İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 95. BİRLEŞİM · SALI

(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde

Osman Pepe

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 95. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Haziran 2004 · 1.632 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Pepe (AK Parti), 1 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE); konuşma 1.632 kelime.

Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; orman köylülerinin sorunlarını araştırmak üzere kurulmuş olan araştırma komisyonu raporunu görüşüyoruz.

İktidar ve Anamuhalefet Partisinin değerli mensuplarının vermiş oldukları araştırma önergeleri birleştirilmiş olarak bir araştırma komisyonu kuruldu. Türkiye'nin en önemli sorunlarından birinin araştırılması ve bu konunun çözüme kavuşturulması, bu konuyla alakalı ileri adımların atılması noktasında tavsiyelerini, tekliflerini ve düşüncelerini burada bizimle ve kamuoyuyla paylaşma imkânını bulan değerli parti sözcülerine ve bu konuda, bize, Bakanlık olarak yol haritası çizme noktasında gayretleri olan, emekleri olan Komisyonun Değerli Başkan ve üyelerine ve bir araştırma komisyonu kurulmasına karar veren değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin yüzde 27'si ormanlarla kaplı. Bunu, artık, zannediyorum, milletvekillerimiz, oran olarak aşağı yukarı ezberlemişlerdir. Ancak, bu yüzde 27, dünya ölçeğinde değerlendirildiği zaman, Türkiye'nin orman zengini bir ülke olmadığını, Türkiye'nin mevcut orman varlığının önemli bir kısmının verimli ormanlardan müteşekkil olmadığını, Türkiye ormanlarının içinde veyahut da civarında takribî olarak 7 500 000-8 000 000 orman köylüsünün yaşadığını, bunların Türkiye ormanları üzerinde fevkalade olumsuz baskılarının söz konusu olduğunu, bu insanların, Türkiye ortalamasının -millî gelirde- ancak onda 1'i kadar pay aldıklarını, en yoksul kesimleri teşkil ettiklerini... 1985 senesinde Türkiyede orman köylerinde yaşayan nüfus genel nüfusun yüzde 23'üyken, bugün, takribi olarak yüzde 15'ler civarına düşmüş. Demek ki, orman köylerindeki nüfus hızla azalmaktadır. Peki, azalan bu nüfus nereye gidiyor; azalan bu nüfus, büyük kentlerin varoşlarına gidiyor, gecekondulara gidiyor, sağlıksız yerleşim yerlerine gidiyor.

İşte, burada, sosyal devletin gereği olarak bu soruna çok acil ve ivedi tedbirler almak mecburiyetimiz vardır. Ülkenin en ciddî sorunlarından birisi olan bu konuda, İktidar ve muhalefetin, mutlaka ve mutlaka bir uzlaşma anlayışı içerisinde objektif bir bakış getirmeleri, aklıselimin ve bilimin göstereceği çözüm noktasında da ittifak etmeleri şarttır. İşte, bugün, huzurlarınıza takdim edilmiş olan ve değerli sözcü arkadaşlarımızın değerlendirmelerinden gördüğümüz, edindiğimiz izlenim, iyi bir fotoğraf çekildiği. Çekilen bu fotoğrafta, sorunlar, hakikaten, tam yerinde ve objektif bir şekilde, hiçbir siyasî mülahaza olmaksızın ortaya konulmuştur. Burada, muhalefetin ve İktidarın değerli üyelerine gerçekten teşekkür ediyorum.

Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili arkadaşımız Erdoğan Kaplan'ın, rüsumlarla alakalı bir değerlendirmesi oldu; dedi ki: "2004 yılında takribî yüzde 50 civarında rüsumlar artırılmıştır." Yüzde 50 civarında artırılmadı; yüzde 15 civarında artırıldı. Rüsum şudur: Orman köylüsünün zatî ihtiyaç olarak pazara çıkaracağı ve ormandan kesmiş olduğu emval karşılığında, sterine ödemiş olduğu bedeldir. Bu ne kadar; geçen sene 9 950 000 liraydı, bu sene, takribî olarak 11 500 000 liradır. Peki, sterine 11 500 000 lira ödemiş; orman köylüsü pazarda kaça satıyor; şu anda, takribî olarak tonu 120 000 000 liradır. Steri, takribî olarak 500 kilogram hesap ederseniz, orman köylümüzün, ton başına, neredeyse, 100 000 000 civarında bir kazancı olmaktadır.

Tabiî, kazanç, sadece bundan ibaret değildir. Bizim, orman köylüsüne mutlaka ve mutlaka kaynak transferi yapmamız lazım; asgarî hayat standartlarını temin edebilecek şartları onlara sağlamamız lazım; ama, bütçenin ve ülkenin durumunu da nazarı itibara aldığımız zaman, bu konuda klasik bütçe imkânlarına dayalı çözümlerin gerçekçi çözümler olamayacağını, mutlaka ve mutlaka, yeni kaynakların, yeni imkânların seferber edilmesi gerektiğini, öyle zannediyorum ki, herkes, bizimle birlikte paylaşacaktır.

Ancak, bu fasılda bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Bizim, 2003 yılı içerisinde orman köylüsüne toplam olarak aktarmış olduğumuz rakam, 598 trilyondur. Bunun içerisinde, orman köylülerine ferdî kredi olarak vermiş olduğumuz ve bu yıl da takribî olarak 50 trilyonu bulacak ferdî krediler yoktur. Geçen sene 35 trilyon civarındaydı, bu sene, bunu 50 trilyonun üzerine taşıyabiliyoruz. Orman köylüsüne direkt olarak intikal eden bu 598 trilyonluk kaynak şu kalemlerden oluşmaktadır: Üretim işçiliğinden 222 trilyon; yatırım, ağaçlandırma çalışmalarından takribî olarak 126 trilyon; yangın ve kadastro işçiliğinden 103 trilyon. Bunları da topladığımız zaman, 598 trilyondur. 7 000 000-7 500 000 orman köylüsünün almış olduğu bu rakam yeterli midir; elcevap, yeterli değildir; ancak, ben, bir hususun üzerinde durulmasını faydalı mütalaa ediyorum.

Onbeş gün önce, Finlandiya'ya, Finlandiya Tarım ve Orman Bakanının konuğu olarak gitmiştim. Finlandiya'nın orman alanları ile Türkiye'nin orman alanlarını mukayese ettiğiniz zaman, rakam olarak, hektar olarak karşınıza aynı rakam çıkıyor; ama, Finlandiya, yılda 15 milyar dolar, sadece ormancılıktan, gelir elde ederken, Türkiye bunun onda 1'i kadar bile gelir elde edemiyor. Niçin elde edemiyor; çünkü, Finlandiya'nın ormancılık politikası, anlayışı, tarzı, sistematiği ile bizim ormancılığımızın bütün anayasal, yasal dayanakları arasında müthiş bir fark var, 180 derece fark var; çünkü, Finlandiya'da verimli ormanların tamamı aile işletmelerine veriliyor. Aile işletmeleri, bu verimli ormanlardan bu üretimi sağlıyor. Verimsiz ormanları devlet alıyor, onları rehabilite ediyor, verimli hale getirdikten sonra elinde tutmuyor, onları da özel sektöre veriyor.

Bizim ormanlarımızın yüzde 99,9'u kamunun, devletin. Yaklaşık 200 000 dava dosyası mahkemelerde derdest. Siz, yıllardan bu tarafa, vatandaşı ile orman idaresini mahkeme kapılarında süründüre süründüre, dedesinden torununa miras kalan orman davaları mizah konusu, film konusu, senaryo konusu olurken; biz, burada oturup, bir araştırma komisyonu raporunu değerlendiriyoruz... Öyle zannediyorum ki, Türkiye'nin bazı şeyleri değiştirmesi lazım; ama, bizim, bu konuda bazı şeyleri ortaya koymamızın da, artık, zamanı geldi. Burada, ideolojik kaygıları "her şey devletin olmalıdır" anlayışını, dünyanın gelmiş olduğu bugünkü şartlarda, piyasaya ekonomisinin konuşulduğu ortamda özel sektörün dinamizminden, heyecanından, bilgi birikiminden, her sektörde ve her kesimde istifade etmek aklın gereği iken, dünyanın gittiği yol iken, biz, hâlâ ormanlardan üretimi, orman köylüsünün -affedersiniz- mandalarıyla, öküzleriyle sürütme suretiyle yaparken, dünya fiyatlarıyla mukayese etmek, dünyadaki gelişmeleri yakalamak imkânı olabilir mi; olamıyor işte! Onun için, Finlandiya 15 milyar dolar alıyor, biz, onun onda 1'ini bile alamıyoruz; çünkü, üretim ve yönetim tarzını değiştirmemiz lazım. Bugünkü Anayasadaki, bugünkü yasalardaki mevcut hükümlerle Avrupa Birliğine girmemiz mümkün değildir. Bu, benim şahsımın değerlendirmesi değildir. Avrupa Birliğinin bu konuyla alakalı yapmış olduğu değerlendirmeler herkesin malumudur, objektif bir şekilde muhtelif yayın organlarında da zaten yerini almaktadır.

Şimdi, bizim, 1937 senesinde çıkarılmış olan orman kadastrosuyla ilgili kanun, Türkiye'de beş yıl içerisinde orman kadastrosunun bitirilmesini amir iken; yani, 1937 -1942 arasında bitecekti; ama, geldik 2004'e... 2004'e geldiğimizde, arkaya dönüp baktığımızda gördüğümüz nedir; gördüğümüz şudur: Üçte 2'sini ancak bitirebilmişiz, üçte 1'i duruyor. Peki, ne yapmamız lazım; evet, Hükümet olarak, Bakanlık olarak programımıza koyduk, gereğini yaptık, 150 tane komisyon oluşturduk, 2004 ve 2005 yılları için gerekli ödenekleri ayırdık, 2004 ve 2005'te bu işi bitireceğiz; bunun ötesi yok.

Kamuoyunda, elbette ki, bizim daha önce bu kürsüde sizin huzurunuza getirmiş olduğumuz Anayasanın 169 uncu ve 170 inci maddelerindeki değişikliklerle alakalı olarak birtakım endişeler ve kaygılar var. Orman kadastrosu bitmiş olsaydı, bu meselelerin çok daha kolay halledileceğini ben de kabul ediyorum. Keşke bitirilmiş olsaydı; ama, takdir edersiniz ki, orman kadastrosu teknik bir konudur ve en zor bölümleri kalmıştır. Bunları iki yıl içerisinde bitirmek hiç de kolay değil; ama, biz, bugün en ileri teknolojileri (uydu imkânlarını, uçak imkânlarını) kullanarak bu meseleyi de inşallah çözmüş olacağız.

Burada, bir de, Sayın Ahmet Küçük Orköyle alakalı 4x50 projesinden bahsetti. Bu, bizim projemiz değil, Tarım Bakanlığının projesi. Yine, Sayın Küçük "halkı mutlu etmek istiyoruz" dediler. Elbette ki, burada bulunmamızın sebebi hikmeti odur. Milletvekili, milletin vekili olarak, elbette ki, halkın isteklerine uygun hareket etmek, halkı mutlu etmek, devletin çıkarları, milletin çıkarları doğrultusunda hareket etmek hepimizin görevidir.

İnanıyorum ki, bu konuda belli bir uzlaşının sağlanması daha bir kolay. Bu araştırma raporunun objektif değerlendirilmesi yapıldığı zaman, İktidar ve Anamuhalefet milletvekili arkadaşlarımızın ittifakla yazmış oldukları bu rapor, önümüzdeki süreçte, bizim de, Türkiye'nin de önünü açacak bir rapor olarak benim tarafımdan algılanıyor; değerlendirmemiz bu şekildedir. Onun için, değerli arkadaşlarıma gerçekten teşekkür ediyorum.

Sözlerimi toparlıyorum. Yine, Türkiye'de, ormanlarla alakalı, Türkiye'nin orman varlığı azalıyor mu, çoğalıyor mu diye muhtelif platformlarda tartışmalar yapılıyor. Türkiye'nin orman varlığı azalıyor... Global ısınma, küresel ısınma, küresel ısınmadan dolayı çölleşme, erozyon; tabiî, bunların tartışılması, bunlara sivil toplumun katkı koyması, milletvekilinden ülkenin entelektüellerine, yazarlarına, aydınlarına, herkesin bu konuda endişelerini kamuoyuyla paylaşması, hakikaten fevkalade önemli adımlardır, fevkalade önemli gelişmelerdir. Bunlar, yapacak olduğumuz proje ve çalışmalarda, bize güç veriyor, cesaret veriyor. Ancak, şunu ifade edeyim, Türkiye, dünyada, son otuz yıl içerisinde orman varlığını geliştiren nadir ülkelerden birisidir. FAO'nun rakamları...

Şimdi, burada, çok enteresan bir şeyi daha ifade etmek istiyorum. Sinop, Kastamonu, Muğla, yani, orman varlığının yoğun olduğu illerden büyük kentlere yaşanmış olan göçler neticesinde, pek çok orman köyü, oralardaki tarlalar, bağlar, bostanlar, bugün artık orman haline gelmiştir.

Şimdi, şu kadastro çalışmasını bitirdiğimiz zaman, Bakanlıktaki uzman arkadaşlarımızla yapmış olduğumuz değerlendirmede, orman varlığı -Türkiye'nin orman varlığı yüzde 27 olarak gözüküyor ya; bu, global bir değerlendirmedir, takribi bir ifadedir- yaklaşık olarak yüzde 30'ları bulacaktır.

Son otuz yıl içerisinde, Türkiye, orman varlığını 500 000 hektar artırmıştır. Geçen sene 110 000 hektar yeni orman diktik, bu sene, bu, 120 000 hektarın üzerine çıkıyor. Bu, elbette ki, Türkiye'de yapılabilecek olan çalışmalar noktasında, bizim, imkânlar ölçüsünde yapabildiğimiz, gerçekleştirebildiğimiz bir çalışma; ama, zannediyorum, şu rakamları bilmekte de fayda var: Türkiye'de, 1992 ile 2002 yılları arasında, ortalama yıllık 35 000 ilâ 40 000 hektarlık yeni orman alanı üretilebilmiştir. Biz, iki yıl içerisinde, bunu, yaklaşık olarak, 230 000-240 000 hektara taşıdık. Bunu yaparken, 120 000, 130 000, 150 000 hektara doğru yürürken, bunun daha fazlasını yapmak için ne olması lazım; kaynak olması lazım. Burada, bu turizm tesislerine tahsis edilen arazilerden, tahsis bedelinin yanında, bir de, Orköy Destekleme Fonu adı altında bir pay daha alıyoruz. Biz, uzun yıllardan bu tarafa, bu konuda, savsaklanmış ve tahsil edilememiş fonların olduğunu, yaptığımız çalışmalarda gördük. Buradan, şu anda, takribî olarak, bir 13 trilyonluk rakam daha alacağız. Bu 13 trilyonluk rakamı ne yapacağız; bunu, direkt olarak, işte, orman köylüsünün ferdî kredilerle desteklenmesi, kalkınması yönünde kullanacağız. Ancak, şunu söyleyeyim: Türkiye'nin, ormancılık politikasında, 7 500 000-8 000 000 orman köylüsü ormanlarda yaşamaya devam ettiği müddetçe, bu alanda istediği ileri adımları atması ve de başarılı olması mümkün değildir.

Bu orman köylülerini, insanca yaşayabilecek oldukları, 6831 sayılı Orman Kanununun 2/A maddesine göre, yani, 2/A alanlarına taşıyarak onlara yeni bir hayat sunmamız lazım, onları hayata yeniden başlatmamız lazım. Onları ayaklarının üzerinde durması için, onlara yeni iş imkânları, mutlaka ve mutlaka, oluşturmamız lazım. Onlar, aile tipi işletmelerle, küçük atölyelerle, ferdî krediler noktasında destekleyerek, onların, mutlaka ve mutlaka, kentlerin, büyük kentlerin etrafındaki varoşlara kümelenmiş insanlar, sefaletin üyesi insanlar olması değil, üreterek, çocuklarının karınlarını doyuran, ülke ekonomisine de katkıda bulunan insanlar olmanın mutluluğunu yaşayan insanlarımızdan birileri olmalarını arzu ediyoruz. Bu konuda önümüzdeki günlerde atacağımız adımlarda, değerli milletvekillerimizin, İktidar ve muhalefet olarak, bize verecekleri katkılara şimdiden teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

13 konuşma daha · 1 Haziran 2004

13 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook