İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 70. BİRLEŞİM · SALI

23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)

Mustafa Özyurt

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 1.767 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Özyurt (CHP), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23.02.2005 TARİH VE 5306 SAYILI YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR (S.S.832)); konuşma 1.767 kelime.

Mustafa Özyurt (CHP, Bursa). “23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2005-03-15-23-02-2005-tarih-ve-5306-sayili-yuksekogretim-kanununa-gecici-madde-ek (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 832 sıra sayılı, 23.2.2005 günü kabul edilen 5306 sayılı Yük-

(x) Kanunun ilk görüşmeleri 23.2.2005 tarihli 62 nci Birleşimde yapılmıştır.

(xx) 832 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

seköğretim Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca geri gönderilen, tekrar görüşmek üzere olduğumuz tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi ve kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhurbaşkanının geriye gönderme gerekçesi üzerinde, başlangıçta durmayı düşünmüyordum, açık söyleyeyim; ama, biraz evvelki tartışmalardan sonra, Anayasanın bir maddesini size okuyarak sözlerime başlamak istiyorum.

87 nci maddenin sonuna doğru "Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir" deniliyor.

Burada "genel ve özel af" kavramını koymuş ve Sayın Cumhurbaşkanı da bu kavramdan yola çıkarak yasayı geri göndermiştir.

Arkadaşlar, bu af kapsamına giren öğrenci sayısı, yanılmıyorsam, 342 veya 343 olacak, çok az bir sayıdır; ama, bu da Cumhurbaşkanının gerekçesi olarak, bir af niteliği taşıdığı için geriye göndermiştir.

Ben, hukukçu değilim, hukukçu arkadaşlar gibi bazı şeyleri o tarafa, bu tarafa çekme yeteneğim de yok; açık söyleyeyim. Objektif olarak gördüğüm, şu okuduğum maddeye dayanarak, Sayın Cumhurbaşkanı yerden göğe kadar haklıdır. Özel veya genel af niteliği taşıyan bu yaptığımız yasa, Cumhurbaşkanının geriye göndermesi için yeterli bir nedendir. Onun için, bunun tartışması bence yapılmamalıdır ve mutlaka, burada, beşte 3 çoğunluk aranmalıdır veya disiplin suçu olan o kısım dışarıya çıkarılarak tasarı tekrar görüşülebilir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının tam kapsamına girmeden önce, biraz tarihsel geçmişinden söz etmek istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihine öğrenci affı diye gelen tasarı, ilk kez 1950'de Demokrat Parti İktidarında gelmiştir. O tarihe kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde öğrenci affı diye bir kapsam yoktur. O tarihten 1983'e kadar yine buna ait bir şeyle karşılaşmıyoruz; ama, enteresandır, 1983'ten bu tarafa 14 kere af yapıyoruz arkadaşlar. İsterseniz bunları söyleyeyim; 1984, 1986, 1988, 1991, 1993, 1995, 1997 ve son af 21 Haziran 2000 tarihinde çıkarılmıştır. Bu yasayı da buldum, bir üniversite öğretim üyesi olarak da üzüldüm; bu 21 Haziran 2000 tarihinde çıkarılan yasaya göre, 12 Eylül 1980 tarihinden 1999-2000 öğretim yılına kadar, her ne sebeple olursa olsun, ilişkileri kesilmiş veya kesilme durumuna gelmiş öğrenciler üniversiteye geri dönüyorlar.

Arkadaşlar, 1983 yılında üniversiteyle ilişkisi kesilmiş bir mimarlık fakültesi 2 nci sınıf öğrencisini düşünün ve 2000 yılında, bu öğrenciyi geriye alıyorsunuz; öğrenci 22 yaşında, 46 yaşına gelmiş; kendisinden sonra gelenlerin kaç kademesi mezun olmuş; ama, bu yasayla geri gelmiş. Şunu söyleyeyim: Bu yasayla geri gelen öğrencilerden yalnız yüzde 4'ü üniversiteye devam etmiştir ve yine, işin enteresanı, bir üniversitemizde, bu yasayla geri dönmüş öğrencilerden hiçbirisi mezun olmamıştır.

Şimdi, bu yasayı, taslağı, tasarıyı elimize aldığımızda, bunun, aslında iki yönü var; bir tanesi, gerçekçi yönü. Gerçekten, bu af yasasıyla ne kazanırız, ne kaybederiz; bu, işin bir gerçekçi yönü; bir de, işin duygusal veya popülist tarafı var. Politikacıların çoğunun yapmış olduğu, işin popülist tarafını alıyoruz, gerçekçi yönünü aldığımız yok arkadaşlar.

Bugün, bu tasarı buradan geçecek olursa, 210 796 örgün ve 453 445 açıköğretim öğrencisi üniversiteye geri dönecektir.

Arkadaşlar, şu anda, üniversitelerimizde okuyan öğrenci sayısı, örgün öğretimde 1 800 000'dir ve açıköğretimde de 662 000 öğrenci okumaktadır 2003-2004 öğretim yılında; yani, geriye alacağımız, af kapsamıyla üniversiteye geri alacağımız öğrenci sayısı, yaklaşık olarak, şu anda okuyan öğrenci sayısının yarısıdır. Bu öğrencileri aldığımızda ne yapacağız? Öğrenciler üniversiteye geri döndüler; nasıl hareket edeceğiz? Üniversitenin karşılaşacağı en büyük sorun, bir kere, yer sorunu olacaktır; binlerce öğrenci geriye gelecektir ve bunu, İktidar Partisi hiç düşünmemektedir; bu öğrenciler geri geldiğinde nereye oturtacağız, hangi hocalardan ders vereceğiz bunun farkında değildir; tamamen, işin siyasî tarafındadır ve bu öğrenciler gelsinler, amfilere girsinler, ders dinlesinler...

Hemen şunu da söyleyeyim: Bu öğrencilerin büyük bir kısmı üniversiteye geri dönecekler, kayıtlarını belki yaptıracaklar; ama, diyecekler ki: "Hocam, biz, zaten, biliyorsunuz, kaç dönemdir dışarıdayız, izin verirseniz biz derse gelmeyelim." Hoca "peki" diyecek "gelmeyin hadi, göz yumalım..." Sınav zamanı geldiğinde de, bu öğrenci diyecek ki: "Efendim, zaten biliyorsunuz, zaten ben devam etmedim; izin verirseniz, sınavda da bana biraz hak tanıyın..." Yani, işin başından, bu öğrencileri geri almakla, üniversitenin başına çok büyük bir dert sarmış oluyoruz.

Diyeceksiniz ki: "Peki, bu kadar öğrenci ayrılsın gitsin mi, yazık değil mi?" Tabiî yazık, bunu da kabul ediyorum; ama, Parlamentonun işi değil bu arkadaşlar. Öğrencileri affedip de, tekrar gelin siz, okuyun, tekrar sınava girin demek Parlamentonun hakkı değil. Parlamentonun yapacağı iş, bunu üniversitelere verir, der ki: "Bu işi çözme işi üniversitelerindir." Üniversiteler bu işi çözme yoluna gider.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; dünyanın, gelişmiş hiçbir ülkesinde öğrenci affı diye bir olay yoktur. Parlamentonun böyle bir yetkisi de yoktur; öğrencileri affediyoruz, tekrar gelin üniversitede okuyun, tekrar sınava girin demeye hakkı yoktur. Bu bir haksızlıktır.

Biz, bunu yapmakla neler yapmış oluyoruz, onu da hemen söyleyeyim: Başlangıçta, başarısızlığa ödün vermiş oluyoruz arkadaşlar. Üniversite kapısında bekleşen milyonlarca öğrencinin hakkını yemiş oluyoruz. Üniversiteye yeniden, başarısız, hatta kendi isteğiyle ayrılmış olan öğrencileri almakla, üniversitenin başına bir dert sarmış oluyoruz; alın, yeniden sizin başınıza bir dert sarıyoruz diyoruz.

Tabiî, siyasî iktidarlar, bu işlerde cingözlük peşindeler. Yani, kusura bakmayın... Acaba, bunu nasıl oya dönüştürebiliriz... Burada 250 000 öğrenci var, 250 000 öğrenciyi ailesiyle çarpacak olursanız 4 misli yapar, yaklaşık olarak 1 000 000 oya dönüşür düşüncesindeyiz. Bu düşüncelerle hareket ettiğimiz için de, sanıyoruz ki, bunların hepsi iktidara oy verecektir. Yanılıyorsunuz, böyle bir şey olmayacaktır arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu öğrencileri şöyle bir ele aldığımızda, 210 000 öğrencinin nasıl dağıldığını size sergilemek istiyorum: Örneğin, 51 646 öğrenci kayıt yenilemediği için üniversiteyle ilişkisi kesilmiştir. 40 199 öğrenci başarısız olduğu için üniversiteden ayrılmıştır. 24 800 öğrenci ise üniversiteye devam etmemiştir. 84 554 öğrenci ise kendi isteğiyle üniversiteyi bırakmıştır.

Bakın, şu rakamlardan, üniversite öğrencilerinin çoğunun üniversiteye uyamadığını, üniversite öğrencisi olmak istemediğini görüyoruz ve siz ısrarla diyorsunuz ki: "Gelin, size üniversiteyi tekrar okutalım, gelin üniversite öğrencisi olun." Buradan belki çok çok az bir kısım üniversiteye geri dönecektir; ama, büyük çoğunluğu bu yasadan yararlanmayacaktır, onu bilgilerinize sunayım istiyorum arkadaşlarım.

Bu arada, dediğim gibi, daha önceki yasadan yalnızca yüzde 4'ü üniversiteye girmiş ve bitirebilmiştir ve bir üniversitemizden de hiçbir öğrenci mezun olmamıştır, 2000 yılında çıkan yasayla, geri dönüp de bir tek öğrenci mezun olmamıştır arkadaşlar. Zaten tartışma konusu yaptığımız, öğrenimimizin iyi olmadığını, dünya ülkelerince çok da beğenilmediğimizi hepimizin kabul ettiği bir durum var. Biz bunlara "başarısız, üniversiteyle bağdaşamamış, kendi isteğiyle ayrılmış olanları tekrar üniversiteye alalım" diyoruz. Bununla üniversiteye bir darbe daha vurmuş oluyoruz.

Gelelim işin popülist yanına. Dediğim gibi, şimdi arkadaşların büyük çoğunluğu, İktidar Partisi milletvekilleri çıkacak diyecekler ki: "Yüzde 4'ü kazansak az mı olur?" Az olmaz tabiî; ama, gönlümüzde yatan, geri kalan yüzde 96'yı kazanmanın yolu. Bu yüzde 96 öğrencimizi nasıl kazanabiliriz? Bunun için de, dediğim gibi, doğru dürüst bir yasal düzenleme yapmak zorundayız ve bunu Parlamento değil, üniversitelerin çözmesini istemek zorundayız, üniversiteler bu sorunları çözmelidir. Yoksa, Parlamento her seferinde yeni yasa çıkararak... Şunu da söyleyebilirim: Önümüzdeki yıllarda seçim yaklaşıyor, yine aynı şekilde popülist politikalarla bir öğrenci affı daha çıkarılacaktır. Gerçi, Sayın Komisyon Başkanımız "eğer bundan sonra af yasası gelirse, önce ben karşı çıkacağım" dedi; ama, bunun hiç de bir garantisi yoktur. Önümüzdeki yıllarda da bir tasarı geldiği zaman, bir sonrakinde ben karşı çıkacağım diyebilir tabiî.

Aslında, dediğim gibi, iktidar, buradan tamamen siyasî rant peşinde; yoksa, ülkedeki eğitimin iyi olması, üniversite eğitimimizin iyi olması diye bir düşüncesi yok. Daha önceki konuşmalarımda da söyledim, iktidarın üniversiteye herhangi bir katkısı olmamıştır. Üniversite öğretim üyeleri için düzenleyici hiçbir şey yapmamıştır. Duyuyorum, Başbakan yeni üniversiteler açmak niyetinde, 15 tane yeni üniversite açmak niyetinde; ama, 30 tane hukuk fakültemizdeki öğretim üyesi sayısı 15 hukuk fakültesine yetmeyecek kadar azdır; ama, yeniden üniversite açalım diyorsunuz. Bu da, dediğim gibi, tamamen popülist politikalarla yapılan bir iş; yoksa, üniversitelerimizin kalitesini şöyle sıraladığımız zaman, 4-5 üniversitemizin dışında, uluslararası düzeyde gösterebileceğimiz üniversitemiz yoktur. Bunu isteseniz de istemeseniz de kabul etmek zorundasınız; çünkü, bu bir gerçektir arkadaşlarım.

Konuşursunuz tabiî, sıranız geldiğinde konuşursunuz, bir şey söyleyeceksiniz zannettim.

Bu arada, arkadaşlar, üniversiteden ayrılmak zorunda kalanların bazıları harç yatıramadıkları için üniversiteden ayrıldıklarını söylemektedirler. Gerçi, Danıştayın son bir kararıyla artık üniversiteden, devlet üniversitelerinde, harç yatıramadığı için ayrılma zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Ayrıca, siyasî iktidar gerçekten bu işte samimîyse, şöyle bir fon getirebilir; der ki, sosyal devlet desteği fonundan üniversitede okuyan öğrencilerin bu harçlarının yatırılmasını devlet üstlenebilir ve böylece de bu yüzden, üniversiteden ayrılmış öğrenci sayısı oldukça azalır.

Değerli arkadaşlarım, zamanı geldiğinde "biz hiçbir zaman popülizm yapmayacağız; çünkü, popülizmin ülkeye hiçbir yararı olmamıştır" sözlerini dilinden düşürmeyen Sayın Başbakan ve "bir akademisyen olarak öğrenci affına karşıyım; ama, hükümet üyesi olarak ve bir AKP milletvekili olarak da öğrenci affına olumlu bakıyorum" diyen Sayın Millî Eğitim Bakanımız burada; bu sözleri kendi ağzından duyduğumu hatırlıyorum. Dediğim gibi "bundan sonraki affa önce ben karşı çıkacağım" diyen Sayın Komisyon Başkanımız da burada. Halep oradaysa arşın burada; önümüzdeki yıllarda, bu tür yasalar yine karşımıza gelecek, yine bu tür konuşmaları yapacağız arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Bu affı bekleyen öğrencilerimiz var, bunu da kabul ediyorum; ama, şu arada, öğretim üyesi olarak birkaç şeye değinmek istiyorum. Geçen hafta, yani, 2000 yılında çıkan yasada şöyle bir madde var; diyor ki: Örneğin, üçüncü sınıftasınız yahut ikinci sınıftasınız; üç dersten, bir üst sınıfa devam etme hakkı veriyorsunuz. Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, matematik-1'i okumamış bir öğrenci, bir üst sınıfa gidiyor ve diyor ki: "Ben, matematik-2'yi almak istiyorum." Hocası diyor ki: "Sen, matematik-2'den zaten geçememişsin, evvela şu matematik-1'i bitir." "Efendim" diyor "yasa bana bu hakkı vermiş; ben matematik-2'yi almak istiyorum." Arkadaşlar, bu iş yasayla olmaz. Çocuk matematik-2'yi okumadıktan sonra, matematik-1'i öğretemezsiniz. Onun için, gelin, bu işi üniversitelere bırakalım, bu işi üniversiteler düzenlesin, nasıl yapacağını onlar daha iyi bilirler... Şurada, hekim arkadaşlarım var, hemen karşımda oturuyorlar. Dün 14 Mart olduğu için çok daha rahat söyleyebilirim; anatomi dersini okumadan, bir çocuğa cerrahî öğretemezsiniz; insan anatomisini bilmiyorsa, o çocuk cerrahî öğrenemez. İşte, bu yasalarla biz bunu yapıyoruz. Diyoruz ki, sen, kardeşim, anatomi okumana gerek yok, sen evvela cerrahîye başla; keseceğin damarlar falan mühim değil, öldüreceğin insanlar da o kadar mühim değil; ama, sen anatomi bilmesen de olur. İşte, gerek 2000'de çıkan yasada gerekse bizim, bugün, şu konuştuğumuz yasada, böyle, kelimenin tam anlamıyla fahiş hatalar yapıyoruz. Onun için, benim size teklifim; bu işi üniversiteye bırakalım, bu işi üniversite yapsın. Gelin, biz yaptık oldu demeyelim. Sonra, yıllar geçtikten sonra, insanın önüne bunu koyarlar; haberim yoktu efendim, kusura bakmayın, ben o gün yoktum, farkında olmadım diyemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, ciddî hiçbir inceleme ve araştırmaya dayanmadan, ilgili kurum ve kuruluşların görüş ve önerileri alınmadan, salt siyasî çıkarlar gözetilerek genelde her hükümet değişikliğinde gündeme getirilen ve çok sık çıkarılan öğrenci af yasaları, başarısız ve üniversiteye uyamayan öğrencilere gereksiz prim vermekte ve bunun bedelini de genelde devlet ve üniversiteler, üniversiter sistem, özelde ise aileler ve çalışkan öğrenciler ödemektedir. Popülist yaklaşımlarla yasayı çıkarmaya çalışanları bence kim affetsin!

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 15 Mart 2005

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook