Danışma kurulu önerisi
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 103. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Haziran 2009 · 996 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 11 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 996 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-06-11-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi aleyhinde Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunmaktayım.
Bizim, fındık üreticisinin desteklenmesine, yine arz talep konusunda pazarlarının oluşturulmasına ve diğer konularda teşviklerin getirilmesine bir diyeceğimiz yok, aksine bu konuda destekliyoruz ancak mevcut sorun karşısında biz fındık üreticisinin -iki yıldır önerge verilmiş ancak bugün Meclis gündemine geldi- artık komisyona havale edilecek takatinin kalmadığını söylemek istiyoruz. Şu an turfanda fındık piyasaya çıkmaya başladı, hasat mevsimi açılıyor, bir ay sonra toplanacak ama bir taban fiyatı çalışması yok, üreticiyi destekleme yok, üretici borç altında, borçlarını ödeyemiyor, gübre fiyatlarını ödeyemiyor ve acil paraya ihtiyacı var.
Şimdi, bu fındık üreticisini yani dünya üretiminin yüzde 80’ini sağlayan Karadeniz Bölgemizdeki, başta Ünye, Ordu olmak üzere Giresun’dan tutun Rize’ye kadar, Sakarya, Kocaeli’ne kadar bu güzel alandaki fındık üreticisini her yıl mağdur ettiğimiz için her yıl mitingler, hoşnutsuzluklar, tepkiler görüyoruz, bu çok açık. Mahsul mevsimi açılırken şimdiden “Acaba, fındık üreticisini komisyona havale etmek, sorunlarını birkaç mahsul daha öteye, zamana yaymak bir çözüm müdür?” diyoruz. Değil. Acil çözüme ihtiyaçları var fındık üreticilerinin. Neden acil çözüme ihtiyaçları var?
Bakın, çok açık, aslında önergede konulan veriler bir noktada ortaya koyuyor, 1983 yılında bir yasa çıkarılmış, uygulanmamış, fındık alanları açılmış, daha sonra hükûmetler birtakım yasak bölgeler çıkarmış, onlar da uygulanmamış ama sonuçta bugün dünya fındık üretimine baktığınız zaman 1 milyon ton civarında. Bunun da yüzde 80’i, 900 bin ton civarı Karadeniz Bölgesi’nde üretiliyor, geri kalan kısmıysa 120-130 ton civarında İtalya’da üretilen fındık söz konusu. Yani, dünyada çok önemli bir ürünün Türkiye yüzde 80’ini üretiyor, tıpkı bor madeni gibi dünyada sahibi olduğu bir kaynağı değerlendiremiyor. Şimdi, burada soru şu: “Eximbank’tı, Toprak Mahsulleri Ofisiydi, alanları sınırlıydı, depoları azdı, parasını veremedi…” Yani, şimdi, o zaman Hükûmetin, devletin görevi nedir? Bir tarım politikası oluşturmaktır. Tarım politikası olmayan bir hükûmetin destekleme ve teşvik konusunda da bir şey yapması söz konusu değil.
Bakın, işverenlerle ilgili primleri yüzde 5 indirdik, 5 milyar gitti. Yakın zamanda ARGE faaliyetleri dedik, teşvikler getirdik, KOSGEB dedik, KOBİ’ler dedik, işte yakında yine bir iki yasa daha Mecliste var; sürekli teşvikler getiriyoruz. Niye? Kriz. Peki, kriz, küresel ekonomik kriz fındık üreticisini vurmuyor mu? Gübre fiyatları artmıyor mu, işçi fiyatları artmıyor mu, maliyetler artmıyor mu? E, artıyor. “E, çok ürettin, seni cezalandıracağım, geçen sene yüzde 5 taban fiyatı verdik, e, bu sene çok ürettin, indiriyorum yüzde 4’e.” demek, kendi üreticisini cezalandıran bir ülke durumuna gelmek karşısında ülke ekonomisinin gelişmesi mümkün müdür?
Bakınız, fındığın kullanıldığı alanlara, faydalarına, tanıtımına, kampanyasına fazla girmeyeceğim. Çikolata sanayisinden tutun birçok alanda değerlendirilen fındık konusunda reklamları da afrodizyak noktalara çekmek, son derece, fındık üreticileriyle dalga geçmekten öte bir şey değildir. Böylesine bir ürünü bir ülke elinde tuttuğu zaman sadece bu ürünle geçinebilir. Yani, İzlanda’nın dört tarafı okyanus, deniz; bir tek ürünü var: Balık. Çok balık tutuyor diye ekonomide sürünsün mü, çöksün mü? Böylesi durumlarda bunun bir çözümü var: Dünya pazarları açılır, yeni pazarlara gidilir. Küresel ekonomik kriz sürecinde -bakıyoruz- fındık ihracatımızı nereye yapıyoruz? Avrupa Birliği ülkelerine. Peki, bir gıda olarak biz neden Hindistan’a, Çin’e, milyar nüfuslara açılamıyoruz? Niye Uzak Doğu’ya açılamıyoruz? Niye Afrika’ya, Latin Amerika ülkelerine, pazar payımızı artırıcı, teşvik edici çalışmalar yapamıyoruz? Bunun değerlendirilmesi konusunda, sadece sadece, üreticinin elinden alıp depolara bıraktıktan sonra, onu o şekilde değerlendirmenin ülke ekonomisine çok fazla bir şey katmadığını… Bunun, çikolatadan tutun da birçok alanda işlenmesini, paketlenmesini, satılmasını, uzun süre korunmasını, fındık yağından tutun değişik ürünlerin elde edilmesini sağlamak mümkün değil mi? Mümkün.
Peki, mademki her alana teşvik veriyoruz, fındık konusunda neden, işverenlere, KOBİ’lere, KOSGEB’e, ARGE’ye, hepsine bugünlerde çıkardığımız bir paket gibi, tarım alanında, tarım desteği konusunda, fındık alanında neden böyle bir paket açıklama gereği duyulmuyor? Tabii ki fındık çokça konuşuluyor. İncir, üzüm, zeytin, diğer alanlara gelin, korkunç rakamlarla karşılaşırsınız. Buğdaya gelin, buğdayın bu seneki taban fiyatı geçen senekinden düşük. Şimdi, birbirine bağlı ama mazot artıyor, mazotun, gübrenin, işçinin ücretindeki artışlar yansımıyor taban fiyatlarına.
Şimdi soruyorum Hükûmete: Bir ay sonra taban fiyatlarının açıklanması gerekiyor, şimdiden acil paraya, sıcak paraya ihtiyacı var. Fındık deyip geçmiyoruz. Yani bugün sadece Karadeniz’deki üreticiyi değil, 8 milyon insanımızı, artı fındık toplamaya giden, Doğu, Güneydoğu’dan giden yoksul insanlarımızı da kattığımız zaman 10 milyon insanımızı yakından ilgilendiriyor. Yani, 7 kişiden 1 kişiyi yakından ilgilendiren Karadeniz’den Güneydoğu’ya bir fındık köprüsü var. Borç ödeme konusunda bile, Güneydoğu’da, minibüslerde, trafik kazalarında telef olan insanlarımız borçlarının ödenmesini fındık mahsulatının sonrasına bırakıyor. Fındık üreticisi değil, toplayıcısı bunlar.
Şimdi, böylesine bir acil sıkıntısı olan fındık üreticisini… Yani Ünye’nin, Fatsa’nın günahı ne kardeşim? Ünye, Fatsa bu işte üretimin büyük… Veya Giresun’un günahı ne? Niye çok üretiyorsun diye cezalandırmanın bir anlamı var mı? Tarım ekonomisinde bunun neden teşvikleri yok? Neden? Kredi desteği çıkaracağız işte, 1 milyar liraya kadar kredi desteği. 1 milyar liraya kadar KOBİ’lere getireceğimiz kredi desteğinden fındık üreticisine hangi kredi garantisini, hangi kredi teşvikini, hangi kredi desteğini veriyoruz? Yok. Yani, bakıyoruz, tarımda bu kadar acımasız bir yaklaşımın karşısında ziraat odaları ne diyor, söyledikleri dikkate alınmıyor; yöredeki kooperatifler ne diyor, dikkate alınmıyor. Bunun hesabı kolay. Fındık üreticisi diyor ki: “Kardeşim, buyurun, fındık şu kadara mal oluyor. Bunun ekilmesi, emeği şu kadar.” Diyelim 4 lira. Buna, üreticinin de yüzde 25-30 kârını koyun üstüne. Taban fiyatı budur yani dünyanın her yerinde budur. Al ama değerlendir. “Beni eğer talebimle, piyasada borçlarımla sıkıştırırsan, beni tefeciye, faizciye mecbur bırakırsan, elimdeki ürünü 6 lira veya 7 lira taban fiyatına satacakken 3 liraya mecbur bırakıp sattırırsan, beni perişan edersen ben de seni perişan ederim.” der.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla)Ordu’da seçimler bir perişanlık sonucunu gösteriyor zaten. Fındığın, fındık üreticisinin gerçekten sesine kulak vermek gerekiyor diye düşünüyoruz. Bunun, çok değil, isterseniz kısa bir araştırmasını yapın. Krizin yükü üreticiye… Üreticiye bir dokunun, binlerce şey düşünürsünüz. Yine köy kahvelerine gidin, fındık konusunda korkunç şeyler duyarsınız. Burada ben fındık üreticisinin içinde bulunduğu acil sıkıntı karşısında derhâl acil önlem alınmasını, ön ödemelerin yapılmasını, TMO’nun yeni, kapasiteleri artırıcı depolar geliştirmesini, banka kredilerinin, desteklerin verilmesini ve bunun da komisyonlara havale edilemeyecek kadar acil ve önlem alınması gereken, Hükûmetin derhâl önlem alması gereken bir konu olduğunu belirtiyor, fındık üreticilerinin inşallah yeni pazarlarda, yeni işleyişlerde, yeni çalışmalarında daha kârlı, daha mutlu olacakları günlere kavuşacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 11 Haziran 2009