Çalışma saatleri hakkında
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 918 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ HAKKINDA); konuşma 918 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Çalışma saatleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-03-15-calisma-saatleri-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum ve 832 sıra sayılı Kanun üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, 1 inci maddeyle ilgili görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Yasa görüşülmeye başlandığı sırada, bir af içerip içermediği ve reddedilmiş olduğu için, aradan bir yıl geçmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülüp görüşülemeyeceğine ilişkin birtakım tartışmalar yapıldı.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın 87 nci maddesi fevkalade açıktır. Bu maddede, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan genel ve özel af yetkisi ifade edilirken, bu af yetkisinin adlî yahut idarî, hürriyeti bağlayıcı yahut para cezası olup olmadığı üzerinde herhangi bir ayırım yapılmamış ve affın türlerinden herhangi biri bu yetkinin kapsamının dışında tutulmamıştır. Onun için, Anayasanın, hele Türkiye Büyük Millet Meclisinin af yetkisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Cumhurbaşkanına tanınmış af yetkisine uzanarak, buradaki affın idarî cezaları içermediği konusunda birtakım yorumlara sapılması fevkalade yanlıştır. Hukuk fakültelerinde eğitim görmüş olanların bu tür bir hataya düşmemiş olmaları gerekir diye düşünüyorum ve memnuniyetle görüyorum ki, Sayın Başkan, oylama sırasında beşte 3 çoğunluk arayacağını ifade ederek, böyle bir yanlışa saplanılmasının önüne geçmiş olmaktadır.
Diğer taraftan, tartışmalar esnasında, kimi arkadaşlarımızın, bundan önce yapılmış olan uygulamaları burada dile getirerek, reddedilmiş yasaların bir yıl beklenmeden de Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesine imkân bulunduğu doğrultusunda birtakım fikirler ifade etmelerini de üzüntüyle karşılıyorum. Bu tür uygulamalar yapılmış olabilir; ama, bu tür uygulamaların yapılmış olması ve o sırada herhangi bir milletvekilinin veya herhangi bir siyasî parti grubunun, buna, İçtüzüğün 76 ncı maddesini öne sürerek itirazda bulunmaması, yapılan uygulamaya doğruluk ve haklılık kazandırmaz. Yanlış üzerine hak inşa edilmez. Yanlışın her tespit edildiği aşamada bundan dönülmesi gerekir. Bu amaçla, ben, reddedilmiş olan bir kanunun, bir kanun teklifi ve tasarısının, yine bir yıl geçmeden görüşülmemesi esasına uyulmasında yarar olduğu görüşümü burada yinelemek istiyorum. Herhangi bir uygulama olması, bu görüşün taşıdığı haklılığı zedeleyecek bir olay değildir, karşı görüş olarak ifade edilecek, hatta, tartışılabilecek bir durum da değildir.
Bunları ifade ettikten sonra, yasanın 1 inci maddesiyle getirilmiş olan geçici madde 50'yle, 2547 sayılı Kanuna eklenen geçici madde 50'yle ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Burada, her ne sebeple olursa olsun, 29.6.2000 tarihinden bugüne -yürürlüğe girdiği tarihe- kadar üniversitelerle ilişkileri kesilmiş olan öğrencilere, üniversite eğitimine devam imkânı getirilmekte ve üç imtihan hakkı tanınmaktadır. Böyle bir düzenlemede kamu yararı var mıdır? Bunu iki açıdan irdelemek gerekir.
Birincisi, bu yasa teklifi, kamu yararına yönelik midir? Biliyorsunuz, bütün erklerin kamu yararı nihaî amacına yönelik olarak kullanılması gerekir. Ama, gerekçeye bakıyoruz, deniliyor ki, toplumda bir beklenti uyanmıştır, bir beklenti yaratılmıştır. Her ne kadar yanlış olsa da, sık sık af çıkması... Bir daha çıkmaması için uyarıda bulunalım; ama, bu beklentiyi karşılayalım.
Değerli arkadaşlarım, bu bir kamu yararı amacı değildir. Bu bir beklentiyi karşılamaktır, bunun adı da -açık konuşalım- popülizmdir. Yasama erkini bu amaçla kullanmaya yetkiniz olmamak gerekir. Biz, bu düzenlemeyi, eğitimin daha kaliteli hale getirilmesi için yapıyoruz diyebiliriz. Biz, bu düzenlemeyi, öğrencilerin daha coşkulu bir eğitim hayatına geçmesini, daha kaliteli bir eğitim almasını sağlamak için yapıyoruz diyebiliriz. Ama, beklenti karşılamak için, yanlışlığını da ifade ettiğiniz bir düzenlemeyi getirmek, kamu yararı amacına yönelmek değildir. Burada nihaî amaç, kamu yararını gerçekleştirmek değil, beklentileri karşılamaktır.
Bir başka açıdan da kamu yararını arayalım, o açıdan da değerlendirelim bu teklifi. Kamu yararı amacının gerçekleşebilmesi, kamunun yarar görebilmesi için eğitime bir şeyler katması gerekir yapılan düzenlemenin. Acaba, eğitime bir şeyler katıyor mu? Sık sık, hemen hemen iki yılda bir tekrarlanan aflar, acaba, eğitimin kalitesinin yükselmesine, hem eğitimi veren hem eğitimi alan bakımından herhangi bir katkıda bulunuyor mu; hayır, değil. Şimdi, şu tarihte kayıtları silinmiş öğrenci konumunda olanların bir kısmı, pek çok kez, çıkan bu af yasalarından yararlandılar. Pek çok kez kayıtları silindi, yeni çıkan aflarla tekrar sisteme dahil edildiler ve bugün affedeceğimiz öğrencilerin içerisinde gene tekrar tekrar affetmiş olduklarımız var. Eğer affetmenin eğitime bir yararı olsaydı, bu öğrenciler bu konuma gelmezlerdi. Sürekli çıkan af, öğrencide bir beklenti yaratıyor. Tembellik yapsam da, nasıl olsa iki yıl tembellik yaparım, kaydım silinse bile, iki yıl sonra treni bir yerinden yakalar, eğitime devam ederim; bizim için hak zaten af çıkarması Meclisin... Öğrencide böyle bir beklenti yaratıldığı zaman, öğrencinin dersini can kulağıyla dinlemesi ve tüm varlığıyla kendini derslerine çalışmaya adaması mümkün değildir. Bunu bir eğitimci olarak biliyorum, eğitimci kökenli arkadaşlarımın hepsinin de bildiğine inanıyorum.
Hele hele disiplin cezası nedeniyle kaydı silinenler... Bir öğrenci, kendisine ders veren öğretim üyesine hakaret etmiş, kaydı silinmiş, tekrar onu öğretim üyesinin karşısına oturtuyorsunuz. Bu nasıl bir eğitim disiplini anlayışı?! Ve sık sık da aynı şeyi çıkardığınız aflarla yapıyorsunuz. Bu öğrencilerde, aklıma gelen hakareti yapayım, canımın istediği münasebetsizliği sınıfta yapayım, nasıl olsa, iki yıla kalmaz bir af çıkar anlayışı yaratıyorsunuz. Böyle bir anlayış çerçevesinde eğitimde disiplin sağlamak mümkün müdür; hayır. O zaman, getirdiğimiz düzenleme, eğitim ilkeleri bakımından herhangi bir yarar sağlamaya yönelik bir düzenleme değildir.
Peki, yükseköğretim kurumları acaba afla gelecek yükü karşılayabilecek bir durumda mıdır? Üniversitelerimize, öğrenci sayıları da gözetilerek bütçeden birtakım tahsisler yapılmıştır; ama, şimdi, biz, mevcut öğrenci sayısını birkaç kere kabartacak bir öğrenci yükünü, yükseköğretim kurumlarına bu afla göndermiş olacağız. Bu, çalışmayan öğrencinin, çalışmaktan başka hiçbir günahı olmayan öğrencinin üniversitede sahip olduğu imkânlara ortak olması demektir; o imkânların iki kere, üç kere azaltılarak, çalışkan öğrencinin yararlanacağı bu imkânlardan, çalışmamış öğrencinin yararlanması suretiyle, bu imkânları azaltması demektir; öğretim üyesinin öğrenciye ayırması gereken zamanın azalması demektir.
Acaba, bunları kaldırmaya bizim yükseköğretim kurumlarımızın kapasitesi yeterli midir; kuşkusuz yetersizdir. Yetersiz olduğu için de, yaptığımız bu işlem, eğitimin kalitesini düşürmekten öte bir sonuç vermeyecektir ve yaptığımız bu tasarrufla, derslerini çalışmakta yeteri kadar başarı göstermemiş, özen göstermemiş öğrenciler için, özen göstermiş öğrenciler, imkânları azaltılmak suretiyle cezalandırılmış olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 15 Mart 2005