2005 mali yılı bütçe kan.tas.( 6 ncı tur görüşmelerinde) milli savunma bakanlığı,sanayi ve tic.bakanlığı
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 38. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Aralık 2004 · 992 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 23 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.( 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE) MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI,SANAYİ VE TİC.BAKANLIĞI); konuşma 992 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.( 6 ncı tur görüşmelerinde) milli savunma bakanlığı,sanayi ve tic.bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2004-12-23-2005-mali-yili-butce-kan-tas-6-nci-tur-gorusmelerinde-milli-savunma (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 yılı bütçe görüşmeleri çerçevesinde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesi hakkında görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, elbette, sanayi, bir ülkenin kalkınmasında en temel faktördür. Sanayii olmayan ülkelerin içinde bulunduğu durum bellidir. Sanayi ve teknoloji üretmeyen ülkelerin yoksulluktan kurtulmaları da mümkün değildir. Öteden beri, kuzey-güney ülkeleri diye dünyadaki sanayileşmiş ve sanayileşmemiş ülkeleri ayırırken, onların yaşam biçimlerinin bile üretime ne kadar dayalı olduğunu görmekteyiz, yaşamaktayız. Artık, kuzey diye nitelenen ülkelerin birçoğunun bilgi toplumu yaratma çabasında olduğunu, bunun için de ellerindeki kirletici sanayileri bizim gibi ülkelere gönderdiğini ve bizim gibi ülkelerin de, âdeta teknoloji çöplüğü olduğunu söylemek çok abartılı olmasa gerek.
Elbette, insan ile doğa arasında denge kurmak, doğal kaynakları tüketmeden gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına imkân vermek, bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlamak, sürdürülebilir kalkınma diye tariflenir; ama, çevresel sorunların da gözardı edilmemesi gerekir.
Biraz önce, Sayın Bakanımızın ar-ge için söylemiş olduğu sözlerin ilerisi için umut olduğunu görmekten, gerçekten, sevinç duydum. Ar-ge Türkiye'de yeteri kadar önemsenmediğinden, hiçbir bakanlıkta, hatta hükümetlerimizde yeteri kadar pay ayrılmadığını, o nedenle de araştırmaların her zaman güdük kaldığını görmekteyiz.
Halk Bankasıyla ilgili söylenenlere katılmak mümkün değil. Halk Bankası, küçük ve orta ölçekli işletmeleri desteklemek yerine, başka işlerle uğraşıyor, başka işlerle meşgul oluyor. Bu da, küçük ve orta ölçekli işletmelere yeteri kadar kaynak ayrılmadığını beraberinde getiriyor.
Organize sanayi bölgelerine yeteri kadar talep yok. 99 organize sanayi bölgesi olduğu söyleniyor; ama, bunların birçoğunun atıl olduğu söylenebilir.
Bu arada, işsizliğin de arttığını söylemeden geçmemek lazım. İşsizlik sigortası adı altında bir yasa çıkarıldı; ama, işsizlik sigortasında toplanan 12-13 katrilyon liranın nerelere harcandığını doğrusu merak ediyoruz; ama, işsizlik sigortasında harcanmadığını da biliyoruz.
Bu söylediklerimin ötesinde, çevre sorunlarımız var. Ben, biraz çevre sorunları üzerinde durmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevrenin, günümüzün en önemli sorunlarından birisi olduğunu hepimiz biliyoruz, kanıksıyoruz. Çevrenin sorumsuz kullanılması nedeniyle hava, su, toprak alabildiğine kirleniyor, zaman içerisinde kirlilik çoğalarak artıyor, bitki ve hayvan türleri giderek yok oluyor, en azından azalıyor. Ozon tabakası delindi, doğal denge de bozuldu ve şimdi de çareler aranıyor. Küresel ısınma nedeniyle iklim değişiklikleri yaşamımızı tehdit ediyor. Çarpık kentleşmenin neden olduğu gürültü kirliliği insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Rio'da, Kyoto'da ve buna benzer başka bazı ulus kentlerinde birtakım yasalar çıkarılmakta; ama, uygulanma alanı, pratikte, genel olarak gelişmiş ülkelerde olmakta, azgelişmiş ülkeler de çöplük olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevre kirliliği, özünde insan kirliliğidir. Toprak, hava, su, bitki, hayvan ve insanıyla doğa, sonsuz bir çeşitlilik içinde. Tüm bu zenginlik ve çeşitlilik hor bir şekilde kullanıldığından, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hem doğa hem insan aynı temel çelişkiyle yüz yüze. Zenginlik içinde yokluk, güzellik içinde çirkinlik denilebilir buna. Her yıl ortalama 11 000 000 çocuk, sadece hava kirliliği nedeniyle ölmekte, 1 milyardan fazla insan da temiz sudan mahrum bulunmaktadır.
Bu, bir kader olmamalı. Bunu değiştirmek de bizim elimizde. O nedenle, çevre sorunlarıyla ilgilenmek de politik bir sorumluluk getiriyor. Bakın, çölleşmenin pençesindeki bir Türkiye'de yaşıyoruz. Su ve rüzgâr erozyonu çok fazla. Tarım alanları giderek erozyonun etkisiyle yok olmakta. Bu da, arazisini terk eden insanların büyük kentlere göç etmesine neden olmakta; o da, beraberinde çarpık kentleşmeyi oluşturmaktadır. İnsan kirliliği işte bu şekilde başgöstermektedir.
Denizlerimizde kirlilik artıyor.
Değerli arkadaşlar, İskenderun'da, Ulla isimli bir geminin, tehlikeli atık barındırdığından, Basel Sözleşmesi gereğince İspanya'ya geri gönderilmesi istendi; ancak, yapılan yazışmalar pek bir işe yaramadı. Sonuçta, tehlikeli atıklar gemiyle beraber denize gömüldü. Şimdi, bilim adamlarının dediğine göre, bu atıkların temizlenebilmesi için yetmiş seksen yıl geçmesi gerek. Karadeniz kıyısındaki varillerden ses yok; hepsi birer bomba.
İspanyollar, 2001-2002 yıllarında, Erika ve Prestige isimli petrol tankerlerinin yaratmış olduğu 300 kilometrelik bir kıyı şeridinin kirliliğini yaşadıktan sonra, konu Avrupa Birliğine ve Uluslararası Denizcilik Örgütüne yansımış; bunların hareketi sonucunda Avrupa Birliği de tek cidarlı tankerlerin tasfiyesine karar vermiştir. Beş yıla kadar, sayıları yaklaşık 2 000 olan bu tankerler sökülecektir. Bunların birçoğu da, Aliağa'daki gemi söküm tesislerinde sökülecektir. Gemi söküm alanında kızak sistemi olmadığından, asbest ve diğer kirleticiler yüzünden o yöre bir kez daha kirlenecektir. Zaten, yörede kirlilik yükü alabildiğine artmış; hava kirliliğine bir de deniz kirliliği eklendiğinde, tehlikeyi varın siz tahmin edin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nehirlerimiz için de durum pek iç açıcı değildir. Kendi yöremizdeki Gediz Nehrinde oluşan ağır metaller, nehrin, artık, bırakın tarla sulamayı, girilebilir olmaktan çıktığını göstermektedir. Her ne kadar, bununla ilgili bir kurul kurulmuşsa da İzmir Çevre İl Örgütünde, ne yazık ki, onlar da işlevini gerektiği kadar yerine getirememektedir. Ayrıca, yine Menderes'le ilgili aynı şeyler söylenebilir. Menderes Nehrinin bulunduğu çevrede, bir türlü yapılmayan, yapılmasına gayret sarf edilmeyen Beydağ Barajı nedeniyle su kıtlığı başlamış, toprak da giderek çoraklaşmıştır. Tabiî, bu da, kuyuların fazlaca açılmasını. o arada enerjinin fazlaca tüketilmesini beraberinde getirmiştir.
Enerji deyince, tabiî, bu arada, akla nükleer enerji geliyor. İlginçtir, her hükümet, işbaşına geldiğinde, hemen kısa bir süre sonra, nükleer santral kurma hevesine kapılmaktadır. Dünyada terk edilmiş, tehlikeli olan bu santralların niçin ısrarla kurulmak istendiğini anlamak güç. Avrupa ve Amerika'da, bunlar birer birer kapatılıyor. Mesela, Almanya'da, kömür santralları ve nükleer santrallar hükümet kararlarıyla kapatılıyor, onun yerine rüzgâr santralları kuruluyor. Aynı Almanya, Kolombiya'daki alacaklarına karşılık kömür temin ederek, Türkiye'de kömür santralı kuruyor, sonra da "AB kriterlerine uyum" diyorlar. Bu, bir çifte standarttır. Bu, çocuğa "içki içme oğlum" deyip, onun yerine uyuşturucu madde vermeye benziyor. Bunlara, bir de, ülke olarak karşı durursan, küresel saldırıyla karşı karşıya kalırsın ve tahkim yasasını gündeme getirirler.
Ağdalı dille "nükleer reaktörler" gibi deyimler bularak ülkemizde bu tip santralları uygun görmek, rüzgârı, güneşi, jeotermali, hidroelektrik santralları ve buna benzer yenilenebilir teknolojileri gözardı etmek demektir. O nedenle, bunlara doğru yönelmek gerekir diye düşünüyorum. Jeotermal zenginlik bakımından dünyada beşinci olan ülkemiz, ne yazık ki, bundan yeteri kadar yararlanamıyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, ülkemiz atlasını önümüze koyup nasıl bir çevre istiyoruz diye düşünürsek, cevabını da çabuk buluruz. Rüzgârı bol, güneşi yılın her günü olan, dört mevsimi yaşayan ülkemizin hidroelektrik santrallarının yapılması için yeteri kadar çıkaracağımız sıcak suyla hem enerji hem de ısınma ihtiyacımız karşılanacak ve bu potansiyellerimiz harekete geçecektir.
Ben, aynı zamanda, Eurosolar üyesiyim. Bu nedenle, güneş enerjisinin de faydalı olduğuna inanmaktayım. Dolayısıyla, Allah'ın rüzgârını, Allah'ın güneşini parasız olarak kullanmak varken...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 23 Aralık 2004