Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Kasım 2008 · 1.674 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 5 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 1.674 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-11-05-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Martin Luther King’in rüyası gerçekleşti, Amerika’da siyahi lider Obama devlet başkanı seçildi.
Tabii, kriz ortamında bütçe görüşmeleri yapıyoruz ve biz de bekliyoruz doğrusu, Obama’nın da seçilmesi bizim bütçemizi nasıl etkileyecek diye, bunun etkileri nasıl olur diye bekliyoruz. Çünkü, 2007 yılında Amerika’da başlayan ekonomik küresel kriz konusunda da biz demiştik ki: “Bize dokunmaz, etkilemez.” Sonra, baktık ki dalga dalga geliyor. İngiltere, Fransa, Almanya gibi gelişmiş ülkeleri etkiledikten sonra, bu sefer de “Bunu, bu krizi nasıl fırsata çevirebiliriz.” demeye başladık.
Şimdi, aslında bu yasa, bu krizi fırsata çevirmenin ilk yasa taslağı yani bazı varlıkların millî ekonomiye kazandırılması yasası. Hangi bazı varlıklar? Bu sorunun cevabını alınca… Plan Bütçe Komisyonumuzda, gelen tasarıda deniliyor ki: “İşte, 2001 yılı öncesi ülkemizde istikrarsızlık vardı, bazı millî servet unsurları yurt dışına çıkarıldı. Mevzuatımızda yer alan hükümler ağırdı, kambiyo hükümleri ağırdı, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu nedeniyle, vergiler nedeniyle ağır şartlar vardı; bu millî servet gitti.” Şimdi, buraya baktığımız zaman dışarı giden millî servet temiz bir servet, yasal bir servet, meşru bir servet, bir kaynak.
Sonra geliyoruz ikinci gerekçeye. Deniliyor ki: ”Türkiye daha sonra bu istikrarsızlık nedenlerini kaldırdı, gelişmeler oldu. E, artık bu parayı geri getirelim.” Şimdi, bu, baktığınız zaman çok masum bir gerekçe olarak ortaya çıkıyor. Hatta diyor ki: “İhtiyaç saiki yerine ihtiyaç saikiyle yurt dışına çıkan para.” Buraya kadar bunu anlıyoruz. Bu paralar, hepsi, bu kaynak, meşru, hukuki kaynaklar. Ama gerçekte baktığımız zaman, tasarıda, elimizde çok açık bir bölüm var gerekçede, tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Deniliyor ki -3’üncü maddenin gerekçesindeki en önemli maddedir bu- “Buna göre; beyanlarla ilgili olarak her türlü vergi suç ve cezaları, 213 sayılı Kanunun 359 uncu maddesinde yer alan vergi kaçakçılığı suçları ve söz konusu maddeyle bağlantılı olarak Türk Ceza Kanununun 282 nci maddesinde yer alan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmayacaktır.” Şimdi, bunu koyduktan sonra, bu gerekçeyi de gördükten sonra ben bu yasanın, tasarının neden etik olmadığının, hukuki olmadığının, meşru olmadığının, kriz açısından da fırsat olmadığının altını çizmek istiyorum.
Buna, yine AK PARTİ Hükûmetinin, 59, ve öncesi yıllarına giderek biraz bakmak istiyorum. Çünkü Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde hukuki olarak uluslararası sözleşmelerle kendini bağlı duruma getirmiş. Özellikle de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca uluslararası sözleşmeler iç hukukta uygulanıyor. 2004 yılında da AK PARTİ ve ana muhalefet partisi CHP’nin ortaklaşa yaptığı bir Anayasa değişikliği var. 2004’teki Anayasa değişikliğine göre, 90’ıncı madde, eğer ulusal yasalar ile uluslararası sözleşme arasında bir çelişki varsa uluslararası sözleşme uygulanır, diyor.
Şimdi, bu noktaya geldiğimiz zaman, bu yasaları çıkardığımız zaman, bu yasaların, bu hukuk tekniği açısından, hukuk düzeni açısından, imzaladığımız uluslararası sözleşmelerle de uygun olması lazım.
Bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye'de ve dünyada kara para olayına bir bakmak gerekiyor. Örneğin, IMF’nin yaptığı araştırmalara göre 1 trilyon dolar rakamı civarında bir kara paranın dolaştığı söylenir. Bu, uyuşturucudur, silah kaçakçılığıdır, terördür, çocuk-kadın ticaretidir, adam kaçırmadır, tarihî eserlerin kaçırılmasıdır, naylon faturadır, banka hortumlamadır, benzeri yasa dışı paralardır. Şimdi, Türkiye ekonomisindeki rakam ise 50 milyar civarında.
Şimdi, Türkiye-Avrupa Birliği müzakere sürecinin başlamasından sonra, Katılım Ortaklığı Belgesi, Ulusal Program ve İlerleme Raporu’yla -8 Kasım 2001, o zaman koalisyon hükûmetleri var- ilk kez kara para, banka hortumlama konularında hangi anlaşmaların imzalanması gerektiği “Adalet ve İçişleri” başlığı altında açıklanıyor. Bunun akabinde, 2001 yılında hemen kara paranın aklanmasıyla ilgili Suç Yoluyla Elde Edilen Kazançların Aklanması Sözleşmesi’nin imzalanması geliyor. Hemen arkasından 2002 yılında… Bunlar yapıldı, tek tek imzalanan bu sözleşmelere sırayla gitmek istiyorum.
Kara paranın aklanmasına ilişkin olarak Türkiye Mali Suçlar Araştırma Kurulu olarak adlandırılan ve binin üzerinde personeli bulunan… İyi çalışan bir mali istihbarat birimine sahip olduğunun altı çiziliyor ve bunların da yıllara göre açtığı dosyalar veriliyor. Sadece 2001 yılında 279, daha sonra 2002’de 156. Yani biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu verileri görmek istedik. Yani ne kadar kaynak, para, Türkiye’de veya dışarıda inceleniyor? Ne kadar sahte fatura, hayalî ihracat var? Ne kadar banka kaynakları, paraları var; nerede, nereye götürülmüş? Çünkü, biliyoruz ki, bu tarihlerde, Türkiye’de vatandaşın sırtına yüklenen 90 milyar dolarlık bir yük var.
Şimdi, Eylül 2001’de Türkiye’nin imzaladığı 999 tarihli Özel Hukuk ve Ceza Hukuku Sözleşmelerinin onaylanması sonrası Avrupa Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunması Sözleşme Protokolü de imzalandı. Şimdi, bunun içinde sahteciliğin Türk mevzuatında suç hâline getirilmesi ve benzeri yükümlülükler dışında, özellikle, Avrupa Birliği, uyum için bazı şartlar koydu:
Suçtan elde edilen gelirlere el konulması, müsaderesi ve buna yönelik çalışmalar.
Kara para aklamayla mücadelede merkez ve taşra birimlerinin birlikte çalışması.
Mali suçlarda ortak soruşturma uygulanması.
Suçtan elde edilen gelirlere el konulması.
Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu MASAK bünyesinde veri tabanı oluşturulması.
Şimdi, bunlar oluşturuldu. Biz (MASAK) veri tabanını istedik. Türkiye’nin dışarıya ekonomik kriz ve istikrar nedeniyle ne kadar kaynağı gitmiş, diye sorduk; Plan ve Bütçe Komisyonundan öğrenemedik. Peki, bu yasa çıkarsa ne kadar gelecek dedik; onu da öğrenemedik. Şimdi, kara para aklanma ihtimali var, dedik bu yasada. Yok, denildi. Çünkü dediler, bir maddeye bir hüküm koyduk, bu hükümle kara para aklanmayacak.
Şimdi, kara para aklanmayacak denilen hüküm… Banka hortumlama paralarını zimmete geçirme, banka içini boşaltma paraları, Sermaye Piyasasındaki izinsiz arzlar ve kaçakçılıkla ilgili istisnaları var. Peki, parayı dışarıdan getiriyorsunuz. Kaynağını araştırıyor musunuz? Hayır. Kaynağını araştırmadıktan sonra denetliyor musunuz? Hayır.
Şimdi, hangi yönden para gelecek, kaynak gelecek, ona bakmak lazım. Eğer Avrupa Birliğinden gelirse kaynak ve para, muhtemelen orada kara parayla mücadele çok etkin olduğu için oradan geliş kaynağı belli olur. Nasıl belli olur? Örneğin Fransa’da 10 bin euronun üzerinde 1 fenik parayla polis yakaladı mı soruyor: “Nereden getirdin kardeşim?” Bunun hesabını vermek zorunda. Ya içeri atarlar ya para… Parasına da el koyarlar, içeri de atarlar. Yasa, 10 bin orada, başka ülkede 20 bin.
Avrupa’da bir denetim mekanizması var, vergi açısından da var ve Avrupa’nın vergileri yüksek, yüzde 50-55’ler oranında vergi ve Türkiye’nin vergileri düşük. Yani Avrupa’daki kaynaklarını birinin oradan buraya aktarması için zaten gerekli koşullar ve vergi indirimleri var ama benim tahminim bu para buralardan gelemeyecek. Çünkü buralardan gelebilecek bir tek para kaynağı var: İsviçre bankası. İsviçre bankalarına yatırılan paralar. Peki, bu paraların İsviçre bankalarından transfer kaydı olmayacak mı? Yasaya bakıyoruz, kanaat teşkil edici belgeyle durum kurtarılıyor.
Şimdi, bu çerçevede baktığımız zaman, aslında, işin rengi daha da ortaya çıkıyor. Şimdi, nereden para gelebilir diye bakmak gerekiyor. Bir, Körfez ülkelerinden para gelebilir. İki, banka yoluyla gelmeyecek paralar özellikle de Irak, Arap ülkeleri gibi ülkelerden bavulla gelen paralardır. Bunlar, banka olmadığı için oradan gelecek. Diğer paralar, içerideki paralardır aslında ve özellikle ihtilaflı dosyaların, inceleme konusu, araştırma konusu olan suç dosyalarının şirketlere aktarılmasıyla yüzde 2 vergi tarhına tabi tutulacak, yüzde 2 vergi ödetilmek suretiyle geçmişe dair bir beyaz sayfa açılacak. Deniliyor ki: “İtalya bunu 2001 yılında yaptı, yüzde 2,5 vergiyle bunu sağladı.” Ama o gelen kaynakların her birisinin hukuki, meşru olduğu üzerinde bir çalışma vardı. Bu tasarıya göre böyle bir inceleme gereği doğmuyor.
Çok rahat, kamuoyuna yansıyan, bugün de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma açtığı Deniz Fenerinden tutun, Kanal 7’nin Sermaye Piyasasındaki durumuna, oradan tutun Yimpaş’a Kombassan’a, onu tutun, enerjiden sağlık skandalına kadar milyar dolarları bulan çok ciddi ve büyük soruşturmalar bu yasayla ekonomik suça dönüştürülecek ve ekonomik suça dönüştürüldükten sonra aklanacak ve 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla, geri gitmemek üzere, dönüşü olmamak üzere failler, sorumlular, sorumsuzluk ve aklanma durumuna geçecek. Şimdi, zaten şirketlerin, anonim şirketlerin sermayelerini artırması için böyle bir yasaya ihtiyaç yok, zaten biliyor bu konuda teknik bilgisi olan arkadaşlar. Kala kala bu suçlar kalıyor. Şimdi, biz, niye bu mantıkla buna karşıyız? Yani, diyelim ki, bu paraların, sahiplerinin, getirilmesi durumunda bu muafiyet yüzde 2, yurt içinden gelen yüzde 10 deniliyor.
Ben şunu ifade etmek istiyorum: Yani bu ülkede vergisini zamanında ödeyen, dürüst olan mükellef, bu durumda… Yani çok kaba bir tabir ama “kriz” ile “keriz” kelimelerini yan yana koymak gibi bir şey bu. Yani bu ekonomik krizde vergisini, namuslu, zamanında, dürüstçe ödeyeni cezalandırma yasasıdır bu. Niye? Şimdi, bütçeye yine bakıyoruz, bütçenin gelirlerini iki kalem oluşturuyor. Birinci kalem gelirlere bakıyoruz, direkt stopaj olarak kaynakta kesilen -ücret ve maaşlardan kesilen- vergilerdir. Şimdi, kim ücret ve maaşlardan vergi kesiyor? Devlet kesiyor. Kim ödüyor? İşçi, memur, öğretmen, emekli, subay, polis, çalışanlar. Peki Türkiye’de çalışanlar birinci derecede vergi öderken ve kaynakta maaşlarından kesilirken, ikinci vergi dilimi olan dolaylı vergiler de 70 milyon insanımızın üstüne yüklenirken burada kara paraya yol açmak, bu varlıklara imkân tanımak, özellikle de Körfez ülkelerinden gelecek varlıkların azıcık da olsun ülke ekonomisine katkısının sağlanmadan bu yolu açmak vergi adaletine, vergi barışına katkı sağlar mı? Bence etik olarak üzerinde durulması gereken en önemli nokta bu.
Etik bir yasa mıdır? İşte burada baktığımız zaman bu yasa etik bir yasa değil. Etik bir yasa olmadığı zaman ne yapacağız? Yasaya uygun değil, hukuka uygun değil, etik değil; o zaman biz böyle bir yasanın tarafı olamayız. Böyle bir yasaya muhalefet şerhimizi koyarken bu amaçla koyduk.
Şimdi, ikinci bir nokta -hemen Komisyonda son dakikada bir önergeyle oluşturuldu- geçici maddede TMSF’nin bazı yetkilerinin Bakanlar Kuruluna verilmesi. Nedir? Bunlar, işte kriz durumlarında bankaların bankası durumunda, işte sigorta güvencesinin 50 bin dolardan, Bakanlar Kurulunun inisiyatifiyle, istediği rakamlara çıkartılması veya başka önlemler alınması. Şimdi, TMSF’nin yetkilerine bu aşamada ihtiyaç duyulması şu soruyu da beraber getirmiyor mi? 50 bankamızdan 26’sı yabancı sermayeli olduğuna göre, 26 yabancı sermayeli bankanın da küresel ekonomik krizden etkilenen ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin sermayesi ağırlıklı olduğuna göre öyle bir tehlike mi var acaba? Geçmişte 2001’de domino taşı gibi arka arkaya kapanan bankalardan sonra bugün Türkiye’de yabancı sermayeli bankaların kapatılma tehlikesi ve riski var mıdır? Varsa kamuoyunun bu konuda aydınlatılması yükümlülüğü en başta Hükûmetindir.
Böyle bir tehlikenin varlığı olmasa bu kara paranın getirilmesi, aklanması veya sual sorulmamasıyla ilgili bu yasaya bu hükmün konulması ne alaka diyebiliriz. Bu yasayla bu geçici maddenin birbiriyle alakası ne? Şimdi, bir taraftan “Dışarıdan getir parayı, yüzde 2’yle kurtul.” diyorsun, “İçeriden getir yüzde 10’la kurtul.” diyorsun, bunu anladık. Yani TMSF’nin yetkilerini bu yasanın içine almak neyi ifade ediyor? Ayrı bir alan, ayrı bir branş, ayrı bir ekonomi, ayrı bir banka sektörü, ayrı bir yasa olayı, ayrı bir teknik olay. Yani el yordamıyla, hukuka aykırı, hukuku altüst eden yasalarla buna çözüm bulmak mümkün değildir. Eğer dürüst vatandaşımızı, vergisini zamanında ödeyen vatandaşımızı, kara paraya, sahte naylon faturaya, hayalî ihracata ve kirli paraya bel bağlamayan vatandaşımızı âdeta cezalandırır bir şekilde bu yasanın çıkartılmasıyla Türkiye ekonomisine katkı sunulacağına inanmıyoruz. Türkiye ekonomisine, zamanında vergilerini verenlerin, dürüstlerin cezalandırıldığı bir yaklaşım tarzının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 5 Kasım 2008