İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 70. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)

Halil Aydoğan

Afyonkarahisar Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 1.827 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Halil Aydoğan (AK Parti), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ S.S.833) (BANKALAR KANUNU, TMSF VE RTÜK KANUNU)); konuşma 1.827 kelime.

Halil Aydoğan (AK Parti, Afyonkarahisar). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-aydogan-22-2005-03-15-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-s-s-833-ba (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 833 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Geçmişte TMSF'ye aktarılan ve tasfiyeye tabi tutulan bankalar, finansal hizmetler sektöründe ve reel sektörde fon kaynak kullanım sürecinde oldukça ciddî boyutlarda etkinlik, verimlilik ve alternatif maliyet sorunları üretmiş; borç stokunu artıran, faizleri ekonominin kaldıramayacağı seviyelere çıkaran, reel ekonominin küçülmesine yol açan ve sonuçta üretimi ve istihdamı gerileten tablonun oluşmasına ivme kazandırmış; ekonomik istikrarsızlığın da en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

Zayıf piyasa yapısı ve özelliği, düşük düzenleme, denetleme, yaptırım kalitesi, ahlakî riziko, tutarsız tercihler, hatalı kaynak kullanımı, geçmişte bankacılık sektöründe beklenen rol ve fonksiyonların yerine getirilmesini engellemiştir. Ortalama düşük sektörel performans, gelir ve servetin haksız dağılımına yol açmış, çok büyük bir maliyetin kamu tarafından üstlenilmesine neden olmuştur. TMSF, faaliyetinin oldukça büyük bir kısmını, söz konusu bankalarda mevzuata aykırı olarak oluşturulmuş fon, kaynak ve kullanım süreçlerini belirlemeye, bu şekilde aktarılmış kaynakları yeniden kamuya kazandırmaya, kamunun üstlendiği maliyeti asgariye indirmeye tahsis etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte TMSF'nin uygun yasal yetkilerle donatılarak, yönetim ve denetimlerini devraldığı bankaların ve iştiraklerinin kaynak ve varlıklarını en kısa sürede kamuya maliyetini en aza indirecek şekilde değerlendirmesi ve işleme tabi tutması fevkalade önemlidir. Ancak, TMSF, bu değerlendirme ve işleme tabi tutma işlevini hızlı ve en yüksek değeri elde edecek şekilde yapmakta hukukî zorluklarla karşılaşmakta, bu da alacağın tahsilini zorlaştırmakta ve/veya geciktirmektedir.

TMSF'nin, tasfiyeye tabi tutulan bankaların hâkim ortaklarından olan alacaklarını tahsil için uyguladığı 6183 sayılı Kanun, takip sürecinin hızlı işlemesini sağlamakta; ancak, takip sonunda haciz konulan varlıkların yahut şirketlerin satışında yeterli hukukî imkânı sunamamaktadır. Hukuk tekniği açısından varlıkların tek tek, örneğin gayrimenkullerin ve araçların satışına uygun olan 6183'ün satış hükümleri, Fon tarafından elkonulan bankaların ve iştiraklerinin her biri başka şirkete farklı şekillerde dağıtılmış varlıklarının satışına uygun değildir.

Büyük borç yükü nedeniyle bu şirketlerin hisselerini satmak, ekonomik ve finansal açıdan oldukça zordur. Dolayısıyla, söz konusu şirketlerin sahip oldukları varlıkları satmak, süreci hızlandırmada önemli avantaj sağlayabilecektir. Bu durumda da, dağılmış ve parçalanmış varlıkların bir iktisadî bütünlük içinde satılmasını sağlamak özel önem taşımaktadır. 6183 sayılı Kanun, bu iktisadî bütünlüğü oluşturmaya imkân veren düzenlemeleri içermemektedir.

Bu kanun teklifi, 6183 sayılı Kanunun satışa ilişkin bu ve benzeri kısıtlamalarını aşmayı, satış sürecini hızlandırmayı, satış sürecindeki ve satış sonrası hukuksal belirsizlikleri kaldırarak satış değerlerini yükseltmeyi sağlayacak hükümler içermektedir.

Seçim beyannamemizde, Fona devredilen alacakların tahsilatının hızlandırılacağı, Fon bünyesindeki gayrimenkul ve iştiraklerin süratle satılacağı beyan edilmiş, hükümet programımızda da, piyasa ekonomisinde kamunun iktisadî rolünün piyasa mekanizmasının iyi çalışması için gerekli, düzenleyici ve denetleyici mekanizmaları oluşturmak olduğu, finans sektöründe zaman zaman ortaya çıkan kötü yönetimlerin topluma maliyet yüklemesini önleyici tedbirlerin alınacağı açıkça belirtilmiştir.

Kamuoyu, basın, iktidar, muhalefet ve nihayet toplumun bütün kesimlerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankalarla ilgili olarak, TMSF'nin alacaklarının bir an önce tahsili, iştiraklerinin ve varlıklarının en kısa sürede satış ve tasfiyesi ile kamu zararlarının azaltılması talebi ve beklentisi içinde olduğunun bilinciyle, İktidar Partisinin milletvekilleri olarak bu kanun teklifini vermiş bulunuyoruz.

Plan ve Bütçe Komisyonundan Bankalar Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi adıyla geçen bu kanun teklifi;

1- Fonun yönetim ve denetimine sahip olduğu şirket ve iştirakler yanında, bunlara ait mal, hak ve varlıkların yüzde 49'undan fazlasının yabancı gerçek ve tüzelkişilere doğrudan ya da dolayı olarak satılabilmesini öngörmektedir.

2- Fon alacaklarının tahsilini teminen, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Hükümleri uyarınca haczedilen aktif değerler ile lisans, ruhsat ve imtiyaz sözleşmelerinden doğan haklar ve bu varlıkların feri ve mütemmim cüzi niteliğindeki sözleşmelerden doğan, ancak, başlıbaşına iktisadî değeri olmayanlar da dahil olmak üzere, diğer tüm hak ve varlıkları bir araya getirerek ticarî ve iktisadî bütünlük oluşturarak satışına Fon Kurulunun yetkilendirilmesini öngörmektedir.

İhale bedelinin ödenme şeklini, para birimini, alıcıların sahip olması gereken şartları, ödeme tarihini ve ihalenin sair usul ve esasları ile satış şartlarını 6183 sayılı Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın belirlemeye, satışa konu ticarî ve iktisadî bütünlüğü alacağına mahsuben satın almaya, satışa konu varlıkların ait olduğu şirketlerin teknik bilgi, yazılım, donanım, ekipman, mal ve hizmet alımından doğan geçmiş dönem borçlarını ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödetmeye Fon Kurulunun yetkilendirilmesini öngörmektedir.

Satışın Fon Kurulu tarafından iptal edilmesi hali hariç olmak üzere, ihalenin feshi halinde, alıcısına teslim edilmiş olan mal, hak ve varlıkların iadesinin istenemeyeceğini; ancak, ihale bedeli ve bu bedelin, ödeme tarihinden itibaren, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uyarınca işleyecek faiz tutarı toplamıyla sınırlı olmak kaydıyla, ilgililerin tazminat haklarının saklı olmasını düzenlemektedir.

Radyo, yazılı ve görsel medya sektöründeki fona devredilmiş olan şirketlere tanınmış işletme izni, önizin, yayın izni, geçici frekans kullanımı ve benzeri izinlerin yeni alıcılarına devri ve tescili işlemlerinin, ilgili kurum, kuruluş ve üst kurullarca, Fonun bildirimi üzerine, gerekli bilgi ve belgelerin tamamlanmasını müteakip, en fazla bir ay içerisinde tamamlanmasını öngörmektedir.

Varlıkları ticarî ve iktisadî bütünlük kapsamında satılan şirketlerin, kamu kurum, kuruluşları ve üst kurullara olan ve satış tarihine kadar tahakkuk etmiş borçlarının, satış bedelinden garameten tahsil edilmesi, garametle dağıtım sonrasında, bakiye borç kalmasının, lisans, ruhsat, imtiyaz sözleşmesi, geçici frekans ve kanal kullanımı ve benzeri hakların devri ve yeni alıcısı tarafından işletilmesi için gereken ve kamu kurum, kuruluşları ve üst kurullarca yapılması gereken devrin tescil ve nakli işlemine engel teşkil etmemesini öngörmektedir.

Ticarî ve iktisadî bütünlük oluşturulmasına karar verilmesinden itibaren, iki yıl içerisinde, ticarî ve iktisadî bütünlük oluşturan mahcuzların, Fonun izni olmaksızın, imtiyazlı alacaklılar dahil, üçüncü kişiler tarafından muhafaza altına alınması ve satışının talep edilemeyeceğini, mahcuzların maliklerinin iflasına karar verilemeyeceğini, ilgili tahkikatlar hakkında zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini öngörmektedir.

Satışın, kanunda öngörülmeyen diğer esas ve usullerinin, Fon tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir. Bu hükümle fon, satışın usul ve esaslarını yönetmelikle düzenleme yetkisini kazanmaktadır. Yönetmelik, Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe gireceği için de, satışın hangi usul ve esaslara göre yapılacağı herkes tarafından önceden bilinecektir.

Özel radyo ve televizyon yayın kuruluşunda, yabancı sermayenin payının, ödenmiş sermayenin yüzde 25'ini geçemeyeceğine ilişkin 3094 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (h) bendini "bir ulusal radyo ve televizyon yayın kuruluşunda yabancı sermayenin payının, bu kanunun ilgili diğer maddeleri saklı kalmak kaydıyla, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaması, yüzde 50'den fazla yabancı sermaye payı bulunan toplam radyo ve televizyon yayın kuruluşu sayısının, ulusal yayın yapan kuruluş sayısının dörtte 1'inden fazla olmaması, bölgesel ve yerel radyo ve televizyon yayın kuruluşlarında yabancı sermayenin hisse sahibi olmaması" şeklinde yeniden düzenlemektedir.

Türkiye'de, radyo ve televizyonlarda yabancı sermaye payı vaktiyle sıfırken, yabancı sermayenin bu sektöre rekabet, kalite ve etkinlik anlamında yararları olacağı düşünülerek, yerel televizyonları da kapsayacak şekilde, yabancı sermaye payının yüzde 25 olarak yeniden belirlenme ihtiyacı duyulmuş; ancak, RTÜK Yasasının yürürlüğe girdiği 1994 yılından bugüne kadar yüzde 25'lik bir payla, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi imkân dahilinde olmamıştır. Çünkü, o yabancı sermaye kuruluşlarının da kendilerine göre bir beklentileri var ve bu beklentilerine uygun pozisyon alamadıkları takdirde, Türkiye radyo ve televizyon piyasasına girme istekleri olmadığı geçen zaman içerisinde açıkça görülmüştür.

İşte, bu kanun teklifiyle, hem Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun varlıklarının ve bu varlıklar içerisinde yer alan radyo ve televizyonların bir an önce satışıyla ilgili düzenleme yapılırken hem de yabancı sermayenin Türkiye radyo ve televizyon piyasasına girmesini sağlayacak bir düzenleme yapılarak, bu sektörde rekabetin, dolayısıyla kalitenin ve etkinliğin de artırılması amaçlanmaktadır.

Özel radyo ve televizyon yayın kuruluşlarının faaliyet gösterdiği medya sektöründe yabancı sermaye payı konusuna ilişkin Avrupa uygulamalarında herhangi bir sınırlama olmayan, belli bir oranla sınırlı tutulan veya karşılıklılık esasının bulunduğu üç rejim söz konusudur.

Bugün Avrupa'nın en önemli ülkelerinden Almanya'nın yanı sıra Belçika'da, Çek Cumhuriyetinde, Portekiz'de, Slovakya'da, Slovenya'da yabancı sermaye kısıtlaması olmadığı gibi, AB üyesi ülkelerin birbirlerine karşı da genellikle yabancı sermaye kısıtlaması bulunmamaktadır. İtalya'da da, mütekabiliyet koşullarına bağlı olarak yabancı sermaye kısıtlaması yoktur. Şu andaki mevcut teknoloji düzeyiyle zaten uluslararası pek çok yayın kanalı Türkiye'den de izlenmektedir. Bugün kendi dillerinde yayın yapan bu yabancı kanallar, yarın Türkçe yayınlar şeklinde de Türkiye'ye yönelik yayın yapabilirler. Yani, gelişen teknolojileri ve koşulları yasalarla durdurmak, bastırmak ve engellemek mümkün değildir. Yapılması gereken, devletimizin bu sektördeki düzenleyici ve denetleyici rolünü hâkim kılmaktır, güçlü kılmaktır, etkin kılmaktır.

Ayrıca, uluslararası yayın kuruluşlarının yurt dışından Türkiye'ye yönelik diledikleri gibi yayın yapmaları yerine, Türkiye içinden, düzenleyici ve denetleyici kurallara uyarak yayın yapmalarının ülkemiz menfaatları bakımından daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Kaldı ki, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelişi, uluslararası yayın standartlarının Türkiye'de de uygulanması ve bu standartlara uyulması sonucunu doğuracaktır. Özetle, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelişinin hem medya grupları hem medya çalışanları ve hem de halkımız açısından pek çok faydaları olacağına inanıyoruz.

Bu nedenlerle, hiç kimse, ulusal hassasiyetlerimiz noktasında kendisini herkesten daha vatanperver olarak önde görmeye kalkışmamalıdır ve hiç kimse, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri olarak bizlerin vatan sevgisini ve vatana bağlılığını görmezlikten gelmemelidir.

Kaldı ki, halen geçici frekans tahsisi çerçevesinde faaliyet gösteren yayın kuruluşlarının satışı sonrası, diğer yayın kuruluşlarının frekansa yönelik tabi olduğu prosedüre tabi olacağı, bir istisnanın söz konusu olmayacağı, bu kanun teklifinde de böyle bir ayrıcalık öngörülmediği herkesin malumudur.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde "radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın temel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır" denilmekte, bu yayınların, cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı vurgulanmaktadır.

Aynı kanunda belirtilen radyo, televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken yayın ilkelerinden bazılarını sizlere sunmak istiyorum. Bu yayın ilkelerinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmaması, toplumu şiddete, teröre, etnik ayırımcılığa sevk eden veya halkı, sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkân verilmemesi, insanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması, yayınların, toplumun millî ve manevî değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması yer almaktadır.

Bu yasal düzenlemeler dikkate alındığında, Türkiye'de radyo ve televizyon kanalı satın alacak yabancı sermayenin, bu kanun ve kurallara uymadan faaliyetini sürdürmesi mümkün değildir.

Anayasamızın 88 inci maddesinde, kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve milletvekillerinin yetkili olduğu, kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esaslarının İçtüzükle düzenleneceği belirtilmekte, Meclis İçtüzüğümüzün 74 üncü maddesinde ise, milletvekillerince verilen kanun tekliflerinde bir veya daha çok imzanın bulunabileceği beyan edilmektedir.

Anayasamızın 88 inci maddesi ve Meclis İçtüzüğümüzün 74 üncü maddesinde, kanun tasarı ve teklifleri yönünden Bakanlar Kurulu ile milletvekilleri arasında herhangi bir konu sınırlaması olmadığından, bu konunun, neden kanun tasarısı şeklinde değil de, birkısım milletvekilleri tarafından kanun teklifi olarak Meclis gündemine getirildiği eleştirilerinin hiçbir dayanağının bulunmadığı ortadadır.

Kaldı ki, kanun tasarı veya teklifinin şekline değil de, içeriğine daha fazla önem verilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye'de kuvvetler ayrılığı prensibi geçerlidir ve yürürlüktedir. Yasama, yargı ve yürütme birbirinden ayrılmıştır ve bağımsızdır. Yasama yetkisi de, Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Kanun tasarı ve tekliflerinin yasalaşma sürecinde ilgili bütün kurum ve kuruluşların görüş ve önerileri alınmakla birlikte, sonuçta yasamada karar mercii, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği yasalara da ilgili bütün kurum ve kuruluşlar uymak ve bunları uygulamak zorundadır.

Sonuç olarak, bu kanun teklifimizin, halkımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Grubumuz ve şahsım adına Yüce Meclisi ve halkımızı bir kere daha saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 15 Mart 2005

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook