İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 82. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mayıs 2003 · 1.251 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasan Aydın (CHP), 21 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.251 kelime.
Hasan Aydın (CHP, İstanbul). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-aydin-22-2-2003-05-21-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu madde, esas itibariyle Basın Yasasına ilişkin. Tabiî, Basın Yasasına atıfta bulunularak, özellikle de basında çalışanlara katkı mı yapıldı ya da diğer kesimlere olumsuzluk mu yapıldı bilemiyoruz, çok derin bir incelemeyi gerektiriyor; ama, bir şeyi ifade etmeliyim ki, bugün, basında sendika yoktur. Türkiye'nin, neredeyse, aydınlarının, kalem oynatanlarının, yazanlarının, çizenlerinin, habercilerinin çalıştığı alanda sendika yoktur ve o kesimin çalışanları arasında çok ciddî bir uçurum da söz konusudur. O kesimde, çok büyük paralar alan insanlar varken; o kesimde, üç ay, beş ay, altı ay, belki de daha az çalışıp, yıllarca işsiz kalan insanlar da var.
Bu tasarının özünde, yine, özellikle de çalışanlar noktasında, çalışanları kollamaya yönelik, onların yaşamlarını düzenlemeye yönelik bir eksiği defalarca tekrar etmiş olsak bile, anladığım kadarıyla, bu tasarı yasalaşacak. Bu konuda, Adalet ve Kalkınma Partisi bir düzenleme yapacak mı yapmayacak mı bilmiyorum; ama, ben, değerli arkadaşlarıma, burada yasa yapılırken, yasaların hizmet ettiği amaçları da anlatmak açısından bir iki noktaya değinmek isterim.
Cumhuriyet Halk Partisinin, özellikle çalışanlara, emekçilere vermiş olduğu haklardan sonra, Türkiye'de onların örgütlenmesine katkı yapan, onların bir araya gelmesine katkı yapan ve "sendika" diye ifade etmiş olduğumuz kurumlar hızla güçlendi. Sendikalar, milyonlarca çalışanı arkalarına aldılar, belki yeni olmalarından ötürü, biraz da işverenlerle karşı karşıya gelerek çalışanların haklarını yükselttiler. Değerli arkadaşlarım, o zaman "klasik sağ" diye "geleneksel sağ" diye tanımladığımız ideoloji - bunu, biraz önce ifade eden arkadaşım gibi- kimi zaman Sovyetler Birliğine, kimi zaman komünizm, kimi zaman sermaye düşmanlığı tarzında yorumlanarak, bu gidişle, böyle giderse bütün işyerleri batacak, bütün patronlar iflas edecek söylemleri -yaşım uygun, benden daha büyük olanlar daha iyi hatırlarlar- âdeta, sağ ideolojinin siyasal söylemine dönüştü. Eğer bir ülkede grev olursa, eğer bir ülkede sendika olursa, ülke geriye gidecekti; böyle bir yaklaşım biçimi vardı. O gün, yine, sosyaldemokratların, işçi sınıfının gelirini artırarak, onları örgütlü hale getirmenin, onların birlikte davranış göstermesinin ülkeye bir zararı olmaz noktasındaki tezi, maalesef, yıllar sonra, hâlâ aynı noktada değerlendiriliyor; bu, ülkemiz açısından bir şansızlık.
O gün, işçiler güçlü; o günlerde işçilerin sendikaları var, pazarlık güçleri var; ama, o günlerde, Türkiye'de, neredeyse, işsiz insan da yok; yani, o tarihlerde, ben, akşam ticaret lisesinde okurken, çok düzgün bir fabrikada gündüz iş bulabiliyordum. Bugün, iki üniversite bitirmiş, üç dil bilen, alanında uzman olan insanlarımızın milyonlara varan işsizliğini düşünelim. Daha da önemlisi, bugün, neredeyse, sendikaların tümden yok edilmeye çalışıldığı ve neredeyse yok edildiğini -resmî rakamlar, çalışanların yüzde 8'i ilâ 10'unun sendikalı olduğunu ifade etmektedir- kabul etmemiz gerekir. 12 Eylülün de müthiş katkıları ve çabalarıyla, çalışan kesimlerin sivil örgütleri, mücadele örgütleri tarumar edildi, bütün demokratik kurumlar yok edildi, bütün sivil toplum örgütleri yok edildi; ama, Türkiye büyümedi, Türkiye'de fabrikaların sayısı artmadı, Türkiye'de üretim artmadı, Türkiye'de kişi başına düşen millî gelir artmadı. Değerli arkadaşımın biraz önce ifade ettiği gibi, işçiyi ezerek, işçinin cebinde bir kuruş bırakmayarak, toplumun diğer bütün kesimlerini etkiledik; bir anlık kara bir bakışla, maalesef, böyle dar bir bakışla, endişeli bir bakışla, ülkemizin geleceğini de bir bakıma yok ettik, ülkemizi müthiş sıkıntılara soktuk.
Değerli arkadaşlarım, bir ülkenin ayağa kaldırılması, bir ülkenin geliştirilmesi, insan unsurunun tümden geliştirilmesiyle ilgili bir şeydir. O kişinin, o ülkedeki insanın eğitiminden tutunuz, o ülkedeki insanın toplumsal yaşamından, onun yaşam biçiminin güzelleşmesinden tutunuz, o insanın malî imkânlarının yükselmesinden tutunuz, komşunun komşuya ihtiyaç duymayacağı bir ortamı yaratmaya kadar varabilecek bir çaba, varabilecek bir siyasal iktidar, siyasal önderlik bir ülkeyi kalkındırabilir. Toplum kesimlerinin bir kısmının mutluluğunun, ülkenin mutluluğuna zarar verebileceği şeklindeki bir önyargının, bir düşünce tarzının, ülkeyi kalkındırma noktasındaki büyük bir iddiayı taşıması mümkün değil. O söylendiğinde, aslında, söylenenler tarafından kavranmamış olduğu için, söylenen anlamına gelmektedir. Burada, bu tasarıda var.
Doğrusu, bu yasaların, bir bakıma, olması olmaması da çok önemli değil ve bir milletvekili arkadaşım, ortaya çıkabiliyor, pekala, milyonlarca işsizden söz ederek, sanki, işsizlerin sorumlusu çalışanlarmış anlamına gelebilecek -niyet o değil- sözler söyleyebiliyor ya da asgarî 1 milyar lira civarındaki yaşam standardının biraz üzerinde para alan insanlar, işçiler için, diyelim ki, 1 200 000 000 lira, 1 500 000 000 lira civarında maaş alanlar için "yahu kardeşim, bu kadar işsizlik varken, adam 1 500 000 000 lira maaş alıyor" diyen -ben, ikili sohbetlerde hakikaten bunları çok duydum- insanlar günümüzde çok var. Sanki, işsiz olan vatandaşın, sokakta sürünen, çocuğuna ekmek götüremeyen vatandaşın durumundan, zaten zar zor geçinmek zorunda olan ve 1 500 000 000 lira maaş alan vatandaş sorumluymuş gibi.
Yani, bu ülkenin nimetlerini, bu ülkede yetim hakkını, bu ülkenin bankalarını, milletimizin gözünün içine baka baka, insanlarımızın karşısına çıka çıka, o yetim hakkını yiyenlerin, yetim hakkı yedikçe itibar kazananların, itibar kazandıkça siyasal iktidarları etkileyenlerin, gazete çıkarıp toplumun bütün kesimlerine hükmedenlerin, gazeteleriyle ve gazete haberleriyle iktidar değiştirenlerin, indirenlerin, bindirenlerin hiçbir sorumluluğu yok; sadece, milyonlarca işsizin karşısında, bir tatmin yolu olarak 1 500 000 000 lira gibi ya da 1 milyar lira gibi maaş alan bir insanın maaşının yüksekliğinin toplumun geleceğinde ya da toplumun gelmiş olduğu noktada olumsuzluğun sebebiymiş gibi gösterilmesinin de çarpık bir zihniyet olduğunu ve bu düşüncenin de günümüzde yaşandığını, maalesef, acıyla teşhis etmekteyiz. Peki ne yapmalıyız?
Değerli arkadaşlarım, bakınız, yasalar ciddî şeylerdir. Yasalar, aceleye getirilmesi gereken şeyler değildir; yasalar, üzerinde çalışılması gereken, konuşulması gereken; bir kere onu koyduğunuzda, insanların bilmek zorunda olduğu, hele hele ilgili kesimlerin o yasaları ezbere bildikleri, davranışları onunla ölçtükleri kadar, toplumun, neredeyse, yaşam manifestosudur. Eğer "hızlı çalışıyorlar bravo; çok yasa çıkardılar, gecelerini gündüzlerine kattılar" dersek...
Değerli arkadaşlarım, hatta, bir arkadaşımız "popülist politika yapmayalım" dedi. Bakınız, popülist politika yapılmaktadır. Değerli arkadaşlarım, Parlamentoda 550 milletvekili var; bir gün -bir eleştiri olsun diye söylemiyorum, hepimiz o noktada hemfikiriz- Sayın Genel Başkanınız "artık, bundan sonra lojmanlarda kimse oturmayacak" deyince, Meclisin kararına, Meclisin düşüncesine, milletvekilinin fikrine hiç gerek kalmadı ve hiç kimse oturmadı. Yine, iki gün önce Sayın Genel Başkanınız "üç ay çok fazla, bundan sonra bir ay tatil yeter" dedi. Ben, televizyonda izledim, arkadaşlarımızın önemli bir kısmı alkışladılar; ama, ikili sohbetlerimizde hiç de öyle alkış ruhunun olmadığını görüyorum. Bunlar nedir; ben, inanın bir eleştiri olsun diye söylemiyorum; bunlar doğru şeyler değildir. Bunlar, popülist politikalar olabilir, popülizm niyetine yapılmamış da olabilir. Bu yasaları çıkarırken de bu kararları verirken de bu Parlamentonun üzerinde çalışması gereken, bir toplumun dizaynını, bir toplumun yürüyüş biçimini, bir toplumun yaşam biçimini, onun sorumluluğunu duyabilecek, sadece Parlamentodaki milletvekillerimizin değil, aynı zamanda tüm kesimlerin düşüncelerini alabilecek ve belki de bu yasaları çıkarırken, sadece, o kesimlerin çok azını temsil eden -yüzde 8-10'larda olan- sendikaların değil, belki, araştırmalar yaparak, on milyonlarca, ağzı olan, dili olan; ama, sahibi olmayan, sokakta sürünen, bir iş bulmayı bir yaşamın kendisi kadar rüyasında gören, bunalıma girmiş, evine dönemeyen, hanımının yüzüne bakamayan insanlarımızın duygularını ve düşüncelerini de yasalara aktarmamız gerek. Yasalar bunlar için yapılır; yasalar, sadece okunmak için değil; yasalar, sadece devlet kurumlarının uygulatmak için ellerinde tuttukları sopa değil; yasalar, bir korku aracı değil; yasalar, bir caydırma aracı değil; yasalar, insanların yürekleriyle uyum gösterdikleri, "evet, bu yasaya uyarsam, kendime katkı yapabileceğim gibi, toplumun diğer kesimlerine de katkı yapabilirim" diyebileceği bir ender unsur, ender insan yaratma felsefesi olmalıdır, bu mantıkla çıkarılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, zamanım doldu, sözlerimi şöyle toparlamak istiyorum: Gelin, biraz, bu konudaki önerilerimizi ve düşüncelerimizi... Bu yasanın çıkacağı anlaşılıyor; ama, eğer, yasa çıkarma noktasındaki bu temel yaklaşımı değiştirmezsek, eğer, komisyonlara gelen raporları komisyonlar çarçabuk, komisyonlardan çıkan yasa tasarılarını Meclis çarçabuk, aceleyle çıkarırsa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Aydın.
HASAN AYDIN (Devamla)Benim bu söylediğim, aslında, çok anlaşılır bir şeydir. Bunun için farklı siyasal partilerde olmak, muhalefette olmak, iktidar olmak gerekmez; eğer tarz bu ise, yanlış yapılmaktadır.
Hiç olmazsa, bu tasarı bize bir örnek oldu, bundan sonraki yasaların çıkarılması tarzını, yöntemini, biçimini kendi aranızda tartışarak "arkadaş, bu böyle olmamalı, bunu, bundan sonra böyle yapmalıyız" diyebilmelisiniz diye düşünüyorum.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum arkadaşlar; sağ olun. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 21 Mayıs 2003