İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 97. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.880)

Hasan Fehmi Kinay

Kütahya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 97. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Mayıs 2005 · 1.820 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Fehmi Kinay (AK Parti), 11 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YATIRIMLARIN VE İSTİHDAMIN TEŞVİKİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.880)); konuşma 1.820 kelime.

Hasan Fehmi Kinay (AK Parti, Kütahya). “Yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.880)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-kinay-22-2005-05-11-yatirimlarin-ve-istihdamin-tesviki-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 5084 sayılı yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda yapılması öngörülen değişikliklere ilişkin kanun tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel, müktesebatına uygun, iyi niyetle yapmış olduğu değerlendirmelerden ötürü, yasayla ilgili yapmış olduğu değerlendirmelerden ötürü Sayın Kılıçdaroğlu'na ayrıca teşekkür ediyorum.

Söz konusu olan teşvik yasası olduğuna göre, iktidarıyla muhalefetiyle ülkemizin kalkınma hamlesine hız kazandıracak mücadeleyi, elbette ki Meclis olarak birlikte vereceğiz. Bu noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizin kalkınma çabasına hız kazandıracak önemli bir yasayı gündemine almıştır.

Öncelikle tasarının gündeme alınması ve olgunlaşmasında bizzat Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın çaba ve azminin çok büyük bir rol oynadığını Yüce Milletimize bu kürsüden bir kez daha duyurmayı görev biliyorum. Sayın Başbakanımız, söz verdiği gibi ülkemizin engin kaynaklarını harekete geçirme yönünde, sosyal ve ekonomik alanlarda mütemadiyen yapıcı politikalar üretmekte ve böylece ülkemiz kalkınma sürecine yeniden kavuşmaktadır.

Bugün görüşmekte olduğumuz Teşvik Kanunu Tasarısını benzerlerinden ayıran çok etkili araçları ihtiva ettiğini ve bu yönüyle bakıldığında özellikle Maliye Bakanlığının, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığımızın üstün bir çaba sergilediklerini belirtmek isterim.

Türkiye'nin cumhuriyet tarihinde ekonomik istikrar ortamı tesis ederek ilerleyebildiği dönemler ne yazık ki sınırlı olmuştur. Bunun nedenlerini iç ve dış konjonktüre bağlı olarak açıklayabiliriz; ama, ilerlediği dönemlerin benzerlikleri dikkat çekicidir.

Büyüme hızı, eğer sürdürülebilir ise, bir ekonominin başarısının ölçüsü kabul edilebilir. Zira, bütün ekonomik verilerin paydasında millî geliri görmekteyiz. Bu veriyi dikkate alarak cumhuriyet tarihimize göz attığımızda, ortalama yüzde 5 ile 10 arasında, düzenli olarak beş ve on yıl süreyle büyüyebildiğimiz dönemler ne yazık ki çok sınırlıdır.

Bunlardan ilki, 1928 ve 1938 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu dönemde, Türkiye ortalama yüzde 10 büyümüştür. Bu büyümede, en başta, Atatürk ve cumhuriyetimizi kuran kadroların millet ve vatan sevgisiyle sağladıkları siyasî istikrar büyük rol oynamıştır. Ayrıca, 1927 yılında, Sanayii Teşvik Kanunu, en önemli faktör teşkil etmiştir. Bugün, Türk tarımı ve Türk imalat sanayiinin geldiği noktayı, elbette ki, kalkınma seferberliğine dönüştüren o günkü anlayışa borçluyuz. Bu başarı, aynı dönemde dünyada yaşanan büyük iktisadî buhrana rağmen gerçekleşmiştir ve bu başarı, milletimize güven kaynağı olmuştur. Türk Milletinin kendi kaynaklarıyla kalkınabildiği, tüm dünyanın gözleri önünde ilk kez o yıllarda sergilenmiştir. Bu dönemde, dış politikada da oldukça başarılı bir süreç yaşanmıştır.

1992-2002 yıllarına kadar geçen on yıllık süre zarfında, iki kez büyük çapta kriz yaşanmıştır. Koalisyon hükümetlerinin yarattığı yönetim zaafları, 28 Şubat süreciyle daha da derinleşerek, ekonominin ihtiyaç duyduğu iç ve dış güven unsuru, ancak, IMF'yle yapılan stand-by anlaşmasıyla tesis edilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde, kamu açıkları ve cari açık sorunu, ekonomide kırılganlığın temel nedeni olmuştur. Enflasyon gelir dağılımını olumsuz yönde etkilerken, peşi peşine gelen krizler reel sektörü canından bezdirmiştir.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, ekonomimizde güzel günler ne yazık ki daha azdır. Bu durum, günümüz siyasetine, çözmesi gereken üç temel sorunu taşımıştır. Bunlar, işsizlik, gelir dağılımında adaletsizlik ve bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarıdır. Türkiye, uzun bir aradan sonra, yeniden istikrara kavuşmuştur. Bu siyasî istikrar ortamının kıymetini, en başta reel sektör çok iyi bilmektedir. Zira, geçmişte yaşanan krizlerin faturasını en ağır biçimde ödeyen reel sektör olmuştur. Gecelik faizlerin yüzde 10 000'lere çıktığı, bir günde yüzde 100 devalüasyonun bütün hesapları altüst ettiği bir ortamı, henüz hafızalarımızdan silmiş değiliz. Biz, hiçbir ek teşvik düzenlemesi getirmesek dahi, öngörülebilir bir ortamda faaliyet göstermek, özel sektörün en önemli ihtiyacı olan teşviki vermek anlamına gelir. Esasen, özel sektörün bizden beklediği de budur.

Değerli arkadaşlar, bu girizgâhtan sonra, tasarıyla ilgili değerlendirmemi üç temel noktaya dikkatlerinizi çekerek aktarmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, Teşvik Yasasının amaçları ve kapsamına ilişkindir; ikincisi, Teşvik Yasasının başarısına yöneliktir; üçüncüsü, hedef kitlemiz olan girişimci, müteşebbis üzerine olacaktır.

Bildiğiniz gibi, bugüne kadar bu yasa tasarısı üzerinde kamuoyunda çok büyük tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmanın odağına yerleşen bazı temel konulara değinmemiz gerekmektedir. Bunlardan ilki, kapsama giremeyen illerden yükselen isteklerdir; diğeri, kapsama giren illerdeki gelişmişlik farklılıklarının, teşvikleri kademeli olarak uygulanması gerektiğine yönelik tartışmadır. Bir diğer tartışma, yasanın uygulanacağı illerde mevcut bulunan işletmeler ile yeni yapılacak yatırımlar arasında haksız rekabet yaratıldığına ilişkin değerlendirmedir.

Bunların dışında, yasada yer alan teşvik araçlarının artırılmasına ya da geliştirilmesine yönelik talepler ve teşvikten yararlanma koşulları gündeme gelmiştir. Süremizin darlığını da dikkate alarak, vaktimizin elverdiği ölçüde bu konulara değinmek amacıyla çaba sarf edeceğim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 49 uncu maddesi, işsizliği önlemeye elverişli bir ortamı yaratmayı devletin ödevleri arasında saymıştır. Bugün 2 500 000'in üzerinde olduğu bilinen işsiz nüfusumuz, Türkiye'nin sosyal açıdan karşılaştığı en büyük sorun olmaya devam etmektedir. Özel sektör öncülüğünde kalkınmayı amaçlayan ülkemizde, istihdam olanağı sağlayacak girişimcilerimiz, yürürlükteki vergi ve sigorta oranlarının yüksekliğinden yakınmaktadır. İşte, tam bu noktadan hareketle, kalkınmamızın kaynağındaki işletmelerimize ilave istihdam sağlamaları koşuluyla, vergi ve sigorta primlerinde indirim sağlanarak, yatırım ve istihdam ortamının iyileştirilmesi hedeflenmiş, böylece Anayasal bir görev de yerine getirilmiştir. Ayrıca, Anayasanın 166 ncı maddesi, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini devletin görevleri arasında saymıştır.

Devlete verilen bu iki görev; yani, işsizliği azaltmak ve bölgesel gelişmişlik farklılıklarını gidermek görevi Anayasamızda yer almasına rağmen, geldiğimiz nokta, ne yazık ki, umut verici değildir. Ülkemizde, işsizlik sorunu, ekonomik ve sosyal yönleriyle kâbus olmaktan çıkmış değildir. Bölgesel gelişmişlik farklılıklarını gidermeyi bir kenara bırakın, hafifletebilmiş bile değiliz.

Öncelikle bunun kolay çözümlenmeyecek bir sorun olduğunu kavramamız gerekmektedir. Zira, işsizlik, gelişmiş ülkelerin ekonomisinin bile henüz çözemediği bir sorundur. Avrupa Birliği, işsizlikle mücadelede alınması gereken tedbirlerin ancak orta ve uzun vadede sonuç vereceğini kabul ederek işe başlamıştır. Nitekim, 1997 yılında Avrupa Birliğine üye ülkelerin hükümet temsilcileri tarafından imzalanarak 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe giren Amsterdam Anlaşmasının 125 inci maddesi, işsizlik sorununun kalkınma hızına aykırı bir biçimde devam ettiği kaygısıyla ve sosyal bir sorun olarak gündemdeki yerini koruduğu düşüncesiyle hazırlanmıştır.

Bu anlaşma sonrası, istihdam sorununun çözümü için başvurulacak önlemleri etkenlerin kaynağına inerek belirlemek üzere "Avrupa İstihdam Stratejisi" başlığı altında bir dizi referans geliştirilmiştir. Ülkemizde ise, 2003 yılı itibariyle düzenlenen Türkiye İlerleme Raporunda, Avrupa istihdam stratejisiyle uyumlu bir ulusal istihdam stratejisinin geliştirilmesine öncelik verileceği açıklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 5084 sayılı Yasayla getirilen teşvik sistemi, bölgesel gelişmişlik farklılıklarını giderme yönünde, yatırımların geri kalmış bölgelere çekilmesi için, istihdamın, maliyet faktörleri üzerinde, yani, vergi ve sigorta yükünü hafifletmek suretiyle, teşvik edilmesini öngörmektedir. Böylece, nispî bir maliyet avantajı yaratılmış olacak ve bu avantaj, yatırımların, geri kalmış bölgelere kaymasına neden olacaktır.

Buradan hareketle, tasarının, kapsama alınan illerde aradığı kriterlerin -ki, bu kriterler 58 başlıkta ele alınmıştır- esas itibariyle, sosyoekonomik açıdan mukayese edilen illere göre ciddî şekilde geri kaldığını, kendi şartları içerisinde bu dengenin oluşmadığını bir kez daha vurgulamamız gerekmektedir.

Aslında, yine, benzeri amaçla ve benzeri teşvik araçlarıyla uygulamaya konulan 4325 sayılı Yasa, 1998 yılından 2002 yılı sonuna kadar 22 ilde uygulanmış; ancak, ekonomik konjonktürün elverdiği ölçüde başarılı olmuştur. Bu ve benzeri politikaların analizini, vakit elverdiği ölçüde yapmaya çalışacağız. Belki ileriki maddelerde de söz alarak, bu değerlendirmeleri yapabiliriz.

Şurası kesin olarak bilinmelidir ki, kapsama alınan illerde ifade edilen, kanunda ifade edilen 1 500 dolar kriteri ve sosyoekonomik gelişmişlik endeksi, tamamıyla gerçekçi, 4325 sayılı Yasa kapsamı içerisinde de yer alan temel kriterlerdir.

Biraz evvel Sayın Kılıçdaroğlu'nun ifade ettiği gibi, geçtiğimiz yıl 5084 sayılı Yasayı burada tartışırken, özellikle 4325 sayılı Yasaya atıfta bulunarak, orada yer alan sosyoekonomik gelişmişlik endeksi kriterinin 5084 sayılı Yasada yer almamasının doğuracağı sorunları değerlendirmiştik. Burada -Elazığ, Tunceli başta olmak üzere- çok değerli milletvekillerimiz, kriterlerde bir eksik öngörüsüyle, tartışmaya katılmışlardı. Bugün tartıştığımız tasarı, bu önemli eksikliği gidermektedir. Böylece, 13 ilimiz de, 5084 sayılı Yasadan yararlanan 36 ile ilave olarak öngörülen teşviklerden yararlanacaktır.

İLYAS SEZAİ ÖNDER(Samsun)Geri kalanlar ?..

HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla)Onlara da tabiî ki değineceğiz.

Değerli arkadaşlar, bölgesel gelişmişlik kriteri, gerçekten çok çok önemli bir sorun olarak, bu yönde hazırlanan teşvik yasalarıyla çözümlenmesi gereken sorun olarak önümüzde durmaktadır. Bu amaçla, Plan ve Bütçe Komisyonunda şu anda görüşülmekte olan Kalkınma Ajansları Yasası, yine aynı gerekçeyle hazırlanmıştır. Bu gerekçe... Tasarının içerisinde vurgulamamız gereken en önemli unsur da, bölgesel gelişmişlik farklılıklarını giderme yönünde bir eksikliğin, sosyoekonomik gelişmişlik endeksinin kriteri olarak ele alınması gerektiği eksikliğinin, bu tasarıyla beraber çözümlendiğini görüyoruz ve bundan da gerçekten çok büyük mutluluk duyuyoruz.

Arkadaşlar, 49 il, aslında 81 ili olan Türkiye'de 49 ilin bölgesel açıdan gelişmemiş olduğu öngörüsü, üzerinde çok ciddî olarak tartışılmaya değer bir konudur. Şimdi, oransal olarak baktığımızda, neredeyse, Türkiye coğrafyasının yüzde 60'ının gelişmişlik anlamında geri kaldığını tescillemiş oluyoruz. Ancak, bu yasayı tartışırken, bu bölgedeki -ekonomik anlamda Türkiye'yle mukayesesini yaparak- diğer 32 ille mukayesesini yaparak değerlendirmemizin doğru olacağını düşünüyorum. Nüfusun yüzde 35'inin yaşadığı bu bölge, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi mükellef sayısının sadece yüzde 10'unun yer aldığı bölgedir. Sanayide tüketilen elektrik enerjisinin sadece yüzde 12'sinin, yapılan Türkiye ihracatının sadece yüzde 7'sinin bu bölgede yer aldığını görüyoruz. Teşvik belgesine bağlı olarak yapılan yatırımların sadece yüzde 15'i bu bölgede gerçekleşmektedir. Kısacası, bu bölgede, yani, 49 ilimizde ekonomi yoktur. Millî Gelire ne yazık ki yüzde 10 seviyesinde katkıda bulunabilen bir bölgedir. Aslında, Türkiye coğrafyasının neredeyse yüzde 60'ını tartışıyoruz.

Buradan yola çıkarak, millî gelir ile istihdam arasındaki güçlü ilişkiyi tüm Türkiye sathına taşımak amacıyla, bu yasanın, bu bölgedeki girişimciler tarafından, çok iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Üzerine basarak değerlendirmemiz gereken bir başka konu olarak, Türkiye'de bugüne kadar sürdürülen bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarına ilişkin politikaların, ne yazık ki, sonuç vermediğini üzülerek görüyoruz.

Şimdi, bir tartışma da şurada yaşanıyor: Rekabet -biraz evvel CHP sözcüsü Değerli Kılıçdaroğlu da ifade ettiler- unsurları üzerinde teşvik sistemi geliştiriliyor eleştirisi var. Özellikle sanayileşmiş bölgelerden, Gaziantep gibi, Kayseri gibi sanayileşmiş bölgelerden, bu yönde, haksız rekabet yaratıldığına ilişkin bir eleştiri yapılmakta.

Değerli arkadaşlar, üretim faktörlerine, maliyet muhasebesine baktığımızda, işçilik giderleri sadece bir maliyet unsuru olarak dikkate alınması gereken bir unsurdur. Bir firmanın üretim yapma şartları arasında pazarlama ve satış dağıtım giderleri gibi, finansman giderleri gibi, hammadde giderleri gibi belki de bunlardan çok daha önemli maliyet faktörleri söz konusudur.

Şimdi, Türkiye'de bugüne kadar yapılan yatırımların yüzde 85'inin 32 ilde, sadece yüzde 15'inin bahsettiğimiz 49 ilde gerçekleştirildiğini biraz evvel ifade ettim. Bu şartlarda -biraz evvel- nüfusun yüzde 35'inin yaşadığı bu bölgeye, millî gelire katkısını artırmak amacıyla, eğer farklı bir teşvik uygulamaz isek, bir maliyet avantajı sağlamaz isek, bırakın orada yatırım yapmayı, orada yatırım yapmış olan işletmelerin bile faaliyetlerini sürdürmesi tartışılır hale gelir.

En son, yatırım teşvikleriyle ilgili kararnamede bir değişiklik yapılarak, malumlarınız olduğu üzere, kalkınmada öncelikli yöre ile diğer iller arasındaki mukayeseyi teşvik amacıyla düzenleyen yatırım indirimi uygulaması da yüzde 40 olarak fikslenmiştir; yani, eşitlenmiştir. Şimdi, istihdamla ilgili yüklerin aynı olduğu, yatırımla ilgili teşviklerin aynı olduğu bir bölgeye bırakın girişimci beklemeyi, oradaki mevcut girişimciler bile pazara daha yakın olan bölgelere veya maliyet avantajını daha hafifletecek bölgelere taşınmaktadır.

Ben, bu noktada, gelişmiş olan illerimizde mevcut yatırımcıların 49 ile verilen bu teşvikleri eleştirmek yerine, başta ar-geye ayırmış olduğumuz -biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta tartışarak kabul ettiğimiz TÜBİTAK Yasasında bu konu çok vurgulandı; ar-ge teşviklerine 450 trilyon bir kaynak ayrılmıştır- bu teşviklerden yararlanmalarının doğru olacağını buradan ifade etmek isterim. Zira, Türkiye'nin sanayileştiği bu bölge, kredi kaynaklarının neredeyse yüzde 90'ını kontrol etmektedir. Kredi faizleri, AK Parti İktidarı döneminde, yüzde 16'dan -maliyetler içerisindeki payını ifade ediyorum; aslında kredi faizleri çok yüksekti, yüzde 80'lere varıyordu- bir firmanın gelir tablosunda maliyetler açısından yüzde 16'lık paydan yüzde 3'lük paya düşmüştür. Bu, çok önemli bir teşvik unsurudur ve bu teşviklerden gelişmiş olan 32 ilimizdeki kurulu sanayi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

52 konuşma daha · 11 Mayıs 2005

52 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook