İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 95. BİRLEŞİM · SALI

(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde

Hasan Ali Çelik

Sakarya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 95. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Haziran 2004 · 1.172 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Ali Çelik (AK Parti), 1 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE); konuşma 1.172 kelime.

Hasan Ali Çelik (AK Parti, Sakarya). “(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ali-celik-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; orman köylülerinin sorunlarının araştırılarak orman köylerinin kalkındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, daha önce Meclisimizin gündeminde olan bir maddeyi okuyarak konuşmamı yapacağım; bu da 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi. "31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları orman sınırları dışına çıkarılır" deniliyor bu yasada; Anayasaya bağlı olarak. İfade edeceklerim ve örneklerim bunları içereceği için, önce bunu söylemek istedim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizin en düşük gelir düzeyine sahip olan orman köylülerimiz, yaklaşık 20 000 köy, 7 500 000 insanı kapsamakta; bunlar, hakikaten hizmet beklemekteler. Ben teşekkür ediyorum kuruluşuna vesile olanlara; bize bu görevi verenlere ve görev alan arkadaşlara, huzurlarınızda baştan teşekkür ediyorum; çünkü, gittiğimiz yerlerde gördüklerimizi, dinlediklerimizi, anladıklarımızı, anlatılanları kısaca sizlerle paylaşacağım ve bu Meclisteki arkadaşlarım, gerek AK Partili gerekse Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım da bunları izlediler. Nedir bunlar diye baktığımızda; bu uyumlu komisyonunun, olumlu komisyonun faydalı ve sonuç getirici bu komisyonun -inşallah, Meclis gündemine geldiğinde göreceğiz- bu çalışmalardan çok şey elde ettiğini beraberce müşahede edeceğiz.

Ne istiyorlar diye baktığımızda -dinlediklerimizden ifade ediyorum- orman köylümüz, en başta, mülkiyet sorununun hallini istiyor; en başta mülkiyet sorununun halli, kadastro, tapu... Tabiî, bununla birlikte şu önemli: Elimde bir dosya var; bu dosyadan bir iki numara söyleyeceğim tapuyla, mülkiyetle ilgili. Bu dava 1982 yılının davası ve 1986'da sonuçlanmış; ama, bugün, bizim gittiğimiz ziyaretlerde bizim elimize verilen dosya; Şile İlçesi Oruçoğlu Köyü; bize muhtarı bir raporla vermiş. Burada deniliyor ki: "Davacı, Orman Genel Müdürlüğü adına orman bölge şefliği. Davalı da, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Ankara, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Ankara." Yani, kamu kuruluşları birbirlerini mahkemeye veriyorlar; arada ezilen vatandaş. "Bu yer benim" diyor; ekiyor, dikiyor ve hazine adına bu yeri işlemeye dair bedel veriyor; ama, bir bakıyorsunuz ki, bir zaman sonra "terk et bu yeri" diye devletin kurumları arasında bir anlaşmazlık var. 1980'li yıllar, 1990'lı yıllar; hâlâ sürüyor. Biz niye kurduk bu komisyonu; işte bunlar çözülsün diye kurduk. Bu mahkeme dosyaları arasında bu vatandaşları ezmekten, sürünmekten kurtaralım diye kurduk ve ilk defa kuruldu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, örneği buradaki bir dosyaydı; devam ediyorum: Sakarya, Düzce, Ordu, Giresun, Trabzon gibi fındık üreten Karadeniz illeri var. Ben de bunların bir tanesinde, Sakarya İlinde bir fındık üreticisiyim. Açma yapılmış; elli yıllık, seksen yıllık, belki, bir kısmı da yirmi yıllık. Evet, burada suç teşkil edecek durumda olanları da var; ama, görüyoruz ki, bütün bunlarla birlikte, biz, şimdi "yargı kararıdır" diyoruz, o fındık bahçesini sökmeye başlıyoruz. Arkadaşlar, yeryüzünde bunun başka bir yeri yurdu varsa, çoluk çocuğunu geçindirecek 1 dönüm yeri varsa elinden alalım, ağaç dikelim, çam dikelim, çınar dikelim, onun altında serinleyelim; ama, 1 dönüm başka yeri yok. Ne yapmak lazım geldiğini de elbette söyleyeceğiz. Bunları gördüğümüz için söylüyorum, birini suçlamıyorum; yani, insanların bize serzenişlerini, yalvarışlarını, yakarışlarını söylüyorum.

Bütün bunlar olurken, Muğla'ya gittik; baktık, Muğla'da ne gördük; Muğla'da fıstıkçamı var. Diyorlar ki: "Bununla geçiniyoruz, başka çaremiz yok; ama, Muğla'da bir başka çam dikemiyoruz, fıstıkçamı dikemiyoruz; dikersek, hava haritalarında yeşil alan görülür, orman görülür; yarın elimizden alınır diye." Ne yapacağız o zaman?!. Bu insanlar, bu fıstıkçamlarının kozalaklarını toplayıp, çıkarıp satıyorlar; geçimleri bu. Biz, bunların elinden burayı da alırsak "hayır, bu çamlar sizin değil" dersek, arasına bir tane daha ekin de hem ülke yeşil olsun hem bir çam daha elde edelim hem de siz, meyvesini satıp geçinin, iyi yaşayın demezsek, biz görevimizi yapmış olur muyuz?! O feryatları burada duyurmak istediğim için bunları söylüyorum.

Yine, Mersin'e gittik; Erdemli İlçesinde 7-8 katlı 4 tane blok gördüm -değerli arkadaşlarımız da gördü- ve her tarafı yerleşim yeri. Bu yerleşim yerindeki insanlarımız, çıkmışlar sabahın saat 8.00'inde, toplanmışlar; bizim yanımıza -komisyon olarak beraberdik- geldiler; dediler ki: "Bizi kurtarın...Tapumuz yok, bir kooperatif marifetiyle kredi alarak buraları yaptık; vergi vereceğiz veremiyoruz, ihtiyaçlarımızı gideremiyoruz, evimizdir diyemiyoruz, huzurumuz kaçtı; gelin bizi kurtarın. Bakın, şurası da tapulu, burası da tapulu; ama, biz, bu tapulu alanın ortasında, bu apartmanların altında orman görünüyoruz." Bu bizim işimiz değil de kimin işi?! Bu Meclis halletmeyecek de kim halledecek vatandaşın işini?!. Onun için, bu komisyona bin kere teşekkür ediyorum. Bu komisyon, Meclise bunları getirecek; inşallah, Meclis marifetiyle bunlar çözülecek. Ben, hükümetimize de, bu konuda inanıyorum ve güveniyorum.

Mersin'de, 400 metre rakımın altında, yani, denize yakın yerlerde, taşların üzerine teraslama yaparak, taşıma toprakla 1 dönümlük sera yapmışlar. Ne kazanıyorsunuz dedik "8 milyar, 10 milyar kazanıyoruz buradan" dediler. Geçiniyor musunuz dedik "geçiniyoruz" dediler. Bir şey istiyor musunuz dedik "burası bizim olsun, başka hiçbir şey istemiyoruz; biz, bundan geçimimizi sağlıyoruz" dediler. Bizim işimiz ne arkadaşlar; yani, onu devletle kavgaya tutuşturup da, buradan çık deyip de, o taşın üzerinde bir tane keçiboynuzunu büyütüp de seyretmek mi?!. Biz buradayız ve ben inanıyorum ki, bütün arkadaşlarım da, bunları çözmek için var; zaten bunu söylüyoruz, söyleyeceğiz de.

Aynı şekilde, SİT alanlarıyla ilgili sorun var; Rize'nin Ayderinde var, Bolu'nun yaylalarında var. Bakın, ben, aynen ifadelerini yazmışım, diyorlar ki: "1987'de kadastro geçti; orman içinde kaldık. Yayladaki evlerimiz mühürlü, tamir edemiyoruz, çivi bile çakamıyoruz; bize bir çare." Bizim işimiz diye söylüyorum; biz, bunları çözmeliyiz ve çözeceğiz.

Aynı şekilde, bize, şunu söylemişler: "Orman işlerinde çalışanlara o esnada sosyal güvence getirin." İşte, süt inekçiliği, arıcılık, şunlar, bunlar, zaten talep ettikleri şeyler. "Geçiniriz biz; ama, bize, kredileri, biraz daha az faizli ve biraz daha boldan verin. Biz kendi ihtiyaçlarımızı görürüz" diyorlar.

Yine, sulama göleti; az önceki konuşmacıdan da dinledim; sulama göleti... "Yollarımız bozuk" demiş birisi. "Sulama göleti yapılmalı; suyumuz yok, yaylada cereyanımız yok" diyorlar. Buraya "2/B çalışmasını hızla sonuçlandırmanızı bekliyoruz" diye cümlelerini yazmışım.

Aynı şekilde, biri şunu söylemiş; ben de, burada, bizi dinleyenlere söylüyorum: "Nüfusumuz Mengen'e, ormanımız Devrek'e bağlı" diyor. Biri de şu lafı etmiş: "Akar bakar referansı istiyoruz" diyor; yani, hangi cephede, hangi dere bunun sınırını koyuyorsa... "Biz, bize sahip olalım" diyor. "Bir sepet odundan dolayı mahkemelerde dolaşıyoruz" diyen Rizeli anneyi unutmuyorum.

Ayrıca, bir cümle daha sarf edeceğim -sürem azaldı- o cümle de şudur: Yine, Rize'nin Ardeşen İlçesinde Fırtına Vadisindeyiz; köylüler ve biz, kooperatif başkanlarıyla, bir yerde toplandık; bir vatandaş, çıktı -manidardır- "bu ülkede kanunlar vatandaşın lehine, kararlar vatandaşın aleyhine" dedi. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bu anlayış artık düzelecektir, bu Parlamento bunu düzeltecektir. Biz bu işi burada gördük, beraberce bu işi gördük. İnşallah, bu sonuçlanırsa, ben inanıyorum ki, bu işler daha iyi noktaya gelecek. Diğeri belki teferruat; yani, ağaçların altına kekik diksin, nane diksin... Evet, diksin, buna da müsaade edilmeli; bu bizim çalışmamızda var, raporda sözünü ettik. Efendim, ağaçlar meyveli ise -kestane, ceviz, ıhlamur, defne- bunlardan yararlanılsın. Doğru, bunlardan yararlanılsın; bu, adamın hakkı. Nerede külfet varsa oradaki nimet de o insanın hakkıdır. Dışarıdan gelip de, şu alamaz bu alamaz deme görevi yok. Külfet nimetin karşılığı olmalıdır; ama, hukuk içerisinde olmalıdır, kanunlarla olmalıdır; bunu yapacağız.

Uzun lafın kısası, ben bitireceğim; ama bir de şunu görüyorum: Biraz yalnız bırakmışız; el sanatlarını biraz artırmamız lazım, insanımıza sahip çıkmamız lazım.

Daha birçok talep var, raporumuzda da var; ama, bu sorunları çözeceğiz arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

13 konuşma daha · 1 Haziran 2004

13 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook