ve ulusun kaderine sahip çıkması için, teklifin önerilerimiz doğrultusunda yeniden yazılması yerinde olur diye düşünüyorum

Değerli arkadaşlar, şimdi, şöyle bir soru da sorulabilir veya kendimize sorabiliriz hiç değilse: Özel güvenlik istihdamı bize ne fayda getirecektir? Bu ölçüde bir hizmetin piyasada sunulması, sonuç olarak, piyasaya aşırı bir yük getirecek kişi hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına neden olacaktır ve teklifin arkasından gelecek olan dedektiflik yasası da çıkarsa, işte, o zaman farklı şeylerle karşılaşacağımızı söyleyebiliriz.

Bakın, hepimizin dikkatini çekmiştir; geçen hafta Ankara Ticaret Odasının yayımlamış olduğu "Türkiye'de Mafyalaşma" isimli bir rapor var. Bu rapora göre, ülkede 100'e yakın alanda faaliyet gösteren mafya örgütü var. Bunlar, ülke bütçesinin, aşağı yukarı, dörtte 1'ine denk düşen -ki, 60 milyar dolar olduğu söyleniyor- bir paraya hükmetmektedirler. Bu da gösteriyor ki, küreselleşmenin sonuçlarından belki de en önemlisi, bizim gibi ülkelerde mafyalaşmaya giden yolun açılmasıdır; çünkü, kamunun giderek zayıflatılmasıyla koruma ihtiyacı da zaten ortadan kalkmaktadır. Bu duruma göre, özel kişilerin veya özel sektörün veya şirketlerin, holdinglerin korunması daha önemlidir artık.

Bu taslak hazırlanırken, önce geçmiş dönem komisyonlarından, çeşitli ülkelerdeki uygulamalardan esinlenerek hazırlanmaya çalışılmıştır; ancak, son anda, sadece bir işveren kuruluşunun hazırladığı bir taslak haline dönüşmüştür. Yani, Danıştaya sorulacağı yerde, çalışanlara sorulacağı yerde sadece bir işveren örgütüne sorularak hazırlanan taslakta, tabiî ki, doğal olarak böyle aksaklıklar çıkacaktır.

Bu yasayı sağlıklı yapamazsak, özel güvenlik birimlerinin, önce çetelere daha sonra çapulcu ordularına sonra da ülke yönetimine hâkim olmaya çalışacak olan mafya örgütlerine ya da bir başka deyimle, korku imparatorluklarına dönüşmesi kaçınılmazdır.

Kolombiya bu anlamda en çarpıcı örnektir. Nikaragua'yı da mahveden bunlardır. Türkiye'de de epey yol alanlar yine bunlardır, en somut ve en yaygın örnek de, yakın zamanda ortaya çıkmış olan Susurluk olayıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İtalya, özellikle Sicilya, mafyalaşmanın âdeta doğum yeridir. Orada olan bitenleri, filmlere çok konu olması nedeniyle, aşağı yukarı hepimiz bilmekteyiz. Yakın tarihi taşıdığı için, bu yasa taslağı hazırlanırken esinlenildiğini bildiğim için ve idarî yapımızı onlardan aldığımız için, isterseniz Fransa'yla karşılaştırmalar yapalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

28 konuşma daha · 10 Haziran 2004

28 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook